Saat çaldı.
Ne
saati ya?
Nostaljik
olarak saat çaldı diyorum.
Telefonun
alarmı çaldı.
Şöyle
bir kalktım, doğruldum, telefonun alarmını kapattım.
Sonra
tekrar kafamı yastığa koymuşum.
Uyandığımda
saat 07:50 geçiyordu.
Saat
08:00’de servis geliyor. Servisi kaçıracağım.
Hemen
yataktan kalktım ve üstümü giyinmeye başladım.
Eğer
yetişemeyecek gibi olursam servistekilerden birini arar, bekletirim servisi,
yoldayım diye.
Pantolonu
giydim önce.
Sonra
bir tişört.
Sonra
da hırkayı giydim.
Tamam.
Telefonu
cebime attım.
Cüzdan
tamam.
Yok
yetişemeyeceğim.
En
iyisi Semih’i aramak. Aradım.
Üç
defa çaldı ama açmadı.
Eğer
zorunlu bir durum olmasa üçüncü çalıştan sonra kapatırım.
O
kadar da görgü kurallarını bilmiyor değiliz.
Ama
zaman görgü kuralına uyulacak zaman değil.
Beşinci
çalışta açtı Semih.
“Ne
var lan sabah sabah” dedi.
“Lan
ne çemkiriyor. Servisi kaçıracağım, servisi beklet” dedim.
“Ne
servisi lan. Bugün pazar. Yat zıbar” deyip telefonu kapattı.
Bir
an durdum.
“Anaaa.
Doğru ya. Bugün pazar” dedim.
Telefonun
alarmını kapatmayı unutmuşum.
Hemen
üstümü çıkardım.
Önce
hırkamı, sonra tişörtümü.
Amannn,
ne fark eder işte, üstümü çıkardım ve yatağa tekrar girdim.
Üstüme
yorganı çektim ve yastığıma mutlulukla kafamı koydum.