Kişisel Blog Yazıları #167

Kişisel blog yazıları ile haftayı kapatmaya hazır mıyız? Ama asıl önemli olan haftayı kapatmak değil. Hafta sonunu nasıl değerlendireceğimiz. İlla bir şeyler mi yapmalı yoksa evde mi oturmalı? İşte cevap bekleyen soru bu.

Bu akşam Kızılcık Şerbeti dizisini izlerken biraz çekirdek çitledim. Dizide her zaman olduğu gibi yine ortalık karışıktı.

Blog arkadaşlarımın yazılarını okudum sonra. En son da geldim yazımı yazıyorum işte. Standart bir akşam yani.

Kızılcık Şerbeti’nin özeti bitinceye kadar Atv’de, Buz Devri 2 filmini izledik biraz. Buz Devri’ni ilk izlediğim dönemlerime dönmek isterdim bu arada.

Bazen yaşadığım hayat üzerine çok düşünüyorum. En ince ayrıntısına kadar. Bazen de, “Niye bu kadar çok üzerine düşünüyorsun ki? Yaşa gitsin” diyorum.  

Oya Aydoğan’ın hayatını kaybedeli 10 yıl olmuş ya. Sanki dün gibi. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor. Resmen ışık hızında akıyor zaman.

Kişisel blog yazıları serisinde haftayı bu yazı ile kapattık. Hafta biter ama seri bitmez, yazmak bitmez, değil mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #166  

 

Kişisel Blog Yazıları #166

*Kişisel blog yazıları yazmak ya da yazmamak. İşte bütün mesele bu. Şaka şaka. Yazmamak gibi bir durum yok. Bütün meselemiz sadece yazmak. O zaman yazalım.

*Kardeşim, lahmacun almış gelmiş. Lahmacunun içi, sanki pideye konulması gereken iç gibiydi. Ama yine de öyle böyle yedik. Yine de iyi gitti. Yanında da ayran.

*Bizimkiler solunum testine gitmişler. Testi yapan kadın söylenip duruyormuş. “Bugün ne yoğunluk var böyle. Bir dinlenemedim” diye. Kabul edelim, kendi işlerimizde çalışırken bizler de böyle söyleniyoruz.

*Bizim bir kız arkadaş var. Her sabah işe, “Bugün istifa edeceğim” diye başlıyor. Böyle demesine bakmayın. İki yıl oldu işe başlayalı ama hala çalışıyor. Böyle söylenenler de hep uzun süreli çalışıyorlar nedense. Ters etki mi yapıyor nedir?

*Geçen haberlerde gördüm. Türlünün içine katılan malzemeler ne kadar pahalandı diye haber yapmışlar. Patlıcan, patates falan. Haberi izlerken fark ettim ki bayadır biz de türlü yemiyoruz. Bizimkilere söyleyeyim de yapsınlar da yiyelim.

*Kişisel blog yazıları bu akşamlık da bitti. Ama biliyorsunuz ki, devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #165

Kişisel Blog Yazıları #165

Kişisel blog yazıları için dün akşam yeni bir yazı giremedim. Şimdi de yeni bir yazıya başlamak zor geliyor. Bir günlük ara verdim ama sanki aylardır yazmıyor gibiyim. Nereden başlayacağımı da bilemedim bir an. Hani elini, ayağını nereye koyacağını bilemediğin anlar olur ya. Hah, onun gibi işte. Neyse, yavaş yavaş yazıya geçelim. Bu kadar giriş yeter.

Birkaç gün önce sıcak oldu diye kombiyi kapatmıştık. Bugün hava yine bozdu ve soğudu. Bu akşam tekrar kombiyi açmak durumunda kaldık. Ne zaman artık kış bitti ve kombiyi kapatıyoruz diyeceğiz bilemiyorum.

Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledik. Bu diziler sezon finaline girdiğinde yazın ne izleyeceğiz onu da bilemiyorum. Televizyon kanallarında para yok. Artık eskisi gibi yaz dizileri de yapmıyorlar. Maliyetler herkesi vurmuş durumda.

Bir arkadaşım dün gece bir çılgınlık yapıp gece üçte yatmış. Bugün, “Zombi gibiyim. Neden böyle bir şey yaptım deyip” duruyordu. Survivor izlemiş. Ben hiç sevemedim şu Survivor’u ya.

Gerçek Survivor’dan bugünlük de bu kadar. Kişisel blog yazıları serisinde, hayatın içinden yazılar okumaya devam edeceksiniz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #164  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #166 

Kişisel Blog Yazıları #164

Kişisel blog yazıları için neyse ki saat gece yarısı 12’yi vurmadan bilgisayar başına oturabildim. Saatlerimiz 23.18 gösteriyor. O zaman yazı gelsin.

Bugün nedense kafamı bir türlü toparlayamadım, çağrılara doğru düzgün odaklanamadım. Öyle böyle akşamı yaptım.

Atv’de, ABİ dizisini izledik. Yine heyecanlı bir bölümdü. Doğan, sonunda abisi Sinan’ın kızını buldu. Kim olduğunu söylemiyorum ki ipucu olmasın.

Bu akşam haberlerde gördüm. Eğer beden işinde çalışıyorsanız akşamları bulmaca çözmeli, kitap okumalıymışsınız. Gün boyu beden çalıştığı için akşam beyni çalıştırmak gerekiyormuş. Bu sayede iyi bir şekilde dinlenebilirmişiz. Eğer bizim gibi gün boyu bilgisayar başında oturup çalışıyorsak da akşamları yürüyüş yapmalıymışız, egzersiz yapmalıymışız. Yani akşamları, işimizin tam tersi şeyi yaparak dinlenebilirmişiz.

Baktım bu akşam kardeşim, emeklilikten bahsediyor. Ne emekliliği dedim. “65-70 yaşına kadar çalışıp emekli olabileceğini mi düşünüyorsun sen?” dedim. O da, “Daha dün çocuktuk. Bak şimdi 40 yaşına geldik. Günler çok çabuk geçiyor” dedi. Mantıklı konuştu şimdi bak. Ama yine de 65-70 yaş, çok geç. Bireysel emeklilik hiç olmazsa 56 yaşında. Umutlar bireysel emeklilikte.

Kişisel blog yazıları serisini bu akşam umutlu bir şekilde bitiriyoruz o zaman.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #163  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #165 

Kişisel Blog Yazıları #163

Dün, kişisel blog yazıları serisine bir günlük ara vermiştim. Bugün, seriye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Selam millet. Ne habersiniz? Nasıl gidiyor hayat? Sevenler de mi kabahat? Çok anlamsız bir giriş oldu değil mi? Zaman zaman yapıyorum böyle, mazur görün. Evet, bugün günlerden yine pazartesiydi. Sabah işte çalışırken, “Acaba işimle barışabilir miyim? Her pazartesi böyle stres yaparak işe başlamak nereye kadar devam edecek?” diye sordum kendime. Ama cevap alamadım. Çünkü hat yoğundu. Akşam oldu, hala karar veremedim. Üzerine düşünüyorum. Yaz, iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladı. Bu akşam kombiyi kapattık. Bakalım tekrar açmak zorunda kalacak mıyız? Havanın sağı solu belli olmuyor sonuçta. Kanal D’de, Uzak Şehir dizisini izliyor bizimkiler. İzlerken de kayısılı meyve suyu içiyorlardı. Hemen ben de bir bardak aldım. Yemek bulunca giriş, iş bulunca siviş diye boşuna dememiş büyüklerimiz değil mi ama? Telefonlara 12 taksit kolaylığı gelecekmiş. Eğer gelirse yeni bir telefon alma niyetim var bakalım. İphone 8 var ben de. Hedef, yeni bir İphone tabi ki. Saat 21.50 geçiyor. Yatsı ezanı okunuyor. Bir günü daha bitiriyoruz işte. Gün bitiyor ama kişisel blog yazıları devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #162  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #164 

Kişisel Blog Yazıları #162

Kişisel blog yazıları serisinde bugün, günlük tarzında yazmak geldi içimden. O zaman başlayalım. Çalıştığım cumartesi günlerinden biri oldu. Neyse ki o kadar yoğun değildi. Akşam kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izledik. Diziyi izlerken de bir yandan canlı maç uygulamasından Galatasaray maçını takip ettik. Öldük öldük dirildik ama sonunda Antalyaspor’u 4-2 yenerek, 26’ıncı şampiyonluğumuza ulaştık. Haftalar öncesinden şampiyon olmamız gerekiyordu ama neyse. Önemli olan şampiyon olmaktı. Ali Congun’un, öğrenci kulüplerini anlattığı stand-up gösterisini izledim tekrar. Çok iyiydi. Ara ara izlerim böyle. Tam bir Türkiye gerçeği. Eğer izlemediyseniz muhakkak izlemenizi öneririm. Bizimkiler kuru fasulye yapmışlar. Güzel olmuş. Kuru fasulyeler de bazen iyi çıkıyor, bugünkü gibi güzel pişiyor, bazen de doğru dürüst pişmiyor. Eskiden öyle miydi yahu. Her yapılan kuru fasulye güzel olurdu. Yaz aylarında, evin önünde sobada pişirirdik. Hey gidi günler hey. Saat 23.13 oldu. Uykum da geldi. Bu yazıyı bitirdikten sonra ben de yatarım artık. İyi geceler millet. Kişisel blog yazıları yolculuğu devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #161  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #163

Kişisel Blog Yazıları #161

Kişisel blog yazıları serisi ile ölümsüz olur muyum? Bilmiyorum. Belki. Bu da nereden çıktı derseniz. İnsanlar öldükten sonra da yaşamak isterler. Bu da kalıcı bir eser bırakmakla mümkündür. Kitap olur, köprü olur, film olur, dillere destan bir kule olur falan. Ama benim için pek de anlamlı bir şey değil bu. Ben ölüp gittikten sonra benim adımı ansalar ne, anmasalar ne? Ben öldükten sonra kendi halime bakarım. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bana göre ezber bozan bir açıklama bu yaptığım. Ama sadece bu açıklamam ile değil, hayatımın tümü ile ezberleri bozmak isterdim. Yazılarımı okuyan, düşüncelerimle ilk defa karşılaşan bir insanda, “Bu adam ne diyor abi? Hiç böyle düşünmemiştim ben” dedirtmeyi isterdim. Bazı insanların röportajlarına, yazılarına ya da filmlerine denk geliyorum. Az önce yazdığım şekilde tepki veriyorum ben de. “Bu adam me anlatıyor abi?” diyorum. Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısını okuduğunuzda siz de, “Bu adam ne diyor be abi?” dediniz mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #160  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #162

Kişisel Blog Yazıları #160

Bazı yazarlar vardır. Kişisel blog yazıları yazarlar. Şaka şaka, bu benim. Bazı yazarlar vardır. Bu sefer ciddi diyorum bak. İnsanlarla fazla muhatap olmazlar. İhtiyaçlarını karşılamak için çıkarlar evden sadece. Zamanlarının çoğu evde geçer. İzlediğim bir filmde böyle bir yazar vardı diye hatırlıyorum. Hangi filmdi diye sormayın. Çünkü hatırlamıyorum. İşte bu yazar gibi olmak istiyor insan. Kendi başına yaşayan, yazan ve kimseyle muhatap olmayan. Dışarıdan güzel gözüküyor bu yaşam ama bir de deneyimlemek lazım. Size de olmuştur aslında. Dışardan çok güzel gözüken, denediğinizde çok mutlu olacağını düşündüğünüz şeyleri deneyimlediğinizde hiç de beklemediğiniz gibi olmuştur. Hayaller ve hayatlar işte. O yüzden denemeden bilemeyiz. Hayatta neyi yapmak istiyorsanız önce bir deneyin. Gerçekten mutlu ediyor mu sizi görün. Konu nereden nereye geldi. Yani demem o ki: Böyle bir yazar olarak yaşamak güzel olurdu. Kişisel blog yazıları yazarak yaşamak güzel olurdu. Peki ya sizce?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #159   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #161

