Kişisel Blog Yazıları #280

Çocukken takvim yapraklarını çok okurdu. Hem de her gün. Ama şimdi nerede. Yazacak konu arıyordu. Belki aradığı konuyu takvim yapraklarında bulurdu. Birkaç takvim yaprağını okudu. Ama yazmak için bir konu bulamadı. Sadece nostalji yapmış oldu. Biraz camdan dışarıyı izledi. Biraz kitap okudu. Birkaç köşe yazısı okudu. Biraz da YouTube’da takıldı. Ama yok. Bir türlü yazacak bir konu bulamıyordu. Kafasını boşaltmak için biraz müzik dinledi. Yatağa uzandı ve gözlerini kapadı. Müzik dinlerken ve yazacak konu düşünürken uykuya geçmişti. Uyandığında saate baktı. Bir saattir uyuyordu. Uykusunda rüya görmüş olsaydı onu yazacaktı. Ama annesi her zaman, “Gördüğünüz rüyayı herkese anlatmayın” derdi. Rüya görmüş olsa da rüyasını yazamazdı yani. Annesinin öğüdünü dinlerdi. Bilgisayarın başına geçti ve yazısının başlığını attı: Annesinin öğüdünü dinleyen çocuk.

Kişisel Blog Yazıları #279

*Avcı- toplayıcı döneminde ne güzelmiş ya. Hayvan avla, karnını doyur ve günün geri kalanı senin. Ne istersen onu yap. Fatura derdi yok, kariyer derdi yok. Tamamen yokları oynuyorsun. Ama pozitif anlamda yokları oynamak bu.

*Now TV’de, Ömür Usta adında yeni bir dizi başlayacak. Nurgül Yeşilçay oynuyor Ömür Usta’yı. Lotoda her zaman aynı rakamları oynuyor dizide. Bir gün tutacak diyor. Çevremde de birkaç kişi var böyle. Yıllardır aynı rakamları oynuyorlar. Ama daha büyük ikramiyeyi yakalayan olmadı aralarından.

*Kişisel gelişim için son dönemde devamlı tekrar edilen bir şey var: Olaylar senin elinde değil ama olaylara vereceğin tepki senin elinde. Asıl güç, vereceğin tepkiyi kontrol etmende. Baya mantıklı. Ama ya bunu hayata geçirebilmek. Kırk fırın ekmek yemek lazım.

 

 

Kişisel Blog Yazıları #278

*Kanal D’de, Kuralsız Sokaklar programını izledik biraz. Fransa’nın Marsilya şehrindeydi. Sonra Atv’ye geçtik. Mercan Köşk dizisinin tekrarı vardı. O bitti ve Türkiye- Fransa maçı başladı. 1-0 yenildik. 5-6 gol yemeyelim diye maçtan önce konuşuyorduk. Maçın sonunda neredeyse beraberliği yakalıyorduk ama olmadı.

*Halk TV’de, sabah haberlerini bir süredir Deniz Bayramoğlu sunuyor. Nasıl sunuyor bakalım diye izlerken şunu fark ettim: Hiç fanatikçe sunmuyor haberleri. Sadece haber sunuyor, spikerlik yapıyor. Keyifle izliyorum.

*ABD Başkanı Trump, basına sansür uygulamış. Televizyonlar da Trump’a sansür uygulamış. Trump ekranda konuşuyor ama sesi duyulmuyor. Televizyonlar özellikle böyle yayın yapmışlar. Protesto yani. Trump da sinirlenmiş. Kendine televizyon kurmaya karar vermiş. Trump TV olur adı da herhalde.

Kişisel Blog Yazıları #277

*Ömer Hayyam’ın hayatını anlatan bir YouTube videosu izledim. Şairliğinin yanında hem matematikçi hem de astronommuş. Daha önce okumadıysanız rubailerini okumanızı öneririm. Benim için Ömer Hayyam demek, rubaileri demek.

*Bizim belediye anons yapıyor devamlı. Akçakocadan taze palamut gelmiş bizim buradaki balıkçıya. İsteyen alabilirmiş. Bedava değil yani parasıyla. Benim için balık demek, hamsi demektir. Palamutu sevemedim birkaç kere denememe rağmen.

*Akşam markete gidip geldim. 19.30’da çıktım evden. Çoktan hava kararmıştı. Ee, artık geceler uzun. Geçen gün kahve ve patates böreği alıp, parasını ödemeyi unutmuştum. Hem alışveriş yaptım hem de onların parasını ödedim.

*Daha önce çağrı merkezinde çalışan bir arkadaş vardı. Çağrı merkezinden ayrılıp bir markette çalışmaya başlamıştı. Geçen gün marketin olduğu yerde bir işim vardı. Gelmişken arkadaşı da göreyim dedim ama yokmuş. İzinliymiş herhalde. Arasaydın dedi. “Yok, sürpriz yapacaktım” dedim. Artık başka sefere.

 

Kişisel Blog Yazıları #276

*ABİ dizisi final yapacakmış. Böyle olacağı belliydi zaten. İkinci sezon da hikayeyi baştan aşağıya değiştirdiler. O ilk sezonda yakalanan sinerji kaybolup gitti.

*Mansur Yavaş, CHP’den istifa etmiş. Zaten beklenen bir şeydi. Asıl haber: Yeni Parti’ye katılmayıp bağımsız kalacakmış. Mansur Başkan ne yapmaya çalışıyorsun çözemedim seni.

*Ezo gelin çorbası, hak ettiği değeri görmüyor abi. Mercimek çorbasından ne eksiği var? Mercimek çorbasını da severim ama favori çorbam ezo gelindir.

*İş yeri Whatsapp grubunda bir enteresanlık var. Bugün günaydın yazdım kimse cevap vermedi. Bir iki kişi muhakkak günaydın derdi. Ben de niye yazmıyorsunuz diye sormadım. Ben de günaydın mesajı atmayacağım o zaman. Neyse ki bugün cuma. Son iş günü. Keyfimi kaçırmayacağım.

Kişisel Blog Yazıları #275

*Zaman zaman blogda yazmaktan sıkılıyorum. Öyle durumlarda bloğa belli bir süre ara veriyorum. Tekrar yazma isteğimin gelmesini bekliyorum. Bir arkadaşım mesela. Daha önce şiir kitabı çıkarmış. Ama son 4-5 yıldır hiç şiir yazmıyormuş. Neden diye sordum. “Sanırım aktaracaklarım bitti ya da bir süredir dinlenmede” demiş. Böyle de bir durum var. Anlatacak bir olayın kalmadıysa, o yazı türünden elini eteğini ister istemez çekebiliyorsun.

*İzlediğim bir YouTube videosunda, “Kazandığından çok harcarsan senden bir cacık olmaz” diyor. Yani, ayağını yorganına göre uzat diyor. Ondan sonra da yatırım yapmaya başla ve paranı farklı yatırım araçlarında değerlendirmeye başla diyor. Finansal özgürlük için bir yerden başlamak lazım sonuçta.

Kişisel Blog Yazıları #274

*Bugün bir kız arkadaş bana soğuk mu yaptı yoksa bana mı öyle geldi anlamadım. Yarın da durumu takip edeceğim. Sevdiğim bir arkadaşımdır kendisi. O nedenle kafama takıldı.

*Sezgin Kaymaz adında bir yazar varmış. Ben daha yeni duydum adını. Bundan yıllar önce bir gece durduk yere oturup roman yazmaya başlamış. Hala da yazıyormuş. Yani insana, ne zaman ilhamın geleceği belli olmuyor.

*Yine buna benzer bir olay. Yaşlı bir amcamız, bir anda resim yapmaya başlamış. Çobanlık yaparken hayvan otlattığı dağları çizmeye başlamış. Eğer sanat adına bir yetenek varsa insanda, illa bir yerde ortaya çıkıyor işte. Peki her insanda sanatsal bir yetenek var mıdır? Blogcular olarak bizim yeteneğimiz de blog yazmak diyebilir miyiz?