Kayıtlar

Aralık, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2017'de bunlar olur mu?

Resim
     2017 yılı için bloglarda, sosyal medyada, en güzel dilekler birbiri ardına sıralanıyor. Ben şimdi onlara girmek istemiyorum. Neden derseniz? Tekrara düşmek istemiyorum. Ben 2017’ye farklı bir açıdan bakmak istiyorum. Nasıl bakacağım peki? Şöyle ki: “2017 yılında bunlar olacak mı?” diye sordum kendime. Sorduğum bu soruları, sizlerle de paylaşmak istedim. Mesela Avrupa Birliği’ne girebilecek miyiz? Şaka şaka. Bu soruyu soranı döverler be. Adamlar almayacaklar belli. O yüzden bu soruyu geçiyorum. Avrupa Birliği’ne giremeyeceğiz, orası belli. Ya peki Şangay beşlisine? Bak bunda ümit varız. Başka bir soru daha. 2017’de yapılacak referandumda, Cumhurbaşkanlığı sistemi %50’nin üzerinde oy alabilecek mi? Birde siyaset dışı bir soru geldi aklıma. Bu sene Eurovision ’a katılacak mıyız? Bu sene katılacağımıza dair söylentiler vardı ama, son durum nedir bilmiyorum. Nasıl, 2017’ye sorularla bakışım hoşunuza gitti mi? Ve bu sorulara cevaplarınız neler? Sizler bu konularda ne düşünüyorsunuz?

Sıradan yaşamlar yaşıyoruz...

Resim
     Yeni bir karar alınmış. Avm otoparklarına giren arabaların  plakaları emniyete paylaşılacakmış. Eğer aranan araç varsa emniyet hemen enseleyecekmiş onları. Kardeşim, bunlar hep sonuçlarla uğraşmadır. İstersen her sokağa, her mahalleye kamera koy. Yapan, yine yapacağını yapar. Önemli olan işin kaynağına inmek be abi. Aradığın adam mafya mı? Abi bu adam nasıl mafya oluyor? Nasıl insanları öldürüyor? Nasıl kendi yasalarını koyuyor. Önemli olan insanları mafya olabileceği bir ortam yaratmamak. Yani işin özü: İnsan yetiştirmek. Teröristleri ele alalım. Canlı bomba oluyor. Kısacası önlem almakla bu işler çözülmez. Ha, “Bu önlem alınmasın” demiyorum. Bence iyi bir uygulama. Ama bununla çözüme ulaşamayız aga, anlatmak istediğim bu. Önemli olan zihniyeti öldürmek, o düşünceyi yok etmek. Bu da nasıl olacak? O düşünceye karşı düşünceler koyarak. Okuyan, sorgulayan, bilinçli bireyler yetiştirerek. Zaten bizim yıllardır düzeltemediğimiz şeylerden biri eğitim. Nitelikli insanlar yetiştiremiy

Anadolu Yakası kitabı hakkındaki yorumum...

Resim
     Kitap okumayalı, bir ay kadar olmuştu herhalde. Bir ara, Mustafa Kutlu’nun, Anadolu Yakası Nehir söyleşi kitabına başlamıştım. Bi 20 sayfa falan okuyup, bir köşeye bırakmıştım. Sonradan devam edememiştim, kalmıştı öyle. Son bir hafta, kitaba kaldığım yerden devam ettim. Ve sonunda kitabı bugün bitirdim. Kitapta bir gazeteci, bir televizyon sahibi ile röportaj yapıyor. Ama röportaj deyince, “Aman ne röportajı, okuyamam şimdi” demeyin. Çünkü bende öyle dedim. Ama kitabı okudukça anladım ki, olay öyle değil. Evet, röportaj var ama. Bir okuyun, o röportajın içinde birde neler var? Televizyon sahibi Muzaffer Gönül’ün, yani Muzo’nun, sinema ve televizyon sevdası var. Yine Muzo’nun, sinema setlerinden nasıl televizyon patronluğuna yükseldiği var.        Sosyal hayata dair, bugünkü aydın dediğimiz kişilerin nasıl olması gerektiğine dair, televizyonun kültürel yaşama etkisine dair, kısaca hayat var yani hayat. Ben zevkle okudum. Zaten kısacık bir kitap. 207 sayfa. Şimdi kitaptan çok

Yılbaşı akşamlarının sıkıcı şarkı programları...

Resim
     Model grubundan Fatma Turgut ayrılmış. Peki neden abi? Bu Model grubunun dağılacağı, hiç aklıma gelmezdi. Bizim ülkede nedense bu grup işleri yürümüyor. Hem de hiç beklemediğim kişiden, grubun solisti Fatma Turgut ayrılmış. Onun da muhakkak, kendine göre bir açıklaması vardır. Ama daha neden ayrıldığına dair, bir açıklamasını okumadım. Bir zamanlar da Hepsi grubu vardı. Yaptıkları şarkılarla büyük ses getirmişlerdi. Sonra onlardan da, sarışın kız ayrıldı ilk. Sonra, Hepsi grubu öldü mü, kaldı mı, belli değil. Bildiğim kadarıyla Fatma, bu gruptaki arkadaşlarıyla yola çıkmıştı. Hatta bir ara Beyaz Show’a konuk olmuşlardı. O zaman sorulmuştu, “Grubun ismi niye Model?” diye. Fatma da, “Bize kimse yardımcı olmadı. Azim ettik, buralara geldik. Bizim gibi olanlara, model olması amacıyla, grubun adını Model yaptık” demişti. Şimdi bunu söyleyen kız, ne oldu da gruptan ayrıldı ki? Bu arada Fatma gitti diye, grubu dağıtmamışlar. Twitter’dan paylaşım yapmışlar, grubun diğer kalanları, “Fat

Bulutlara Esir Olduk şarkısına esir oldum...

Resim
     Abi bu adam nasıl bir şarkı yazıyor ya? Oğuzhan Koç’tan bahsediyorum. Şu anda Süper fmde dinliyorum. Bulutlara Esir Olduk şarkısı. Tamam, bu adam komedi oyuncusu. Ama aynı zamanda bir şarkıcı. Sadece söylemiyor, yazıyor da. Hem de iyi yazıyor. Gülben Ergen’le beraber düet yaptıkları şarkı, sonra bu şarkısı. Bu çocukta maya var. Mizahi tipte şarkılar da yazıyor. Ama şunu söyleyeyim: Bu adam yaptığı slov şarkılarla damga vuracak. Yaptığı bu slov şarkılar, unutulmayacak slov şarkıların habercisi bence. Zaten dışardan bakıldığında, adamın hassas bir ruhu olduğu belli. Her akşam, Bulutlara Esir Olduk şarkısı çıkınca, birden hüzün basıyor içimi. Kavuşamayan sevdalılar geliyor aklıma.                                           SADECE BENİM HATIRALARIMDAYIZ      Senle biz bittik. Artık ikimizde hatıralarda kaldık. İkimizin ilişkisini bilen kişilerin hatıralarında. Kaç yıl oldu? Onlar da unutmuştur zaten. Sadece ikimizin hatıralarında kaldık artık. Bir senin kalbinde, bir benim

Hollywood'dan sonra ikinci sırada biz varız...

Resim
  Ben Türkiye’den, yani ülkemden başka bir yerde yaşayamam ya. Hani kuşu altın kafese koymuşlar, ille de vatanım demiş. O misal. “Ya tamam, böyle diyorsun da, hiç yurt dışına çıktın mı be adam?” derseniz. Hayır, çıkmadım. Öyle yurt dışına çıkayım, gezeyim-göreyim meraklısı biri de değilimdir. Sağ olsun bu gezi programlarından, gezmiş kadar oluyoruz. Bir kere mutfakları bizle hiç uyuşmuyor. Bence dünyanın en temiz mutfaklarından biriyiz. Önümüze gelen hayvanı kesip yemiyoruz. Çok garip adetleri olan ülkeler var. Bana, yani bize tamamen ters. Ya, çok fazla kelimelere dökemiyorum işte. Büyük konuşmayayım ama. Fakirlik de yaşayacaksam, aç da kalacaksam, kendi ülkemde kalmak isterim.                                                   DÜNYADA İKİNCİYMİŞİZ      Kültür Bakanı Nabi Avcı, dizi yapımcıları ile bir araya gelmiş. Gördüğüm yapımcılar arasında, Çocuklar Duymasın ve Seksenler’in yapımcısı Birol Güven’de vardı. Bakan açıklamış. Hollywood’dan sonra dünyada, en çok dizi ihraç ede

İlk günlüğümü nasıl tuttum?

Resim
     Bir blog yazarı olarak, elbette bende konu sıkıntısı çekiyorum. Konu sıkıntısı ile ilgili okuduğum yazılarda, ortak tavsiyelerden biri, okumak. Ama gelin görün ki, son zamanlarda okumakla hiç aram yok. Hiç aram yok derken, yanlış anlaşılmasın. Blogger arkadaşlarımın yazılarını okuyorum. Takip ettiğim köşe yazarlarının yazılarını takip ediyorum. Ama ya kitap? İşte orda sorun var. Akşam işten geldikten sonra yemekti, oydu buydu derken, zaman su gibi akıp geçiyor. Sonra zaten göz kapakları yavaş yavaş kapanmaya başlıyor. Ya, bir blog yazarı olarak, kitap okumam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yazar dediğin, aynı zamanda bolca da kitap okumalı. Ama şimdilik belli bir düzende kitap okumam zor görünüyor.                                              İLK AMATÖR GÜNLÜĞÜM      Tuttuğunuz ilk günlüklerinizi hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum. Ben o zamanlar günlük dendiğinde günlük, yaptığım işlerin yazılması sanırdım. Ne bileyim, duyguların kelimelere dökülmesi olayı olduğunu. T

Yaşlılık, ne kadar da zor...

Resim
     Parmaklarınızı çıtlatma gibi bir alışkanlığınız var mı? Benim var. Bir zamanlar, günde baya bir çıtlatırdım. Ama sonra okuduğum bir haber nedeniyle, daha az parmak çıtlatmaya, hatta tamamen bırakmaya karar verdim. İleride eklem hastalıklarına neden oluyormuş. Tamamen bitirdiğimi söyleyemem. Ama azalttığımı söyleyebilirim. Dini açıdan bakıldığında da uygun olmadığını duymuştum. Ama neden uygun değil, parmak çıtlatınca ne oluyordu, onu hatırlamıyorum işte. Bazen bu çıtlatmaktan mı oluyor bilmiyorum, parmak eklemlerim ağrıyor. Şimdiden böyleyse, ileride kim bilir nasıl ağrı yapar? Parmak çıtlatma, bir noktadan sonra alışkanlık haline geliyor. İnsan sonra, ha deyince de bırakamıyor.                                                      YAŞLILIK NE ZOR YA      Gördüğüm yaşlılara dikkat ediyorum da, yaşamları ne zor ya. Yavaş yavaş, adım adım yürüyebiliyorlar. Gençliğinde ne kadar yıpranmışsa, yaşlılıkta da o kadar hastalıklarla boğuşuyorlar. Acaba çocuklarına yük olduklarını düş

İçinde haber vermeyen, haber olur mu ya?

Resim
 Rıdvan Dilmen’in annesi vefat etmiş. Haberi duyunca üzüldüm. Fenerbahçe’li olmasam da, severim Rıdvan Dilmen’i. Bana göre kendisi, tarafsız bir yorumcudur. Fenerli diye, Fener’i kayırmaz. Olanı söyler. Programlarını merakla takip ederim. “Bakalım Rıdvan Dilmen ne diyecek?” diyerek otururum programının başına. Bir ara ameliyat olmuştu da, birkaç ay program yapamamıştı. O dönemde özletti adam kendini. “Ne zaman programlara başlayacak bu adam?” diye soru sorduğumu hatırlıyorum. Neyse ki iyileşti, tekrar programına döndü. Bunca yıldır adamı takip ediyorum. İster istemez arada bir bağ kuruluyor. Sevdiğin, saydığın insana ve yakınına bir şey olunca, üzülüyor insan. İşte bu nedenle annesinin vefat haberini alınca, “Yapma ya. Şimdi yıkılmıştır adam” dedi. Ne diyelim, Allah rahmet eylesin.                                          BU NASIL HABERCİLİK BE AGA?      İnternetten haber okuyorum. Levent Kırca’nın, Oya Başar’dan olan çocuklarından sonra, diğer eşinden olan çocukları da mi

Yaz saati uygulaması ile tasarruf sağladık mı?

Resim
     Bu akşam haberlerde izledim. Yaz saati uygulaması, bize yarar sağladı mı? Bir elektrik odası- tam olarak hatırlamıyorum şimdi hangi oda olduğunu- hesaplamış. Geçen yılın aynı dönemine göre, yani saatler bir saat geri alınmış dönemine göre, israf içindeymişiz. Tasarruf yapacağımıza, daha da artış olmuş. Ama hala bakanlık, bu uygulamanın devam etmesi taraftarı gibi. En son değerlendireceklerini söyledikleri bir açıklama yapmışlardı. Ama hala ses yok. Milli eğitim Bakanlığı ise, velilerden gelen şikayet üzerine, ders saatlerini ileri almaya planlıyorlarmış. Ama bu sefer de başka bir sorun ortaya çıkıyor. Ders saatleri ileri alınırsa, bu sefer anne-babalar evden erken  çıkacaklar. E bu çocukları servise kim bindirecek? Yaz saati uygulaması, neresinden tutsanız elinizde kalıyor.                                          GEZEGEN YİYEN GÜNEŞ OLUR MU?      Hemen cevabı yapıştırayım: Evet, olurmuş. Yeni bir gezegen bulmuşlar. Yani aynı zamanda da bir yıldız oluyor kendileri. Bu yıl

Emoji olayını kim bulmuş?

Resim
     Aslından bugün niyetim, hiç de emoji ile ilgili bir yazı yazmak değildi. Cem Yılmaz, yeni filmi Arif ve 216 ile ilgili bir emoji paylaşımı yapmış. “Nasıl bir paylaşım yapmış?” diye bir bakayım dedim. Haberde, emojinin yanına parantez açmış ve emoji hakkında bilgi vermiş. Ben bu emoji olayının altından Amerika’nın çıkmasını beklerken, Japon’lar çıktı. 90’ların sonunda mesajlara ifade eklemeye karar vermişler. Aslında insan, yazı ile de her şeyi ifade edebilir. Ama iyi bir yazar olması gerekir bu kişinin. Neyse işte, o yıllardan beri emojiler hayatımızda. Bu arada emojinin yanına parantez açılıp bilgi verilmesi de, hoşuma gitti. Bu güzelliği, Sözcü’nün, Şık Hayat internet sayfasında gördüm. Bu arada, Cem Yılmaz’ın film için yapmış olduğu emoji paylaşımları hiç hoşuma gitmedi. Aha da linkini buraya koyuyorum. Bir de siz görün, siz değerlendirin. Son bir şey daha. Siteyi böyle bir bilgilendirmeyi yaptı diye övdük ama, filmin ismini de yanlış yazmışlar. Filmin adı: Arif ve 216. Hab

Yaz saati uygulaması ile uyuşamadık...

Resim
     Yaz saati uygulaması, ülke olarak dengemizi bozdu. Sabah kalkıyoruz, daha sabah olmamış. Her yer karanlık. İlk başlarda kimseden ses çıkmadı, ama sonradan sesler yükselmeye başladı. Önce aileler, çocukları için endişe duymaya başladılar. Haberlerin birinde görmüştüm. Okul, inşaatın yanında. O karanlıkta, inşaatın yanından, okullarına gitmeye çalışıyorlar çocuklar. Tam kazaya davetiye. Sonra büyükler seslerini çıkarttılar. “Alışamadık” dediler. Bunun üzerine yapılan bir haberde, vücudun uyandığını anlaması için, güneş ışığını alması gerekiyormuş. Tüm bunlardan sonra, bakanlık sonunda açıkladı. Bu uygulama ile bilmem ne kadar enerji tasarrufu olacakmış. O yüzden yaptıklarını açıkladılar. Ama buna rağmen, bu saati yaz saati uygulamasını yeniden gözden geçireceklerini de belirttiler. Ama ben bundan geri döneceklerini sanmıyorum. “Olan olmuş, biraz daha sabredin” diyeceklerdir. Yaz saati uygulamasına bize göre değil mi?                                                        

Pazar günleri ben...

Nereye baksanız, her yerde kediler. Mesela nerelerde mi?       ·        En basiti çöplerde. Nerde bir çöp tenekesi varsa, oralarda bir kedi ordusu var.       ·        Herhangi bir dizinin ya da filmin herhangi bir sahnesinde, arka tarafından geçer.       ·        Suikast sırasında, tam da çatışmanın ortasındadır.       ·        Acilin kapısında doğururken.       ·        Arabaların motorlarının içinde. Bu arada kedilerle ilgili bizimkiler bir belgesel yapmışlar. Belgesel ekibi her yerde kedileri çekmiş. Çöplükte, sokakta, damlarda. Belgesel, Amerika’da çok beğenilmiş. Gelecek aylarda da bir festival kapsamında da gösterilecekmiş herhalde. O belgeseli, bizim millet de izlese çok beğenir. Artık bilimsel bir gerçek ki, kedi videoları izlemek insanı rahatlatıyor. E kedi belgeseli de insanı rahatlatır herhalde. PAZAR OLUNCA BEN       ·        Hava kararır kararmaz pazartesi sendromum başlar. Gelirler böyle sağdan sağdan.       ·        Asabi olurum. Normal

Bugün niye tadım tuzum yok...

Resim
      ·        Gülben Ergen’in bir şarkısında geçiyor, “Düşman olmaz benden, kin bile tutamıyorum” diye. Hakikaten ben de kin tutamıyorum. O an çok sinirleniyorum. “Ulan, bundan sonra sana yağmurlu havada su yok” diyorum. Sonra adam geliyor, gönlümü alacak bir hareket yapıyor, söz söylüyor. Hemen kalbim yumuşuyor.       ·        Çemberimde Gül Oya dizisi vardı bir zamanlar. Orda, “Hep bana” şarkısı vardı. Dilemma grubunun söylediği. Nakarat kısmı vuruyordu hep beni. Ne diyordu nakarat kısmı; “Bana bana hep bana, Ayrılıklar hep bana, Gidenlerin ardından, Bakakalmak hep bana” Şimdi o diziden yıllar sonra düşünüyorum da. O şarkı beni anlatıyor. Herkes gidiyor ve gidenlerin ardından hep bakan ben oluyorum. Ülke olarak tatsısıs aslında                                                     AKŞAM OLURKEN                                                     NEDEN TATSIZIM?          ·        Kayseri’den 13 askerin şehit olduğu haberi geldi. Onun can sıkısı

İnstagram mı, Facebook mu, Twitter mı?

Resim
     Geçen sene Twitter’dan çıkmazdım, bu sene hiç giresim gelmiyor. Sadece yeni yazı yazdığımda, onları paylaşıyorum o kadar. Geçen seneki kadar zevk almıyorum. Geçen sene İnstagram ile işim olmazdı, bu sene biraz gönlüm ona kaydı. Hani bir oranlama yaparsak %50 Facebook, %50 İnstagram. İnstagram, bana mikro blog gibi geliyor. Fazla uzun olmadan düşüncelerini yazıyor herkes. Gerçi, aynı şey Facebook’ta da yapılır ama, onun çıkış noktası başkaydı. Zaten bizim üniversite öğrencilerinin geneli İnstagram kullanıyormuş. İnstagram’dan kısa kısa yazıları okumayı seviyorum. Tabi bloğun yerini tutamaz ama, yine de iyi. Zaten insanlar hiçbir şeyle uğraşmak istemiyorlar. O yüzden İnstagram büyük kolaylık, hemen yaz ve yayınla. Blogdaki gibi araştır, resim bul, yayınla falan gibi bir sürü uğraş yok. Ama tüm bunlara rağmen, zafer blogların olacak. Hangi sosyal medya sana hitap ediyor?                                        BU ÜLKEDE BİTMEYECEK ŞEYLER          ·        Torpil          ·

Atılamayan aşk defteri...

Resim
Gecenin ikisi mi, üçü mü neydi. Dışarıda, kar başını almış başını gidiyordu. Onu düşünüyordu. Onu hatırlatacak en damar denilebilecek şarkıları, peşi sıra dinliyordu. Eline de kalem kağıt almıştı. Onu düşünerek yazmak istiyordu. Öyle bir şarkılar çıkıyordu ki, yazmaması mümkün değildi. Hele ki bazı şarkılar, onunla beraber olduğu dönemde çıkmışlardı. Onları dinledikçe, içi daha da bir yanıyordu. Yok, yazamıyordu. Artık dayanamıyordu, aşk damlaları dökülüyordu gözlerinden. Kendilerine bir defter almışlardı. İkisi, birbiri haklarında şiirler, güzel sözler yazıyorlardı. O defteri hala atamamıştı. Öteki odadaydı işte. Hemen gidip alabilirdi. Ama cesaret edemiyordu. Bırak o defteri açıp okumayı, defterin kapağını görmeye bile cesareti yoktu. Ha deyince atılmayan anılar                                                             İŞTE O DEFTER      Ama bir gün, istemeyerek de olsa, o defter ile karşı karşıya gelmişti. Kutunun içinde kitapları vardı. Hepsini çıkartıp yeniden düzenle

Kar tanelerinin hissettirdikleri...

Resim
     İşyerinde içerisi sıcak olunca, camı açtılar. Benim arkam cama dönüktü. Baktım yanımdakiler, kardan falan bahsediyorlar. Hemen kafamı çevirdim, “Aaa kar yağıyor” dedim. Hem de pala pala cinsinden. Kaç günden beri televizyonların bahsettiği kar, sonunda gelmişti. Bu arada bu kar, yılın ilk karı. Aslında daha önce her tarafı bembeyaz görmeliydik ama, şu küresel ısınma falan, mevsimler değişti. Artık neyin ne zaman olacağını kestiremiyor insan. Doğru dürüst kar yağmadan, kış geçebiliyor ya da doğru dürüst sıcak olmadan da yaz. Haziran ayında soba mı yakılır ya. Gerisini siz düşünün. Ama kar yağması, bir yandan da iyi oldu, soğuk kırıldı. Dün ne soğuktu öyle.  Kar, ne güzel de yağıyorsun                                                 SOKAK LAMBASI VE KAR      Servisten indim, eve gidiyorum. Kar yağmaya devam ediyor. Sokaklar bomboş. Yerler daha yeni yeni kapanıyor. Yine sokak lambaları sarı sarı yanıyorlar. Onlara kar taneleri eşlik ediyor. Nedense bu görüntü bana hep

Asgari ücret 1600 lira mı oluyor?

Resim
Asgari ücret komisyonu, ikinci kez toplanmış. Tabi, bir karar çıkmamış. Bizde asgari ücretli çalışanlar olarak, bu toplantıları takip ediyoruz tabi. İşçi sendikası, asgari ücretin 1600 lira olmasını istiyor. Ama herkes biliyor ki, bu hayalden öteye geçemez. İşveren asla bunu kabul etmez. Hele ki, Dolar almış başını gitmişken. İşçi sendikası sadece 1600 lira istemekle kalmamış. Aynı zamanda, asgari ücretten vergilerinde kaldırılmasını istemiş. Olması gereken bu zaten. Zaten, kuş kadar maaş alıyoruz, ondan da vergi alınıyor. Ama şu ülkedeki her vatandaş, istisnasız biliyor ki, bu ülkede, asgari ücretten vergi kalkmaz. Ama insan bir an için, asgari ücretin 1600 lira olduğunu hayal edince ve üstüne üstlük, verginin de olmadığını düşününce, hayat toz pembe oluyor anda. Asgari ücret yine en asgariden artacak                                           ASGARİ ÜCRET ŞÖYLE OLABİLİR      İşveren tarafı, tabi ki 1600 liraya yanaşmıyor. Yani şu durumda da, işverene hak vermemek elde d