Kişisel Blog Yazıları #159

Kişisel blog yazıları yazmanın zamanı olur mu? Olmaz. O yüzden yine buradayım ve yazıyorum. Bu akşam Kim Milyoner Olmak İster’de bir soru çıktı. Güneş’in kütlesi, Dünya’nın kütlesinin yaklaşık kaç katıdır diye. 330 bin katıymış cevap. Ya bu evrenin büyüklüğü nedir? Akıl sır almıyor. Mesafeleri ölçmeye rakamlar, sayılar yetmiyor. Evrenin bu büyüklüğü bize ne anlatmak istiyor? Bugün yine çok yoğun bir gündü. Konuşmaktan ağzım yoruldu. Çok konuşan birinin çağrı merkezinde çalışması gerek aslında. Ama onun bile ağzı yorulur. Çünkü istediği şeyleri konuşmuyor, dedikodu yapmıyor. Çalışıyor. Bu akşam Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledik. Saati 23.48 yaptık. Gün bitti, bitecek. Bugünden geriye yorgunluk kaldı benim için. Peki bugünden geriye size ne kaldı? Kişisel blog yazıları serisine güzel bir soru ile kapanış yaptımıza göre artık yazıyı bitirebiliriz. Yatmaya yakın çok su içmeyin. Gece devamlı tuvalete kalkmak zorunda kalıyor insan. Tamam, bu sefer yazıyı bitiriyorum. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #158  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #160

Kişisel Blog Yazıları #158

*İnstagram’da mı, yoksa X’te mi, hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Bir videoya denk geldim. Bir tane küçük kız çocuğu, yatan köpeğin başının altına yastık koyuyor. Ne varsa çocuklarda var. Boşuna dünyayı çocuklar yönetsin demiyorlar.

*Evet, hepimiz kendimize hedefler koyuyoruz. Peki bu hedeflere süre koyuyor muyuz? Şu kadar zamanda hedefimi gerçekleştireceğim diye düşünüyor musunuz? Ben hiç düşünmüyorum. Sadece hedefliyorum. Ama böyle yapmamak lazımmış. Hedefinize, süre koymanız lazımmış. Hadi o zaman hedeflerimize süre koymaya. Koşunnn.

*Bir başka öneri: Hayatınızda bazı şeyleri takıntı haline getirmeyin. Ben demiyorum. Kişisel gelişimciler diyor. Ben de şöyle bir düşündüm: Acaba hayatımda takıntı haline getirdiğim şeyler var mı? Evet, var. Şimdi bu takıntılardan kurtulma zamanı. Peki ya sizin takıntılarınız var mı?

*Yıllar önce görüp hala unutamadığım bir karikatür vardır. Zaman zaman aklıma gelince de gülümserim. Uzaylı, bizim devlet dairelerinden birine giriyor. “Merhaba dünyalı biz dostuz” diyor. Memur da, “Bugün git, yarın gel” diyor. O kadar otomatiğe bağlamış ki memurumuz. Uzaylıya bile aynı tarife.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #157  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #159

Kişisel Blog Yazıları #157

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını bekleyen dostlarım varsa eğer merhaba. Bir yazar için en büyük gurur kaynağı bu olsa gerek. Her gün yeni yazının beklenmesi. Bugün yine yoğun bir gündü. Pazartesiden beridir bir yoğunluktur gidiyor. Sanki herkes işi gücü bırakmış da bizi arıyor gibi. Saat 23.01 olmuş. Bir günü daha yiyip bitirdik be. Kanal D’de, Eşref Rüya dizisini izledik. Okuduğum son iki kitabı da, bir ayda ancak bitirdim. Tamam, her gün 5-10 sayfa oku, zinciri bozma, hiç okumamaktan iyidir. Ama öyle olmuyor. Bir kitap uzadıkça da, sıkıcı olmaya başlıyor. Başka da bir şey yok yani. Olsa, dükkan senin okuyucu. Rutine bağlanmış günler işte. Aslında rutinin dışına çıkmak lazım ama işte. Lafta kalıyor çoğu şey. Rutinden çıkmak ya da çıkmamak, işte bütün mesele bu. Daha bu mesele üzerine çok konuşuruz. Kişisel blog yazıları bitti ama şimdilik. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #156  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #158

Kişisel Blog Yazıları #156

*Az önce Küçük İskender’in yazdığı birkaç şiiri okudum. Sadece bir tanesini beğendim. Beğendiğim şiirin adı da, “Artık Kalbim Yok”

*Okuduğum bir köşe yazısında, “Sistemin sunduğu, ‘İstediğin her şey olabilirsin’ mesajı, motivasyon vermeyi bırakıp ezici bir baskıya dönüşüyor” yazıyordu. Gerçekten öyle değil mi? Omuzlarımızda hiç inmeyen bir yük gibi adeta.

*Oyuncu Bülent Polat, eşi ve iki çocuğunu alıp Çanakkale’ye yerleşmiş. En yakın yerleşim yerine 5 km uzakmış yerleştikleri yer. Elektrik ve telefon da yokmuş. Mutlu ve huzurlu yaşamanın yolunu böyle bulmuş Bülent Polat. Bir bakıma ailesiyle beraber inzivaya çekilmiş. İnsanlardan kaçarak mutlu olmaya çalışmak. Neredeyse ilk çağlardaki insanlar gibi yaşamaya döneceğiz.

*Hayvancılıkla uğraşan bir genç kız da, “Hayvan b.kuyla uğraşmak, b.ktan insanlarla uğraşmaktan iyidir” demiş. Herhalde daha önceleri olsa, kızın akıl sağlığında bir problem olduğunu düşünürdük. Ama şimdi çoğu kişi benim gibi, “Haklı kız abi” diyordur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #155  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #157

Kişisel Blog Yazıları #155

Kişisel blog yazıları serisi boş kalmasın diye iki kelam etmeye geldim. Bir arkadaşa bakıp çıkacağım der gibi oldu bu da. Bir yazı yazıp kaçacağım. Normalde Atv’de, ABİ dizisini izlerdik salı akşamları. Ama Atv’de, Türkiye Kupası maçı var. Biz de kanal D’de, Beyaz’la Joker’i izledik. Bugünün en çok konuşulan konularından biri de, Şebnem Ferah’ın yıllar sonra konser verecek olmasıydı. Önümüzdeki haziran ayında konser verecekmiş. Hemen, Mayın Tarlası şarkısı geldi aklıma. “Savaş filmlerinde olur ya/ Yaralı yaralı devam etmişim” der şarkının bir yerinde. Gerçekten de öyle olmaz mı? Adam, yaralı yaralı devam eder. Nasıl aklına geldi de bunu şarkıya ekledin ya? Öyle böyle derken yazıyı da bitirmiş olduk. Kişisel blog yazıları serisi, bu akşam da boş kalmadı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #154  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #156

Kişisel Blog Yazıları #154

*Bazı arkadaşlarıma İnstagram’dan komik videolar gönderiyorum. Görüyor ama hiçbir cevap falan vermiyor. Gülme emojisi falan da yok. Acaba video göndermemden mi rahatsız oldu diyorum. Sonra bakıyorum bu defa kendisi bana göndermiş. Abi, bi hissiyatını belli etsene ya. Nedir bu gizem?

*Bir tane arkadaşım da, bir kilo altını olsa yatağın üstüne yayıp, altınların üstüne yatmak istediğini söyledi. “Kardeşim bu nasıl bir fantezidir?” dedim. “Sen ne yaparsın?” diye sordu bana da. “Bir kısmını nakite çeviririm. Kalanı ile de yatırım yaparım yine” dedim. Bu devirde yatırım candır, gerisi heyecandır.

*Dua Lipa, vanilyalı dondurmanın üzerine zeytinyağı ve deniz tuzu ekleyerek yiyormuş. Tepkikolik’te buna tepki verdiler. İki kişi beğendi, diğer ikisi de beğenmedi. Beğenenler de bir daha olsa yemeyiz dediler. Ölüp bitmediler yani. Benim hiç aklıma böyle şeyler gelmez. “Yok şunu, şuna karıştırayım da yeni bir tat elde edeyim” diye düşünmem. Siz düşünür müsünüz?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #153  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #155

Kişisel Blog Yazıları #153

Evet, yine geldik buradayız. Ama yine aklımda yazacak bir konu yok. Ama gelmemek de olmaz, bloğu boş bırakmak olmaz. Kişisel blog yazıları serisi bir şekilde devam etmeli. Bugün sözde 4 mayıs. Ama dışarıda rüzgar var. Saatlerdir yağan yağmur var. Gören de kışa giriyoruz zanneder. Yeni açılan bir dükkandan hamburger yaptırmış kardeşim. Köftesi kokuyor gibi geldi bana. Belki de kokmuyordu bana öyle geldi. Kardeşim beğenmiş. Ben kolay kolay beğenemiyorum. Biraz seçiciyim. Kanal D’de, Uzak Şehir dizisini izliyor bizimkiler. Benim de biraz uykum var. Belki bu yazıdan sonra direk yatarım ben de. Her gün aynı şeyler işte. Yarın yine kalk ve çalış. Böyle böyle ömür bitiyor. Kişisel blog yazıları serisi bugün de bitti. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #152   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #154

Kişisel Blog Yazıları #152

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısı için geldim ama aklımda ne yazacağıma dair en ufak bir fikrim yok.

Saat 21.49 geçiyor ve dışarıda rüzgar var.

Bizimkiler, Star’da Çirkin dizisini izliyorlar.

Onlarla beraber biraz da ben izledim.

Sonra da yazımı yazmaya geldim işte.

Hafta içi boş bir günümde sağlık ocağına gidip bir tahlil yaptırmak istiyorum.

Hani sosyal medyada çok konuşuluyor ya.

Magnezyum, D vitamini, Bi vitamini falan.

Bakalım değerlerim nasılmış?

Magnezyum için doktor bir şey verirse en azından onu kullanırım.

Finansal özgürlük için, ek gelir getirecek işler yapmak lazımmış.

Bu ek gelirleri de yatırıma yönlendirmek gerekiyormuş.

Parayı çalıştırıp, para kazanmak yani.

Ek gelir getirecek işler neler olabilir?

Şimdi biraz bunları incelemem lazım.

Kişisel blog yazıları serisinde benim de tuzum bulunsun dersen yorum yapabilir ya da bir emoji koyabilirsin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #151  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #153

 

Kişisel Blog Yazıları #151

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümü için aslında başka bir yazı yazmıştım. Ama beğenmedim yeni bir yazı yazdım. İşte o yazı da, bu yazı.

*Bugün yine finansal özgür olmak üzerine YouTube’dan videolar izledim. Finansal özgür olabilmem için daha kırk fırın ekmek yemem lazım.

*Alzaymır olan yaşlı bir teyze vardı. Vefat etmiş. Haberi duyunca kurtuldu dedik. Hem bakan kurtuldu, hem de kendisi. Bu dünyada her işini kendin görebilmen ve kimseye muhtaç olmamak büyük nimet.

*Kanal D’deki, Güller ve Günahlar dizisi sıkıyor artık beni. İlk başlardaki o heyecan kayboldu gitti.

*Bu akşam bizimkilerle konuşurken, “Artık çaydan da eskisi gibi tat alamıyorum” dedim. Bizimkiler de, “Bizim ağzımızın tadı yok” dediler. Bizim de ağzımızın tadı yok, yediğimiz içtiğimiz şeylerin de tadı yok.

*Bazen, hem tatil günümü en iyi şekilde değerlendirmek istiyorum. Hem de doğru dürüst bir şey yapamadan tatil günümü yiyip bitiriyorum. Bu nasıl bir ikilemdir?

*Kişisel blog yazıları serisinde, hayatımdan birkaç noktaya değindiğim yazım da böylece bitti. Eğer bu yazımı sevdiysen yorum yapabilir, yorum yapamam dersen sadece emoji de koyabilirsin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #150

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #152 

 

Kişisel Blog Yazıları #150

*Moral olarak hemen çabuk düşen ve çabuk yükselen bir yapım var. Bir davranış, bir sözden dolayı hemen modum düşer ve bunu yüzümden hemen fark edebilirsiniz. Kişisel blog yazıları serisinde biraz da kendimden bahsedeyim değil mi? Güncel konular hakkında yaz yaz, nereye kadar?

*Evet, söylemişlerdi. Mayıs ayının ilk haftası soğuk olacak diye. Bugün 1 Mayıs. Dışarıda yağmur var, hava kapalı ve soğuk. Kış gününden bir gün sanki. Kar da yağacak demişlerdi. Bakalım yağacak mı?

*İnsanın morali bozuk olduğunda hiçbir şey canı istemiyor. Ne bir şey yemek içmek, ne de bir yerlere gitmek. Yalnız kalmak istiyorum ben de. Uyumasam bile yatmak istiyorum. Uyuyunca geçer derler ya. Belki de yatmak istememin nedeni de odur.

*Google’ın yapay zekası Gemini, televizyonlara reklam vermiş. Bu akşam gördüm. Eskiden sosyal medya uygulamaları televizyonda reklama ihtiyaç duymazlardı. Şimdi işler değişti. Televizyona reklam verme işini de ilk olarak TikTok’da görmüştüm.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünün de sonuna gelirken herkese iyi hafta sonları dilerim millet.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #149   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #151