Kişisel Blog Yazıları #190

Bizimkiler şehriye çorbası yapıyorlar. Favori çorbam değildir ama yine de yerim. Ya da içerim mi demeliydim? Çorba içilir mi, yenir mi? Kafamda deli sorular. Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde kafamda deli sorular olacak bol bol, dikkat! Yıllar sonra bisiklete bindim. Hala sürebiliyorum. İnsan, bisiklet sürmeyi unutabilir mi gerçi? Böyle bir şey var mıdır? Bu da kafamda deli sorular oldu mu sana ikinci soru. Kanye West dün İstanbul’da konser vermiş. Tahminen 120 bin kişi izlemiş. Bu adamın, bu kadar seveni varmış mı Türkiye’de? Ben şok. Atanan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanlığı koltuğuna oturmuş. Bu adam bu koltuğu bir daha bırakır mı? Bu da kafamda deli sorular oldu mu sana üçüncü soru. Yarın iş başlıyor. Bayram tatili sonrası işe başlamak gerçekten mental olarak zorluyor beni. Kişisel blog yazıları yazıldı ve mental olarak biraz da toparlanıldı. Yani yazmak iyi geldi. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #189  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #191

Kişisel Blog Yazıları #189

*Sabah 09.31 geçiyor ve dışarısı mis gibi, hava güneşli. Güne böyle başlamanın değeri paha biçilemez. Kişisel blog yazıları için yeni bir yazı yazmak da paha biçilemez. O zaman yazalım.

*Üst üste roman okuyunca sıkılıyorum. Acaba ayda sadece bir roman okusam mı diye düşünüyorum.

*İnstagram, Whatsapp ve X, tamamen ücretli olsa para verip kullanmaya devam eder misiniz? Ben ilk olarak kullanmam diyorum ama sonra düşününce uygulamalar olmazsa internetin manası olmayacağı için mecbur ödeme yapardım diyorum.

*Tempolu yürümenin daha sağlıklı olduğunu söylüyor uzmanlar. Ama tempolu yürümeyi de ben sevmiyorum. Yavaş yürümem lazım. O zaman yürüdüğümü hissediyorum. Öteki türlü bir yere yetişecekmiş, acelem varmış gibi yürümek zevk vermiyor bana.

*Gerçekten yatırım dünyası hakkında çok şey öğrenmeye başladığında paramı nerede değerlendirsem daha karlı olurum diye düşünmekten sıkıntı basıyor insanı. Paran var mı derdin var. Şaka şaka. Üç beş kuruşumuz var. Ne kadar kazanç elde edebiliriz diye bakıyoruz işte.

*Bir kız arkadaş küçükken kara kalem resim yapıyormuş. Sonradan üstüne düşmeyince kalmış öyle. Şimdiye devam etseydi kim bilir nerelere gelirdi? Böyle yetenekli insanlara her zaman hayranlıkla bakmışımdır. Doğuştan yetenekliler işte. Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısından görüşmek üzere.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #188  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #190 

Kişisel Blog Yazıları #188

Kurban Bayramının üçüncü günü. Saat 21.30’u gösteriyor. Kişisel blog yazıları için yine buradayım. Bizimkiler Atv’de, Var Mısın Yok Musun’u izliyor. Şimdiden işe başlama stresi sardı beni. Benim gibi bu stresi şimdiden yaşamaya başlayanlar var mı aranızda? Bugün de 5-10 sayfa kitap okudum. Önemli olan sayfa sayısı değildi, zincir oluşturmaktı. O zincir, dün ve bugün oluşmuş oldu. Önemli olan bundan sonra da her gün devam ettirebilmek. Hala hayır diyemiyorum. Ben ne zaman hayır diyebileceğim? Kendimi insafsızca eleştiriyorum: “Senden bir şey olmaz bu gidişle” diyorum. Moral motivasyonum ne varsa düştü. Kendimle ilgili başka bir şey: Sanki farklı düşünmeye başladım gibi. Bazı konularda olgunlaştım gibi. Ama bu sadece bir his. Somut bir olayda test etmedim bu durumu. Son yazıma baktım da sadece 10 kişi okumuş. Normalde 20-25 kişi okuyor zaten. Ama yine de yazılarım eskisi gibi beğenilmiyor mu sorusu kafamı kurcalıyor böyle az okunma gördüğümde. Sonuçta okunmak için yazıyoruz değil mi? Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısını da böyle endişelerle bitirmiş oluyorum.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #187  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #189

Kişisel Blog Yazıları #187

*Gün geçmesin ki Trump’ın yaptığı ya da yapacağı yeni bir şeyle güne uyanmayalım. Kişisel blog yazıları serisinde biraz da mizah zamanı. İşte son gelişme: ABD Hazine Bakanlığı, Trump’ın yer aldığı 250 dolarlık bir banknot hazırlıyormuş. Haberde başlık olarak Trump dolar denilmiş. Elon Musk’ın elinde böyle bir imkan olsa bence o da böyle bir şey yapardı. Sizce yapmaz mıydı?

*Beyaz Saray açıklama yapmış ve “Uzaylılar aramızda. Mahallelerimizde yaşıyor ve günlük hayatımızda bizimle iletişim kuruyorlar” demiş. Düşünsene, yılların Mahmut Abisi, bir anda uzaylı çıkıyor. Şok, şok, şok. Bizi niye kandırdı ve duygularımızla oynadın Mahmut Abi?

*Kapının önüne kediler için mama koyuyoruz. Bilin bakalım mamayı kediler dışında kim de yiyor? Bir düşünün. Tahmin edebildiniz mi? Kirpi. Gün gelecek de kedi mamasını, kirpinin de yiyeceği hiç aklıma gelmezdi. Kediler de şöyle bir bakıyorlar ona. Ne olduğunu çözemiyorlar.

*Dün akşam Atv’de, Esra Erol’un sunumuyla Var Mısın Yok Musun başladı. Acun zamanında bildiğimiz telefonu kaldırmışlar. Hani şu kablolu olan, eski usul. Onun yerine İphone koymuşlar. Hamdi Bey’in yerine de banka koymuşlar arayan adamın adını. Kardeşim görünce, “Bu benim istediğim renkteki İphone” dedi. İphone olsun taştan olsun be. Kişisel blog yazıları serisinde bir yazı daha bitti. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #186 

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #188

Kişisel Blog Yazıları #186

Çay güzel olmuş. Bir bardak daha istedim ev sahibinden. Bayram ziyaretinde sohbetin yanına çay da güzel gitti. Kişisel blog yazıları için yazacak konu çıkmıştı işte. Karşı evden çoluk çocuk sesleri geliyordu. Az sonra arabalarına binip gittiler. Herhalde onlar da bayram ziyaretine gidiyorlardı. İçimizden biri, “Ohh be, kafamız dinlendi çocuklar gidince” dedi. Arada hiç birimiz konuşmazken komşuların birinden gelen oynak oyun havalarını duyuyorduk. Tam bayramlık müziklerdi işte. Masadakiler kurban eti doğramaktan yorgun düşmüşlerdi. Gözlerinden uyku akıyordu. Bir tanesi, “Üzerime et kokusu sindi, çıkmıyor” dedi. Bir yandan da ana/kız kıyafet bakıyorlardı telefondan. Üniversite mezuniyet töreni için. Aşağı kattan diğer komşunun sesi geliyordu. “Demek ayakkabıları kaçıran sendin” diyerek köpekten ayakkabısını aldı. Gerçekten bu köpeklerin ayakkabı merakı nedir ya? İçimizden biri, “Ona oynayabileceği bir oyuncak al” dedi. Bu öneriye küfür etmese bari dedim içimden. Ama neyse ki bir şey demedi. Hayat, böyle sıradan anların içindeydi işte. İkinci bardak çayımı bitirirken aklımdan geçen buydu. Kişisel blog yazıları, hayatın içinden yazılarla devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #185  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #187

Kişisel Blog Yazıları #185

Akşam 21.30 gibi yatmıştım. Uyandığımda saat 00.30’u gösteriyordu. Kalktım. Biraz televizyona baktım. Kılıçdaroğlu demokrasiden bahsediyordu. Sinirden güldüm ve televizyonu kapattım. En iyisi kişisel blog yazıları serisine yeni bir yazmak dedim. Bugün Kurban Bayramı. Bayramımız mübarek olsun. Kurban kesenlerimiz varsa aramızda Allah kabul etsin. Sabah herkese bayram mesajı attım. Arkadaşlardan biri, “Uygun vakitte bir araya gelelim. Eskileri yad edelim” demiş. Yaşlılar gibi konuşmuş. Tamam, yaşımız 40 olabilir ama daha yaşlanmadık. Ama yine de eski tarz konuşmaları severim böyle. “Çoluk çocuk nasıllar mirim?” derlerdi ya. Hoşuma gider bu tarz muhabbetler. Ben zaten genel olarak eskileri severim. Bir zamanlar Beyoğlu’na takım elbisesiz çıkılmazmış ya. Bu tür adetleri severim. Evde herkes uyuyor ve bir ben ayaktayım. Bak şimdi bu durumu da severim. Herkes uyurken ayakta olmayı. Bu kadar ayakta olmak yeter o zaman. Şimdi benim için de yatma vakti. Kişisel blog yazıları serisi yeni yazılarıyla kısmetse bayramda da devam edecek efenim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #184  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #186

Kişisel Blog Yazıları #184

*Teyzeoğulları bize oturmaya geldiler. Gelirken de pasta ve kurabiye getirmişler. Çayın yanında iyi gitti.

*Disiplin üzerine bir söz okudum. O sözden kendim bir söz ürettim. “Disiplinli olmak bir anda başarı getirmez ama bir gün getirir”

*ABD’nin ordu ufo ihbarcısı ölümünden önce bir uzaylı ile telepatik bağlantısı olduğunu iddia etmiş. Ben de bunu İnstagram’da paylaştım. Arkadaşlardan biri yorum olarak, “Ama kafamız nasıl güzel” demiş. Çok iyi ve mizahi bir yorumdu gerçekten.

*Özgür Özel, yüzde 60 ile seçimleri kazanabileceklerini iddia etmiş. Evet, kendisine güvenmesi güzel. Ama ben katılmıyorum. Kazansa bile ucu ucuna kazanır.

*YouTube’da, İlayda Bilek’in bir videosunu izledim. Videoda, “Başarmak için kendine deli gibi inan” diyordu. Kendisi her şeyi böyle başarmış çünkü. Düşündüm ben de, “Bir insan kendine deli gibi inanabilir mi? Ben de bunu yapabilir miyim?” diye. Hemen cevap veremedim. Bunun üzerine düşünmem, kafa yormam lazım biraz. Peki ya siz? Kendinize deli gibi inanabilir misiniz?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #183

Kişisel Blog Yazıları #183

*Kişisel blog yazıları serisi tüm hızıyla devam ediyor. Siz okumaya devam ettikçe de seri devam edecek. Seri hakkındaki görüş ve önerilerinize her zaman açığım millet.

*Güne patates kızartması ile başladım. Yanında da çay. İyi gitti. Gece vardiyasındayım. Gece saat 12 olur mu millet?

*Bir arkadaşım dün otobüs yolculuğu yapmış ve kek vermişler. “Hani kek kalkmıştı?” dedim. Yok, kalkmamış. Keki yiyince keyfi yerine gelmiş bizim arkadaşın. Verdiği paranın karşılığını aldığını hissetmiş. Otobüste kek, gelenektir abi, ben anlamam. Her zaman verilmeli vatandaşa.

*Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel merkezinde yaşananlardan dolayı çok üzgünmüş. Muhakkak öyledir. İnandık, inandık.

*Pilli Bebek diye bir müzik grubu varmış. Zehirli Velvet’in yazısında okudum. Sakarya adlı enstrümantal şarkılarını dinledim. Hoşuma gitti.

*Bilgi Üniversitesi kapatılmıştı. Birkaç gün sonra tekrar açılmış. Niye kapanmıştı, niye açıldı? Kafamda deli sorular.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısı için son not: Bir tane dondurmacı da gördüm. El açması baklava siparişi alınır diyor bayram için. Sizce güvenilir olur mu?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #182  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #184

 

Kişisel Blog Yazıları #182

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını neden gecenin on ikisine bıraktım da gün içerisinde yazmadım ben ya. Neyse hemen başlayayım yazıya. Arkadaş bizi kahveye çağırdı. “Biz geç kahvaltı yapıyoruz, brunch, gelemiyoruz, size afiyet olsun” diyerek bu teklifi geri çevirmek zorunda kaldım. Çünkü geç uyandık. Yoksa bedava olan bir kahveyi asla kaçırmazdım. Bedava olan bir kahveyi kaçırmak ya da kaçırmamak, işte bütün mesele bu sevgili dostlar. Bu seferlik kaçırdım işte. Ülke olarak da dengeyi, ayarı, ölçüyü –nasıl adlandırırsanız artık- kaçırdık. Zorla CHP genel merkezine girildi, kapılar kırıldı falan. Genel merkez savaş alanına döndü. Bu görüntüler bu güzel ülkeme yakışmadı. Ne pazarın tadı kaldı, ne de yaklaşan bayramın. Tekrar kendi gündemime dönüyorum: Geç kahvaltımızı yaparken Atv’de, ABİ dizisinin tekrarı başladı. İzleyememiştim ben. Yeni bölümün yayınlandığı akşam 19 Mayıs için düzenlenen fener alayına gitmiştik. Dizinin başından beri var olan tüm soruların cevapları ortaya çıktı. Peki şimdi dizi nasıl devam edecek? Merakla gelecek bölümü bekliyorum. Kişisel blog yazıları serisinde bir gün daha bitti.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #181  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #183

Kişisel Blog Yazıları #181

Kişisel blog yazıları için yeni bir yazı yazmadan kesinlikle güne başlayamam. Şaka şaka. Nerede o günler? İş/güç var. Ancak akşamları yazabiliyorum yazıları. Sabah kahvaltıda beni bir sürpriz bekliyordu. Bizimkiler acuka yapmış. Bu sefer, güzel de olmuş. Çünkü her zaman tadı tutmayabiliyor. Çayın yanında da iyi gitti. Kardeşim Star’da, İstanbullu Gelin dizisinin tekrarını açmış. Sabah sabah hiç de bu diziyi çekemem. Diğer kanallara baktım. İzlenecek bir şey de yok. Sabahları hayat kurtaracak bir program, dizi, film falan bir şey lazım. Bizim çocukluğumuzda böyle miydi be? Çizgi filmler olurdu her kanalda. Seç beğen al. O zamanlar böyle çizgi film kanalları da yoktu. Kanal D, Show falan çizgi film yayınlarlardı. Hey gidi günler. İşe başladık. Sessiz sakin gidiyordu. Herhalde bugün rahat geçecek derken çağrılar bir gelmeye başladı. Çayımı içemedim, çayım soğudu. Sıcak çay, benim kırmızı çizgimdir. Çay soğuduğu zaman bir şeye benzemez. Çay gurusu gibi konuştum ama değil mi? Burası Türkiye. Bu ülkede yaşayıp da çay gurusu olmayan insan var mı ya? Gerçi son birkaç yılda kahve de baya atak yaptı şimdi inkar edemem. Adım başı kahveci açıldı neredeyse. Nusret bile kapiçino deyip sosyal medyadan paylaştı. Tamam da bu yazıyı nereye bağlayacağız şimdi? Hah, buldum. Siz hangi kahveyi seviyorsunuz? Benim tercihim kapiçino. Nusret dedi diye değil, yanlış anlaşılmasın. Kişisel blog yazıları serisinin bu yazılık da sonuna geldik ama benim de canım kahve çekti. Hadi kahve içmeye o zaman. 

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #180  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #182

 

Kişisel Blog Yazıları #180

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısı için herkes toplandı mı? Tamamsak başlıyorum o zaman. Evet, bugün cumartesi olabilir ama ben çalıştım. Hem de baya güzel çalıştım. Hem de baya yoğun çalıştım. Hem de o kadar çok konuştum ki boğazım bile ağrıdı. Cumartesi gününün sonuna geldik ama bir de bana sorun. Küçük Emrah’a bağladım resmen. İşin şakası bir yana bugün gerçekten yoğundu. Akşam yemeğinde bizimkiler makarna yapmışlar. Güzel olmuş. Yanında yoğurt ile beraber güzel gitti. Haberler desen her zaman ki gibi moral bozucu. CHP’nin başına tekrar Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçeceğini kim bilebilirdi ki? Hayat resmen sürprizlerle dolu. Not: Sürprizler her zaman sevindirici olmayabilir. Kesin bilgi, yayabilirsiniz. Bizim burada yeni bir avm açılmış bugün. Millet akın akın gitmiş yeni açılan avm’ye. Daha tam kapasite değilmiş. Daha inşaat halinde olan yerler varmış. Bizim arkadaşın biri gitmiş, görmüş ve bana söyledi. Olay yerinden bildirdi yani. Yeni bir yer açılmaya görsün hemen izdiham oluyor. Milletimiz yeni açılan mekanları, avm’leri, kafeleri vs. seviyor. Yarın pazar ve fena planlarım var. Mesela doya doya uyumak. Böyle dediğime bakmayın. Uyunmuyor. Yarın arkadaşla buluşur, çay/kahve içeriz belki. Kişisel blog yazıları burada bitmiştir. Tabi ki devamı gelecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #179  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #181

Kişisel Blog Yazıları #179

Akşam işten geldikten sonra direk yatmıştım. Hem de yemek falan da yemeden. Kalktığımda saat 21.30 olmuştu. Bizimkilerin yanına gittim. Show TV’de, Kızılcık Şerbeti dizisinin sezon finalini izliyorlardı. Ben de koltuğa geçip diziyi izlemeye başladım. Annem, “Yemek yiyecek misin? Bir şeyler hazırlayayım mı?” dedi. “Yok anacım, gerek yok” dedim. Çayın yanında bisküvi yiyorlardı. Gittim kendime bir bardak çay koydum. Çayla beraber bisküvi yedim. Dizi reklam arasına girdi. Tekrar odama döndüm ve tekrar yatağıma yattım. Ama bu sefer uykum gelmedi. Kalktım. Sosyal medyada neler var, neler yok onlara baktım biraz. Sonra telefonu kenara bırakıp yatağa uzandım ve düşündüm. Blogda yazacak yeni konular bulmalıydım. Kişisel blog yazıları serisi bir şekilde devam etmeliydi. Uyuyup kalmışım.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #178  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #180

Kişisel Blog Yazıları #178

*Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını yazmaya başlamadan önce bizimkilerle Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledim biraz. İzlerken de biraz da cips atıştırdım yanında da meyve suyu. Sonra da geldim buradayım işte. Bu yazıyı yazıyorum.

*İnstagram’ın şipşak fotoğraf uygulamasını denedim. Fotoğraf üzerinde hiçbir değişiklik yapamadan paylaşıyorsun. Çoğu kişi özelliği kapatmış bile. Yani görünen o ki, İnstagram’a şipşak fotoğraftan ekmek çıkmayacak.

*Neden bizim ülkemizde dinazor fosili çıkmıyor? Geçen bir videoda bu sorunun cevabını öğrendim. O zamanlar buralar sular altındaymış. Dinazorların yaşamasına uygun bir ortam yokmuş yani. O zamanlar buralar dutlukmuş der gibi oldu bu da.

*Mutlak butlan ifadesini ilk defa üniversitede hukuk dersi alırken duymuştum. O yüzden bu ifade benim için yabancı değil. Ama CHP’nin mutlak butlan davası sebebiyle bütün ülke olarak öğrendik artık. Hukuken yok hükmünde anlamına geliyor mutlak butlan. Yaşadığımız her olaydan sonra millet olarak her şeyi öğrenir olduk.

*Bir söze denk geldim internette. “Kahraman olmak kusursuz olmak değil, kendi hayatının sorumluluğunu almaktır” diye. O zaman şu soruyu soralım kendimize: Hayatımızın sorumluluğunu üstümüze alıyor muyuz?

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünü hayata dair bir soruyla bitirdik. Yeni yazılarla, yeni sorularla serimiz devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #177   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #179

 

Kişisel Blog Yazıları #177

*Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısına Orhan Pamuk’tan bir haberle başlıyorum. Yeni kitabı 15 Haziran 2026 tarihinde çıkacakmış. Ama deneme mi yoksa roman mı olduğu daha belli değilmiş. Denemeyi falan geç ya. Roman istiyoruz roman.

*Esra Erol’un sunacağı Var Mısın Yok Musun, Kurban Bayramı’nın ikinci günü başlıyormuş. Atv’de başlayacak olan yarışma bakalım reytinglerde ne yapacak?

*Mahkeme kararıyla CHP’nin başına tekrar Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Endişeyle izliyoruz işte olanları.

*Türk Dil Kurumu’ndan ödül alan ilk şarkıcı Tarkan’mış. Bunu ilk defa duydum. Şarkılarında deyim ve atasözlerine yer verdiği için bu ödülü almış. Örnek olarak Dilli Düdük şarkısı. Evet, hatırlar gibiyim. Bazıları sadece deyim ve atasözlerinden şarkı yapıyor diye eleştirmişlerdi onu.

*Yakın zamanda kaybettiğimiz İlber Ortaylı’nın doğum günüymüş bugün. Sen de gittin be hocam.

