Masamın üstü dağınık. Her yer, her yerde. Kitaplar var üst üste. Aldığım notlar var kargacık burgacık yazılarla. Kahvem soğumuş, daha ancak yarısını içmişim.
Ama
aklımda yazacak bir konu yok. Yaşadığım bir yazar tıkanması.
Sıkıntılı
bir şekilde kalkıyorum sandalyemden. Pencerenin önüne gidiyorum. Dışarıyı
izliyorum. 21 Mart. Dışarıda hava kapalı, soğuk ve ara ara da yağmur yağıyor. Seviyorum
böyle havaları da. Ben zaten her havayı severim.
Sanki
bir film sahnesinde olduğumu hayal ediyorum. Filmlerde de öyle olmaz mı?
Filmdeki karakter bazen pencereden dışarıyı izler sıkıntılı bir şekilde. Ben de
bir karakter mi oldum şimdi?
Bir
şey yazamamaktan sıkıntılıyım. Gelecek kaygısı duymaktan sıkıntılıyım. Hayattan
tat alamamaktan sıkıntılıyım.
Bazen
bazı şeyleri hak etmediğimi düşünmekten sıkıntılıyım. Böyle düşündüğüm için
kendime kızıyorum. Bu yüzden sıkıntılıyım.
Her
gün kafamın içinde bunların dönüp durmasından sıkıntılıyım.
Yazılarımın
beş para etmemesinden sıkıntılıyım. Martin Eden gibi yazmaktan hiç vazgeçmeyen
biri olmak isteyip de olamamaktan sıkıntılıyım.
Ellerimi
saçlarımın arasına geçiriyorum ve bir off çekiyorum. Kafamı çevirip sandalyeme
ve açıkta duran bomboş bilgisayar sayfasına bakıyorum.
Sonra
masama doğru gidiyorum. Sandalyemi çekip oturuyorum.
Omuzlarım
dik ve artık yazmaya hazırım.
Yazının
başlığını atıyorum: Sıkılıyorum.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #127