İşte bu gece, yılın ilk karı yağabilirdi. Yarın iş de yoktu. Bu gece oturup karın yağmasını bekleyecekti. Yapardı kahvesini, alırdı kitabını ve beklerdi. Dediği gibi de yaptı. Kahvesini aldı ve pencerenin yanına gitti. Masaya kahvesini koydu. Sonra gitti kitabını getirdi. Kitaba başlamadan önce pencereden şöyle bir dışarıya baktı. Daha gelen giden bir kar tanesi bile yoktu. Kitabını okumaya başladı. Kahvesini yudumlarken dışarıya da bakıyordu. Yarım saat olmuştu. Kitap okumaktan sıkılmıştı. Kahve de bitmişti. Bilgisayarını getirdi. YouTube’tan bir şeyler açtı. Saat bir oldu. Yine şöyle bir dışarıya baktı. Galiba o akşam, bu akşam değildi. En iyisi yatmaktı. Uykusu da gelmişti. Sabah dört gibi uyandı. Tuvalete gitti. Tam odasına giderken gözü pencereye takıldı. Lan yoksa dedi. Hemen pencerenin yanına gitti. Evet, yanlış görmemişti. Kar yağmıştı.
Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken
Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama
Gecenin ikisi olmuş ve hala uykusu gelmemişti. Yarın sabah nasıl kalkıp da işe gidecekti? “Ulan iş falan olmayacak, sorun da ortadan kalkacak işte” dedi. Yatakta bir o yana, bir bu yana dönüyordu. “Koyun mu saysam la?” dedi. Hayatında hiç koyun sayarak uyumayı denememişti. Koyunları saymaya başladı. Tıpkı filmlerdeki gibi. Koyunları bir bir sayıyordu. Bir anda koyunlara, kurtlar saldırmıştı. Kalbi hızlıca çarpmaya başlamıştı. Ya bana da saldırırlarsa diye korkuyordu. Çoban köpekleri de gelmiş, kurtlara saldırmışlardı. Ortalık karışmıştı. Kimin kime saldırdığı belli değildi. Hemen saklanacak bir yer aradı. Ahıra girdi. Dışarıdan hala sesler geliyordu. Ahırın kenarına çömeldi, gözlerini kapadı ve başını, ellerinin arasında aldı ve saymaya başladı. 1,2,3. “Bu bir kabus, bu bir kabus, uyanmalıyım” dedi. 15,16,17. Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. “Hakan, hakan, uyan, uyan.” Birden gözlerini açtı. Evinde, yatağındaydı. “Ne oldu bana Zeynep?” diye sordu. “Ne olacak, kabus görüyordun” dedi karısı. “Ne gördün de korktun bu kadar?” “Koyunlar, köpekler, bir savaş alanı gibiydi. Ulan, koyun sayıp, uyuyalım dedik, uykuyu şimdi tamamen kaçırdık iyi mi?”
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola
Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola
Kendi dünyasına çekilmiş, hiçbir şeye karışmıyordu. Açlıktan ölünceye kadar da bir şey de yemiyordu. Sadece okuyordu. Sosyal medya hesaplarını da silmişti. Hayatın anlamını sadece okumakta bulmuştu. Haftada bir kitap bitirir olmuştu. evdekiler, onun için endişe ediyorlardı. O ise, hayatından son derece memnundu. Annesi, “Nereye kadar gidecek böyle oğlum? Ölmeden bir işe girip, evlendiğini görseydim yeterdi. Bu halin çok üzüyor beni” diyordu. O ise, “anacım sen üzülme. Ben halimden memnunum” diyordu. Günler böylece geçip gidiyordu. Bir gün sıkıldı. Artık hayata karışmak istiyordu. Evden, çağrı merkezinde çalışmaya başladı. Sonra da bir kızla tanıştı. Sevdi ve işler ciddiye bindi. Galiba annesinin dediği olacak ve evlenecekti. Yıllar sonra sadece kitap okuduğu o dönem sorulduğunda, “Hayata kısa bir mola verdim” diyecekti.
Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #259: Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim
Kişisel Blog Yazıları #259: Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim
Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim. Yazar olmak için fular gerekirdi ama benim fularım yoktu. Hızlıca bir kahvaltı yapıp hemen bir fular almaya gittim. Gözüme ilk çarpan fuları aldım ve hemen eve geldim. Başka ne lazımdı? Bilgisayar. O zaten vardı. Hemen bir kahve yaptım kendime. Bilgisayarımı açtım. Word sayfası karşımdaydı. Tamam da şimdi ne yazacaktım? Aklıma bir şey gelmiyordu ki. Fulara da boşuna mı para vermiştim şimdi? Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir Keloğlan varmış. Ulan oldu mu bu şimdi? Çocuklara masal mı anlatıyorum? Olan şeyi yazmış olurum zaten. Ama bu Keloğlan’a farklı şeyler yaptırırsam o zaman bir masal olur işte. Ama bu Keloğlan’a ne yaptıracağım ki? En iyisi Keloğlan, “Yetti artık bu kellik. Ben de saç ektireceğim” desin. Hah, şimdi oldu. Masalı başlatmadan bitirdim. En iyisi ben roman ve hikaye okuyayım da kendimi geliştireyim.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #258: Uzaylılar hakkında birkaç komik not
*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola
Kişisel Blog Yazıları #258: Uzaylılar hakkında birkaç komik not
*Uzaylı gördüm. Şaka şaka. Ne işi var uzaylının bizim buralarda. Onlar çıkarsa Amerika’da çıkar. Filmlerde hep Amerika’da çıkıyorlar çünkü. ABD Başkanı Trump ile görüşürler önce.
*Şu
an aklıma geldi bak. Tepkikolik YouTube kanalı var ya. Orada uzaylılar, uzaylı
filmlerine tepki veriyorlar diye bir bölüm çekiliyormuş.
*Bir
ara Elon Musk’ın, uzaylı olduğuna dair iddialar ortaya atılmıştı. Hatta reptilyan
olduğuna dair. Öyle bir görüntüsü vardı. Gözleri acayip dönüyordu. Bu da moda
oldu. Ünlülere, uzaylı demek. Bu arada Elon’ın gözlerinin o kadar dönmesinin
nedenini kafasının bir milyon olmasına bağlayanlar da vardı. Yorum sizin.
*Uzaylılar
da uzun vadeli yatırım düşündükleri için altın alıyorlarmış iddiası var. Uzaylı
da olsan güvenli liman, altına sığınıyorsun işte. Şaka şaka. Böyle bir iddia mı
olur lan? Ben şimdi uydurdum.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #257: Ben hiçbir şey yaşamamışım
*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #259: Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim
Kişisel Blog Yazıları #257: Ben hiçbir şey yaşamamışım
*Cemre Demirel’in, YouTube canlı yayınlarını seviyorum. Hayatın her alanıyla ilgili bir fikri var, bir yaşanmışlığı var. Her halinden belli oluyor. Bir de kendime bakıyorum, “Cem, sen hiçbir şey yaşamamışsın” diyorum.
*Bu
yaz ayında ilk defa oturduğum yerde terledim sıcaktan. Tişörtüm su içinde
kaldı. Koskoca iki ay, haziran ve temmuz aylarında böyle olmamıştım hiç. Yaz
ayı giderayak, yazlığını gösteriyor işte.
*Arkadaşın
dişini, şişken çekmişler. Yanağı davul gibiydi. Diş, şişken çekiliyor muydu ya?
*Arkadaşla
sinemaya gidecektik. Örümcek Adam’a. Yok bugün müsait olurum, yok yarın müsait
olurum derken hala gidemedik. Yok arkadaş, kimseyi beklemeyeceksin. Kendin
gideceksin.
*Örümcek
Adam demişken. Örümcek Adam’ı da oynamayan oyuncu kalmadı herhalde. Önüne gelen
oyuncu Örümcek Adam’ı oynuyor.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #256: Celal Şengör, Odyssey filmi hakkında ne dedi?
*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #258: Uzaylılar hakkında birkaç komik not
Kişisel Blog Yazıları #256: Celal Şengör, Odyssey filmi hakkında ne dedi?
Celal Şengör, Odyssey filmi hakkında ne dedi? Bugün İnstagram’da en çok paylaşılan gönderilerden biriydi bu. Daha önce İnterstellar filmi hakkında, “Zırva” demişti. Bakalım bu filme de mi, “Zırva” demiş diye haberi okudum. Christopher Nolan’a verip veriştirmiş. “Çok kötü bir film. Kardeşim, sen Helen’i zenci yaparsan olmaz bu iş. Çünkü Helen’in Homeros’ta tasviri var, sen bunu yapamazsın” demiş. Peki böyle açık bir tasvir varken Nolan neden siyahi bir kadını oynatmış? Bunun hakkında Nolan bir açıklama yapmamış. İnternette de bunun üzerine tahminler yürütülüyor sadece. Oscar ödülü almak için oynattı iddiaları var. anladığım kadarıyla Oscar Jürisi bu olaya önem veriyor. Sonuçta bir destan, o kadar da takmayın diyen de var. Yani ortada net bir şey yok anlayacağınız. Benim görüşüme gelirsek: Madem ki destan da tasviri yapılmış. O zaman siyahi bir kadını oynatmak saçma. Yani Celal Hoca’dan yana oyumu kullanıyorum.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #255: Behzat Ç. Amirim de gözaltında
*Sonraki yazı: Kişisel Bog Yazıları #257: Ben hiçbir şey yaşamamışım