Kişisel Blog Yazıları #266

Apple, bu akşam İphone 18’i tanıttı. Yine bilmem kaç para. Bir tanesi yazmış sosyal medyada. “İphone 17 verip telefon alacağınıza hissesini alsaydınız şimdi 80 bin lira kardaydınız” diye. Ben ikisine de varım. Telefonu da alın, hisseyi de. An geliyor insan, tak diye göçüp gidiyor bu dünyadan. Birikim yapın ama her şeyi de gelecekte yapacağım/yaşayacağım anlayışında da olmayın. Tabi bu işin bencesi. Herkesin görüşü farklıdır. Saygı duyarım. Bugün bloğun okunan yazılarına baktım da. Yazdığımı unuttuğum bazı yazılar okunmuş. Sevindim tabi. Ama sonra bir baktım ki. Singapur’dan falan okunmuş. Onlar da botlardır. Zaten öyle de bir haber çıkmıştı. İnsanlardan fazla botlar takılıyormuş internette. Ne günlere kaldık.

Kişisel Blog Yazıları #265

Bu akşam Star’da, Tuzlu Kahve dizisinin tekrarını izledik. Orada hizmetçiyi oynayan kadın, Arka Sokaklar’da, Nazike karakterini canlandırıyordu. Babam, “Arka Sokaklar bitince kadın da buraya gelmiş” dedi. “Ee, hayat devam ediyor baba. Para kazanmaya devam etmesi lazım” dedim. Ama yıllardır Arka Sokaklar’da gördüğüm bir karakteri, başka bir dizide görmek de iç acıtmadı değil. Maç başlayınca TRT 1’e geçtik. Yine geçen seneki gibi mağlubiyetle başladık Şampiyonlar Ligi’ne. Galatasaray deplasmanda Sporting Lizbon’a 3-1 yenildi. Tuzlu Kahve dizisini izlerdik şunu düşündüm: Zenginler deniz kenarı evlerde oturuyorlar. Para derdi de yok. Günlerini nasıl geçiriyorlar, neye sarıyorlar? İlk birkaç hafta iyi, güzel. Peki ya sonra? Gün gelir zengin olursam size bunun cevabını bizzat kendim yazacağım millet. Hadi yine iyisiniz.

Ergun Plak da gitti

Atv’de ilk bölümü yayınlanan Mercan Köşk dizisini izledik biraz. Sarmadı beni pek. O bitti, TRT Spor’u açtık. Fenerbahçe-Beşiktaş maçının özetini izledik. Beşiktaş 2-1 yendi. Ondan sonra da geldim bu yazıyı yazıyorum işte. Saat 23.50 geçiyor. Seksenler dizisinde Ergun Plak karakterini oynayan Serhat Kılıç, sevgilisi tarafından evinde ölü bulundu. Yara, kesik falan yokmuş. Sadece göz çevresinde ve kollarında morluklar varmış. Kesin ölüm nedeni araştırmalar neticesinde belli olacakmış. Ruhi Çenet’in, Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudiler videosu Amerika’yı salladı resmen. Hasidik Yahudilere yapılan para yardımları Amerikan halkını ayağa kaldırdı. Videoyu izledim. Ama bu kadar ses getireceğini tahmin etmiyordum. Yine çok iyi bir iş çıkardın Ruhi. Tebrikler.

Kişisel Blog Yazıları #264: Hem uçuyor hem de kaçıyor abicim

En son moda dronlar burada. Gel abi gel. Fabrikadan halka satış. Bu fırsatı kaçırma.

-Hoş geldin abim. Hangi drondan vereyim?

-Kardeşim şu dronun özelliği ne?

-Uçuyor abicim.

-Peki şu dorunun özelliği?

-Kaçıyor abicim.

-Peki şu dronun?

-Hem uçuyor, hem de kaçıyor abicim.

-Garantisi var mı peki?

-Garantisi benim abicim.

-Desene merdiven altı.

-Pazarda ne arıyordun ki abicim.

-Tamam kalsın o zaman. Kolay gelsin.

-Sen bilirsin abicim.

-Mahmut Abi zabıtalar geliyor kaçın.

Hemen büyük bir poşete 4-5 tane dronu koydu Mahmut. Çalışmaya hazır bekleyen drona astı poşeti.

-Oğlum Hakan ben kaçar. Sen de dronla malları her zaman ki yere indir.

Mahmut kaçarken dron da havalanmış, dron da kaçıyordu. Zabıtalar dronun arkasından bakakaldılar.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar geçidi gibi bir dizi

Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar Geçidi Gibi Bir Dizi

Yakında Star TV’de, Tuzlu Kahve adında yeni bir dizi başlayacak. Ama bu dizi öyle böyle bir dizi değil. Tüm bilindik oyuncuları toplayıp, dizi yapmışlar resmen. Eda Ece, Buğra Gülsoy, Nebahat Çehre, Sarp Apak, Cengiz Bozkurt, Şevval Sam, Binnur Kaya… Yazmaktan yoruldum. Daha da bir çok oyuncu var. Artık diğer oyunculara siz internetten bakarsınız. Bu kadar büyük oyuncuların olması büyük bir beklenti yaratıyor tabi. Ama bakarsınız iki bölümde de kalkabilir. Bir dizi, oyuncu ile tutmaz. Diziyi tutturacak olan senaryodur, hikayedir, inandırıcılıktır, oyuncuların birbiriyle oynamaktan zevk almasıdır. Yani işin özü: Bizim seyirciler olarak o dünyaya, inanmamızdır. O zaman bekleyelim ve görelim. Tuzlu Kahve dizisi, bizi kendisine inandırabilecek mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #264: Hem uçuyor hem de kaçıyor abicim

Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken

İşte bu gece, yılın ilk karı yağabilirdi. Yarın iş de yoktu. Bu gece oturup karın yağmasını bekleyecekti. Yapardı kahvesini, alırdı kitabını ve beklerdi. Dediği gibi de yaptı. Kahvesini aldı ve pencerenin yanına gitti. Masaya kahvesini koydu. Sonra gitti kitabını getirdi. Kitaba başlamadan önce pencereden şöyle bir dışarıya baktı. Daha gelen giden bir kar tanesi bile yoktu. Kitabını okumaya başladı. Kahvesini yudumlarken dışarıya da bakıyordu. Yarım saat olmuştu. Kitap okumaktan sıkılmıştı. Kahve de bitmişti. Bilgisayarını getirdi. YouTube’tan bir şeyler açtı. Saat bir oldu. Yine şöyle bir dışarıya baktı. Galiba o akşam, bu akşam değildi. En iyisi yatmaktı. Uykusu da gelmişti. Sabah dört gibi uyandı. Tuvalete gitti. Tam odasına giderken gözü pencereye takıldı. Lan yoksa dedi. Hemen pencerenin yanına gitti. Evet, yanlış görmemişti. Kar yağmıştı.  

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar geçidi gibi bir dizi

Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama

Gecenin ikisi olmuş ve hala uykusu gelmemişti. Yarın sabah nasıl kalkıp da işe gidecekti? “Ulan iş falan olmayacak, sorun da ortadan kalkacak işte” dedi. Yatakta bir o yana, bir bu yana dönüyordu. “Koyun mu saysam la?” dedi. Hayatında hiç koyun sayarak uyumayı denememişti. Koyunları saymaya başladı. Tıpkı filmlerdeki gibi. Koyunları bir bir sayıyordu. Bir anda koyunlara, kurtlar saldırmıştı. Kalbi hızlıca çarpmaya başlamıştı. Ya bana da saldırırlarsa diye korkuyordu. Çoban köpekleri de gelmiş, kurtlara saldırmışlardı. Ortalık karışmıştı. Kimin kime saldırdığı belli değildi. Hemen saklanacak bir yer aradı. Ahıra girdi. Dışarıdan hala sesler geliyordu. Ahırın kenarına çömeldi, gözlerini kapadı ve başını, ellerinin arasında aldı ve saymaya başladı. 1,2,3. “Bu bir kabus, bu bir kabus, uyanmalıyım” dedi. 15,16,17. Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. “Hakan, hakan, uyan, uyan.” Birden gözlerini açtı. Evinde, yatağındaydı. “Ne oldu bana Zeynep?” diye sordu. “Ne olacak, kabus görüyordun” dedi karısı. “Ne gördün de korktun bu kadar?” “Koyunlar, köpekler, bir savaş alanı gibiydi. Ulan, koyun sayıp, uyuyalım dedik, uykuyu şimdi tamamen kaçırdık iyi mi?”

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken