Kişisel Blog Yazıları #143

*Bugün 23 Nisan. Çocukların bayramı. Bir sürü paylaşım yapılıyor. Siz bizim geleceğimizsiniz falan diye. Peki çocuklara gerçekten öyle davranıyor muyuz? Onlara bunu hissettiriyor muyuz? “Sen çocuksun bilmezsin sus” deriz. Öz güveni yıkar geçeriz. “Sen yapamazsın, çocuksun daha” deriz. Onlara sorumluluk vermeyiz. Onları hayata dahil etmeyiz yani. Bence burada bir sorun var. Bunu konuşmalıyız ve düzeltmeliyiz.

*Kişisel blog yazıları serisi gibi daha önce seri yapan bloglar var mı diye baktım ama bulamadım. Zamanında bazı bloglar yapmış. Yapay zekanın yalancısıyım. Peki göster o zaman onları diyorum. Gösteremiyor. Tanıdık bloglardan seri yapan biri vardı bak. Bir yılda, her gün yazı yazma serisi. 365 yazı. İşte bunu bir zamanlar Yine Bir Gün Biz Böyle bloğu yapmıştı. Şimdi de her gün yazıyor ama seri olarak değil. Tam bir günlük blog işte.

*Mario Levi’nin bir röportajını izledim bugün. O da zamanında yazarlık atölyesi açmış. 21 yıl kesintisiz ders vermiş. Yazarlık atölyelerini sordular. “Ebru öğrenmek istiyorsunuz mesela. Bir ustanın yanında yetişmeniz lazım. Ney üflemek istiyorsunuz. Bir ustanın yanında yetişmeniz lazım. Piyano çalacaksınız. Bir ustanın yanında yetişeniz lazım. Bütün bunlar yapılırken neden yazarlık için bunu düşünmeyelim? Benim ki bir çeşit usta/çırak ilişkisi.” dedi. Evet, bu açıdan düşündüğümüzde çok mantıklı geldi bana da. Evet, eskisi gibi negatif bakmıyorum artık yazarlık atölyelerine. Ama gerçekten işin ehli olanlardan ders almak kaydıyla. Zaten röportajda Mario Levi de buna vurgu yapıyor. Önüne gelenin yazarlık atölyesi açması hakkında. Yani işin özü: Güvendiğim isimlerden birileri olursa yazarlık atölyesinin başında ve imkanım da varsa o an için yazarlık atölyesine gitmek isterim artık.

*Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısında neler mi olacak? Ben de bilmiyorum. Yine içimden geleni, aklıma takılanı yazacağım bir yazı olacak o kesin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #142

Kişisel Blog Yazıları #142

*Bugün 23 Nisan. Buruk bir şekilde kutluyoruz bu günü. Çünkü Kahramanmaraş’taki okul saldırısında hayatını kaybeden çocuklarımız ve öğretmenimizin acısı hala kalplerimizde.

*Kişisel blog yazıları serisine bir süre ara vermiştim. Şimdi bu yazı ile seriye kaldığımız yerden devam ediyorum. Bazen sıkılıp ara veriyorum sonra tekrar dönüyorum. Bu da, o dönüş yazılarımdan biri.

*Bazı dizi oyuncuları çıkıp, Kahramanmaraş’taki olayın dizilerle alakası olmadığını söylüyorlar. Tamam, her şeyi dizilere bağlamamak lazım. Ama dizilerin de etkisi var. Artık şunu bir kabul etsek mi?

*Canan Karatay Hoca, eşini kaybetmiş ya. Üzüntüden de dişleri dökülmüş hocanın. Hoca adına çok üzüldüm. Şimdi düşünüyorum da, hayatta ne için yaşayacak? Eşini, hayat arkadaşını kaybetmiş. Hayata yeniden bağlanma motivasyonunu nasıl bulacak?

*İbrahim Tatlıses, bütün servetini devlete bırakacağını açıklamış. Artık çoluk çocuktan ne kadar bıktıysa. Ama çocukların, “Tamam babacığım. Sen öyle dediysen, öyle olur” diyeceğini sanmıyorum. Böyle durumlarda kişi, servetini devlete, hayır kurumlarına bıraksa bile varisler itiraz ettiğinde yine mirastan pay alabiliyorlarmış. Geçen bununla ilgili arkadaşla konuşmuştuk. O söylemişti.

*Oyuncu Ferdi Atuner hayatını kaybetmiş. Kendisini Ayrılsak da Beraberiz dizisinde, devamlı “Bir tatlı huzur almaya geldim kalamıştan” şarkısını söylerken hatırlarım. Bir de Kemal Sunal’ın, Çarıklı Milyoner filminden.

*Kişisel blog yazıları serisinin ortaya karışık yazılarından biri daha bitti. Şimdi sıra, serinin yeni yazılarında. Beni takip etmeyi, bildirimleri açmayı ve yorum yapmayı unutmayın. Pardon ya. Bu söylediğim YouTube’da oluyordu değil mi?

*Önceki yazı: Soğuk esen hava ve çirkin bir dizi- Kişisel Blog Yazıları #141

23 Nisan'da onları hatırlayacağız...

Kahramanmaraş’taki okul saldırısında öğretmen ve öğrenciler hayatını kaybetti. Şimdi gel de 23 Nisan’ı kutla. Bizim için sevinç ve neşe anlamına gelen 23 Nisan, resmen yas günü oldu. Hele, bayramlık giyecek çocuklar kefen giydi diye yazmış ya biri. İnsanın yüreğini dağlıyor.

Saldırının gerçekleştiği okulun tamamen kapatılacağı iddiaları var. Başka bir iddia da, öğrenciler yakınlardaki diğer okullarda eğitim görmeye devam edecek, şimdilik okul kapalı kalacak. Sonra duruma göre bakılacak. Şu an için öğrencilerin tekrar o okula gitmemesi çok doğru bir karar. Resmen bir travma olurdu onlar için.

Patır patır insanların öldürüldüğü oyunlar yasaklanmalı bence. Sanal dünyada insan öldüre öldüre hissizlik oluşuyor çocukta. Gerçek hayatta da insan öldürmenin hiç de problem olmayacağını düşünebilir çocuk. Tabi ki sadece oyunlar değil bunun sebebi. Ama oyunlar da nedenlerden biri.

Okullarda şiddet neden artıyor? Diziler mi, toplum mu?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının ardından herkes tartışıyor. Çocuklar nasıl bu hale geldi? Bunun önüne nasıl geçeriz? Kimi oyunlardan, kimi dizilerden diyor. Kimi toplumdaki şiddet kültüründen, kimi Esra Erol ve Müge Anlı’dan diyor. Yine tartışma bir yere bağlanmayacak yani.

Eşref Rüya ve Yeraltı dizileri yayından kaldırıldı dendi bir ara bu okul baskınlarından sonra. Açıklama geldi. Kalkmamış. Sadece silahlı sahneler konusunda daha hassas olacaklarmış. Nasıl olacaklarsa?

Baskın yapan çocuğun etek giydiği görüntüler çıktı ortaya. Kendini de kız olarak tanımlıyormuş. Bu nasıl karışık bir durumdur? Neler dönüyor? Sınıfta çekilmiş görüntüler vardı. Orada çocuk, dönüp duruyordu. Etekli görüntülerini görünce, kendince bale falan mı yapıyordu diye düşündüm.

Reklam yoksa dizi de yok: Televizyon krizi büyüyor...

İlk olarak Arka Sokaklar dizisinin yeni bölümü, yeterli reklam alamadığı için yayınlanmadı.

Sonra Now’daki Kıskanmak dizisi de aynı şekilde.

Böyle devam ederse yeni diziler çekilmez artık. Çekilse bile iki/üç dizi yapılır, diğer akşamlar hep filmler yayınlanır.

Çok uç bir nokta ama böyle giderse tamamen diziler ortadan kalkabilir.

Diziler ortadan kalkarsa kanallara ne ihtiyaç var? O zaman kanallar da kapanır.

Eskiden bir gecede iki dizi yayınlanırdı. Sonra maliyetler yükseldiği için dizi sayısı bire düşürüldü.

Bir dizi ile tüm geceyi kapatmaya başladı kanallar. Önce geçen haftanın özetini, sonra yeni bölümü yayınladılar.

Böyle çözüm bulmuşlardı maliyetler için.

Ama şimdi bir akşam da, bir dizi için bile yeterli reklam alınamıyorsa bu işin sonu nereye gidecek?

Cem Gelinoğlu'nda, Okan Bayülgen havası mı var?

Aslı Şafak ile İşin Aslı programına Cem Gelinoğlu ve Doğu Demirkol konuk olmuş. Onu izledim.

Cem Gelinoğlu daha önce iki defa bu programa gelmiş.

Programın sunucusu Aslı Hanım, o iki programa gönderme yaparak, “Cem sana ne oldu? Sen çok konuşkan olmuşsun” dedi.

Program sunucularının en sevdiği konuk tarzı, konuşkan konuktur diye de ayrıca ekledi.

Cem Gelinoğlu ise bu durumu, moduna bağladı.

Bazı zamanlar çok içe kapanık olduğunu, bazı zamanlar da böyle olduğunu söyledi.

Bence moduyla ilgili değil. En azından bana öyle gelmedi.

Çünkü Doğu Demirkol’a sorulan sorulara da kendisi cevap verecekti neredeyse.

OKAN BAYÜLGEN DE KONUŞULDU PROGRAMDA…

Okan Bayülgen’in, konuklarından çok kendisinin konuşması hakkında.

Hatta Doğu onunla ilgili, “Okan Bayülgen konuşacak, onu dinleyecek konuklar aranıyor” diye de espri yaptı.

Cem Gelinoğlu’ndan, Okan Bayülgen havası aldım.

Hep o konuşmak istiyor sanki.

Konuşmaya başlayınca 3-4 dakika susmuyor. Devamlı anlatmak istiyor.

Okan Bayülgen kadar olmasa da.

Ama şunu da ekleyeyim: Konuşması da dinleniyor. Ben dinlerken zevk aldım. Ne diyecek diye bekledim.

Boş konuşmuyor yani. Hayata dair, filme dair, diziye dair, ilişkilere dair. Her ne konuda konuşursun kendisini dinletiyor.

Bu çok önemli bir özelliktir bak. Acun Ilıcalı da hep buna vurgu yapar. “Seyirci bu adam ne diyecek diye bekliyorsa o adam olmuştur” der Acun.

CEM GELİNOĞLU, STAND-UP YAPACAKMIŞ…

Bu arada Cem Gelinoğlu, stand-up şovlarına başlayacakmış.

Kendisini severim. Hem adaşım olduğu için, hem filmlerinden dolayı, hem de televizyondan gördüğüm kadarıyla iyi bir insan olmasından dolayı.

O yüzden başarısız olmasını istemem.

Çünkü stand-up farklı meziyetler gerektirir.

Tamam, hep kamera arkasında başarılı oldun. Ama sahne farklı bir yer.

Seyirciyle bire bir temas halindesin. Anlık tepki alıyorsun. Bunu yönetebilmek, senaryo içinde oynanan oyunculuktan çok daha zor.

Önce kendi arkadaşlarına yapacakmış gösterisini. Sonra da tüm seyircilere.

CEM GELİNOĞLU VE DOĞU DEMİRKOL İYİ BİR İKİLİ OLMUŞLAR…

Başka bir not daha. Cem Gelinoğlu ve Doğu Demirkol’un beraber konuk olduğu ve benim izlediğim ikinci programdı bu.

İlk program Kafa TV, YouTube kanalındaki Dolunay Soysert’in sunduğu Ne Münasebet programıydı.

İki programda da iyi bir ikili oldukları izlenimini aldım. İkisi de birbirine saygı duyuyor.

Doğu, Cem’i gerçekten bir abi gibi görüyor. Belki ileride başka işlerde yine beraber oynarlar.

Ama oynamasalar bile çok iyi dost olduklarını ve bu dostluğun yıllarca devam edeceğini düşünüyorum.

 

Kahveyle başlayan bir günün sonunda gelen mektup...

Sabah kalktım. Daha yüzümü yıkamadan ve tuvalete gitmeden, kahve makinesinin düğmesine bastım. Çünkü kahve içmeden kendime gelemezdim.

Aslında hiç böyle adetim yoktur. Hep özenti işte.

Yüzümü bolca suyla yıkadım. Havluyla yüzümü kurularken, acaba başka milletlerde de sabah yüz yıkama adeti var mıdır diye düşündüm.

Kahvemi aldım ve mutfak masasına geçtim. Dumanı tüten kahveme baktım. Bir yudum aldım. Yeni bir gün başlıyordu işte.

Sosyal medyada biraz kaydırma yaptım kahvemi içerken. Yine bir dünya üzücü haber.

Sabahımı berbat etmesine izin veremezdim daha fazla. Kapattım sosyal medyayı.

Blog arkadaşlarımın yazılarını okudum. Yine bir gün biz böyle, Deeptone ve Cherry’nin.

Kahvenin yanında da bir tane kuruvasan yedim. Filmlerdeki gibi bir sabah başlangıcı yaptığıma göre artık işe gidebilirdim.

Akşam eve geldim, kapıyı açtım. Baktım kapının önünde bir mektup.

Kapının altından atmış kim attıysa.

Mektubu aldım, koltuğa geçtim. Merakla açtım. İçinde, kişisel blog yazıları serisi devam edecek yazıyordu.