Kayıtlar

Haziran, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zevkle okuduğum hikayelerin özellikleri...

       İnsanlar içinde Bir İnsan kitabını okuyorum. İçerisinde Sait Faik Hikaye Armağanı kazanmış hikayeler var.      Bilindik yazarların hikayelerini büyük bir hevesle okuyup hüsrana uğruyorum. Bilindik isimler olduğu için beklentim büyük oluyor haliyle. Beklediğimi bulamayınca da hayal kırıklığı da büyük oluyor tabi.      Ama adını ilk defa duyduğum yazarların hikayelerini daha çok sevdim. 4-5 sayfa ile dertlerini çok da güzel anlatan yazarlar var.      Bazı yazarlar ise sündürdükçe sündürmüş. 20 sayfalara kadar yazmışlar. Okuduğunuzda, “Fazla detaya girilmese de olurmuş” diyorsunuz.      Benim için her zaman sadelik önemli. Fazla detaya girilmemesi önemli. Birkaç sayfa ile meramını anlatacakken bunu uzatmamış olmak önemli. Böyle hikayeler olunca zevkle okutuyor kendini.

Fritözde yapılan patates Burger'daki patatesin yerini tuttu mu?

      Bizimkiler fritöz almışlar. Patates kızartması için bir tatlı kaşığı yağ yeterli oluyormuş. Patatesini beğendim. Ama Burger’daki patatesin yerini tutmuyor.      Whopper menünün yanındaki patatese hastayım. Kardeşimin sayesinde peynir de almaya başladım menünün yanında. O da harikaymış.      İlk yapıldığı akşam iki tabak patates kızartması yedik. Patates kızartması değil de cips gibi sanki. O yüzden yemesi kolay.      İnsan önündeki tabağın nasıl bittiğini anlamıyor. BİM’de de fritöz satışa çıkmış. 850 lira mı neydi fiyatı. Markası Kiwi’ymiş.      “Böyle bir marka mı varmış ya?” dedim. Kardeşim, BİM’in kendi markası olduğunu söyledi. Bizimkiler pahalıya almış.      “Zaten biz onu alamazdık. Sabah hemen biterdi” dediler. Hakikaten öyle. Ucuz ürün olduğu zamanlar işçilerle beraber açıyorlar marketi.

Babalar Günü sorgulaması yapan çocuk...

       Komşumuz küçük kız çocuğuyla oturmaya geldi. Patlamış mısır yaptı kardeşim. Onu yediler falan. Ben diğer odadayım.      Ama kapı falan açılınca ister istemez konuşulanlara kulak misafiri oluyorum. Çocuklar çok net. İçlerinden ne gelirse soruyorlar karşısındakilere.      “Babalar Gününde, babanı kutladın mı?” diye sordu kardeşime. Konu ne ara oraya geldi? Bunu sormak aklına nereden geldi?      Ben o kadar içine kapanık biriyim ki. Çocukluğumda da böyleymişim gibime geliyor. Çocukluğumda bile başkasına böyle rahat rahat konuşamamışımdır muhtemelen.      Böyle çocukları seviyorum ama. Büyüdüklerinde içine kapanık olmazlar. İletişime açık olurlar. Sosyal olurlar. Öz güvenli olurlar kısacası.      Öz güven meselesi önemli. Çocukluktan inşa ediliyor işte böyle. “İnsan yetiştirmek bir sanattır” diye boşuna demiyorlar.

Belki de önemli olan çok seveceğimiz mesleği bulmak değildir...

       İzlediğim filmde, “Belki de önemli olan çok seveceğiniz mesleği bulmak değildir. Mutlu olmanın yolu bu değildir.      Önemli olan sadece yaşamaktır. Düşen bir yaprağı izlemek. Güzel bir havada yürümektir” deniyordu.      Hiç bu açıdan bakmamıştım olaya. Aslında böyle bakmamı öğütleyen insanlara da, “Evet evet, öyledir” deyip geçiyordum.        Şimdilerde daha bir anlamlı gelmeye başladı. İnsanın sevdiği mesleği yapmasını göz ardı etmiyorum.      Ama meselenin özünün yaşamak olduğunu gözden kaçırıyoruz. Onu da dikkatinize sunmak isterim.      Güzel bir kahve içtiysen, arkadaşınla güzel bir sohbet ettiysen… Yaşamak budur işte.      Bizim için sıradan olan şeylerde bile mutluluğu bulmak. Kesin böyle düşünüyorum artık değildir bu yazı.      Yaşadıkça, belki bu düşüncemin de doğru olmadığını anlayacağım.

Ben ne iş yapacağım diye umutsuzluğa kapılmayın...

      Dünyada ümitsizliğe yer yok aslında. Şu dünyada ne iş yapacağım diye kara kara düşünürdüm.      Ama şimdi bir işte çalışıyorum. Eğer ben bir işe girmiş ve çalışıyorsam herkes çalışabilir.      O nedenle, “Ben ne iş yapacağım?” sorusuyla enseyi karartmayın. Elbet bir yerden bir iş çıkıyor. Senin yapabileceğin bir iş çıkıyor.      Üniversiteden mezun olanlar kendilerini bir boşluğun ortasında buluyorlar. “Ee okul bitti. Şimdi ne yapıyoruz?” sorusuyla baş başa kalıyorlar.      O anlarda gerçekten çok korkutucu bir soru bu. Ama hayata katıldıkça bu sorunun cevabının o kadar da korkutucu olmadığını anlıyorsun.      Alanınızla ilgili olmasa bile bir işe girin, çalışın. Hayatı görün. Sonra gerisi kendiliğinden gelecektir. İş yaşamını görünce hayatınızı daha gerçekçi planlayabileceksiniz.

Akşam ezanını dinlemek...

      Yine bir akşam oldu. İşte yine okunuyor akşam ezanı. Aylardan haziran. Ama dışarı baksan sanki kış. Gün boyu yağmurlu geçen bir gün. Yorganın içinde film izlediğim bir gün.      Bu anı yaşamaktan huzur duyuyorum. Eski günlerimi hatırlatıyor akşam ezanı bana. İftar günlerini hatırlatıyor.      Dedemin evinde, akşam ezanını dinleyen küçük bir çocuk değilim artık. Artık büyüdüm. Büyümekten çok da hoşnut olduğumu söyleyemem.      Dışarıda rüzgar var şu an. Ağaçların dalları sallanıyor. Böyle kapalı havalarda düşünmek isterim.      Dışarıyı izlemek. Yağmuru izlemek. Kendimi düşünmek. Geçmişi ve geleceğimi. Ve bir gün bu dünyadan göçüp gideceğimi.      Bu dünyadan çok da fazla beklentim olmadığımı düşünürüm. Sadece huzurlu bir hayat isterim.

Babamın, Müzede Bir Gece filmi için yorumu...

       Müzede Bir Gece filmini görünce bıraktım.      Annem, babam ve ben izliyoruz. Onların görüşünü merak ettim. “Bakalım beğenecekler mi?” diye.      Yaklaşık 10-15 dakika izledik. En sonunda babam, “Saçmaymış bu film” dedi. Ben de kumandayı onlara bıraktım.      Hangi filmi beğenip/beğenmeyeceklerini kestiremiyorum. O nedenle böyle 5-10 dakika izleriz filmleri. Ondan sonra görüşlerini alırım.      Bu söylediğim sadece yabancı filmler için değil. Yerli filmler için de aynı şekilde. Mesela Cem Gelinoğlu’nun Şansımı Seveyim filmi beğenmezler diye düşünüyordum, beğendiler.      Şansıyı Seveyim’i ben de beğenmem diye düşünüyordum aslında. Ama güzel filmmiş. Filme ön yargılıymışım meğer.      Bu nedenle Cem Gelinoğlu filmlerini izlemeden, yorum yapmama kararı aldım.      Sizin de benim gibi ön yargınız varsa bir kenara bırakın ve izleyin.

Deve Tuncay deyince aklıma gelenler...

      Kurtlar Vadisi’nin Deve Tuncay’ı, Osman Wöber kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş. Haberi Zafer Algöz paylaşmış. Zafer Algöz ile bu kadar yakın olduklarını bilmiyordum. Başka bir işi ile de hatırlamıyorum zaten kendisini.      Bir iş yaptı ve tarihe geçti. Tarihe geçmesi nedeniyle zaten ölümü bile haber oluyor ya. Dizideki karakteri Deve Tuncay, hatırladığım kadarıyla temizliğe çok önem verirdi.      Ve Ramazan ayında orucunu asla ihmal etmezdi. Deve Tuncay deyince aklıma hemen bunlar gelir.      Ve bir de yardımcısı Abidin’e fırça atması. Abidin’i oynayan oyuncudan da muhakkak bir paylaşım beklerim ben şimdi. Ne de olsa her sahneleri beraberdi.      Allah rahmet eylesin. Bu arada kalp krizinden vefat haberlerini çok duymaya başlamadık mı sizce de?

İçimizdeki Ateş dizisinin ilk bölüm değerlendirmesi...

       İçimizdeki Ateş diye Atv’de yeni bir dizi başladı. Diziyi baştan biraz izledim. Avukatlık dizisi.      Her şey bir avukatlık bürosunun stajer avukat seçmeleriyle başlıyor.      Başlangıcı güzel, hoşuma gitti. Ama ilk bölümün sonuna doğru biraz işi karıştırmışlar. Spoiler olmasın diye bir şey söylemiyorum.      Bu dizi de diğer diziler gibi hüsran olmaz umarım. İlk baştan hikaye çok güzel başlıyor ama devamını getiremiyorlar.      Hikayeyi çöp edip gidiyorlar. E dizi de çöp oluyor tabi.      Anlamıyorum ki. Senaryo yazımı yapılırken ilerleyen bölümler düşünülmüyor mu?      Sanki, “Dizi bir tutsun da senaryonun devamına sonra bakarız” denmiş gibi.      Bir tane senarist, “Diziye başlarken finali de baştan bellidir” dedi.      Böyle senaristler de var işte.          

Hayattan kısa kısa notlar #58

*Kurtlar Vadisi tekrar başlayacak diye birçok haberler yapılıyor ama başlayan bir şey yok. Kuşaktan kuşağa bir efsane gibi aktarılıp devam edecek böyle herhalde. *Daha fazla para kazanmak uğruna ilke falan kalmıyor ortada. *Elon Musk, Twitter’ı, TikTok gibi yapmak istediğini açıklamıştı. Bu açıklamayla beraber TikTok’u, dünyanın bir numaralı sosyal medyası olarak kabul edebilir miyiz? *Her zaman takım elbiseli görmeye alıştığın birini normal kıyafetle görünce yadırgıyorsun. Bahsettiğim kişi bir muhabir. Televizyonda her zaman takım elbiseli. Ama Youtube’da normal kıyafetle çıkmış. Öyle görünce yadırgadım. *YouTuberların çektiği yemek videolarını izlemek istemiyorum artık. İnsanın canı çekiyor. En çok da hamburger ve pizzayı görünce, “Olsa da yesek” diyor insan.

Hayattan kısa kısa notlar #57

*Bu yazıyı 25 Haziran 2022 tarihinde yazıyorum. 10:31 geçiyor saat. Dışarıda yağmur var ve hava kapalı. Sanki yaza değil de kışa girermiş gibi bir hava var. Mevsimler de değişti. *Okuyup, çok beğendiğim hikayeler olunca, “İşte bu ya. Hikaye dediğin böyle olmalı. Kısa olmalı. Eğer bir gün hikaye yazacaksam ben de böyle yazmalıyım” diyorum. *Millet olarak plansız/programsız bir yapımız var. Hayatı günlük olarak yaşarız. Geleceği düşünmüyoruz. Geleceğe hazırlık yapmıyoruz. Bakınız: Geçen yıldan beri alınmayan yangın söndürme uçakları. Ama bu durum sadece iktidara özel değil, halk olarak da böyleyiz. *İngilizce pratik yapma sitelerinin ücretlerine baktık. Aylık bin liradan başlıyor. Çok pahalı. Bu kadar olmasını beklemiyordum.

Hayattan kısa kısa notlar #56

*Yine yaz ayı ve yine yangınlar başladı ve yine yangın söndürme uçakları ve helikopter tartışması. 4 Temmuz’da gece görüşü olan helikopter alınacakmış. Bu zamana kadar neredeydiniz mübarekler? *Geçtiğimiz senelerde böyle yangınlar olmuyor muydu? Neden geçen seneden beri yangınları konuşur olduk? *Sinirlerime hakim olamıyorum yine bu aralar. *Kahvenin yanında çikolata iyi gidiyor. Hele de çikolata sevdiğiniz bir çikolataysa. *Hala kararsız olduğum, hayatımla ilgili vermem gereken büyük kararlar var. *Sen çocuğunu büyüt et ve gün gelsin sana sırtını dönsün. Ne büyük bir hayal kırıklığı. *Akşamları 22:00 ile 02:00 arası uyku çok verimli oluyormuş. O saatte hiç uyuyamam ki ben. *Arkadaşlar 9 Temmuz, Kurban Bayramının birinci günü. Az kaldı.

Şu İngilizceye bir çözüm bulalım...

      Kardeşim iş başvuruları yapıyor. Bugün başvurduğu yerden aramışlar. İngilizce mülakat yapacaklarmış. Gramer bilgisi olsa da konuşması zayıf. “İngilizce pratiği yapılan sitelerden birine abone olalım. Halledelim şu işi” dedim. Her yerde insanın karşısına çıkıyor sonuçta İngilizce. Konuşmadan, pratik yapmadan olmaz. “Kelime bilgim zayıf” diyor. “Merak etme oradaki öğretmenler sana yardımcı oluyor. Kelime bilgin genişler zamanla” dedim. ESKİ GÜNLERDEKİ GİBİ Mİ OLACAK?      Pazartesi günü elektrikler gitmişti. Salı günü de elektrikler gitti. Babamların zamanında günde iki saat elektrik kesintisi olurmuş. Ben de babama bunu hatırlatarak, “Baba yoksa sizin zamanınıza mı döneceğiz bu gidişle nedir?” dedim. Elektrik kesintisi sinir bozucu oluyor. Her şey elektriğe bağlı. Hayat duruyor resmen.  

Güldür Güldür Show'dan kahkaha efektini kaldırsanız artık...

      Pandemi döneminde bir başladı ve hala da devam ediyor. Güldür Güldür Show’daki kahkaha efektinden bahsediyorum. Pandemi dönemi için anlıyorum. O zaman seyirci yoktu.      Salonlar boştu. Kahkaha efekti kullanılması normaldi. Çok Güzel Hareketler’de bile kullanıldı o dönem. Ama artık buna gerek var mı? Bu o kadar itici bir hal aldı ki.      Hiç komik olmayan yerlere bile kahkaha efekti koyuyorlar. Seyir zevkinin içine ediyorlar. Yapmayın artık. Güldür Güldür Show’dan şu kahkaha efekti denen saçmalığı kaldırın.      Ben seyircinin gerçek tepkisini görmek istiyorum oynanan skece. Hiç seyirciden tepki gelmiyor mu? Ya da oynayan oyuncular söylemiyorlar mı bunu? Anlamıyorum.      Yıllardır Güldür Güldür Show izleyicisi olarak söylüyorum: Kahkaha efekti yüzünden programdan soğuyorum.     

Hayattan kısa kısa notlar #55

*Geçen cumartesi hem erken kalkıp hem de 10 bine yakın adım atınca yorgunluktan ölmüşüm. Erkenden yattım akşam. *Otobüsler daha yeni 10 lira oldu burada. Ama yine zam gelecekmiş. *Eskisi gibi değilim. Çok çabuk dikkatim dağılıyor. *Gazetesini almış, evinin yolunu tutan amcalar gördüm. “İşte emeklilik bu” dedim. *Eğer gün gelip emekli olursam, evdekilere sıkıntı olmak istemem. Evde ona buna karışıp, milleti huzursuz etmem. *Düzce’de, Spor Sokak’ın girişindeki dükkanda gazete satılıyordu. O da gazete satmıyor artık. Bu gidişle gazete satan bakkal, büfe falan hiçbir yer kalmayacak. Ve gazete tamamen ortadan kalkacak. *Bir anda gelen gök gürültüsü ve bardaktan boşanırcasına yağmur ve ardından gelen yaklaşık bir saatlik elektrik kesintisi. Akşamın bir bölümü böyle geçti.

Hayattan kısa kısa notlar #54

*Muhalefetin erken seçim diye tutturmasına gerek yok. Çünkü her geçen gün her şey daha da kötüye gidecek. İktidarın oyları daha da düşecek. *Evlenmek isteyen insanların tanışmasında aracı olmayacaksın. Kötü bir şey olunca kabak sizin başınıza patlar. *Baturay Özdemir’in, stand-up şovunda Rus edebiyatı ile ilgili söyledikleri çok komikti. *Bir tane videoya denk geldim. Uzaylılar var mı sorusunun cevabı için açmıştım videoyu. Adam, “Uzay savaşları bile yapıldı. Ama gizliyorlar” deyince “Abi, sen uçmuşsun” dedim. *Bir şey üretmek demek, illaki YouTube’da içerik üretmek ya da blogda bir şeyler yazmak demek mi? *Hikaye dediğin çok da uzun olmamalı. En fazla 10-15 sayfa. 35 sayfa olunca, “Bu ne, roman mı?” diye soruyor insan okurken.

Telegram 700 Milyon kullanıcıya ulaşmış. Daha da büyür mü?

       1 Milyar’a da ulaşır. Whatsapp’ın bu sözleşme zorunluluğundan dolayı insanlar kaçıştılar.      Telegram kendisinde böyle bir sözleşme zorunluluğu tutmuyor ama ona da güvencim yok benim.      Gerçi bırak Telegram’ı, internette hiçbir şeye güvenmiyorum ben.      İnsanın olduğu yerde güvensizlik vardır, samimiyet yoktur. Hele ki internet dünyasında.      O yüzden Whatsapp’tan kaçıp Telegram’a sığınmak çok büyük saflıktır. O saflardan biri de benim.      Aslında hepimiz biliyoruz mesajlaşma uygulamalarının hiç de güvenli olmadığını. Ama yine de kullanıyoruz işte.      Kaçışan insanlar gibi ben de Telegram açanlardan biriyim. Ama aktif olarak çok da kullandığımı söyleyemem.      Whatsapp kullanmaya devam ediyorum yine. Whatsapp durduk yere kendisine rakip yarattı. Şimdi vursun kafasını taşlara.      Telegram büyümeye devam edecektir.

Hayattan kısa kısa notlar #53

*Sabahattin Kudret Aksal’ın, “Gazoz Ağacı” hikayesini okudum. Hikaye bittiğinde, “Evet, şimdi bu hikaye bana ne kattı?” diye sordum kendime. *İnsan kitap okudukça, kendisine güveni geliyor, “Ben de bir hikaye yazabilirim” diye düşünmeye başlıyor. *Artık şu ormanlardan ellerinizi çekseniz. *Elon Musk, Twitter’ı, TikTok gibi yapacakmış. Sana sesleniyorum Musk, “Dokunma Twitter’a” *Çok Güzel Hareketler Bunlar sezon finali yaptı. Ara vermeden Avrupa turnesine gideceklermiş bu sefer de. Yahu bırakın şu çocukları. Bi hayata karışsınlar. Karışsınlar ki, gelecek sezon skeç yazacak konular biriksin hayatlarında. *Telefonuma kırılmaz cam taktırdım. Ama 20 lira. 20 liraya ne kadar korursa artık. *Bugün Babalar Günü. Tüm babaların, Babalar Günü kutlu olsun.  

Hayattan kısa kısa notlar #52

*Yabancı dizilerin Türkçe dublajlı bölümlerini bulamayınca sinirleniyorum. Alt yazılı izlemeyi sevmiyorum. *Uzun zamandır çiğ köfte yemedim bak. Şöyle acılı. Aklımda olsun. İlk fırsatta bu ayrılığa son vereyim. *Şu ana kadar izleyip de beğendiğim bir yaz dizisi olmadı. Fox’ta başlayan Gizli Saklı dizisinden umudum vardı. Ama onda da umduğumu bulamadım. *Arka Sokaklar’ın dün akşamki sezon finalini izlerken, “Aha bu sezon finalinde çatlama/patlama olmayacak herhalde” dedim. Yine oldu. *Telefona hevesle oyun indiriyorum. Bir iki gün oynadıktan sonra sıkılıp, oynamayı bırakıyorum. Sonra da siliyorum. Herhangi bir oyuna bağlanamama problemim var. *Adam bir hafta boyunca sadece su içerek bilmem kaç kilo zayıflamış. Sadece su içerek ve bir şey yemeden bir insan nasıl yaşar?

Hayattan kısa kısa notlar #51

*Kaç yıldan beri devam eden Bir Zamanlar Çukurova dizisi bu akşam yayınlanan bölümüyle final yaptı. Perşembe akşamlarımız boşaldı böylece. Yeni başlayan dizilere bakacağız artık. Favori bir dizimiz olacak mı bakalım? *Çekirdekli ekmek almış kardeşim. Ekmek dilimlerinin kenarlarına 3-5 tane çekirdek yapıştırılmış. Hayatımda ilk defa çekirdekli ekmek yedim. Ama özellikle bir daha alıp yemem. Bana hitap etmedi. *Hayvan Çiftliği kitabını bitirdim. George Orwell’ın bu kitabı da boşuna klasik olmamış. Okuyunca anlıyorsunuz. Ama bu kitabın 1984’e göre okunmasının ve anlaşılmasının daha kolay olduğunu söyleyebilirim. *Gelişim Okulu adında bir YouTube kanalı var. Dünyaya iz bırakmış insanların, hayatımızı aydınlatacak sözlerinden video yapıyor. Çok güzel sözler var. izlemelisiniz.

Hayattan kısa kısa notlar #50

*Twitter’da dönen mizaha hayranım. *Ali Babacan, Güldür Güldür’ün 6’lı masa skeci için, “Siyasi mizahı özlemişiz. Ama Erdoğan hakkında da yapmaları lazım” demiş. Kendisi de biliyor ki Erdoğan hakkında bir skec yapmak zor. *Evrenin bir kenarı var mı? Kafayı sıyırmalık sorular bunlar. *Ülkede çıplak gezme modası başladı. Çıplak gezmek bir moda değildir arkadaşlar. Sakına özenmeyin. *Saçma sapan şeyler yapanları hemen kulağından tuttuğun gibi sınır dışı edeceksin. *Herkesin YouTube kanalı var, herkesin İnstagram’ı var ve herkesin olmasa da, bizim gibi küçük bir kesimin de bloğu var. Peki herkesin her şeyi olduğu bu dönemde, seni/beni öne çıkaracak şey ne olabilir? *Başarı, bir şeyi her gün tekrarlamaktan mı geçiyor? Her gün tekrarladığında başarılı olacağının bir garantisi yok tabi. Ama pratik yapmadan da başarılı olunamayacağı bir gerçek.

Hayattan kısa kısa notlar #49

*Nazım Hikmet’in, “Akrep Gibisin” adlı şiiri varmış. Yeni duydum. *Yasemin Sakallıoğlu, Güldür Güldür’de stand-up gösterisi yapmış. *Dursun Özbek, Fatih Terim’i getirirse hata yapar. *İsmail Saymaz’dan açık açık, “Kılıçdaroğlu aday olursa kazanamaz” demesini beklerdim. *Güldür Güldür’ün, 6’lı masa skeci harika olmuş. *Mehmet Demirkol, Hasan Can Kaya’nın, Konuşanlar programına katılmış. *Yunanistan başımıza bela kardeşim. Saçma sapan konuşmaları sinirlerime dokunuyor. *Yüzüne tükürsen, “Yarabbi şükür” diyecek insanlardan tiksiniyorum. *Aziz Nesin’in oğullarından Ahmet Nesin, Hulki Cevizoğlu için, “Bir insan nasıl böyle paçavra olabilir?” dedi. *Emrah Safa Gürkan’ın burnu kaf dağlarında. Birkaç videosunu izlemeye çalıştım ama o tavrı beni iyice soğuttu kendinden. *Söylentilere göre Sedat Peker, milletvekili adayı olabilirmiş.  

Hayattan kısa kısa notlar #48

*Dünya Sağlık Örgütü, “Korona tamamen bitmiştir” açıklamasını ne zaman yapmayı düşünüyor acaba? Bill Gates’ten onay   mı bekliyor nedir. *Maymun Çiçeği diye ortalığı bir ayaklandırdılar. Ama neyse ki bir şey çıkmadı. *Dolar, 17’ye demir atmış gibi sanki. *Bloomberg HT, tam bir ekonomi kanalı. Anlık olarak Bitcoin ve Ethereum fiyatlarını da gösteriyor. *Bazen okumaya kitap olmuyor elimde bazen de kitaptan geçilmiyor. Hangisini okuyacağımı şaşırıyorum. *Danıştay, İstanbul Sözleşmesi hakkında ne karar verecek bakalım. *Telefon hattı için her ay devlete, telsiz kullanım ücreti olarak 4,23 TL bakiyemden düşecekmiş. Bimcell mesaj atmış. Bu arada kesintisinin adı niye telsiz kullanım ücreti? Telsiz mi kullanıyoruz biz? İnsan şu ismi bir günceller.

Hayattan kısa kısa notlar #47

*Yavaş yavaş uykum gelmeye başladı. Dışarıda gün boyu süren yağmur hala devam ediyor. Bu yağmur, yatağa çekiyor beni. Yağmur ile uyku arasında bir bağlantı olabilir mi? *Bugün izlediğim hiç bir YouTube videosundan zevk almadım. Sevdiğim konulardaki içeriklere bile kafamı veremedim. *Kendimi 5 yıl sonra aynı yerde görüyorum. Bazı şeylerde harekete geçmek için hayatın beni arkamdan ittirmesini bekliyorum. *İnsan, “Hiç umudum kalmadı” dediği anlarda bile, küçücük de olsa bir umut kırıntısı oluyor yüreğinde. *İnsanın sağlığı yerinde olsun. Geri kalan hiçbir şeyin önemi yok şu dünyada. *İnsanın karakteri gibi yazdığı yazıların da bir karakteri var. “O mu? O şöyle şöyle yazar” deniyorsa, yazı aleminde de karakterinizi ortaya koymuşsunuz demektir.

İlk bölümüyle yetinmek zorunda kaldığım dizi...

*Saygı duruşlarından sonra İstiklal Marşı bir türlü çalmaz ya. Deli olurum. Arkadaş şu işi bi halledemezler. *Dışarıda yağmur yağıyor. *Sosyal medyada para kazanmak uğruna her şeyi yapmak mübah artık. *Bu saatten sonra ne dolar durur ne de euro. Tek yol seçim. *Artık resmen Bimcell’li oldum. 45 lira paket fiyatı. *Domatesi kilosu 6 liraya almış bizimkiler. “Ucuzlamış ya” dedim. *Hayvan Çiftliği kitabını okumaya devam. *Alef dizisinin ilk bölümünü izledim. Diğer bölümler için üye olmak lazımmış. Dizinin ilk bölümünü izlediğimle kaldım. Bana polisiye dizi önerir misiniz? *Biz Türkler, parayı ve gücü bulunca sapıtıyoruz. *Milletvekili maaşları öğretmen maaşlarını geçmesin demiş Atatürk. Bence de.    

Bimcell'e geçtim...

*BİM’e gittim ve Bimcell’e geçiş için işlemlerimi başlattım. Kaç yıldır Turkcell’liyim. Ama bana bi indirim yapmadılar. En az 90 lira dediler. Ben de, “Nau nau” dedim. *Akşam 19:00’dan sonra bir umut, kütüphane açık olur diye kitapları götürdüm. Kapalıydı. “Akşam 20:00’e kadar açığız” gibi bir şey hatırlıyorum. Yanlış da hatırlıyor olabilirim tabi. *Bankamatikte sıra beklerken, bankamatikte işlem yapan kişinin işleminin uzaması çok can sıkıcı. Hele bir de bankamatik olayından anlamayan biri sırayı meşgul ediyorsa. *Maskesiz sokağa çıktım ilk defa. Bir garip oldum. Bunca yıldan sonra. Tedirgin oldum. *Kahve içmeye ara verme zamanım geldi. Bu ara tat almıyorum kahve içmekten. *İnsanın olduğu yerde menfaat vardır. O yüzden hiçbir insana güvenmemeli.

Nygma, dinozorların nasıl yok olduğunu anlattı...

      Nygma, YouTube kanalında dinozorların nasıl yok olduğunu anlatmış. Ben beğendim. Yine güzel bir video yapmış. Bundan sonraki videosunda ise dinozor fosillerinin nasıl bulunduğunu ve dinozor fosillerini anlatacakmış. Videoda şaşırtıcı bilgiler duyabileceğinize emin olabilirsiniz. Bu adam videoda kullandığı görüntüleri başka sitelerden mi alıyor yoksa kendi mi hazırlıyor anlayamadım. Ama işini iyi yaptığı kesin.  

Yeni bir blog açma krizim tutuyor bazen...

*Bazen nedense yeni bir blog açma hevesi geliyor bana. “Otur oturduğun yerde. Hazır bloglarına yazı yaz sen” diyorum. *Burger King’in, harika sütlü dondurması. Yok böyle bir dondurma. *Camdan dışarıyı izlemeyi severim otobüslerde. Hele de bir de geceyse. *Haberleri izlemektense Twitter’dan takip etmek daha güzel. *Otobüste maske takan sadece ben vardım. Korona bitmiş. *Avm’deki kitapçı nasıl ayakta duruyor hayret? Ben dahil çoğu kişi sadece kitaplara bakmaya geliyor. Kitap alan ise sadece bir kişiydi. *Mahfi Eğilmez’in romanı varmış. D&R’da gördüm. Sahte Sultan adı. Hem de polisiye. Kendisi ekonomisttir. Roman yazdığından haberim yoktu. *Garibin Horozu kitabını bitirdim. Kütüphaneye gittiğimde hikaye kitaplarına bakacağım yine.

Moralimi bozan şeyler...

       Artık köşe yazılarını okumak istemiyorum. Çünkü moralimi bozuyorlar.      Haberleri izlemek istemiyorum. Çünkü üçüncü sayfa haberleri moralimi bozuyor.      Siyasi tartışma programlarını izlemek istemiyorum. Çünkü moralimi bozuyor.      Bunların hepsi beni negatif yapıyor ve içimi karartıyor.       O nedenle gündelik olaylar üzerine yazan köşe yazarlarını okumayı tercih ediyorum.      Onu da bulamazsam sadece kitap okuyorum.     

Türkiye'nin canavarları...

      *Enflasyon canavarı. Bize uzak gelen bir canavardı. Eskilerde kalmış bir canavardı. Şimdilerde yine aramızda kendisi.      *Van Gölü Canavarı. Kendisini dünya gözüyle görmek kısmet olmadı. Ama söylentisi bile turizm olarak geri dönmüş oralara.      *Trafik canavarı. Hemen akla gelen bir sembolü vardı. Hatırlamayanlar internetten bakabilir. Görünce hemen hatırlayacaklardır. Bu canavarlar bizden hiç ayrılmamışlardır. Devamlı aramızda dolaşırlar.

Demet Akalın'ın, "Yeter"den başka bir şeyler deme vaktidir...

Her zam haberinden sonra Demet Akalın, Twitter’den, “Artık yeter” diye paylaşımlar yapıyor. Ama her zaman aynı paylaşım sıkıyor. “Demet Akalın yine yeter mi demiş zamlar için” gibi sıradan bir haber kimliği kazanıyor. Eğer tepkisini dile getirmeye devam edecekse bunu başka şekillerde yapması lazım. Yeter kelimesinin dışında başka kelimelerle mesela.

Yalnızlığıma eşlik eden yağmur...

      Çayımı yeni koydum. Daha dumanı üstünde. Demi de tam istediğim gibi oldu. Gecenin ilerleyen saatleri. 18 dakika sonra saat tam 01:00 olacak. Şimşek çakıyor. Ortalık aydınlanıyor bir anda. Hafiften de gök gürlemeye başladı. Bunun arkası yağmur. Severim yağmur sesini. Sadece yağmuru değil tüm mevsimleri severim aslında ben. Gecedeki yalnızlığıma yağmurun ya da karın eşlik etmesini sevmişimdir hep.

İnstagram güncellemesi heyecanı...

*İnstagram’a her güncelleme geldiğinde, “Acaba şimdi ne yenilik yaptılar?” diye heyecan yapıyorum. *Ne yaparsanız yapın. Mars bize göre bir gezegen değil. Orada yaşama imkanımız yok. *Elon Musk’ın uzaylı olduğunu iddia eden birisi çıkmış. Uzaktan yakından uzaylılıkla bir alakası yok. Ama saçma sapan bile olsa bu iddialar ilgi çekiyor, haber oluyor, ben de blogda yazıyorum. *Geçmişi ve geleceği düşünmekten anı yaşayamıyorum. Özellikle geleceği düşünmeden yaşayabilir miyim diye düşünüyorum bu aralar. *Hayatlarında radikal kararlar alan insanlara hayranlık duyuyorum. *Spor yaparak insanın vücudu geliştikçe aynı oranda da iradesi güçlenir mi? Bunların arasında bir bağlantı olabilir mi? *Geçtiğimiz iki gün, bu yazın ilk, “Esmiyor” kelimesini kullandım.