Saate baktı. Daha saat 03.30 geçiyordu. Kalktı, tuvalete gitti.
Sonra
mutfağa yöneldi. Kahve içmek istedi canı. Düşünmek istiyordu.
Kahve
hazırlanırken camdan dışarıya baktı.
Karşı
apartmanda bir iki dairenin ışığı yanıyordu. Belki onların da kendisinin ki
gibi uykuları kaçmıştı.
Kahvesini
aldı ve masaya geçti.
Kişisel
blog yazıları serisinin bu akşam ki yazısını yazamamıştı. Aklına konu gelmişti.
Yorgundu da.
O
yüzden yazmalıyım diye tutturmadan gidip yatağına yatmıştı.
Hazır
kalkmışken yazımı yazayım dedi. Ama yine aklına konu gelmiyordu.
Kahve
çok güzel olmuştu. Kahvenin güzel olması, o an için mutlu etti onu. Küçük
mutluluklar dedikleri bu olsa gerekti.
Yazmak
onun için hobiydi. Belki de hobiden de öte.
Kişisel
blog yazıları yazarak hobisini en güzel şekilde gerçekleştirmiş oluyordu.
Bugüne
kadar hiç evlenmemişti. Bu saatten sonra da evlenmezdi zaten.
İşi
gidip geliyor, hobi olarak da bloğunda yazılar yazıyordu. Hayatı bu kadarcıktı
işte.
Ne
kadar da rutin bir hayat diye düşündü. İşe git, gel. Hayat, çalışmaktan ibaret
gibiydi.
Hayat
üzerine çok mu düşünüyordu?
Hayat
üzerine çok mu kafa yoruyordu?
Acaba
bu kadarı fazla mıydı?
Çok
da inceleme işte, yaşa gitsin. Bazısı böyle diyordu. Bu kadar kolay mıydı yani?
Kahvesi
bitmişti. Saate baktı. 04.30 olmuştu.
Bardağı mutfak tezgahına koydu. Yatağa doğru yöneldi.
Artık
yatmalıydı. Ne de olsa yarın iş vardı.
Hiç
iş olmasaydı. Yarın istediği saatte kalkabilseydi. Ne güzel olurdu. Zenginlik
dedikleri bu olsa gerek diye düşündü.
Yarın
akşam, kişisel blog yazıları serisine muhakkak bir yazı yazmam gerek diye düşünürken
gözleri kapanıyordu.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #146