31 Ocak 2017 Salı

Gülse Birsel, Engin Günaydın ile yeniden aynı dizide...

     Bomba gibi bir haber ile karşınızdayım. Gülse Birsel ile Engin Günaydın, bir mekandan çıkarken görüntülenmişler. Çıkışta açıklama yapmışlar. Bu muhteşem ikili ekranlara dönüyormuş. Bir Avrupa Yakası fanatiği olarak, ben bu habere çok sevindim. Ama inşallah, yine Yalan Dünya gibi bir dizi yazmaz Gülse Birsel. Engin Günaydın’ı da, öyle iyi olmayan bir projede harcamasını istemem. Yalan Dünya’yı sevmiş olanlar olabilir tabi. Ama bana sorarsanız, Avrupa Yakası’nın yanından bile geçemez. Burhan Altıntop’u özlemişim bu arada ya. İlk başlarda hiç hoşlanmıyordum Burhan karakterinden. Sonradan çok sevdim. İsterim ki Gülse Birsel, yine Burhan Altıntop gibi, Engin Günaydın’ın oyunculuk yeteneğini ortaya çıkaracak bir rol yazar ona.

Gülse Birsel, Engin Günaydın, dizi, güncel

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/curve-industry-photography-vintage-65128/

30 Ocak 2017 Pazartesi

Sosyal fenomen Nusret olayı...

     Şu sosyal medya dediğimiz alemde neyin bir anda popüler olacağı belli olmuyor. Son olay şu Nusret meselesi. Adam ete değişik tarzda tuz döküyor diye meşhur olup gitti. Şimdi o hareketin ne ilgi çekici yanı var? Bence anlamsızca bir hareket. Ama şu tarafı hoşuma gitti ki: Bir Türk’ün dünyada popüler olması ve tüm dünyanın bu hareketi yapması 😉

nusret, sosyal medya fenomeni, güncel

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/food-dinner-steak-fork-7592/

29 Ocak 2017 Pazar

Adı Efsane dizisi beni sarmadı pek...

     Adı Efsane dizisi dün akşam başladı. Başrollerinde Erdal Beşikçioğlu ve Gökçe Bahadır var. Cumartesi akşamları bir şey olmadığı için ve fragmanı hoşuma gittiği için izledim. Ama beklediğimi bulamadım. Bir zamanlar Trt 1’de Koçum Benim dizisi vardı. Ona benziyor. Ben ilk bölümden ısınamadım. Belki ilerleyen bölümlerde dizi kendisini toparlar. Ama ilk bölüm için, “Beni sarmadı” diyebilirim. 
adı efsane, murat boz, başbakan binali yıldırım, ingiltere başbakanı may, güncel
     Murat Boz’un annesi kalp rahatsızlığından dolayı hastaneye kaldırılmış. Hastaneden açıklama yapılmış. Şu anda durumu iyiymiş. Murat Boz sevdiğim bir sanatçıdır. Hem de duygusal bir adam. O Ses Türkiye’de ne kadar duygusal birisi olduğunu gösteriyor.  Annesinin bu rahatsızlığı yıkmıştır onu. Dilerim en kısa süre içerisinde annesi sağlığına kavuşur.
     İngiltere Başbakanı ile Başbakan Binali Yıldırım’ın basın toplantısında esprili dakikalar yaşanmış. Bir gazeteci Başbakan May’e, “AB’den çıkan bir ülke olarak AB’ye girmek isteyen Türkiye’ye ne mesajınız olur?” demiş. Tam o anda Başbakan Binali Yıldırım patlatmış espriyi, “Giren de pişman girmeyen de” diye. Başbakan May’i çok güldürmüş bu söz. Ama gerçekten öyle değil mi?

28 Ocak 2017 Cumartesi

Evet ya da hayır diyenleri linç etme...

     Yine bir referandum, yine bir evet-hayır tartışmaları. Artık bunları yazmaktan, konuşmaktan sıkıldık ama maalesef değişmiyor. Hayır diyen kendine, evet diyen kendine. Birini hayır dedi diye şucu yapmayın. Birini evet dedi diye ocu demeyin. Ama bunlar boş laf. Dibine kadar ocu-bucu deniyor yine. Murat Boz, “Evet” dedi diye, bilmem CHP’nin Zonguldak neycisi, “O bizim evladımız değil” demiş. Ne alakası var aga. Saçma sapan bir açıklama işte. Toplumda saflar keskinleşti. Bizde oyunun kuralları böyle. Birlik falan hikaye. Bizde böyle bir toplumuz işte. Bizden olmayanı yerin dibine sokar, vatan haini ilan ederiz. Bunlar bizim için basit işlerdir. Ayrıştırmak genlerimize işlemiş bizim.

referandum, evet-hayır tartışmaları, murat boz, güncel

26 Ocak 2017 Perşembe

Sabahattin Ali'nin, elinden düşürmediği kitaplar...

     En çok okunan kitaplar sıralamasında hep onu görüyoruz. Kürk Mantolu Madonna kitabı ile Sabahattin Ali’yi. Peki Sabahattin Ali kimleri okurdu? O kimlerden feyz alırdı? Kendisi 1935 yılında açıklamış. Ama bu söylediği kitaplar bir kere okuyup geçtiği kitaplar değil. Devamlı okuduğu kitapları sıralamış. Yücel dergisinde yazmış bu devamlı okuduğu kitapları. 19’uncu sayısında. İlk sırada Dostoyevski’den Budala var. Ben şahsen Budala’yı okumadım. Gelelim ikinci kitaba. Yazarı Şolohov. Bu ismi daha önce duymamıştım. Kitabının ismi: Ve Durgun Akardı Don. Üçüncü sırada da adını ilk defa duyduğum bir yazar var: Andre Malraux. Kitabının ismi: İnsanlık Durumu. Dördüncü sırada ismini çoğumuzun duyduğu Gorki var. Klim Samgin’in Yaşamı kitabı ile. Beşinci ve son sırada bir Türk şairimiz var: Nazım Hikmet. Taranta Babu’ya Mektuplar kitabını birkaç kere duyduğumu hatırlıyorum. Bu kitaplardan Budala ve Taranta Babu’ya Mektuplar’ı ilk etapta okumak isterim.  

sabahattin ali, kitap, güncel

25 Ocak 2017 Çarşamba

Yaz ayını özleyenler el kaldırsın...

     Sağlık Bakanlığı, bilinçsiz antibiyotik kullanımına karşı kampanya başlattı. Haberleri izleme fırsatınız olduysa görmüşsünüzdür. Haberlerde denk gelmemişseniz bile, kamu spotuna denk gelmişsinizdir. Kamu spotunda iki şeye dikkat çekilmiş. Birincisi, hemen bir boğaz ağrısında ya da gripte antibiyotik kullanımından kaçınmamız öğütleniyor. Bunun dışında da antibiyotiği doktor yazarsa kullanmamız gerektiği söyleniyor. Birde, “Doktorlara baskı yapmayın” deniyor. Biz millet olarak şartlanmışız, “Abi antibiyotik içmezsem bu hastalık geçmeyecek” diye. Ondan sonra doktora, “İllaki yaz yaz” diye diretiyoruz. Adam da mecburen yazmak durumunda kalıyor. Ayrıca bir bilgi de vereyim. Ülke olarak Avrupa’nın en çok antibiyotik kullanan ülkesiymişiz. Sağlık Bakanlığının bu uygulamasını çok yerinde buluyorum.
antibiyotik kullanımı, yaz ayı, poyraz karayel albayım, güncel
                                                               YAZ AYI, GEL BE
     Yaz ayını özledik be. Özellikle neden mi özledim? Sabahları işe gitmek için kalkıyorsun ya. Odanın içi buz gibi oluyor. Yorganı bir açıyorsun, buz gibi. Zor zahmet yataktan kalkıyorsun. Koşa koşa tuvalete git gel. Sonra üşüye üşüye kazaktı, pantolondu giy. Sonra durağa git. Anca serviste ısınabiliyorum. Oda hemen değil ha. 5-10 dakika sonra. Yaa, bunun dışında birde. Kazak giy. Mont giy. Şapka giy. Atkıyı tak. Artık şöyle yaz gelse de, şu üstümüzdeki ağırlıklardan bir kurtulsak. Şöyle tişörtlerle efil efil gezsek. Güneşi ayrı bir özledik zaten. Sabahları kalkıyorsun hava karanlık. Bu yaz saati uygulaması nedeniyle. Güne, için kararık başlıyorsun. Şöyle yaz sabahlarını özledik. Her taraf ışıl ışıl. Mis gibi sabahın kokusunu içimize çeksek. Ey yaz!!! Gel artık be.
                                             “ALBAYIM, HAYAT NEDEN BÖYLE?”
     Ne zamandır Poyraz Karayel’de, Poyraz’ın Albay ile konuşmasına denk gelmiyorduk. Uzun bir aradan sonra bu akşam Poyraz, tekrar Albayı ile hayatı konuşmaya başladı. Bu Poyraz’ın, Albay ile konuşması hoşuma gidiyor. Poyraz, içinden geldiği gibi anlatıyor Albay’a. Bu ne güzel bir özgürlüktür. Birine, hiçbir şeyini gizlemeden anlatmak. Hatta, daha da ileri giderek Albayın yanında ağlaması. Evet, insanı kendi başına ağlamak da rahatlatır. Ama başka birinin yanında, hem de çok güvendiği birinin yanında ağlamak, gözyaşı dökmek, insanı daha da bir rahatlatır. Yanında ağladığın bir insanın yanında, tüm maskelerinden arınmış bir şekildesindir çünkü. E bu çağda, birinin yanında kendin olabilmek büyük bir nimet. Poyraz ile Albayın konuşmalarından bir demet buraya bırakıyorum.
    
     

24 Ocak 2017 Salı

Sen beni ölsen unutamazsın...

Geçtiğimiz günlerde haberlerde izledim. Belki siz de denk gelmişsinizdir. Bir postacının emekliliğine çok az kalmış. Oda emekliliğine az kalan bu dönemde, her namaz çıkışı, cami cemaatine tatlı dağıtıyormuş. Böyle yapmasının nedeni ise: Helallik almak. “Bunca yıldır insanlara iyi ya da kötü haberler getirdim. Kalbini kırdıklarımız olmuştur. O yüzden bende böyle bir şey düşündüm. Cami çıkışı cemaate tatlı dağıtıyorum. Onlardan helallik istiyorum” diyor. Bu arada şu bilgiyi de vereyim. Bu postacı abimiz, 30 yıldır aynı çevrede postacılık yapıyormuş. Ben insanımızın, bu huyunu seviyorum ya. Helallik almak kavramı çok önemli. Birde şu helallik almak kavramı, ömrümüzün sonuna doğru değil de her zaman aklımızda olsa. Yanlış anlaşılmasın. Ben Postacı abiyi eleştirmiyorum. Zaten adamın halinden, tavrından belli. Öyle reklam kokan bir hareket değil yaptığı. Hepimiz şu helallik alma kavramı üzerinden yaşamaya çalışsak, yaşadığımız bunca sıkıntılar, ruhen doyumsuzluklar geride kalır diye düşünüyorum. 
postacı, helallik, kişisel gelişim, emre aydın, sen beni unutamazsın, güncel
                                           İNSAN, DEVAMLI GÜLEREK YAŞAYAMAZ
     Bence hayatı yaşamak, devamlı gülüp eğlenmek, kakara kikiri yapmak değildir. Zaten insan devamlı gülemez ki. Bu insanın doğasına aykırı. Bu kişisel gelişim kitaplarında, konuşmalarında sanki hep bu öğütleniyor. Devamlı hayata karşı dik durun. Gülün, eğlenin. Ben tam da bunun zıttını düşünüyorum. İnsan yeri gelir ağlar da. Artık bir şeyler çekemeyeceği bir noktaya geldiyse, artık canına tak dediyse, gözyaşları boşanmalı. Ağlamak da bizim için çünkü. Ağlayınca hayata karşı yenilmiş sayılmazsın ki. Yeri gelir güleceksin, yeri gelir ağlayacaksın. Kendini, “Her zaman pozitif olacağım. Daima gülümseyeceğim” diyerek programlamamalı insan. Bence bu kişiye kaybettirir. Rahat olun. Hayatı olduğu gibi yaşayın.
                                          HARİKA BİR, BENİ UNUTAMAZSIN ŞARKISI
     Bu zamana kadar unutamamak adına çok şarkı yapıldı. Hala da yapılıyor. Ve dünya durdukça da yapılmaya devam edilecek. Çünkü her seven kavuşamıyor. İlk aşklar hiç unutulmuyor. Yıllar geçse de, yaşlı bir ihtiyar olunsa da. İçte bir sevda ateşi kalıyor. İlk aşkımızı, kavuşamadığımız yarimizi hatırlatan bir şarkı da, Emre Aydın’dan geldi. Haykırıyor sevdiği kadına,”Sen beni unutamazsın” diyor. Ona diyor da, sanki kendisi unutacak. Kendisi de unutamayacak. Öyle ömür boyu yaşanmayan aşkın acısı kalacak kalplerde. Şarkının beni en çok vuran sözleri, “Bir adam, bir akşam, misal bana benzeyen, tutar geçer tam önünden/ Ne yapsan sen beni unutamazsın/ Bir yağmur yağsın da, bir şarkı çalsın/ Sen beni ölsen unutamazsın” oldu. Şarkıyı şuradan bir dinleyin isterseniz. Bakalım benim gibi hissedecek misiniz?

22 Ocak 2017 Pazar

İşinin, sevebileceğin bir yanını bul...

     Ntv’de Arka Koltuk diye bir program var. Bu programda, her hafta, iş dünyasında başarılı olmuş kişiler konuk ediliyor. Programın sunucusu, Berfu Güven. Programın bu haftaki konuğu, Opet’in kurucusu Nurten Öztürk’tü. Bu programı her hafta takip ettiğimi söyleyemem. Ama denk gelirsem, izlerim. Bu hafta da denk geldim, izledim. Her zaman, başarıya giden yolda neler yapmış insanlar, hep merak etmişimdir. O yüzden, bu program ilgimi çekiyor. Öyle süresi fazla uzun da değil. Yarım saatlik bir program. Bu yazımın konusu, bu programda öğrendiklerimden oluşacak. Konu döndü dolaştı, her zamanki klasik tartışmaya geldi. Sevdiğin işi yapmak muhabbeti. “Bakalım Nurten Öztürk’ün bu konuya bakışı nasılmış?” dedim.

işinin sevebileceğin bir yanını bul

                                            
                                                          SEVDİĞİN İŞİ YAP SÖYLEMİ
     Aynen şöyle dedi: “Ya sevdiğiniz işi yapacaksınız. Eğer ki sevdiğiniz işi yapamıyorsanız, yaptığınız işte seveceğiniz bir yan bulacaksınız”. Daha önce böyle bir bakış açısı duymamıştım. Bu konuyla ilgili duyduğum bir söz daha vardı. Kimin söylediğini şu an hatırlamıyorum. Oda şöyle diyordu: “Sevdiğin işi yapacağım diye vakit kaybetme. Yaptığın işi sev”. Bu sözde beni etkilemişti. Tamam bu söz, iyi güzel bir sözdü de. Yaptığım işi nasıl seveceğimi anlatmıyordu. Ama Nurten Hanım, bu sorunun cevabını verdi. Evet, çoğumuz sevmediğimiz işlerde çalışıyoruz. Sabahları ayaklarımızı sürüyerek işe gidiyoruz. Çıkış saati gelince de, çocuklar gibi şen oluyoruz. Yaptığın işte sevdiğin bir yan bulmak. Kulağa hoş geliyor.
                                                     KOÇ’LA ORTAKLIĞA GİDEN BAŞARI
     Nurten Hanım, akaryakıt sektörüne girdiklerinde daha fatura nedir bilmiyormuş. “Ama benim de işin ucundan tutmam gerekiyordu. Ben de bildiğim yerden, temizlikten girdim olaya” diyor. Peki bu soruyu kendinize sormanızı istiyorum. Yaptığınız işte, sevdiğiniz bir yan var mı? Hiç işinize bu açıdan bakmış mıydınız? Nurten Hanım ile ilgili birkaç bilgi daha vereyim. Aslında eşi ve kendisi öğretmenmiş. Sonradan akaryakıt sektörüne girmişler. Şirketin ilk ismi Öztürkler petrolmüş. Sonradan Opet olmuş.  Bu arada Opet’teki temiz tuvalet kampanyasının mimarı da kendisiymiş. Sonradan Koç Holding ortaklık teklif etmiş. Şimdi Koç Holding’le yüzde 50 ortaklar. Daha sonradan otel işine de girmişler. Otel işinde de o kadar başarılı olmuşlar ki. Antalya’da yapılan G-20 zirvesi, onların otelinde yapılmış. Orada da bir ayrıntı verdi kendisi. Obama’nın korumaları, zirveden önce müşteri gibi otele gelmişler. Otelin hizmetinden memnun kalmışlar. Ondan sonra o otelde karar kılınmış.  Çok güzel bir programdı. Programın tamamını buradan izleyebilirsiniz. 

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/gBQfzprVXak

21 Ocak 2017 Cumartesi

Ece Evren, beni Satır Arası mim #3'e mimlemiş...

         Uzunnn bir zamandır, mim yazısı yazmamıştım. Sonunda mim perhizine, sevgili Ece Evren’in sayesinde son veriyorum. Emre Bektaş kardeşim, bir mim başlatmış. Mimin adı: Kendi blog ismi, yani Satır Arası. Emre Bektaş’ın bloğuna, buradan bakabilirsiniz. Ece Evren’in ilgili mim yazısına da, buradan bakabilirsiniz. Mim, 3 sorudan oluşuyor. Ece Evren, sorulara kısa ve öz cevaplar vermiş. Hemen bir solukta okudum mim yazısını. Şimdi gelelim sorulara ve benim vereceğim cevaplara.
                1)     Bugüne kadar bloğuna gelmiş, seni en çok etkileyen (hayal kırıklığına uğratan ya da çok mutlu eden) yorumu paylaşır mısın?
         Blog yazmaya ilk başladığım zamanlarda hiç yorum gelmezdi. Her fırsatta bakardım bloğuma, yorum gelmiş mi diye. O ne heyecandı öyle. Gelen ilk yorumumu hatırlıyordum da. O kadar çok mutlu olmuştum ki. Ama yine hatırladığım kadarıyla, öyle çok iyi bir yorum değildi. Beni çok mutlu eden de, hayal kırıklığına uğratan da bir yorum var. Ama o kadar yayının içerisinde, hangisinde onu bilmiyorum. Hiç öyle beni çok mutlu eden yorumu kaydetme gibi bir huyum yoktur. Zaten direk küçümseyici yorumları hiç yayınlamıyorum. Direk siliyorum. Çünkü bunlar, eleştiri sınıfına girmiyor. O yorumları yayınlayarak, kendi egolarını tatmin etmelerine olanak vermem. Hoşuna gitmiyorsa okuma kardeşim. Kısacası, o yorumları kaydetmediğim için, buraya yazamıyorum.

ece evren, emre bektaş, satır arası mim #3, mim

                  2)     Okuduğunda günlerce seni etkisi altına alan kitap var mı? Varsa hangisidir?
           Bir tane değil ki, hangisini yazayım? Eğer beğendiğim bir kitapsa, beni günlerce etkisi altına alır zaten. “Öyle bir kitap okudum, hayatım değişti” diyeceğim bir kitap da yok zaten. Ama etkileyen kitaplara gelirsek. Beni devamlı okuyanlar bilirler zaten. Devamlı bunları okumak da, gına getirecek onlara. Ayşe Kulin’den Nefes Nefese, Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal’ı. Daha devamı da var. Yazmaya kalkarsam 15-20 kitap olur şimdi. O yüzden, sıkmayın sizi. Bunlar yeterli diye düşünüyorum.   
                 3)    Hayatında dönüm noktası olduğuna inandığın bir gün, an ya da yıl var mı?
           Yok be. Öyle hayatımda dönüm noktası olan bir zaman dilimi yok.


20 Ocak 2017 Cuma

Çocuk olup, karne almak vardı...

     Bugün karne günüymüş. Karne günü olduğunu öğrendiğimde, “Şimdi çocuk olmak vardı. O karne heyecanını yaşamak. En önemlisi çocuk olmak. Büyük olmamak, üzerinde hiçbir sorumluluk olmaması ve hayatın en temiz halini görmek vardı” dedim. Büyüyünce bütün büyü bozuluyor be. Kötülükleri, iğrençlikleri görüyorsun. Öyle insanlarla karşılaşıyorsun ki. Kötü, dedikoducu, hırsı gözünü kör etmiş, menfaati için her şeyi yapabilecek insanlarla. Ve sen bu tip insanlarla beraber, yaşam savaşının içine giriyorsun. Ekmek kavgasına giriyorsun. Hayatla uğraşmak yetmiyor, birde böyle tiplerle uğraşmak durumunda kalıyorsun. İşte böyle yaşayıp giderken, aynı şarkıdaki gibi, “Ben yoruldum hayat, gelme üstüme” diyorsun. Şaka maka hayat beni de yormuş be.

karne günü, çocuk olmak, şiir yazmak, pınar altuğ, çocuklar duymasın, güncel
                                                   
                                              SLOV ŞARKILAR OLMADAN OLMAZ
     Yalın, katıldığı Beyaz Show programında söylemişti. “Ben şarkı yazarken televizyon açık olacak. Ben öyle şarkı yazabiliyorum” diye. O an Beyaz, bununla dalga geçen bir espri yapmıştı ama şimdi hatırlamıyorum. Ama ne garip değil mi? Televizyon açıkken şarkı mı yazılır? İnsan nasıl konsantre olur, televizyon açıkken şarkı yazmaya? İşte her sanatçının üretim şekli farklı. Herkesin kendine göre bir tekniği vardır. Mesela ben. Eğer bir şiir yazacaksam ya da aşkı anlatan bir yazı, muhakkak slov şarkılar dinlemem lazım. Şiir yazarken sessizlik benim moralimi bozuyor aksine. Özellikle aşk şiirleri yazarken. O havaya girmem lazım. İşte o havaya girmemi sağlayan da slov şarkılardır.
                                                                 EFSANE DİZİYDİ
     Pınar Altuğ, İnstagram hesabından Çocuklar Duymasın  ekibinin toplu bir fotoğrafını paylaşarak, Çocuklar Duymasın’ın başlayışının 15. Yılını kutlamış. Pınar Altuğ çok duygusal bir kadın. Böyle şeyleri hiç unutmaz. O yüzden bu paylaşımı beni hiç şaşırtmadı. Çocuklar Duymasın, benim de favori dizilerimden biriydi. İlk Tgrt’deki bölümlerini hatırlıyorum. Belki aranızda Tgrt’deki o bölümleri izlemeyenler olabilir. Onlara tavsiyem ilk fırsatta internetten baksınlar. O zamanlar, Tgrt diye bir kanal vardı tabi. Hatırlamayanlar olabilir. İşte o Tgrt satıldı. Şimdiki Fox oldu. Tgrt’den sonra Atv’ye geçti. Bence en güzel bölümleri de Atv’de olanlardır. Sonra Star’a falan gitti. Anlatacak bir şey de kalmamıştı zaten. Bir ara Fox’da yayınlanıyordu. Tutmadı, son verdiler. Çocuklar Duymasın dendiğinde, yüzümde hep bir gülümseme belirir. Güzel bir diziydi be.

19 Ocak 2017 Perşembe

Şahan Gökbakar'dan samimi bir hareket...

     Geçtiğimiz günlerde Şahan Gökbakar, Recep İvedik 5’in fragmanını yayınladı. Ve ortalık karıştı. Peki ama neden? Aslında olayı bu akşama kadar bende bilmiyordum. Birkaç gündür bununla ilgili her yerde konuşuluyordu. “Azerbaycan’dan fragmana tepki var” diye. “Ne Azerbaycan’ı, ne Recep İvedik’i? Ne alakası var?” deyip, sordum durdum kendime. Sonunda bu akşam haberlerde işin aslı astarını öğrendim. Recep İvedik, olimpiyatlara katılıyor. Boks maçına çıkıyor. Karşısındaki rakip de Azerbaycan’lı boksör. Recep İvedik bir yumruk atıyor. Azerbaycan’lı boksör uçuyor, ringin direğine çarpıyor. Bir tane kadın konuştu bu konu hakkında. Sanırım Azerbaycan’lı bir milletvekiliydi. “Azerbaycan forması olan bir boksörün havada uçması ve yere düşmesi hiç hoş değil” diyordu. 

şahan gökbakar, recep ivedik 5, güncel
                                                        
                                                        YA BİR TÜRK BOKSÖR OLSAYDI
     Sanırım millet olarak Azerbaycan’ı bu yüzden çok seviyoruz. Bir an kendimi onların yerine koydum. Bir Türk boksörün öyle havada uçması, hemde üzerinde ay yıldız varken havada uçması, beni de rahatsız ederdi. Şahan Gökbakar tüm bu yaşananlardan sonra sanırım bir tweet atmış. “Azerbaycan’lılar bizim kardeşimizdir. O sahnede asla art niyetli bir şey düşünülmemiştir” demiş. Ama bu bile tepkileri dindirmemiş. Sonunda sosyal medyadan Şahan Gökbakar bir açıklama yapmış. Bir video çekmiş. Videoda, “Benim amacım asla bir sorun çıkarmak değildi. Ne yaptıysak gülmek için yapıyoruz. Ama madem ki Azerbaycan’lı kardeşlerimiz bu sahneden bu kadar kırıldılar. Bende öyleyse o sahneyi filmimden çıkarıyorum. Böylelikle ne kadar samimi olduğumu göstermek istedim. Hem de bunu kullanarak film hakkında olur olmaz konuşacakların önünü kesmiş olacağım” demiş.
                                                        FARKLI BİR ŞAHAN GÖKBAKAR
     Öncelikle Şahan Gökbakar’ın bu kadar hassas olduğunu bilmiyordum. O kadar hassas ki, bu sahnenin ne kadar kalp kırıcı olduğunu anlamış ve adam, o sahneyi filminden çıkarmış. Dışardan görünen, egosu yüksek Şahan Gökbakar bunu yapmazdı. Ve asla o sahneyi filminden çıkarmazdı. Konuşma yaptığı videoyu izledim. Çok samimi buldum. Hiç yapmacıklık yoktu. “Helal olsun Şahan” dedim. Ne kadar da Recep İvedik’i sevmesem de. Şahan Gökbakar yaptığı bu davranışla, gözümde çok saygı duyduğum biri haline gelmiştir. Daha önceden saygı duymuyor muydum? Elbette duyuyordum. Ama adamın böyle hassasiyetinin olduğunu bilmek ve konuşmasındaki samimiyeti etkiledi beni.

18 Ocak 2017 Çarşamba

Notlarım #3...

     Şu anda Poyraz Karayel’i izliyorum. İzlediğim sahnede, Nevra ile hapisten kaçırılan Savaş, küçük bir çalışma odasında ,karşılıklı oturup konuşuyorlar. Kamera, Savaş’ı kestiğinde, karşıdaki camdan, karın pala pala yağdığı görülüyor. Burdan da anlaşılıyor ki, dizinin bu sahnesi, o İstanbul’un kardan felç olduğu günlerde çekilmiş. Odada, yerden tavana doğru bir kitaplık var. Tüm kitapseverlerin istediği bir oda tarzı, bu oda. Bende bir kitapsever olarak, böyle bir kitaplığımın olmasını isterim. Nevra’yı oynayan Ayda Aksel’den, ben böyle bir performans beklemezdim. Özellikle Zengin Kız Fakir Oğlan’daki o rolünden sonra. Orada, kendi halinde bir ev hanımıydı. Burada, hırsı uğruna her şeyi yapabilecek, psikopat bir kadın. “Oyunculuk, oyunculuk” diyorlar ya. Gerçekten, oyunculuk bu olsa gerek.

oyunculuk, ahmet hakan, hakan günday, yüksel aytuğ, gökçe bahadır, güncel, notlarım
                                                 
                                                AHMET HAKAN NEDEN ASABİ?
     Poyraz Karayel reklama girdi. Bende Cnn Türk’teki Tarafsız Bölge programına geçtim. İlk defa, Ahmet Hakan’ın bir konuğunun söylediklerine aşırı tepki gösterdiğini gördüm. Bu akşam, biraz asabi gibi Ahmet Hakan. Acaba asabi olmasında, kanal D haber reytinglerinin düşük olması olabilir mi? Bununla ilgili Sabah gazetesinde Yüksel Aytuğ’da yazmış. Oda benim görüşlerime yakın yazmış. Bende bir iki gün önce yazmıştım. “İlk akşam için, Ahmet Hakan olmamış” diye. Oda bu dediğimi yazmış. Ama o biraz taraflı yazmış. Son zamanlarda Yüksel Aytuğ yazılarında sıkça buna rastlar oldum. Eskiden böyle yazmazdı. Hangi kanal ya da kurum ile ilgili olsun, sadece görüşünü yazardı. Şimdi biraz kendini Doğan Grubu ile Turkuvaz Medya arasındaki gerginliğe kaptırmış gibi. Hep Doğan Grubu gazete ve televizyonlarını eleştirirken taraflı yazıyor. Ondan hiç böyle bir tavır beklemezdim.
                                             KİNYAS İSMİNİ NEREDEN DUYDUM?
     Kinyas ismini daha önce duydunuz mu? Ben duydum. Bir kitabın isminde okumuştum. Kitabın ismi: Kayra ile Kinyas’tı. Yazarı Hakan Günday. Bu kitabı okumadım. Ama askerde bir diğer kitabını okumuştum. Okuduğum kitabının ismi: Daha’ydı. İnsan kaçakçısı bir baba ile oğlunu anlatıyordu. Ben kitabı beğenmedim. Bu kitaptan sonra da başka bir kitabını okumadım. Ama kemik bir kitlesinin olduğunu söyleyebilirim.
                                                   DİZİLERİ NİYE TUTMUYOR?
     Yakında kanal D’de, Adı Efsane diye bir dizi başlıyor. Başrollerinde Erdal Beşikçioğlu ile Gökçe Bahadır var. Bu Gökçe Bahadır’ın da Yaprak Dökümü’nden sonra, çok çok popüler olan bir dizisi olmadı. Kadında oyunculuk potansiyeli var. Ama bu potansiyeli ortaya çıkaracağı iyi bir senaryo gelmedi kadına. Bakalım bu projede bu sefer şeytanın bacağını kırabilecek mi?

17 Ocak 2017 Salı

Ahmet Hakan, haber sunuculuğunda başarılı olabilir mi?


      AhmetHakan, kanal D ana haberi sunmaya başladı bugün. Açıkçası, Ahmet Hakan doğru seçim mi, kafamda soru işaretleri var. Bunu zaman gösterecek tabi. Birde bu akşam, haber sitelerini gezerken haberim oldu. Ahmet Hakan, “Haberleri sunarken kravat takayım mı, takmayım mı?” diye sormuş. Sonuç: Kravat takması yönünde çıkmış. Başka bir sunucu olsa, kravat takıp takmaması, sorun olabilir. Ama Ahmet Hakan’da olmaması lazımdı. Yahu, bu adam yıllardır, Tarafsız Bölge programını kravatsız sunuyor. Artık onu kravatsız görmeye alışmışız. Artık adamın tarzı bu olmuş. Bu nedenle, ana haberi kravatsız sunması, bence seyirciye bir saygısızlık olmazdı. Bence insan tavrından, tarzından ödün vermemeli. Ahmet Hakan’ı, Ahmet Hakan yapan faktörlerden biri de, kravat takmamasıdır. Bence haberleri kravatlı sunarak, tarzından ödün vermiştir. En başta, “Kravat takayım mı, takmayım mı?” diye anket yapması hata zaten. Neden anket yapıyorsun? Sen yine kravatsız çık. Bunca yıldır adamı kravatlı görmeye alışmışız ya. Bu akşam haberleri izlerken, adamı kravatlı görmek, bana bir garip geldi.

ahmet hakan, kanal d ana haber, güncel

                                                              KENDİ TARZI OLMALI
     Haberleri baştan sona izleyemedim. Son yarım saatini falan izledim. İlk izlenimlerim şöyle: ilk akşam olduğu için, ister istemez bir acemilik var. Bu acemilik, hangi haberde, hangi kameraya dönecek falan gibi. Birde yıllardır tartışma programı sunuyordu. Oradaki moderatörlük ayrı. Haber sunmak ise, apayrı. Gerçi bir zamanlar, yine haber sunuyordu kanal 7’de. O zamanlar için, haber sunumunu pek beğendiğimi söyleyemem. Ama, o zamanki Ahmet Hakan ile, şimdiki Ahmet Hakan arasında çok fark var. Bir kere, yılların getirdiği, Tarafsız Bölge sunuculuğu var. Onun dışında, şu anda Türkiye’de, en çok okunan köşe yazarları arasında. Ama tüm bunlara rağmen, yine de haber sunumunda başarılı olamayabilir. Ahmet Hakan, Mehmet Ali Birand’ın bıraktığı haber sunum tarzından devam edebilir. Mehmet Ali Birand’da, program sunucusuydu. Oda çok okunan köşe yazarları arasındaydı. Ve o haberi, kendi kelimeleriyle sunardı. Bu akşam anladığım kadarıyla Ahmet Hakan’da kendi kelimeleriyle sunuyor haberleri. Sonra Birand yorum yapardı. Yani sadece haberi sunmakla kalmazdı. Ahmet Hakan’da yorum yapacak tarzda biri. Oda haberleri yorumlayabilir. Benim Ahmet Hakan’dan beklediğim haber sunma tarzı da bu yönde zaten. Tıpkı Mehmet Ali Birand gibi.  Haberi kağıda ya da karşıdaki ekrana bakıp okumayacak. Ve gündemle ilgili haberlerden sonra yorum yapacak. Bunu yaparsa, başarılı olacağını düşünüyorum. Ama yine de şimdiden, başarılı ya da başarısız olacak demek, haksızlık olur. Şöyle bir ay geçsin bakalım. Yavaş yavaş, her şey yerine otursun. Zaten belli olur, bu işin altından kalkıp kalkamayacağı.

14 Ocak 2017 Cumartesi

Hafta sonu okul mu olur arkadaş?

     Bilmem nerenin belediyesi yine ağaç kesmiş. Nedeni ise yol genişletmeymiş. Ben zaten hayret ediyorum. Her gördüğün ağacı kesip apartman dikmeyi amaç edinmiş bir zihniyetle, bugüne kadar yine iyi ormanlarımız kalmış. Tabi bu ağaç kesme haberlerinin hepsi anlatıldığı gibi olmayabiliyor. Bazen gerçekten makul sebepler dolayısıyla kesilmesi gerekiyor. Ama çoğunlukla kesilen ağaçlar biliyoruz ki rant için. Yakında hiç mi hiç orman bırakmayacağız. Ağaçları sadece nerede göreceğiz biliyor musunuz? Hani yol kenarlarına dikiyorlar ya ağaçları. Bir onlar kalacak. Gerçi zamanı gelince onları da kaldırmak için bir mana bulurlar. Öyle çöl gibi bir ülke olup kalabiliriz yani. Şimdilik bu söylediğim çöl olayı ütopik olabilir ama böyle giderse o günleri torunlarımızın torunları görebilir. 

ağaç kesme, yeni müfredat, çocukluk, sömestr tatili, güncel

                                                       HAFTA SONU NE OKULU?
     Öğrenciler cumartesi günü kalkıyor okula gidiyorlar. Niye? Kurs için. Ne kursu? Sınavlar için. Öğrencileri sınav manyağı yapıp çıktık. Abi hafta sonları okul mu olur ya? Çocuklara var ya çocukluklarını yaşatmıyoruz resmen. Ellerinden alıyoruz. Ya bırakın hafta sonları bari evlerinde kalsınlar. Ailesiyle otursun bir güzel kahvaltısını yapsın. Ailecek hep beraber bir kahvaltı yapsınlar. Mutlu mesut bir gün geçirsinler. Çocukluklarını çalıyoruz o ayrı. Birde aileleriyle olan vakitlerinden çalıyoruz. Bir tane arkadaşım ile konuştuk bu konuyu.  “Eğer çocuğum olursa ben çocuğu göndermem. Ne olursa olsun” dedi. Bende aynı fikirdeyim. Çocuğumun, çocukluğunu yaşamasını isterim. Dün mü bugün mü Milli Eğitim Bakanı açıklama yapmış. Kaçıncı kere yine müfredat değişiyormuş. Ama bu sefer direk uygulanmaya başlamayacakmış. Her kesimden görüş alınacakmış. Olması gereken de bu zaten. Ders saatlerinde bir azalma olmayacakmış ama içerik değişecekmiş. Gelecek yıl 1, 5 ve 9 sınıflarda uygulanmaya başlayacakmış. Sonra kademeli olarak tüm sınıflara geçecekmiş.
                                               BAKANDAN HARİKA AÇIKLAMALAR
     Ha eğitim konusuna girmişken. Bu kar nedeniyle tatil yapıldı ya. İstanbul Valisi birkaç gün önce açıklama yapmış. O günler sömestr tatilinde telafi edilecek. Yani? Çocuklar tatil günlerinde okula gidecekler. Yahu kardeşim bu iş olacak iş mi ya? Neyse ki Milli Eğitim Bakanı açıklamasında bu konuya da değinmiş. “Tatil, tatildir. Araya ders olmaz” demiş. Helal ya. İşte bu ya. Bir güzel haber daha. Sömestr tatilinde çocuklara ödev verilmeyecekmiş. En güzeli abi. Bu tatil dediğin nedir? Kafayı boşaltmadır. Çocuğa tutuyorsun birde ders veriyorsun. “Ama” dedi Milli Eğitim Bakanı. “Ödev yerine kitap okutulması, sinemaya gitmesi önerilecek” açıklamasını yaptı. Ne güzel konuşmuş Milli Eğitim Bakanı. Dilerim bu tür güzel açıklamaları devam eder.

13 Ocak 2017 Cuma

Turkcell'den yine duygusal bir reklam...

Turkcell, ne harika bir reklam yapmış öyle. Reklamda, gözleri görmeyen bir kızımız var. Bu kızımız, annesinin yaklaşan doğum günü için, ona bir hediye hazırlıyor. Ona farkettirmeden fotoğrafını çekiyor telefonla. Sonra onun bilgisayardan çıktısını alıyor. Annesinin resmini yapacak. Arkasından yaklaşıp, annesinin gözlerini kapatıp, “Ben kimim?” diye soruyor. Annesi, oyun yaptığını sanıyor ve “Elif” diyor. Ama o Elif, oyun manasıyla, annesinin yüz hatlarını inceliyor. Sonra saçlarına dokunuyor bir aralık. “Anne, sen saçlarını mı kestirdin?” diyor. Yine bu manayla, annesinin saçlarının boyunu öğreniyor. Ve o kızcağız görmeden, annesinin portresini yapıyor. Annesi, hediyesini bir açıp, bakıyor ki, kendi resmi. Hem de kendisine baya da benziyor. Resmin altına da, “Anneme” yazmış.

Turkcell

                                                   TEKNOLOJİ SINIFLARI PROJESİ
     Turkcell, engelsiz eğitim projesi kapsamında,  80 okula, böyle Elif gibi gözleri görmeyen çocuklarımız için, teknoloji sınıfları kurmuş. Turkcell’e, böyle bir sosyal sorumluluk projesinin içinde yer aldığı için, ne kadar teşekkür etsek azdır. Dilerim bu tür sınıflar, daha da çoğalır. Her çocuğumuz, bu imkanlardan faydalanır. Bu reklamı her izlediğimde duygulanıyorum. Belki reklamı izlemeyenler vardır. Reklama buradan bakabilirsiniz.  Ben reklamda oynayan kıza bayıldım. O kadar hayat dolu ki. Ama reklamın son sahnesi biraz eksik olmuş gibi. Anne resme bakıyor. Ve doğal olarak öylece bakakalıyor. Ve Elif, “İyi ki doğdun annecim” diyor. Anne şöyle bir duraksıyor, “Sende iyi ki doğdun kızım” diyor.
                                                       DAHA SAMİMİ OLABİLİRDİ
     Bu diyalog olurken anne-kız ayrı koltuklarda oturuyorlar. Annenin hani, “Sende iyi ki doğdun” dediğini an var ya. İşte bence orda, anne kızın yanına gitse ve kızına sımsıkı sarılsa ve gözlerinden birkaç damla yaş dökülürken tam bu sırada, “Sende iyi ki doğdun kızım” dese, daha bir güzel olur gibime geldi. Ya tabi, bu haliyle de güzel de. Dediğim gibi olsa, daha da bir içten olurdu sanki. Turkcell bu tür sosyal sorumluluk içeren projelerde yer alıyor. Ve bu yer aldığı projeleri o kadar güzel reklamlaştırıyor ki. Daha bunun gibi birkaç reklamını daha hatırlıyorum Turkcell’in. Şu bir gerçek ki, Turkcell bu reklam konusunda iyi bir ekiple çalışıyor.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/VZnmCtD5KdI
     

12 Ocak 2017 Perşembe

Kim Milyoner Olmak İster'in yeni sunucusu kim oldu?

     Kim Milyoner Olmak İster’de  Selçuk Yöntem, sunuculuğu bırakıyormuş. Onun yerine Murat Yıldırım gelecekmiş. Bence, hiç mi hiç doğru bir seçim değil. O koltuğa Kenan Işık’tan sonra Selçuk Yöntem oturdu. Kenan Işık ve Selçuk Yöntem’in ortak noktaları ne peki? İkisi de mesleklerinde belli bir yere gelmişler. Hem de yaşlarını başlarını almışlar. Bu tip bir bilgi yarışmasını sunacak kişinin, bu saydığım özelliklere sahip olması gerekir. Peki Murat Yıldırım’da bunlar var mı? Bakın şunu açık açık söyleyeyim: Ben Murat Yıldırım’ı beğenmiyorum. Adamı nedense antipatik buluyorum. Ama buna rağmen tarafsız olarak değerlendiriyorum. Buna emin olun. Haa, ben böyle yazdım. Adam çok da başarılı olur, orası ayrı. Ama bana göre, o yarışmaya sunucu olarak, Murat Yıldırım olmaz be. 

selçuk yöntem, murat yıldırım, kim milyoner olmak ister, güncel

                                                                NEDEN BIRAKMIŞ?
     Ulan, daha bu konu hakkında geçen günlerde yazmıştım. Ama yine yazıyorum. Neden bahsediyorum ben? Az önce size verdiğim haberden. Kim Milyoner Olmak İster’de Selçuk Yöntem sunuculuğu bırakıp, yerine Murat Yıldırım geçecekmiş. Peki, Selçuk Yöntem programı neden bırakıyor abi? Haberde bu geçmiyor ya. Bu nasıl saçma bir haber yazmaktır ya. Ne olmuş? Programı sunmaktan mı sıkılmış? Yoksa program nedeniyle dizi, film veya tiyatroya vakit mi ayıramıyormuş? Yok , yok. Haberi başından sonuna kadar okudum, yok. Neden bıraktığını yazmayı akıl etmezler ama. Hemen Murat Yıldırım kimdir diye, hemen haber yapmayı bilirler.
                                                               NEDEN SUNUCULUK?
     Ulan, şu dünyada her şey menfaate dayanıyor be. Ya tamam anladık. Adamın neden bıraktığını yazmadınız. Ulan Murat Yıldırım kimdir diye haber yapmak ne la. Murat Yıldırım’ı tanımayan mı var la. En son Kocan Kadar Konuş serisinde oynadı. Film, ses getiren bir filmde oldu üstelik. Sinema dünyasına en ufak ilgisi olan bilir, bu adamın kim olduğunu. Onu bırak. Adam kaç tane dizide oynadı. Olmadı bu dizilerden bilirler, tanırlar. Programı sunmaya başladıktan sonra, izleyeceğiz bakalım. Bu programa bir iki beden küçük gibi. Selçuk Yöntem için dedik de, belki film, dizi ya da tiyatroya zaman bulamıyor da, o yüzden bırakmıştır diye. Asıl Murat Yıldırım’ın bu bakımdan en verimli çağı. Dizi çekecek, film çekecek. Tam böyle bir dönemde, neden kariyerinde böyle bir yarışma programı sunmayı kabul etti? Bana pek mantıklı gelmedi. Ama bu konuyla ilgili bir açıklama yapacaktır herhalde. 

10 Ocak 2017 Salı

Türkiye'nin yeni Zeki ile Metin'i...

     Haber kanallarını izleyenler varsa farkındalardır. Trt Haber ile Trt Türk, ortak yayın yapıyor. Şimdi Trt izliyorum diye de kimse beni, “Yandaş” diye yaftalamasın. Ben yandaş olsun olmasın, tüm haber kanallarını takip etmeye çalışırım. Ntv’den, Cnn Türk’e, Habertürk’ten, Trt Haber’e kadar. Ama Trt Türk’ün yeri bir başkaydı. Hep kültürel programlar yapardı. Televizyonda bir şey bulamadığımda, açtığım kanallardan biri olurdu Trt Türk. Bir kültür kanalıydı. Kitap üzerine, sinema üzerine. Bu nedenle devamlı takip ettiğim kanallar arasındaydı. Ama ne olduysa oldu, Trt Haber ile Trt Türk, ortak yayın yapmaya başladılar. Hadi 15 Temmuz sürecinde anladık. O hayat memat meselesiydi, bu ülke için. Zaten o zamanlar bu darbe girişiminin dışında haber yoktu. Yani, iki kanalın da ortak yayın yapması normaldi. Ama şükür, o günleri atlattık. Her şey düzene girdi. Ama hala bu iki kanal, niye ortak yayın yapıyorlar? Trt Türk, bir kültür kanalıydı. Niye yeniden eskisi gibi sadece kültürel yayınlar yapmaya başlamadı? Öncelikle bu konunun bir aydınlatılması lazım. Bilmiyorum, benim gibi bu soruyu daha önce soran oldu mu? “İşte şu şu nedenlerle, hala Trt Haber ile Trt Türk, ortak yayın yapmaktadır” diye gerekçesini açıklamalı Trt.  

trt türk, trt haber, çalgı çengi ikimiz, murat cemşir, ahmet kural, güncel

                                                              GİŞEYE ZİRVEDEN GİRİŞ
     Çalgı Çengi ikimiz filmi, geçen Cuma 6 Ocak’ta, vizyona girdi. İlk hafta gişede ne yapacağını merak ediyordum. Bugün rakamlara baktım. Bence çok iyi başlangıç, ilk üç gün için. Toplamda 607.133 kişi tarafından izlenilmiş. Ahmet Kural ve Murat Cemşir’i severim. Ama filmlerini sevdiğimi pek söyleyemeyeceğim. Düğün Dernek’e yarım saat baktım, sonra kapattım. Onların komedi üslubu beni sarmadı. Ama nedense onlara karşı bir sempatim var. Başarılı olsunlar istiyorum. Ya ne bileyim. O kadar meşhur oldular. Ama hiç gurur yapmadılar. Hep oldukları gibi kaldılar. Samimiler. Bu yanlarını korumaları hoşuma gidiyor. Geçen Tv8’de yılbaşı özel programını sundular. Hiç, “Biz olduk” tavırları yoktu. Oldukları gibiydiler. Bunu daha önce yazmıştım herhalde. Murat Cemşir ile Ahmet Kural’ı ben, yeni Zeki-Metin olarak görüyorum. Onlardan sonra ilk defa böyle bir ikili ortaya çıktı. Çok iyi başlangıç yaptılar gişeye. Gişede yine iyi iş yapacaklar gibi duruyorlar.

8 Ocak 2017 Pazar

Onedio testleri bir harika dostum...

     Şu son zamanlarda, popüler olan şeylerden biri de,  Amerikan dublaj denilen olay. İlk gördüğümde, eğlenceli bir şey herhalde deyip, birini açtım videonun. Keşke açmaz olaydım.  Ben, Çiçek Abbas’ın o müthiş atışma sahnesini izledim. Yine Türkçe konuşuyorlar. Ama Amerika’lının konuşacağı tarzda. Tek kelime ile çok kötü, çok kötü. 15-20 saniye baktıktan sonra, hemen kapattım. Bir daha ne açarım, ne de kimseye öneririm. Amerikan dublaj dendiğinde, benim aklıma şöyle bir şey gelmişti: Çiçek Abbas’taki o sahnede, Amerikan filmlerinden alınmış replikleri konuşturacaklar zannettim adamlara. “Nasıl yani?” diyecek olursanız. Mesela Yüzüklerin Efendisi’nden iki karakterin konuşması alınıp, o sahneye eklenebilirdi. Bir zamanlar Beyaz Show’da yapılıyordu bu. Hem de baya iyi yapılıyordu. Gerçi Beyaz’ın ekibi yapmıyordu o işi. İnternette meşhur olmuş bir gruptan alıyordu Beyaz’da. Ama onların kim olduğunu da belirtiyordu. Beyaz’daki sistem farklıydı. Mesela eski popüler olan Amerikan dizilerine yapıyorlardı. Bir tanesi hala aklımdadır. Diziyi tam olarak hatırlamıyorum. Bir baba-oğul konuşuyor. Baba diyor ki, “Cumaya gideceğim. Oradan eve geçeceğim. Teyzenler gelmiş. Sen dükkanda kal” diyordu. Daha bunun gibi bir sürü harika dublajlar. Onları çok sevmiştim. Ama şimdiki Amerikan dublajı, beni sarmadı beyler bayanlar. 

onedio, amerikan dublaj, güncel

                                                        KİTAP YAZSAM KAÇ SATARDI?
     Onedio internet sitesini biliyor musunuz? Bir ara internette, oraya buraya sörf yaparken karşıma çıktı. Çok güzel testleri var. Siteye bir girdim. Dakikalarca çıkamadım . O testten, o teste geçtim. Blogger olduğumuz için, edebiyat testleri daha çok dikkatimi çekti tabi. Bir tane test vardı. “Yazar olsan, kitabın kaç satardı?” diye. Hemen yaptım testi. Sonuç ne çıktı dersiniz? 73.000 satış yaparmış bir kitap yazsam. Testin değerlendirme bölümünde de, 73.000 rakamı, iyi olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu sayıda satış yapmış olmak, kemik kitlem olduğunu gösterirmiş. Ve kemik kitle oluşturmak, bir yazar için çok önemliymiş. Kitap yazmaktan kasıt, roman ya da hikaye yazmaksa, bu benim için olmayacak bir şey. Benim roman ya da hikaye yazmak gibi bir yeteneğim yok. Ama başka tarzda araştırma gibi kitap yazabilirim bak. Ama şu an için öyle bir planım yok. Şimdilik blog yazmak yetiyor bana. 

7 Ocak 2017 Cumartesi

Televizyon gören masum köylü...

     İlk televizyonunuzu hatırlıyor musunuz? Bizimkisi, 35 ekran kadar bir şeydi. Dışı beyazdı. Sağa tarafında üst bölümünde hoparlör, hemen onun altında da düğmeler vardı. Hele bir tane düğmesi vardı, kocaman. Peki, televizyonla ilk karşılaşanların tepkileri nasıl olmuştur acaba? Hep bunu merak etmişimdir. Ne de olsa, biz televizyonun içine doğduk. Ama ya televizyonu ömründe ilk defa görenler. Onlar nasıl tepki verdiler? Bir tane Laz, televizyon bakıyormuş. Bakmış televizyondakiler ateş ediyor. Oda, “Herhalde bunlar beni de vuracak deyip, çekmiş silahı televizyona ateş etmiş. Alın başka bir, ilk televizyon tecrübesi daha. Yaşlı bir teyze banyo yapacakmış. Herhalde kızı yaptıracak. Orayı tam hatırlamıyorum. O arada televizyon açık ve bir film oynuyor. Yaşlı teyzem, filmdeki adamları görünce, “Bu adamlar varken soyunmam. Beni görürler, ayıp” demiş. İşte, televizyonla ilgili ilk deneyimlerimiz böyle. Bizim köyde televizyonu, köyün en zenginlerinden biri almış. Her akşam millet, o eve, televizyon izlemeye gidermiş. Sonradan yavaş yavaş herkesin televizyonu olmaya başlamış. Birde şimdiyi düşünsenize. Şimdi bırak bir taneyi, evlerde iki tane televizyon var. Bak şimdi, çok ünlü bir televizyon esprisini unutuyordum. Hani şu Cem Yılmaz’ın, “Peki Zeki Müren’de bizi görecek mi?” repliği. Muhakkak, o zamanın insanları bunu da sormuşlardır. Zaten Yılmaz Erdoğan’ın her zaman verdiği öğüt değil midir? “Gerçek hayatı yazın” diye. Muhakkak oda böyle bir şeyi yaşamıştır ya da büyüklerinden duymuştur. O yüzden filminde bu repliğe yer vermiştir.

televizyon, diziler, güncel

                                                     DİZİNİN SUYUNU ÇIKARMAK
     Dizileri devam ettirmek için senaryoları, saçmalaştırdıkça saçmalaştırıyorlar.  Ya artık her şey bitmiş, dizide anlatılacak bir şey kalmamış. Artık final yap, bitir değil mi? Ama o yok. Bir kere o dizi tuttu ya. Onu devam ettirebildikleri kadar devam ettirecekler. Yani millet olarak, her şeyde yaptığımız gibi bu dizi sektöründe de, işin suyunu çıkartmadan bırakmıyoruz. Sonra ne oluyor caaanım dizi. Hikaye saçmalaştığı için, reytingler düşüyor ve final yapıyor. İlk başladığı dönemde reytingleri alt-üst eden dizi, bir anda yayından kaldırılıyor. Yahu o dizinin böyle içler acısı bir sonuna, yönetmeni, yapımcısı, oyucuları nasıl katlanıyor? “Lan bi zamanlar, her bölümümüz olay olurdu. Şimdi bir anda yayından kalktık” demez mi? İnsana bu durum koymaz mı? Millet olarak şu her şeyin suyunu çıkarma huyumuzdan bir vazgeçsek, dizileri ağız tadında bitirebilsek. 

2 Ocak 2017 Pazartesi

Sneijder'in annesine insafsız eleştiri...

     Sneijder’in annesi açıklama yapmış. Son bu Reina saldırısından sonra, artık oğlunun İstanbul’da kalmaması gerektiğini ve futbol hayatına başka bir yerde devam ettirmesi gerektiğini söylemiş.  Sözde muhafazakar olan bir gazete ise, bu açıklama için şöyle bir başlık atmış: “Sneijder’in annesi saçmaladı” diye. Kadın niye saçmalamış olsun. Kadın bir anne olarak, telaş etmiş. Hem de o gece, Sneijder ve eşinin orada olma gibi bir durumları da varmış. Sonradan başka yerde yeni yıla girmeye karar vermişler. Kadının duyduğu telaş senin, benim, hepimizin annesinin duyabileceği gibi bir endişe. Birde duruma tersten bakalım. Ya yurt dışında bir futbolcumuz olsaydı. Ve bu patlama orada olsaydı. Ve o futbolcumuzun annesi de, “Oğlumun artık orda kalmasını istemiyorum. Onun için korkuyorum. Ülkesine dönsün istiyorum” deseydi. Yine aynı gazete, o anne için de, “Saçmaladı” diye başlık atar mıydı? Biraz empati yapın ya empati. Eğer bunu diyen bir Türk annesi olsaydı, o gazete şimdi çoktan o anneyi, vatan haini ilan etmiş bile olabilirdi. Üstelik bu başlığı Sneijder’in yaptığı o gurur verici açıklamadan sonra yapıyorlar. Ne demişti Sneijder, “Burada olduğum sürece bir Türk gibi davranacağım”. Her şeyi geç. Adamın sırf bu içten açıklaması için, o başlık atılmaz. Adamın bu haberi okuduğunda yaşayacağı moral bozukluğunu bir düşünsenize. “Ben böyle bir açıklama yapmışken,annem için nasıl başlık atıyorlar?” der ya. Birde sabahtan akşama Osmanlı derler. Tamam, Osmanlı diyorsun da. Osmanlı’nın hoşgörüsü nerede mübarek? Sizin yaptığınız linç etmek olmuyor mu? Osmanlı’ya bakıyorsunuz ama görmüyorsunuz.

sneijder, kemal sunal filmleri, güncel

                                                          KEMAL SUNAL FİLMLERİ
                                                        KOMEDİDEN İBARET DEĞİL
     Kemal Sunal filmlerinin sonlarına hiç dikkat etiniz mi? Daha az önce, bir tane filminin son sahnesine denk geldim. Gerçi onun filmlerine denk gelmemek gibi bir şansınız yok. 24 saat filmleri dönüyor televizyonlarda. Az önce sonuna denk geldiğim filmi, Şark Bülbülü’ydü. Final sahnesinde Kemal Sunal, “Artık ağalık dönemi bitti. Kendi köyümüzün ağası kendimiz olacağız” diyordu. Evet, Kemal Sunal filmleri komik. Ama sonunda toplumun en büyük yaralarından birine parmak basıyor ve doğru yolu gösteriyor. “Ağalık” sistemine karşı çıkıyor. Bazıları diyordu ya, “Ha Kemal Sunal filmleri, ha Recep İvedik, ikisi de aynı” diye. Onlara buradan duyurulur.  Recep İvedik hangi filminde sosyal yaraya temas etmiş?

1 Ocak 2017 Pazar

Reina, acının merkezi oldu...

     Şimdi bazıları eleştiri yapıyorlar, “Her terör saldırısından sonra hükümet yetkililerinden aynı açıklama geliyor. Terör bizi yıkamaz. Birlik ve beraberliğimizi bozamayacak. Hep aynı sözler, aynı sözler” diyorlar. İyi de güzel kardeşim, ne desin adamlar? “Teröre yenileyeceğiz” mi desin? Onlar da bu ülkenin insanı. Onlar da bu durumun farkındalar. Ama bu ülkenin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olarak, bu açıklamaları yapmaları çok yerindedir. Hem de hemen yapmaları yerindedir. Millet, 15 Temmuz gecesi ne yaptı? Baştaki lideri, Cumhurbaşkanı ne dediyse onu. Millet bakacak, görecek. “Hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, bak dimdik konuşuyorlar. Kendilerinden eminler” diyecek. Kendini yönetenlerin bu halini görüp, oda moralini üst seviyede tutacak.

reina saldırısı, yetkililerin saldırılar sonrası açıklamaları, güncel

                                             BEKLENMEDİK YERDEN VURULDUK
     Gece boyunca yeni yıl için o kadar iyi dileklerde bulunduk, güldük, eğlendik. Ama yeni yılı bize zehir ettiler. Reina’ya saldırı oldu ve 39 kişi hayatını kaybetti. Yine ülke olarak üzüntüye boğulduk. Akşam haberlerinde izledim. O kadar da önlem alınmıştı oysa. Özellikle akşam 16:00’dan sonra, kamyonların Taksim’e, Ankara’da da Kızılay’a girmesi yasaklandı. Bu büyük meydanlara girenler, teker teker arandı. Her yılbaşında olduğu gibi, kimi polisler simitçi, kimi polisler Noel Baba oldu. Geçen yıllara göre, önlemlerin daha üst düzeyde olduğu belliydi. Ama hiç beklenmedik bir yerden yapıldı saldırı. Reina’yı hep bir eğlence mekanı olarak duyardık. Bu sefer Reina, acının mekanı oldu.
                                                       BİZİ YENEMEYECEKSİNİZ
     Şimdi şu belli oldu ki: Daha başka saldırıların olması muhtemel. Bu saldırıların olması ne kadar muhtemelse, muhtemel olmayan bir gerçeklikte var ki, ne olursa olsun bu ülkenin, ülkemizin yıkılmayacağı, ayakta kalacağıdır. Ne kadar saldırı yapılırsa yapılsın, bu ülke var olmaya devam edecek. Gerçi bende siyasiler gibi konuşmaya başladım ama. Sizin de içinizden bunu haykırmak gelmiyor mu? “Ne yaparsanız yapın, bizi yenemeyeceksiniz” diye avaz avaz bağırmak. Bu ülke neler gördü. Hepsinde de bir şekilde kendini kurtarmayı başardı. Yine başaracak. Evet, üzgünüz. İnsanlarımız ölüyor, içimiz kan ağlıyor, moralimiz bozuluyor. Ama her şeye rağmen yine de ayakta olmalıyız. Birbirimiz için.

Blogger tarafından desteklenmektedir.