aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir aşkın ortasına düştüm...

Kütüphaneye gittim. Biraz kitaplara baktım. Daha elimdeki kitaplar bitmediği için yeni kitap almadım. Kütüphaneden sonra Murat Abi’nin yanına uğradım. Ülkenin bugünü ve geleceği hakkında konuştuk. Bu sohbetimize her zaman ki gibi çay da eşlik etti tabi. Akşam eve geldim. Galatasaray’ın Avrupa Kupası maçı var. Sparta Prag ile deplasmanda. Gecenin 23.oo’de maç. O saatte maç mı olur? Gerçi maçı Exxen yayınlıyor. Exxen yok ben de. Para verip de almam zaten. Boyuna takılıyor diye millet dert yanıyor. Huzur kitabından birkaç sayfa okudum. Bir aşk hikayesinin içine düştüm. Bakalım sonu ne olacak? Ahmet Hamdi Tanpınar kitaplarını seviyorum. Tekrar köşe yazılarını okumaya dönüyorum. Ama kendimi çok sıkmadan. Zira çabuk sıkılıyorum.

Aşkımı duvarlara yazmadım hiç...


     Serviste giderken köprünün bacaklarına, kocaman kocaman harflerle, “Asya beni affet” yazmış. “Oğlum sen bunu buraya yazmışsan durumun vahim demektir. Kim bilir ne yaptın da kızın kalbini kırdın? O kızın sana dönmesi zor be oğlum” dedim. Sonra da, “Ben gençliğimde hiç aşkımı duvarlara yazmadım. Acaba gençliğimi boşa mı geçirdim?” dedim. 

aşk

     Hiç şöyle dolu dolu bir aşk yaşamadım. Kanımın deli aktığı zamanlarda, tam da o dönemime özgü bir aşk geçmedi başımdan. Aşkımdan ağlamadım. Hiç kimseye, “Abi onsuz ben ne yaparım?” deyip hüngür hüngür ağlamadım. Ot gibi bir gençlik mi geçirdim ben şimdi? Zaman zaman bu sorular kurcalıyor aklımı. Sizin de kurcalar mı böyle aklınızı bazı sorular?

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/ar9-UYZZmqs

Ben aşkı yalnız sana yakıştığı için severim...


     Odamdayım. Yalnız başıma. Gülben Ergen dinliyorum. “Ben aşkı yalnız sana yakıştığı için severim. Bana da yaşattığın için sevgilim çok teşekkür ederim” diyor şarkısında. Hüzün doluyor içime. Birbirini çok seven ama bir şekilde ayrılmış sevgililer geliyor aklıma. Yıllar geçse de unutulmayan sevdalar. Yıllar sonra bile hatırlanan sevgililer. 

aşk

     “Belki de çoktan evlenmiştir. Belki de çocukları da olmuştur” düşüncesi. Ve bu düşünceye eşlik eden bir damla gözyaşı. “Bu onun kokusuydu. Bu bizim şarkımızdı. İşte şurası. Devamlı buluştuğumuz yerdi”. O koku da, o şarkı da ve o yeri gördüğünde hep içinin cız etmesi. “Bunca zaman oldu. Neden hala oradan geçerken, hala o geliyor aklıma? Neden orası benim için alelade bir sokak olamıyor? Neden?” Hiç zorlama kendini. Bu geçmeyecek bir kalp ağrısı.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-in-red-white-and-blue-check-long-sleeve-shirt-beside-woman-in-black-and-white-stripes-shirt-hugging-each-other-while-sitting-on-a-concrete-surface-168426/

İlk görüşte aşk var mıdır?

     İlk görüşte aşk var mıdır? O Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz o saf ve temiz aşk yani. Hani bir anda kız ve oğlan çarpışırlar. Kızın kitapları elinden düşer. İkisi bir anda yere eğilirler kitapları almak için. İşte tam o anda göz göze gelirler. Ve aşık olurlar. Belki eskilerde, hani daha bu teknoloji dört bir yanımızı sarmamışken, insanların daha çok insan oldukları dönemde vardır muhakkak. Ama şu zamanda hiç inanmıyorum ilk görüşte aşka. Ama ben inanmıyorum diye çevremde de olmuyor değil. Bundan dokuz on sene öncesi. Bir dostum, bir kardeşim tatmıştı bu duyguyu. İlk görüşte aşık olmuştu, çok sevmişti. Kızdan bahsederken gözlerinin içinin gülmesinden anlıyordum samimi bir şey yaşadığını. Ama aşk da yetmedi, kavuşamadılar. Orası ayrı. O arkadaşımdan başka kimseden de duymadım ilk görüşte aşık oldum diyeni. Sizce ilk görüşte aşk var mı peki?

Evliliği, "Alt tarafı bir imza" diye görmek...

     Her şeyin suyunu çıkardığımız gibi aşkın da suyunu da çıkarmadık mı sizce? Hemen aşık oluyoruz. Birkaç ay sonra evlilik. Sonra birkaç ay sonra da boşanma. Peki neden böyle oluyor? Neden uzun süreli evlilikler göremiyoruz artık. Bunun nedeni bence: Tamamiyle hayata ve evliliğe bakış açımızın değişmesi. Yaşadığımız çağda artık devamlı kulaklarımıza fısıldanan bir şey var: “Değerli olan sadece sensin. Gerisi boş”. Böyle bir düşünce tarzında yaşıyoruz artık. Hem erkek hem kadın böyle bir düşünce tarzıyla başlıyorlar evliliğe. Bir zaman sonra sıkıntılar baş gösteriyor. Her iki taraf da, “Kimse için hayatımı heba edemem” deyip hemen boşanıyorlar. Şimdi böyle bir düşünce ile evlilikler nasıl hayatta kalır?

evlilik, aşk, güncel
                                       ALT TARAFI BİR İMZA MI?               
     Artık evlilik de eski saygınlığını kaybetmeye başladı. “Alt tarafı bir imza” deniyor evlilik için. O yüzden evlenilmiyor artık. Ama karı-koca gibi hayatlar sürülüyor. Aynı evde. Tıpkı yabancılar da olduğu gibi. Yanlış anlaşılmasın. Niyetim böyle yaşayanları, “Niye böyle yaşıyorsunuz?” diye ahkam kesmek değil. Zaten haddime de değil. Ben sadece olanı anlatıyorum. Onları da yargılamıyorum zaten. Böyle gördüler, böyle yaşıyorlar. Ama böyle giderse o eleştirdiğimiz  Avrupa gibi olacağız bizde. Evlilik bir bilinç meselesi. Anne- babalarımız da bu bilinç vardı. Ya da daha eskilere gidersek dedelerimizde ve ninelerimizde. Onlar görücü usülü evleniyorlardı. Peki evliliğe bakış açıları nasıldı?
                                    ESKİLERİN EVLİLİĞE BAKIŞI
     Mesela bir kadın eve gelinliği ile girince kefeni ile çıkacağını bilirmiş. Yani ölünceye kadar o evliliği devam ettirmek için giriyor o eve. O adama ölünceye kadar eş olmaya giriyor o eve. Çocuklarına mutlu bir aile sunmaya ve onları iyi yetiştirmeye giriyormuş eve. Ya peki erkek? Erkek de bunun bilincinde. Bir kere evlendi. Artık boşanma gibi bir durum olmayacak. Ölünceye kadar o kadınla evli kalacak. Çünkü o zamanki kültür böyle. Ha hiç kavgalar olmuyormuş mu? Oluyormuş. Yani böyle düşünülüyor diye her şey güllük gülistanlık değil. Böyle durumlarda bir taraf kendini geri çekermiş. Tartışma uzamasın diye. İyisiyle-kötüsüyle, acısıyla-tatlıysa bir ömür geçermiş. Şimdi o zamanki düşünceyi, kültürü hemen getirip şu anki duruma uygulayamazsın. O yüzden yeni nesiller yetiştirilirken, “Evlilik nedir, evliliğin ve ailenin önemi, aile bağları” gibi kavramların önemi anlatılmalı. Çocuklar bu bilinçle büyütülmeli. Çocuklar büyüdüklerinde evliliği, “Alt tarafı bir imza diye” görmemeli.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-and-woman-walking-to-forest-131193/

Atılamayan aşk defteri...

Gecenin ikisi mi, üçü mü neydi. Dışarıda, kar başını almış başını gidiyordu. Onu düşünüyordu. Onu hatırlatacak en damar denilebilecek şarkıları, peşi sıra dinliyordu. Eline de kalem kağıt almıştı. Onu düşünerek yazmak istiyordu. Öyle bir şarkılar çıkıyordu ki, yazmaması mümkün değildi. Hele ki bazı şarkılar, onunla beraber olduğu dönemde çıkmışlardı. Onları dinledikçe, içi daha da bir yanıyordu. Yok, yazamıyordu. Artık dayanamıyordu, aşk damlaları dökülüyordu gözlerinden. Kendilerine bir defter almışlardı. İkisi, birbiri haklarında şiirler, güzel sözler yazıyorlardı. O defteri hala atamamıştı. Öteki odadaydı işte. Hemen gidip alabilirdi. Ama cesaret edemiyordu. Bırak o defteri açıp okumayı, defterin kapağını görmeye bile cesareti yoktu.
aşk, aşk defteri, yaşadıklarım
Ha deyince atılmayan anılar
                                                           İŞTE O DEFTER
     Ama bir gün, istemeyerek de olsa, o defter ile karşı karşıya gelmişti. Kutunun içinde kitapları vardı. Hepsini çıkartıp yeniden düzenlemek istemişti. Teker teker kitapları çıkarırken, en altına doğru görmüştü o defteri. Dışı kırmızı, ortasında süngerden yapılmış bir kalp vardı. Ona öylece bakakaldı. Bir süre öyle durdu. “Bu defter burda mıymış?” diye sordu kendine. Yavaşça elini uzattı deftere. Defter, şimdi ellerinin arasındaydı. İki eliyle sımsıkı kavradı defteri. Defterin kapağına şöyle bir göz gezdirdi. Bu defterin içinde aşk ile yazılmış şiirler, özlemler, anılar her şey vardı. Yavaşça kapağını açtı. Birden ipin olduğu sayfayı açtı. Ve defteri burnuna götürdü. Belki bir ihtimal, onun mis kokusu kalmıştır diye.
                                             YİNE ATILAMAYAN BİR HATIRA
     “Keşke hiç koklamasaydım” dedi. İçi daha da bir yandı. O, artık onun değildi. Bu yarasını kanatmaktan başka bir şey değildi. Ama açmıştı işte bir kere defteri. En baştan beri defterin sayfalarını çevirmeye başladı. İlk sayfalarında, kendi yazdığı şiirleri vardı onun için. Bazıları şiir değildi. Bildiğin yazıydı. Onu ne kadar sevdiğini anlatan yazılar. Sayfayı her açışında, eli biraz daha titriyordu ve kalbi daha da hızla çarpıyordu. Ve işte o an gelmişti. Onun yazdığı yazıların ilk sayfası ile karşı karşıya gelmişti. Durdu öylece. Elini o yazıların üzerinde dolaştırdı. Yazının sonuna koyduğu gülücük işaretine bakıp, içi kan ağlayarak gülümsedi. Artık o gülümsemesini başkası için kullanacaktı. Bir süre daha baktıktan sonra, bu aşk defterini kapattı. Hemen kutunun en dibine koydu. Üstünü kitaplarla doldurdu. İşte, yine atamamıştı o defteri.

Aşk anısına hüzünlü veda...

     Ne zaman aşk dense, aklına o geliyordu. Galiba sonsuza kadar da o gelecekti. Belki gün gelir, bir başkası onu unutturabilir miydi? Ama o zaman bu yaptığı da sadakatsizlik olmaz mıydı? Aklı ile vicdanı arasında kalmak, böyle bir şey olsa gerekti. Evden yine geç çıkmıştı. Otobüse yetişemeyecekti. Adımlarını hızlandırmaya başladı. İçi rahat etmedi. Hafiften koşmaya başladı. O an aklına, yine o geldi. Onunla buluşmaya giderken de hep böyle otobüse geç kalacağım endişesi yaşar ve koşardı. “Keşke yine beni bekliyor olsaydı da, ona gidiyor olsaydım” dedi. Ama bu sadece kupkuru ve ölü bir istekti. Ve bir daha, hiç mi hiç canlanmayacaktı.

aşk, yaşadıklarım, eski günler
Aşkın anılarına da veda etmek gerekiyor

                                          BULUŞMA YERİNE İLK GİTMEK
     Nereden duymuştu yine aşk lafını da, yine aklına o gelmişti. Otobüsün camından dışarıyı izlerken, onunla geçen günlerini düşünüyordu. Sanki o bekliyormuş da, onunla buluşmaya gidiyormuş gibi hissetmek istiyordu ve bırakıyordu kendini o güzel duygunun kollarına. “Daha gelmemiştir. Muhakkak arkadaşlarıyla eğlene eğlene geleceği için, kesin buluşma yerine ilk ben gideceğim” diyordu içinden. Cidden, o zamanlar da böyle olurdu. Gittiğinde hakikaten, o orada olmazdı. Birkaç dakika sonra arkadaşlarıyla beraber damlardı. Mutlu ve huzurlu iki öpücük kondururdu yanaklarına. Bu sefer de yoktu bankta. Ama işin kötü yanı, olmaması değil beş dakika, on dakika ya da yarım saat sonra gelmeyecek olmasıydı.
                                                   ANILARA HOŞÇAKAL
     Gitti, o banka oturdu. Sanki gelecekmiş gibi arkasına, sonra da birde önüne baktı. İçinden özlem dolu ve yaralı bir kalbin söyleyeceği bir şekilde, “Ahhh” çekti. Galiba bu bankla da vedalaşmalıydı. Çünkü bu bank, çok merkezi bir yerdeydi. İlla ki gözüne çarpacaktı. Bu bankla hesaplaşmasını bugün yapmalıydı. Artık o yoktu. Artık o hayatından çıkıp gitmişti. Artık bu bankta, sıradan bir banktı işte. Ellerini bankta gezdirdi. Birbirlerine sarılıp oturdukları günleri hayal etti. Evet, biliyordu. Bu bankta, gün gelecek, sıradan banklardan biri olacaktı onun için. Ama zamanla. Ama yavaş yavaş. Kafasını önüne eğdi. Artık karar vermişti. O banka, hayır hayır aslında o banka değil, o banktaki mutlu anılara, “Hoşçakalın” dedi ve aniden kalktı. Böylece kalbine saplanmış aşk oklarından birini daha, acı içinde çekip çıkarmıştı işte.

Aşkı aramaktan telef düştük...

           Sevilmek gerçekten çok güzel bir duygu.Alıp götürüyor insanı başka diyarlara.Hayat gerçekten bunaltıcı ve sıkıcı.Böyle bir ortamda hayatı renklendiren,neşelendiren duygunun adına aşk diyoruz.Ama aşkı şanslı kişiler yaşayabiliyor.Önüne her gelen yaşayamıyor bu duyguyu.Aşk özel bir duygu.Ve bunu özel insanlar yaşıyor.Bir zamanlar bu düşünceye karşıydım biliyor musunuz?”Aşkı özel özel insanlar yaşarmış.Hepsi laf bunların”derdim.Ama yaş aldıkça,akıl oturmaya başladıkça bazı şeyleri daha net algılamaya başladım.Gerçekten aşkı yaşayanlara imrenerek bakıyorum.Aşkı doruklarına kadar yaşamış arkadaşlarım da var.Hem de tıpkı filmlerdeki gibi.O arkadaşıma her zaman imrenerek bakmışımdır.Çünkü doyasıya sevmiştir.Doyasıya sevilmiştir.Zaman zaman anlatır durur yine o günleri.Ve hala anlatırken de gözleri parlar.Bilmiyorum herkesin de bir gönül yarası var be kardeşim.
            Bu çağın insanlarının peşinden koştukları tek şey aşk.Başka bir şey de umurlarında değil.Facebook,twitter bilmem hangi site.Herkesin paylaşımlarına bir bakın.Herkes aşk arıyor.Şöyle ayaklarını yerden kesecek bir aşk ama.Havalara uçuracak,her nefeste onu düşünebileceği bir aşk.Herkes aşka programlamış kendini.Kim programlamıyor ki zaten?İster erkekler olsun,ister kızlar olsun.Bir araya geldiklerinde devamlı aşktan bahsediyorlar.Grupta hemen bir yoklama yapılıyor.Hayatının kadınını ya da erkeğini bulan var mı yoklaması.Tabi bu soru maksat muhabbet olsun diye soruluyor.Aşktan konuşmaya başlamak için girizgah olarak kullanılıyor.Yoksa biri aşkı bulmuş olsa zaten yer yerinden oynar.Mesajlar,mesajlar yağar telefonlara.Facebook,twitter yıkılır.Duymayan kalmaz.O hep bahsedilen sağır sultan var ya o bile duyar.O yüzden bu soru boş sorudur.
             Yani anlayacağınız aşk üzerine kurulu bir dunyamız var.Her sabah yeniden kurarız bu dünyayı.Kurmak isteriz.Çünkü tak etmiştir dünyanın derdi gamı canımıza.Bunlara tek başına göğüs germek acı verir.İstersin ki yanında biri olsun.İyi ya da kötü anında her şeyini paylaşabileceğin.Gerçi bu durumun çok geyiği olur ama.Sonuçta buz gibi bir gerçek olarak da durur karşımızda.Bizi bu paranoyak hala televizyonlar,filmler de getirdi diyebiliriz.O yüzden böyle sabahtan akşama etrafta,”Aşk,aşk”diye zombiler gibi dolaşır durur olmadık mı?Dizide aşk,filmde aşk.Üst baş aşk yani.Bu çağın insanı bu kadar aşk propagandasına nasıl dayansın?Bir dayanır,iki dayanır.Sonunda o da pes eder.O da şuursuzca,”Aşk,aşk”diye ortalığı birbirine katar.Gerçi filmler olmasa da bu iş böyle olacaktı ya.Çünkü insanın doğası bu.
            Bazen de olmaz.Ne yapsan olmaz.Aradığın seni bulmaz.Bekler bekler durursun.Ama ne zamana kadar beklersin onu bilemem.Bilsem zaten kitaplar yazar,dünyayı birbirine katardım.Ama yok be kardeşim.Belli bir formülü yok.Matematik problemi değil ki formülü olsun.Hani bir laf var ya.Ortalıkta dolaşıyor,boyna geyiği yapılıyor.”Akışına bırak”diye.Öyle yapacaksın.Akışına bırakacaksın.Bırakmazsan da bir şey değiştiği de yok zaten.Kendine sıkıntı yapar durursun.


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com