*Ankara’da 85 yaşındaki bekar bir kadın evlenmiş. “Kızlara tavsiyem: Umudunuzu kaybetmeyin kızlar” demiş. Her zaman dediğim gibi: Umut hiç bitmez.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde bolca konulara değinmiş olduk. Umarım bir çırpıda ve severek okumuşsunuzdur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #176  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #178

Kişisel Blog Yazıları #176

*Kişisel blog yazıları için ne yazsam diye bakarken YouTube’da, “Yazmak için hiçbir zaman geç değil” başlıklı bir video gördüm. Daha sonra izle listesine kaydettim videoyu. İlk fırsatta izleyeceğim. Ama motive olmak için bile o başlığı okumak yetti.

*Arka Sokaklar, final kararı almış. Evet, yanlış duymadınız. Hiç bitmeyecekmiş gibi duran Arka Sokaklar dizisi için final kararı alınmış. Ama sonra bir haber daha geldi. Kanal D, eylül ayında karar verecekmiş dizinin durumuna. En sevmediğim şey belirsizliktir. Şimdiden karar ver abi. Niye eylül ayını bekliyorsun?

*Göksel açıklama yapmış. Aldatılmış. Aldatıldığını da çok geç fark etmiş. İnsana en çok koyan da bu geç fark etme durumu olsa gerek. Açıklamanın devamında da kız arkadaşlarıyla adamın helvasını kavurduklarını söylemiş. Terapi için güzel bir yöntem gibi duruyor. Siz ne dersiniz?

*ABD’de yapılan bir araştırmaya göre geçmişe mesaj göndermek teorik olarak mümkünmüş. Yıldızlararası filminde öyle oluyordu ya. Şöyle açıklamalar yaparak heyecanlandırmayın bizi birader. Bu tip şeylerin hiçbir zaman gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Ama yine de bunlar üzerine konuşmak güzel.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümüne son verirken sizleri sevgiyle selamlıyorum sevgili okur. Biliyorsunuz ki seri devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #175  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #177

Kişisel Blog Yazıları #175

*Bizim belediyenin 19 Mayıs için düzenlediği fener alayı vardı. Ona katıldık. Sonra dondurma yedik. Sonra da eve döndük. Eve geldiğimizde bizimkiler Atv’de, ABİ dizisini izliyorlardı. Onlarla beraber biraz ben de izledim. Sonra da geldim bu yazıyı yazıyorum işte. Bu yazıyı yazdıktan sonra da yatarım.

*Aselsan ve Türk Telekom, yerli akıllı telefon geliştirmek için bir araya gelmiş. 2027 yılına kadar seri üretime geçilmesi bekleniyormuş. Adı ne olacak, nasıl özellikleri olacak ve tutacak mı? Yeni şeyler heyecanlandırır beni hep. Bekleyip, görelim.

*İnstagram’a yeni özellik gelmiş. Fotoyu çekip, üzerinde hiç değişiklik yapamadan öylece paylaşıyorsun. Bu ne kadar tutar bilemedim. Sizce tutar mı? Yani kullanıcılar olarak biz beğenir miyiz?

*Tarkan sonunda beklenen açıklamayı yapmış. Milli takım için yeni şarkı yapmayacakmış. İşte bu be. Gaza gelip yeni şarkı yapmadı Tarkan. Helal olsun sana, helal olsun. “Bir Oluruz Yolunda” şarkısı zaten efsane olmuş. O yüzden yeni bir şarkıya hiç ihtiyaç yoktu.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #174  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #176

Kişisel Blog Yazıları #174

Bugün yine çalıştım. Sonra akşam yemeği. Sonra çay. Sonra biraz da dizi izleme. Gün bitti. Bu kadar işte. Şimdi de kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını yazıyorum. Her akşam böyle. Rutin bir hayat. Peki beni tatmin etmeyen şey ne? Aslında yaşadığım hayat çok güzel de bu kişisel gelişimcilerin gazına mı geliyorum? İstediğim ne? Çok para mı? İşi bırakmak mı? Zengin olmak mı? Yan gelip yatmak mı? Nasıl yaşarsam tatmin edici bir hayat yaşamış olurum? Ya da tatmin edici bir hayat diye bir şey yok mu? Tamamen hayal ürünü mü? Hayata yanlış bir bakış açısından baktığımız için mi böyleyiz? Siz bu tip soruları kendinize soruyor musunuz? Soruyorsanız ne tip cevaplar veriyorsunuz kendinize? Kişisel blog yazıları serisi için güzel bir yazı oldu. Şimdi sıra bu sorular üzerine düşünmekte.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #173   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #175

Kişisel Blog Yazıları #173

Kişisel blog yazıları serisine bazen yazacak bir şey bulamıyorum. Hiçbir şey de yazmak istemiyorum. Ama bir kere zinciri koparırsam, yazmayı bırakırsam, bir daha toparlayamam diye endişeleniyorum. O yüzden her koşulda yazmaya çalışıyorum. Bakın bu konu ile ilgili Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazarı Gabriel Garcia Marquez ne demiş, “Disiplin ilhamdan önce gelir. Her gün aynı saatte masanın başına oturmalısın ki ilham geldiğinde seni yazarken bulsun.” Gerçi ben hikaye ya da roman yazmıyorum. Benim işim deneme. Ama deneme deyip geçmeyin. Deneme için bile olsa insan yazacak bir şey bulamayabiliyor. Saat 22.55 geçiyor. Yine bir günü bitirmek üzereyiz. Yazı bittikten sonra yatmak ve düşünmek istiyorum. Düşünürken de uykuya dalmak. Kişisel blog yazıları, o an ne istiyorsam yazacağım yeni yazılarla devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #172  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #174 

Kişisel Blog Yazıları #172

*Tasarruf danışmanı Mert Başaran, gelecekte en büyük paranın huzurevi işinde olacağını söylemiş. Bence haklı. Ülke olarak koşar adım yaşlanıyoruz. Benim arkadaş bile yaşlanınca huzurevinde kalmayı düşünüyor.

*İnstagram’da bir tanesi, Barış Manço’nun Dönence’sinden sonra duyduğum en iyi intro diyerek Mor ve Ötesi’nin, Bir Derdim Var şarkısını paylaşmış. Gerçekten öyle.

*Bizimkiler biber kızartması yapmış. Sofra kuruldu. Tam da o sırada kardeşim geldi. Ekmek almış. Ekmek de tazeydi. Hemen ekmeğin arasına koyup yedim biberleri. Bayadır böyle yemiyordum. Çok hoşuma gitti. Bir tanesi de biraz acıydı. Acı olması daha da güzel oldu. Çok acıyı değil ama kararında acıyı severim.

*Arkadaşlar kahveye çağırdı. Kahve ısmarlama sırası onlardaydı. Ama kardeşimin migren atağı tuttu gidemedik. Whatsapp gruptan üzgün bir emoji attım ve “Bedava kahveyi kaçıran ben” yazdım. “Şansına küs” demiş onlar da. Bir daha ki pazara artık.

*Kişisel blog yazıları serisi için bir yazıyı daha bitirdik. Darısı, serinin diğer yazılarının başına.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #171  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #173

 

Kişisel Blog Yazıları #171

*Bu akşam haberlerde izledim. Telefonu yavaşlayanların yapması gereken şeylerden biri de: Telefonu açıp, kapatmakmış. Bundan sonra her hafta açıp, kapatacağım telefonumu. O iş ben de.

*Bu akşam Kanal D’de, TV’de ilk kez yayınlanan Türk filmi, Sıcak Büfe vardı. Biraz izledim ama hoşuma gitmedi. Yeni bölüm başlayınca Star’a, Çirkin dizisine döndük zaten.

*Ülker’in sahibi Murat Ülker, sadece Fenerbahçe’ye özel halley üreteceklerini açıklamış. Eğer bu tutarsa, artık her ürünün Fenerlisini, Galatasaraylısını, Beşiktaşlısını, Trabzonlusunu görürüz.

*Oytun Erbaş, çalışan kadınların erkekleştiğini iddia etmiş. Bunu okuyan kadın okurlar yorum yapsınlar o zaman. Ne diyorlar bu iddiaya?

*Spotify, eski logosuna geri dönmüş. Disko topu şeklindeymiş eski logosu da. Nasıl desem? Daha bir janjanlı olmuş böyle. Siz de Google’dan bir bakın bakalım. Sizin yorumunuz ne olacak?

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde biraz  da güncel konulara değindim. Umarım hoşunuza gitmiştir.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #170   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #172 

 

Kişisel Blog Yazıları #170

Yine akşam oluyor işte. Hava biraz yağmurlu. Adımlarımı daha hızlı atıyorum. Daha fazla ıslanmak istemiyorum. Tıpkı şarkıdaki gibi evlerin ışıkları bir bir yanmakta. İçim huzurla doluyor bu sahneyi görünce. Eve geldim. Bizimkiler evde yok. Hemen üstümü değiştiriyorum. Bir kahve yapıyorum. Kahvemi alıp camın önündeki koltuğa oturuyorum. Dışarda ıslanmak güzel değil ama ıslanmadan elinde kahve ile yağmuru izlemek güzel. Birden gözyaşlarım, yağmur damlalarına karışıyor. Belli bir nedeni yok. Sadece damlalar dökülüyor gözlerimden. Ama hala dışarıyı, yağan yağmuru izliyorum. Kahvemden bir yudum alıyorum. Gün gelecek ve bu dünyada olmayacağım. Sevdiklerimden uzakta. Bir mezarda yatıyor olacağım. Yine yağmurlar yağacak. Dünya devam edecek. Kişisel blog yazıları serisi devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #169   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #171

Kişisel Blog Yazıları #169

Kişisel blog yazıları serisinin hiçbir kişi ve kurumla ilgisi yoktur. Şaka şaka. Yüzde yüz benimle ilgisi var. Şimdi yazımız şöyle başlıyor: Yatağımda uzanmış dinleniyorum. Kendime bir sessizlik molası verdim. Yeni akım da bu galiba. Sıkça karşıma çıkmaya başladı YouTube videolarında. Hiçbir şey yapmadan duruyorsun öyle. Sessizlikle baş başasın. Öylece tavana bakarken uyurum belki de. Diğer odadan bizimkiler çağırıyorlar. Çay yapmışlar. Sessizlik molam bozuldu işte. Neyse, hazır çay varken içilir, bu fırsat kaçırılmaz. Sessizlik molasını sonra da yaparım. Çayımdan birkaç yudum alıp, bizimkilerle biraz sohbet edip, çayımı alıp odama geliyorum. Kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izliyorlar. Eskisi gibi sevmiyorum artık bu diziyi. O yüzden çayımı alıp, odama geldim. YouTube’tan video izlerim daha iyi. Ya da blogda yazı yazarım. Blog demişken. Birkaç gündür bloglarda da fazla yazı yazılmıyor. Ama normali bu ya. Havalar ısınınca eskisi gibi bloglara yazı girilmiyor. Ama kişisel blog yazıları serisine bir aksilik olmazsa yaz ayında da yazı girilmeye devam edilecek efenim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #168   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #170

Kişisel Blog Yazıları #168

*Kişisel blog yazıları serisinde yeni bir yazı, farklı konular ve hepsi kısa kısa. O zaman başlayalım.

*Ali Congun, Düzce’ye geliyormuş. Belki gideriz. Mahşer-i Cümbüş ise neredeyse iki ayda bir Düzce’de. Bir kere gitmiştik geldiklerinde. Her zaman her zaman da gidilmez. Sıkılırım ben.

*Her zaman gidilmez demişken. Ne zaman bir arkadaşın yanına sık sık gitmeye başlasam hemen bizimkiler, “Fazla muhabbet tez ayrılık getirir” demeye başlarlardı.

*Bir ara pikniğe gitmiştik. Kardeşim pikniğe giderken coco pops da getirmiş yanında. Diğerleri hemen dalga geçtiler, “Piknikte coco pops ne alaka?” diye. O da, “Bunlar iri taneli. Atıştırmalık çok güzel gidiyor” demişti. Hala aramızda konusu döner.

*Bir arkadaşım, “Michael” filmine gidip gitmediğimi sordu. Gitmediğimi söyledim. Hem gitsem bile tek sarmayacağını söyledim. O zaman o da, daha önce izlemesine rağmen, “Seninle gelirim” dedi. Çünkü kendisi Michael Jackson hayranı. “Eğer kendisini seviyorsan sıkılmazsın” dedi. O zaman şöyle bir durdum. Çünkü fanatiği değilim. Sevmeme ihtimalin yüksekti. O yüzden gitmedim filme.

*Kişisel blog yazıları serisinden bugünlük de bu kadar. Yeni yazılar da gelecek. Yolda.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #167  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #169

Kişisel Blog Yazıları #167

Kişisel blog yazıları ile haftayı kapatmaya hazır mıyız? Ama asıl önemli olan haftayı kapatmak değil. Hafta sonunu nasıl değerlendireceğimiz. İlla bir şeyler mi yapmalı yoksa evde mi oturmalı? İşte cevap bekleyen soru bu.

Bu akşam Kızılcık Şerbeti dizisini izlerken biraz çekirdek çitledim. Dizide her zaman olduğu gibi yine ortalık karışıktı.

Blog arkadaşlarımın yazılarını okudum sonra. En son da geldim yazımı yazıyorum işte. Standart bir akşam yani.

Kızılcık Şerbeti’nin özeti bitinceye kadar Atv’de, Buz Devri 2 filmini izledik biraz. Buz Devri’ni ilk izlediğim dönemlerime dönmek isterdim bu arada.

Bazen yaşadığım hayat üzerine çok düşünüyorum. En ince ayrıntısına kadar. Bazen de, “Niye bu kadar çok üzerine düşünüyorsun ki? Yaşa gitsin” diyorum.  

Oya Aydoğan’ın hayatını kaybedeli 10 yıl olmuş ya. Sanki dün gibi. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor. Resmen ışık hızında akıyor zaman.

Kişisel blog yazıları serisinde haftayı bu yazı ile kapattık. Hafta biter ama seri bitmez, yazmak bitmez, değil mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #166   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #168

 

Kişisel Blog Yazıları #166

*Kişisel blog yazıları yazmak ya da yazmamak. İşte bütün mesele bu. Şaka şaka. Yazmamak gibi bir durum yok. Bütün meselemiz sadece yazmak. O zaman yazalım.

*Kardeşim, lahmacun almış gelmiş. Lahmacunun içi, sanki pideye konulması gereken iç gibiydi. Ama yine de öyle böyle yedik. Yine de iyi gitti. Yanında da ayran.

*Bizimkiler solunum testine gitmişler. Testi yapan kadın söylenip duruyormuş. “Bugün ne yoğunluk var böyle. Bir dinlenemedim” diye. Kabul edelim, kendi işlerimizde çalışırken bizler de böyle söyleniyoruz.

*Bizim bir kız arkadaş var. Her sabah işe, “Bugün istifa edeceğim” diye başlıyor. Böyle demesine bakmayın. İki yıl oldu işe başlayalı ama hala çalışıyor. Böyle söylenenler de hep uzun süreli çalışıyorlar nedense. Ters etki mi yapıyor nedir?

*Geçen haberlerde gördüm. Türlünün içine katılan malzemeler ne kadar pahalandı diye haber yapmışlar. Patlıcan, patates falan. Haberi izlerken fark ettim ki bayadır biz de türlü yemiyoruz. Bizimkilere söyleyeyim de yapsınlar da yiyelim.

*Kişisel blog yazıları bu akşamlık da bitti. Ama biliyorsunuz ki, devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #165  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #167

Kişisel Blog Yazıları #165

Kişisel blog yazıları için dün akşam yeni bir yazı giremedim. Şimdi de yeni bir yazıya başlamak zor geliyor. Bir günlük ara verdim ama sanki aylardır yazmıyor gibiyim. Nereden başlayacağımı da bilemedim bir an. Hani elini, ayağını nereye koyacağını bilemediğin anlar olur ya. Hah, onun gibi işte. Neyse, yavaş yavaş yazıya geçelim. Bu kadar giriş yeter.

Birkaç gün önce sıcak oldu diye kombiyi kapatmıştık. Bugün hava yine bozdu ve soğudu. Bu akşam tekrar kombiyi açmak durumunda kaldık. Ne zaman artık kış bitti ve kombiyi kapatıyoruz diyeceğiz bilemiyorum.

Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledik. Bu diziler sezon finaline girdiğinde yazın ne izleyeceğiz onu da bilemiyorum. Televizyon kanallarında para yok. Artık eskisi gibi yaz dizileri de yapmıyorlar. Maliyetler herkesi vurmuş durumda.

Bir arkadaşım dün gece bir çılgınlık yapıp gece üçte yatmış. Bugün, “Zombi gibiyim. Neden böyle bir şey yaptım deyip” duruyordu. Survivor izlemiş. Ben hiç sevemedim şu Survivor’u ya.

Gerçek Survivor’dan bugünlük de bu kadar. Kişisel blog yazıları serisinde, hayatın içinden yazılar okumaya devam edeceksiniz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #164  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #166 

Kişisel Blog Yazıları #164

Kişisel blog yazıları için neyse ki saat gece yarısı 12’yi vurmadan bilgisayar başına oturabildim. Saatlerimiz 23.18 gösteriyor. O zaman yazı gelsin.

Bugün nedense kafamı bir türlü toparlayamadım, çağrılara doğru düzgün odaklanamadım. Öyle böyle akşamı yaptım.

Atv’de, ABİ dizisini izledik. Yine heyecanlı bir bölümdü. Doğan, sonunda abisi Sinan’ın kızını buldu. Kim olduğunu söylemiyorum ki ipucu olmasın.

Bu akşam haberlerde gördüm. Eğer beden işinde çalışıyorsanız akşamları bulmaca çözmeli, kitap okumalıymışsınız. Gün boyu beden çalıştığı için akşam beyni çalıştırmak gerekiyormuş. Bu sayede iyi bir şekilde dinlenebilirmişiz. Eğer bizim gibi gün boyu bilgisayar başında oturup çalışıyorsak da akşamları yürüyüş yapmalıymışız, egzersiz yapmalıymışız. Yani akşamları, işimizin tam tersi şeyi yaparak dinlenebilirmişiz.

Baktım bu akşam kardeşim, emeklilikten bahsediyor. Ne emekliliği dedim. “65-70 yaşına kadar çalışıp emekli olabileceğini mi düşünüyorsun sen?” dedim. O da, “Daha dün çocuktuk. Bak şimdi 40 yaşına geldik. Günler çok çabuk geçiyor” dedi. Mantıklı konuştu şimdi bak. Ama yine de 65-70 yaş, çok geç. Bireysel emeklilik hiç olmazsa 56 yaşında. Umutlar bireysel emeklilikte.

Kişisel blog yazıları serisini bu akşam umutlu bir şekilde bitiriyoruz o zaman.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #163  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #165 

Kişisel Blog Yazıları #163

Dün, kişisel blog yazıları serisine bir günlük ara vermiştim. Bugün, seriye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Selam millet. Ne habersiniz? Nasıl gidiyor hayat? Sevenler de mi kabahat? Çok anlamsız bir giriş oldu değil mi? Zaman zaman yapıyorum böyle, mazur görün. Evet, bugün günlerden yine pazartesiydi. Sabah işte çalışırken, “Acaba işimle barışabilir miyim? Her pazartesi böyle stres yaparak işe başlamak nereye kadar devam edecek?” diye sordum kendime. Ama cevap alamadım. Çünkü hat yoğundu. Akşam oldu, hala karar veremedim. Üzerine düşünüyorum. Yaz, iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladı. Bu akşam kombiyi kapattık. Bakalım tekrar açmak zorunda kalacak mıyız? Havanın sağı solu belli olmuyor sonuçta. Kanal D’de, Uzak Şehir dizisini izliyor bizimkiler. İzlerken de kayısılı meyve suyu içiyorlardı. Hemen ben de bir bardak aldım. Yemek bulunca giriş, iş bulunca siviş diye boşuna dememiş büyüklerimiz değil mi ama? Telefonlara 12 taksit kolaylığı gelecekmiş. Eğer gelirse yeni bir telefon alma niyetim var bakalım. İphone 8 var ben de. Hedef, yeni bir İphone tabi ki. Saat 21.50 geçiyor. Yatsı ezanı okunuyor. Bir günü daha bitiriyoruz işte. Gün bitiyor ama kişisel blog yazıları devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #162  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #164 

Kişisel Blog Yazıları #162

Kişisel blog yazıları serisinde bugün, günlük tarzında yazmak geldi içimden. O zaman başlayalım. Çalıştığım cumartesi günlerinden biri oldu. Neyse ki o kadar yoğun değildi. Akşam kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izledik. Diziyi izlerken de bir yandan canlı maç uygulamasından Galatasaray maçını takip ettik. Öldük öldük dirildik ama sonunda Antalyaspor’u 4-2 yenerek, 26’ıncı şampiyonluğumuza ulaştık. Haftalar öncesinden şampiyon olmamız gerekiyordu ama neyse. Önemli olan şampiyon olmaktı. Ali Congun’un, öğrenci kulüplerini anlattığı stand-up gösterisini izledim tekrar. Çok iyiydi. Ara ara izlerim böyle. Tam bir Türkiye gerçeği. Eğer izlemediyseniz muhakkak izlemenizi öneririm. Bizimkiler kuru fasulye yapmışlar. Güzel olmuş. Kuru fasulyeler de bazen iyi çıkıyor, bugünkü gibi güzel pişiyor, bazen de doğru dürüst pişmiyor. Eskiden öyle miydi yahu. Her yapılan kuru fasulye güzel olurdu. Yaz aylarında, evin önünde sobada pişirirdik. Hey gidi günler hey. Saat 23.13 oldu. Uykum da geldi. Bu yazıyı bitirdikten sonra ben de yatarım artık. İyi geceler millet. Kişisel blog yazıları yolculuğu devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #161  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #163

Kişisel Blog Yazıları #161

Kişisel blog yazıları serisi ile ölümsüz olur muyum? Bilmiyorum. Belki. Bu da nereden çıktı derseniz. İnsanlar öldükten sonra da yaşamak isterler. Bu da kalıcı bir eser bırakmakla mümkündür. Kitap olur, köprü olur, film olur, dillere destan bir kule olur falan. Ama benim için pek de anlamlı bir şey değil bu. Ben ölüp gittikten sonra benim adımı ansalar ne, anmasalar ne? Ben öldükten sonra kendi halime bakarım. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bana göre ezber bozan bir açıklama bu yaptığım. Ama sadece bu açıklamam ile değil, hayatımın tümü ile ezberleri bozmak isterdim. Yazılarımı okuyan, düşüncelerimle ilk defa karşılaşan bir insanda, “Bu adam ne diyor abi? Hiç böyle düşünmemiştim ben” dedirtmeyi isterdim. Bazı insanların röportajlarına, yazılarına ya da filmlerine denk geliyorum. Az önce yazdığım şekilde tepki veriyorum ben de. “Bu adam me anlatıyor abi?” diyorum. Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısını okuduğunuzda siz de, “Bu adam ne diyor be abi?” dediniz mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #160  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #162

Kişisel Blog Yazıları #160

Bazı yazarlar vardır. Kişisel blog yazıları yazarlar. Şaka şaka, bu benim. Bazı yazarlar vardır. Bu sefer ciddi diyorum bak. İnsanlarla fazla muhatap olmazlar. İhtiyaçlarını karşılamak için çıkarlar evden sadece. Zamanlarının çoğu evde geçer. İzlediğim bir filmde böyle bir yazar vardı diye hatırlıyorum. Hangi filmdi diye sormayın. Çünkü hatırlamıyorum. İşte bu yazar gibi olmak istiyor insan. Kendi başına yaşayan, yazan ve kimseyle muhatap olmayan. Dışarıdan güzel gözüküyor bu yaşam ama bir de deneyimlemek lazım. Size de olmuştur aslında. Dışardan çok güzel gözüken, denediğinizde çok mutlu olacağını düşündüğünüz şeyleri deneyimlediğinizde hiç de beklemediğiniz gibi olmuştur. Hayaller ve hayatlar işte. O yüzden denemeden bilemeyiz. Hayatta neyi yapmak istiyorsanız önce bir deneyin. Gerçekten mutlu ediyor mu sizi görün. Konu nereden nereye geldi. Yani demem o ki: Böyle bir yazar olarak yaşamak güzel olurdu. Kişisel blog yazıları yazarak yaşamak güzel olurdu. Peki ya sizce?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #159   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #161

Kişisel Blog Yazıları #159

Kişisel blog yazıları yazmanın zamanı olur mu? Olmaz. O yüzden yine buradayım ve yazıyorum. Bu akşam Kim Milyoner Olmak İster’de bir soru çıktı. Güneş’in kütlesi, Dünya’nın kütlesinin yaklaşık kaç katıdır diye. 330 bin katıymış cevap. Ya bu evrenin büyüklüğü nedir? Akıl sır almıyor. Mesafeleri ölçmeye rakamlar, sayılar yetmiyor. Evrenin bu büyüklüğü bize ne anlatmak istiyor? Bugün yine çok yoğun bir gündü. Konuşmaktan ağzım yoruldu. Çok konuşan birinin çağrı merkezinde çalışması gerek aslında. Ama onun bile ağzı yorulur. Çünkü istediği şeyleri konuşmuyor, dedikodu yapmıyor. Çalışıyor. Bu akşam Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledik. Saati 23.48 yaptık. Gün bitti, bitecek. Bugünden geriye yorgunluk kaldı benim için. Peki bugünden geriye size ne kaldı? Kişisel blog yazıları serisine güzel bir soru ile kapanış yaptımıza göre artık yazıyı bitirebiliriz. Yatmaya yakın çok su içmeyin. Gece devamlı tuvalete kalkmak zorunda kalıyor insan. Tamam, bu sefer yazıyı bitiriyorum. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #158  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #160

Kişisel Blog Yazıları #158

*İnstagram’da mı, yoksa X’te mi, hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Bir videoya denk geldim. Bir tane küçük kız çocuğu, yatan köpeğin başının altına yastık koyuyor. Ne varsa çocuklarda var. Boşuna dünyayı çocuklar yönetsin demiyorlar.

*Evet, hepimiz kendimize hedefler koyuyoruz. Peki bu hedeflere süre koyuyor muyuz? Şu kadar zamanda hedefimi gerçekleştireceğim diye düşünüyor musunuz? Ben hiç düşünmüyorum. Sadece hedefliyorum. Ama böyle yapmamak lazımmış. Hedefinize, süre koymanız lazımmış. Hadi o zaman hedeflerimize süre koymaya. Koşunnn.

*Bir başka öneri: Hayatınızda bazı şeyleri takıntı haline getirmeyin. Ben demiyorum. Kişisel gelişimciler diyor. Ben de şöyle bir düşündüm: Acaba hayatımda takıntı haline getirdiğim şeyler var mı? Evet, var. Şimdi bu takıntılardan kurtulma zamanı. Peki ya sizin takıntılarınız var mı?

*Yıllar önce görüp hala unutamadığım bir karikatür vardır. Zaman zaman aklıma gelince de gülümserim. Uzaylı, bizim devlet dairelerinden birine giriyor. “Merhaba dünyalı biz dostuz” diyor. Memur da, “Bugün git, yarın gel” diyor. O kadar otomatiğe bağlamış ki memurumuz. Uzaylıya bile aynı tarife.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #157  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #159

Kişisel Blog Yazıları #157

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını bekleyen dostlarım varsa eğer merhaba. Bir yazar için en büyük gurur kaynağı bu olsa gerek. Her gün yeni yazının beklenmesi. Bugün yine yoğun bir gündü. Pazartesiden beridir bir yoğunluktur gidiyor. Sanki herkes işi gücü bırakmış da bizi arıyor gibi. Saat 23.01 olmuş. Bir günü daha yiyip bitirdik be. Kanal D’de, Eşref Rüya dizisini izledik. Okuduğum son iki kitabı da, bir ayda ancak bitirdim. Tamam, her gün 5-10 sayfa oku, zinciri bozma, hiç okumamaktan iyidir. Ama öyle olmuyor. Bir kitap uzadıkça da, sıkıcı olmaya başlıyor. Başka da bir şey yok yani. Olsa, dükkan senin okuyucu. Rutine bağlanmış günler işte. Aslında rutinin dışına çıkmak lazım ama işte. Lafta kalıyor çoğu şey. Rutinden çıkmak ya da çıkmamak, işte bütün mesele bu. Daha bu mesele üzerine çok konuşuruz. Kişisel blog yazıları bitti ama şimdilik. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #156  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #158

Kişisel Blog Yazıları #156

*Az önce Küçük İskender’in yazdığı birkaç şiiri okudum. Sadece bir tanesini beğendim. Beğendiğim şiirin adı da, “Artık Kalbim Yok”

*Okuduğum bir köşe yazısında, “Sistemin sunduğu, ‘İstediğin her şey olabilirsin’ mesajı, motivasyon vermeyi bırakıp ezici bir baskıya dönüşüyor” yazıyordu. Gerçekten öyle değil mi? Omuzlarımızda hiç inmeyen bir yük gibi adeta.

*Oyuncu Bülent Polat, eşi ve iki çocuğunu alıp Çanakkale’ye yerleşmiş. En yakın yerleşim yerine 5 km uzakmış yerleştikleri yer. Elektrik ve telefon da yokmuş. Mutlu ve huzurlu yaşamanın yolunu böyle bulmuş Bülent Polat. Bir bakıma ailesiyle beraber inzivaya çekilmiş. İnsanlardan kaçarak mutlu olmaya çalışmak. Neredeyse ilk çağlardaki insanlar gibi yaşamaya döneceğiz.

*Hayvancılıkla uğraşan bir genç kız da, “Hayvan b.kuyla uğraşmak, b.ktan insanlarla uğraşmaktan iyidir” demiş. Herhalde daha önceleri olsa, kızın akıl sağlığında bir problem olduğunu düşünürdük. Ama şimdi çoğu kişi benim gibi, “Haklı kız abi” diyordur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #155  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #157

Kişisel Blog Yazıları #155

Kişisel blog yazıları serisi boş kalmasın diye iki kelam etmeye geldim. Bir arkadaşa bakıp çıkacağım der gibi oldu bu da. Bir yazı yazıp kaçacağım. Normalde Atv’de, ABİ dizisini izlerdik salı akşamları. Ama Atv’de, Türkiye Kupası maçı var. Biz de kanal D’de, Beyaz’la Joker’i izledik. Bugünün en çok konuşulan konularından biri de, Şebnem Ferah’ın yıllar sonra konser verecek olmasıydı. Önümüzdeki haziran ayında konser verecekmiş. Hemen, Mayın Tarlası şarkısı geldi aklıma. “Savaş filmlerinde olur ya/ Yaralı yaralı devam etmişim” der şarkının bir yerinde. Gerçekten de öyle olmaz mı? Adam, yaralı yaralı devam eder. Nasıl aklına geldi de bunu şarkıya ekledin ya? Öyle böyle derken yazıyı da bitirmiş olduk. Kişisel blog yazıları serisi, bu akşam da boş kalmadı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #154  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #156

Kişisel Blog Yazıları #154

*Bazı arkadaşlarıma İnstagram’dan komik videolar gönderiyorum. Görüyor ama hiçbir cevap falan vermiyor. Gülme emojisi falan da yok. Acaba video göndermemden mi rahatsız oldu diyorum. Sonra bakıyorum bu defa kendisi bana göndermiş. Abi, bi hissiyatını belli etsene ya. Nedir bu gizem?

*Bir tane arkadaşım da, bir kilo altını olsa yatağın üstüne yayıp, altınların üstüne yatmak istediğini söyledi. “Kardeşim bu nasıl bir fantezidir?” dedim. “Sen ne yaparsın?” diye sordu bana da. “Bir kısmını nakite çeviririm. Kalanı ile de yatırım yaparım yine” dedim. Bu devirde yatırım candır, gerisi heyecandır.

*Dua Lipa, vanilyalı dondurmanın üzerine zeytinyağı ve deniz tuzu ekleyerek yiyormuş. Tepkikolik’te buna tepki verdiler. İki kişi beğendi, diğer ikisi de beğenmedi. Beğenenler de bir daha olsa yemeyiz dediler. Ölüp bitmediler yani. Benim hiç aklıma böyle şeyler gelmez. “Yok şunu, şuna karıştırayım da yeni bir tat elde edeyim” diye düşünmem. Siz düşünür müsünüz?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #153  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #155

Kişisel Blog Yazıları #153

Evet, yine geldik buradayız. Ama yine aklımda yazacak bir konu yok. Ama gelmemek de olmaz, bloğu boş bırakmak olmaz. Kişisel blog yazıları serisi bir şekilde devam etmeli. Bugün sözde 4 mayıs. Ama dışarıda rüzgar var. Saatlerdir yağan yağmur var. Gören de kışa giriyoruz zanneder. Yeni açılan bir dükkandan hamburger yaptırmış kardeşim. Köftesi kokuyor gibi geldi bana. Belki de kokmuyordu bana öyle geldi. Kardeşim beğenmiş. Ben kolay kolay beğenemiyorum. Biraz seçiciyim. Kanal D’de, Uzak Şehir dizisini izliyor bizimkiler. Benim de biraz uykum var. Belki bu yazıdan sonra direk yatarım ben de. Her gün aynı şeyler işte. Yarın yine kalk ve çalış. Böyle böyle ömür bitiyor. Kişisel blog yazıları serisi bugün de bitti. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #152   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #154

Kişisel Blog Yazıları #152

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısı için geldim ama aklımda ne yazacağıma dair en ufak bir fikrim yok.

Saat 21.49 geçiyor ve dışarıda rüzgar var.

Bizimkiler, Star’da Çirkin dizisini izliyorlar.

Onlarla beraber biraz da ben izledim.

Sonra da yazımı yazmaya geldim işte.

Hafta içi boş bir günümde sağlık ocağına gidip bir tahlil yaptırmak istiyorum.

Hani sosyal medyada çok konuşuluyor ya.

Magnezyum, D vitamini, Bi vitamini falan.

Bakalım değerlerim nasılmış?

Magnezyum için doktor bir şey verirse en azından onu kullanırım.

Finansal özgürlük için, ek gelir getirecek işler yapmak lazımmış.

Bu ek gelirleri de yatırıma yönlendirmek gerekiyormuş.

Parayı çalıştırıp, para kazanmak yani.

Ek gelir getirecek işler neler olabilir?

Şimdi biraz bunları incelemem lazım.

Kişisel blog yazıları serisinde benim de tuzum bulunsun dersen yorum yapabilir ya da bir emoji koyabilirsin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #151  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #153

 

Kişisel Blog Yazıları #151

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümü için aslında başka bir yazı yazmıştım. Ama beğenmedim yeni bir yazı yazdım. İşte o yazı da, bu yazı.

*Bugün yine finansal özgür olmak üzerine YouTube’dan videolar izledim. Finansal özgür olabilmem için daha kırk fırın ekmek yemem lazım.

*Alzaymır olan yaşlı bir teyze vardı. Vefat etmiş. Haberi duyunca kurtuldu dedik. Hem bakan kurtuldu, hem de kendisi. Bu dünyada her işini kendin görebilmen ve kimseye muhtaç olmamak büyük nimet.

*Kanal D’deki, Güller ve Günahlar dizisi sıkıyor artık beni. İlk başlardaki o heyecan kayboldu gitti.

*Bu akşam bizimkilerle konuşurken, “Artık çaydan da eskisi gibi tat alamıyorum” dedim. Bizimkiler de, “Bizim ağzımızın tadı yok” dediler. Bizim de ağzımızın tadı yok, yediğimiz içtiğimiz şeylerin de tadı yok.

*Bazen, hem tatil günümü en iyi şekilde değerlendirmek istiyorum. Hem de doğru dürüst bir şey yapamadan tatil günümü yiyip bitiriyorum. Bu nasıl bir ikilemdir?

*Kişisel blog yazıları serisinde, hayatımdan birkaç noktaya değindiğim yazım da böylece bitti. Eğer bu yazımı sevdiysen yorum yapabilir, yorum yapamam dersen sadece emoji de koyabilirsin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #150

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #152