Dışarıda harika bir hava vardı. Günlerden Pazar olunca da kendini dışarıya atmamak olmazdı.
Ama
kendimi akşam 17:30’da dışarıya attım. Daha erken çıkıp direk güneşe maruz
kalmak istemedim çünkü.
Fındık
dükkanı olan bir arkadaşım var. Onun yanına gittim.
Hem
bu şekilde kişisel blog yazıları serisine yazacak şeylerim olur dedim.
Yandaki
kahveden çay söyledi hemen. Çay içtik. Ama çay bayattı. Ulan bayat bayat çayı
kakalıyorlar millete.
Arkadaşım
yeni bir fındık makinesi alacakmış. Onun telaşı içindeydi.
Oradan
çıktım. BİM’e girdim. Trabzon ekmeği aldım. Kornet dondurma aldım 4 tane de.
Ama isimsiz markadan. Yıllardır aldığımız marka. Şimdi isim vermeyeyim. Reklama
girmesin.
Ordan
eve geldim. Kanal D’de, Arka Sokaklar’ın tekrar bölümü vardı. Cuma akşamı
izlemediğimiz için onu izledik.
Cuma
günü Show TV’de Kızılcık Şerbeti’ni izledik çünkü.
Galatasaray
evinde Fenerbahçe’yi 3-0 yendi. Artık şampiyon olduk sayılır.
Kişisel
blog yazıları serisi için böyle günlük tarzda da yazmak istiyorum ama genelde
her gün aynı olduğu için yazamıyorum.
Bugün
farklılık olduğu için yazdım.
Gerçi
her günüm farklı olsa da yine de sıkılırdım günlük yazmaktan.
Bir
gün günlük, bir gün hikaye, bir gün güncel olaylar, bir gün de hiçbir şey
yazmak istemiyorum.
Değişik
bir ruh dünyam var bu konuda. Her gün aynı tarzda yazamıyorum.
Saat
23.43 oldu. Belki yatmadan önce şu an okuduğum hikaye kitabından bir hikaye
okurum. Sonra da yatarım.
Kişisel
blog yazıları serisinde sen hangi yazı tarzımı seviyorsun peki?
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #145