Dışarıda pala pala kar yağıyordu. Camdan yağan karı izlemenin huzuru vardı içinde.
Gitti
hemen bir kahve yaptı kendine. Yine geldi camın kenarına. Elinde kahveyle
izlemeye başladı bu sefer yağan karı.
Kişisel
blog yazıları serisinin yeni yazısını yazacaktı.
Ama
şimdi bu keyfini bozmak istemiyordu. Birazdan yazardı yazısını. Hem de bu anı
yazardı. Konu da çıkmış oldu işte böylece.
Geçmişini,
şimdiyi ve geleceğini düşünüyordu. Kişisel gelişimciler her derler ya, “Anı
yaşayın” diye. O iş öyle olmuyordu işte.
Sadece
şimdiyi, şu anı düşünmek tam bir delilikti. İnsan denen varlığı sadece şimdi
ile sınırlayamazdınız.
Çünkü
insan, geçmişi, şimdiyi ve geleceği beraber düşününce rahatlardı ancak. En
azından şimdilik bu şekilde düşünüyordu.
Gün
gelir de sadece şimdiyi düşünebilirse bunu da açık yüreklilikle kendisine
itiraf ederdi. Onun değişmez dediği düşünceleri yoktu.
Sabah
sabah bunları düşünmek ve sıcacık bir kahve çok iyi gelmişti.
Kedisi,
sırt üstü koltukta uzanmış yatıyordu. Bu kedilerin ne ilginç yatış şekilleri
var diye düşündü. Gidip sevmek istedi ama sonra vazgeçti. Çünkü severse
muhakkak uyanırdı. Onu yazı yazarken rahat bırakmazdı sonra. En iyisi hiç
ellememekti.
Kahvesinin
son yudumunu da içti ve kahveyi bitirdi. Bardağı masasına koydu. Ama içi rahat
etmedi.
İşi
biten şeyin etrafında olmasını istemiyordu. Boş bardak, yenilmiş çikolata kabı
falan gibi. Gitti, mutfağa bıraktı bardağını. Tekrar içeri geldi ve masasına
oturdu.
Artık
kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını yazmaya başlayabilirdi.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #143