Kişisel Blog Yazıları #158

*İnstagram’da mı, yoksa X’te mi, hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Bir videoya denk geldim. Bir tane küçük kız çocuğu, yatan köpeğin başının altına yastık koyuyor. Ne varsa çocuklarda var. Boşuna dünyayı çocuklar yönetsin demiyorlar.

*Evet, hepimiz kendimize hedefler koyuyoruz. Peki bu hedeflere süre koyuyor muyuz? Şu kadar zamanda hedefimi gerçekleştireceğim diye düşünüyor musunuz? Ben hiç düşünmüyorum. Sadece hedefliyorum. Ama böyle yapmamak lazımmış. Hedefinize, süre koymanız lazımmış. Hadi o zaman hedeflerimize süre koymaya. Koşunnn.

*Bir başka öneri: Hayatınızda bazı şeyleri takıntı haline getirmeyin. Ben demiyorum. Kişisel gelişimciler diyor. Ben de şöyle bir düşündüm: Acaba hayatımda takıntı haline getirdiğim şeyler var mı? Evet, var. Şimdi bu takıntılardan kurtulma zamanı. Peki ya sizin takıntılarınız var mı?

*Yıllar önce görüp hala unutamadığım bir karikatür vardır. Zaman zaman aklıma gelince de gülümserim. Uzaylı, bizim devlet dairelerinden birine giriyor. “Merhaba dünyalı biz dostuz” diyor. Memur da, “Bugün git, yarın gel” diyor. O kadar otomatiğe bağlamış ki memurumuz. Uzaylıya bile aynı tarife.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #157

Kişisel Blog Yazıları #157

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını bekleyen dostlarım varsa eğer merhaba. Bir yazar için en büyük gurur kaynağı bu olsa gerek. Her gün yeni yazının beklenmesi. Bugün yine yoğun bir gündü. Pazartesiden beridir bir yoğunluktur gidiyor. Sanki herkes işi gücü bırakmış da bizi arıyor gibi. Saat 23.01 olmuş. Bir günü daha yiyip bitirdik be. Kanal D’de, Eşref Rüya dizisini izledik. Okuduğum son iki kitabı da, bir ayda ancak bitirdim. Tamam, her gün 5-10 sayfa oku, zinciri bozma, hiç okumamaktan iyidir. Ama öyle olmuyor. Bir kitap uzadıkça da, sıkıcı olmaya başlıyor. Başka da bir şey yok yani. Olsa, dükkan senin okuyucu. Rutine bağlanmış günler işte. Aslında rutinin dışına çıkmak lazım ama işte. Lafta kalıyor çoğu şey. Rutinden çıkmak ya da çıkmamak, işte bütün mesele bu. Daha bu mesele üzerine çok konuşuruz. Kişisel blog yazıları bitti ama şimdilik. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #156

Kişisel Blog Yazıları #156

*Az önce Küçük İskender’in yazdığı birkaç şiiri okudum. Sadece bir tanesini beğendim. Beğendiğim şiirin adı da, “Artık Kalbim Yok”

*Okuduğum bir köşe yazısında, “Sistemin sunduğu, ‘İstediğin her şey olabilirsin’ mesajı, motivasyon vermeyi bırakıp ezici bir baskıya dönüşüyor” yazıyordu. Gerçekten öyle değil mi? Omuzlarımızda hiç inmeyen bir yük gibi adeta.

*Oyuncu Bülent Polat, eşi ve iki çocuğunu alıp Çanakkale’ye yerleşmiş. En yakın yerleşim yerine 5 km uzakmış yerleştikleri yer. Elektrik ve telefon da yokmuş. Mutlu ve huzurlu yaşamanın yolunu böyle bulmuş Bülent Polat. Bir bakıma ailesiyle beraber inzivaya çekilmiş. İnsanlardan kaçarak mutlu olmaya çalışmak. Neredeyse ilk çağlardaki insanlar gibi yaşamaya döneceğiz.

*Hayvancılıkla uğraşan bir genç kız da, “Hayvan b.kuyla uğraşmak, b.ktan insanlarla uğraşmaktan iyidir” demiş. Herhalde daha önceleri olsa, kızın akıl sağlığında bir problem olduğunu düşünürdük. Ama şimdi çoğu kişi benim gibi, “Haklı kız abi” diyordur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #155

Kişisel Blog Yazıları #155

Kişisel blog yazıları serisi boş kalmasın diye iki kelam etmeye geldim. Bir arkadaşa bakıp çıkacağım der gibi oldu bu da. Bir yazı yazıp kaçacağım. Normalde Atv’de, ABİ dizisini izlerdik salı akşamları. Ama Atv’de, Türkiye Kupası maçı var. Biz de kanal D’de, Beyaz’la Joker’i izledik. Bugünün en çok konuşulan konularından biri de, Şebnem Ferah’ın yıllar sonra konser verecek olmasıydı. Önümüzdeki haziran ayında konser verecekmiş. Hemen, Mayın Tarlası şarkısı geldi aklıma. “Savaş filmlerinde olur ya/ Yaralı yaralı devam etmişim” der şarkının bir yerinde. Gerçekten de öyle olmaz mı? Adam, yaralı yaralı devam eder. Nasıl aklına geldi de bunu şarkıya ekledin ya? Öyle böyle derken yazıyı da bitirmiş olduk. Kişisel blog yazıları serisi, bu akşam da boş kalmadı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #154  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #156

Kişisel Blog Yazıları #154

*Bazı arkadaşlarıma İnstagram’dan komik videolar gönderiyorum. Görüyor ama hiçbir cevap falan vermiyor. Gülme emojisi falan da yok. Acaba video göndermemden mi rahatsız oldu diyorum. Sonra bakıyorum bu defa kendisi bana göndermiş. Abi, bi hissiyatını belli etsene ya. Nedir bu gizem?

*Bir tane arkadaşım da, bir kilo altını olsa yatağın üstüne yayıp, altınların üstüne yatmak istediğini söyledi. “Kardeşim bu nasıl bir fantezidir?” dedim. “Sen ne yaparsın?” diye sordu bana da. “Bir kısmını nakite çeviririm. Kalanı ile de yatırım yaparım yine” dedim. Bu devirde yatırım candır, gerisi heyecandır.

*Dua Lipa, vanilyalı dondurmanın üzerine zeytinyağı ve deniz tuzu ekleyerek yiyormuş. Tepkikolik’te buna tepki verdiler. İki kişi beğendi, diğer ikisi de beğenmedi. Beğenenler de bir daha olsa yemeyiz dediler. Ölüp bitmediler yani. Benim hiç aklıma böyle şeyler gelmez. “Yok şunu, şuna karıştırayım da yeni bir tat elde edeyim” diye düşünmem. Siz düşünür müsünüz?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #153  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #155

Kişisel Blog Yazıları #153

Evet, yine geldik buradayız. Ama yine aklımda yazacak bir konu yok. Ama gelmemek de olmaz, bloğu boş bırakmak olmaz. Kişisel blog yazıları serisi bir şekilde devam etmeli. Bugün sözde 4 mayıs. Ama dışarıda rüzgar var. Saatlerdir yağan yağmur var. Gören de kışa giriyoruz zanneder. Yeni açılan bir dükkandan hamburger yaptırmış kardeşim. Köftesi kokuyor gibi geldi bana. Belki de kokmuyordu bana öyle geldi. Kardeşim beğenmiş. Ben kolay kolay beğenemiyorum. Biraz seçiciyim. Kanal D’de, Uzak Şehir dizisini izliyor bizimkiler. Benim de biraz uykum var. Belki bu yazıdan sonra direk yatarım ben de. Her gün aynı şeyler işte. Yarın yine kalk ve çalış. Böyle böyle ömür bitiyor. Kişisel blog yazıları serisi bugün de bitti. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #152   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #154

Kişisel Blog Yazıları #152

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısı için geldim ama aklımda ne yazacağıma dair en ufak bir fikrim yok.

Saat 21.49 geçiyor ve dışarıda rüzgar var.

Bizimkiler, Star’da Çirkin dizisini izliyorlar.

Onlarla beraber biraz da ben izledim.

Sonra da yazımı yazmaya geldim işte.

Hafta içi boş bir günümde sağlık ocağına gidip bir tahlil yaptırmak istiyorum.

Hani sosyal medyada çok konuşuluyor ya.

Magnezyum, D vitamini, Bi vitamini falan.

Bakalım değerlerim nasılmış?

Magnezyum için doktor bir şey verirse en azından onu kullanırım.

Finansal özgürlük için, ek gelir getirecek işler yapmak lazımmış.

Bu ek gelirleri de yatırıma yönlendirmek gerekiyormuş.

Parayı çalıştırıp, para kazanmak yani.

Ek gelir getirecek işler neler olabilir?

Şimdi biraz bunları incelemem lazım.

Kişisel blog yazıları serisinde benim de tuzum bulunsun dersen yorum yapabilir ya da bir emoji koyabilirsin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #151  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #153