Kişisel Blog Yazıları #104: Bugünden notlar ve istikrar mucizedir sözü...

Son 3-4 gündür iş çok yoğun. Nefes almadan konuşuyoruz resmen. Akşam iş bittiğinde haşatımız çıkmış oluyor. Yemekten sonra ister istemez de insanın üstüne bir ağırlık çöküyor. Tam televizyon karşısında bir şey izlerken uykuya geçmelik bir yorgunluk bu.

Atv’de, ABİ dizisini izledik. Bölümler ilerledikçe dizi daha da bir yerine oturuyor gibi. İlk başlarda Afra Saraçoğlu’nu pek yakıştıramamıştım ama o da bölümler ilerledikçe kendini kabul ettirdi bana.

Bu arada dizide Çağla karakteri vuruluyor. İyileşme sürecinde kelle paça çorbası yapıyorlar kıza. Hiç sevmem kelle paçayı. Canan Karatay, doğal kolajen diye söyler durur. Ama benlik değil hocam. Ne olur iç diye zorlama.

Birkaç gündür yine kitap okuyamıyorum. Elimdeki kitaba başladığım bir ay olmuştur. Hala bitecek. Aslında hiç sevmediğim bir durumdur bu. Bir romanı, bir ayda bitirememem.

YouTube’da bir videoda denk geldim. Sözü söyleyen kişiyi hatırlamıyorum şimdi. Ama söylediği söz, duyduğum andan beri aklımda dönüp duruyor. “İstikrar mucizedir. En küçük şey olsa bile, istikrarlı bir şekilde tekrar ediyorsanız onun sonu mucizeye varır, onun kaçarı kurtuluşu yok” dedi.

İstikrar, her şey işte. Bu söz, başka bir sözü daha hatırlattı bana. Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir diye. Bu sözü de çok severim. Bu tür başarı üzerine söylenen sözleri her zaman sevmişimdir. Kim sevmez ki zaten.

KişiselBlog Yazıları #103: Peynirli ekmek, çay ve bir akşam

Kişisel Blog Yazıları #103: Peynirli ekmek, çay ve bir akşam

Ekmeğin içine peynir ve zeytin koydu. Bir an ekmeğe baktı ve, “Çocukken de böyle yapardık” dedi. Yanındaki arkadaşı, “Bırak şimdi nostaljiyi. Aç karnını doyur. Durma hadi ye” dedi. “Arkamızdan koşturan mı var be mübarek, yiyoruz işte” dedi. Bir yandan da maça bakıyorlardı iki arkadaş. Çay da yapmışlardı. Bir yandan yiyor, bir yandan çay içiyorlar, bir yandan da maçı izleyip yorumlarda bulunuyorlardı. Mutlu olduğunu hissetti bir an. Şimdi arkadaşına mutlu hissediyorum dese, “Moruk, sen de bu akşam ne duygusal takıldın be” diyecekti. İçinde kötülük yoktu biliyordu da ama yine de böyle derse içi burkulurdu. O yüzden o topa hiç girmedi. Sadece içinde bulunduğu anın tadını çıkarmaya baktı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #102: Hayata dair bir pazar günü

Kişisel Blog Yazıları #102: Hayata dair bir pazar günü

Bir pazar gününü daha evde geçirdim. Aslında dün arkadaşla buluşacaktım ama hiç halim yoktu. Onun yerine bol bol uyumuştum. Sosyal medyada takıldım biraz. Nihilist penguen üzerine yapılan paylaşımlara baktım tekrar. Geçen hafta bugün patlamıştı videosu biliyorsunuz. Dünya çapında viral olmuştu. Öğleden sonra Atv’de, ABİ dizisinin tekrarına denk geldik. Onu izledik. Bunca yıl sonra iyi bir diziyle döndü Kenan İmirzalıoğlu. Dizinin ilk bölümden sonra böyle düşünmesemde. Akşam Star’da, Oh Olsun adındaki Türk filmi vardı. Biraz onu izledik. Sonra Atv’ye geçtik. Kim Milyoner Olmak İster’e. Biraz da onu izledik. Bir pazar günü de böyle bitti. Yarın yeni bir hafta. Diyete falan başlayacaksınız tam sırası. Ya da yeni bir karar aldıysanız ve uygulamaya koyacaksanız tam sırası. Saat 23.37 geçiyor. Galiba yatmanın da tam sırası.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #101: Savunmaya geçmekten yoruldum    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #103: Peynirli ekmek, çay ve bir akşam

Kişisel Blog Yazıları #101: Savunmaya geçmekten yoruldum

Bugün gün boyu uyudum. Öğlen kalktım, kahvaltı yaptım. Sonra tekrar yattım. Akşam 19.00’da yine kalktım. Uyusam, daha da uyurdum resmen. Beden yorgunluğundan mı yoksa psikolojik yorgunluktan mı bilmiyorum. Zaman zaman böyle oluyorum. Kana kana uyumak istiyorum böyle zamanlarda. Kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izledik. Dizideki Serhat karakterinin, “Artık kimseye kendimi açıklamaya çalışmayacağım. Savunmaya geçmekten yoruldum. Artık herkes kendi bilir” cümlesi beni de rahatlattı resmen. “Ben de hayatımda böyle olmalıyım” dedim. Zaten hayat zor. Bir de yaptığımızın şeylerin nedenini başkalarına açıklamaya çalışarak heba etmeliyim kendimizi. Farkında mısınız bilmiyorum. Psikolojik olarak çökmüş durumdayız toplum olarak. Canımız burnumuzda yaşıyoruz. Gelecekten ümidimiz yok. Sadece yaşıyoruz işte. Toplum olarak tükenmişlik sendromu yaşıyoruz da denilebilir aslında.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #100: Yoğunluk, salata ve gidenler   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #102: Hayata dair bir pazar günü

Kişisel Blog Yazıları #100: Yoğunluk, salata ve gidenler

Bugün çok yoğundu. Resmen nefes alamadık. O kadar çok aradı ki müşteriler. Haftayı kapattık ama pestilimiz de çıktı. Kanal D’de, Arka Sokaklar’ı izledik. Annem, çoban salata yapmış. Salatanın görünüşünden çok güzel olduğu belliydi resmen. Yiyince de yanılmadığımı anladım. Ya zaten bir yemek, yiyecek, salata artık neyse. Görünüşünden belli ediyor kendini. “Bu çok güzel olmuş belli” diyorum ve yanılmıyorum. Altın ve gümüş çakılmış. Bir yerden sonra çakılacakları belliydi. Acayip yükselmişlerdi çünkü. Dün haberlerde gördüm. Bir kadın kuyumcuya çeyrek altın almaya gitmiş. “Bir saattir sırada bekliyorum ve hala da gelmedi” diyordu. Tam bir çılgınlık hali yani. Fatih Ürek, günlerdir yoğun bakımdaydı. Bu akşam haberi geldi. Hayatını kaybetmiş. Hadi Hadi adlı şarkısı çıktığı dönemde resmen patlamıştı. Zamanı gelen gidiyor işte.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #99: Şarj olmam lazım  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #101: Savunmaya geçmekten yoruldum

Kişisel Blog Yazıları #99: Şarj olmam lazım

Uykum var. Dün akşam doğru dürüst uyuyamadım. Erken yatsam iyi olacak. Dün akşam TRT 1’de, Manchester City- Galatasaray maçını izledik. 2-0 yenildik. Uykusuz kaldığımıza değmedi. İş desen, bugün yoğundu yine. Uykusuzluğa, iş yorgunluğu da eklenince pilim bitti. Şarj etmem lazım kendimi. Biz insanların da şarj olma yöntemi: Uyumak. Bu arada uyumak niye var ki? Bunun hikmeti ne ola ki? Perşembe akşamları televizyonda bir şey yok zaten. Bir şey yok derken, dizi anlamında bir şey yok yani. Atv’de, Kim Milyoner Olmak İster’i izliyoruz biz de.  Altın ve gümüşten sonra şimdi de bakır popüler oldu. Millet neye yatırım yapacağını, neyden alacağını şaşırdı. Bir tanesi sosyal medyada, “Periyodik cetvelde ne varsa satıyorlar” demiş. Hakikaten doğru ha.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #98: Hafta sonunu bekleyerek ömür mü geçer?  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #100: Yoğunluk, salata ve gidenler

Kişisel Blog Yazıları #98: Hafta sonunu bekleyerek ömür mü geçer?

Bugün baya yoğundu ya. Konuşa konuşa bi hal oldum. Akşam kanal D’de, Eşref Rüya’yı izledik. Aslına bakarsan başka da bir şey yok. Sıradan, rutin günlerden biriydi. Çarşambayı bitirmek güzel. Hafta sonuna kaldı iki gün. Bir ihtimal, hafta sonu iş arkadaşlarıyla buluşup çay/kahve içebiliriz. Adıyaman diye hatırlıyorum ama yanlış da hatırlıyor olabilirim. Göbeklitepe’deki T sütunlarına benzer sütunlar bulunmuş. Bu büyük bir keşif bence. İki ilin arasındaki bağlantı ne acaba? Bununla ilgili yakında YouTube videosu çekerler. Heyecanla bekliyorum. Heyecan demişken. Galiba benim hayatımda heyecan yok ya. Günler öylesine, sıradan ve rutin geçiyor işte. Siz de böyle hissediyor musunuz? Hafta sonunu bekleyerek ömür mü geçer arkadaş. Ama geçiyor işte.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #97: Salı Gününden Dağınık Notlar   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #99: Şarj olmam lazım