Arkadaşlarla otururken dalmışım öyle. Arkadaşlardan bir tanesi, “Nerelere daldın gittin yazar efendi?” dedi. “Yok yahu buradayım” dedim.
Arkadaşımın
yazar efendi demesi hoşuma gitmişti.
Ben
de ona göre bir cevap verdim. “Hangi konuda yazsam diye düşünüyordum” dedim.
Aslında
hiç alakası yoktu. Çünkü bir ortamdan sıkıldığım zaman dalar giderim ben.
Bedensel olarak kendimi böyle ifaderim.
“Tamam,
bu konuda yazarım” diye ilgimi çeken konuları not almıyorum. İlk başlarda böyle
denedim ama olmadı.
Ben
bilgisayarın başına oturacağım ve o an aklıma ne gelirse yazacağım. Benim
tarzım bu. Peki ya sizin tarzınız ne?
Garson
çocuk gelmiş, ne istediğimizi soruyordu.
Hava
çok sıcaktı. Dışarıda da yürümüştük biraz. Buz gibi bir içecek lazımdı bana.
Sıcak bir şeyler hiç içemezdim.
Elmalı
mojito vardı. Ondan söyledim. 190 liraymış. O an fiyata falan bakacak halim
yoktu. Bir an önce içeceğimin gelmesini bekliyordum.
Herkesin
gelmişti. Bir benim ki gelmemişti. “Nerede kaldı bu içecek?” diye içimden sorup
duruyordum. Sonunda geldi.
Hemen
pipete ağzımı dayadım ve içinde buz dolu olan bardaktan içmeye başladım. “İşte
bu” dedim. İçim yanmış resmen.
Biraz
kendime geldiğime göre şimdi sohbete ve etrafa bakabilirdim.
Evet,
şunu yazarım diye not almıyordum ama bilgisayar başına yazmak için oturduğumda
bu gördüklerimden aklımda kalanları, dikkatimi çekenleri yazıyordum.
Bizimkiler
altın muhabbeti yapıyorlardı.
Bir
tanesi, “Bizim millet yanlış yapıyor abi. Altının düşükken alacaksın, yüksekken
satacaksın. Bizim millet, yüksekken altın alıyor” diyordu.
Altınla
biraz ilgilenenlerin bile bildiği bir kuraldı bu. Artık bunu duymaktan sıkılmıştım.
Ama arkadaşım doğru söylüyordu.
Bizim
millet tersine iş yapıyordu. Altın konusunda yatırım yapmayı bir türlü
öğrenememişti.
Biraz
da Dünya Kupası falan konuştuk işte. Klasik erkek muhabbeti. Para ve futbol. En
sonunda da kız muhabbeti.
Arkadaşlarımdan
biri, “Sen de bir şeyler yok mu? Yaşın kaç oldu. Evlen artık” dedi.
“Yok
birader. Benden geçti. Bu saatten sonra kimseyi çekemem” dedim.
“Klasik
olacak ama. Bir eşin ve çocukların sorumluluğunu alamam” dedim.
Evli
olanlardan bir tanesi, “Bir şey söyleyeyim mi? En iyisini yapıyorsun. Tek
tabanca takılmak en iyisi” dedi.
Arkadaşlardan
birinden destek görmek iyi geldi bana. “Eyvallah kardeşim” dedim.
“Hiç
dikkat ettiniz mi? Buradaki garsonlar da devamlı değişiyor” dedi arkadaş.
“Evet,
farkındayım. Bizim çağrı merkezi gibi işte. Devamlı bir sirkülasyon var” dedim.
“Bu
kadar erkek muhabbeti yeter da” dedim ve dağıttım masayı çıktım. Şaka şaka. Ne
alakası var? Durduk yere niye böyle bir şey yapayım?
Arkadaşlarla
vedalaştık. Otobüs durağına doğru yürümeye başladım.
Yine
sıcaklamaya başlamıştım. Yoldaki büfelerin bir tanesinden soğuk bir gazoz
aldım. İçe içe durağa gittim.
Otobüs
durağında bir arkadaşa denk geldim. Arkadaşla laflarken yanımızdan üç genç kız
geçti. Biri telefonla konuşuyordu. Sinirliydi.
Yanındaki
kız arkadaşı da küfür etti. Muhtemelen telefondaki kişiye.
Arkadaşım
bana baktı, “Görüyor musun kızı. Erkek gibi küfür ediyor” dedi.
Otobüs
geldi. Neyse ki kalabalık değildi. Arkadaşlarla bir buluşma da böylece
bitmişti.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #237: Bir günün içinden