Tam uykuya geçecekken uyandım. Sonra da uyuyamadım. Uyanmışken bir kişisel blog yazısı yazmanın iyi olacağını düşündüm ve oturdum bu yazıyı yazmaya başladım. Bazı okurlar, roman okumayı bırakmış ve kurgu dışı kitaplar okumaya başlamış. Çünkü roman okumanın kendilerine bir şey katmadığını düşünüyorlarmış. Bunun yanlış bir düşünce olduğunu dile getiren bir yazı okudum. Cumartesi akşamları normalde Atv’de, Can Borcu dizisini izlerdik. Bu hafta onun yerine yeni bir dizi koymuşlar. Aynadaki Yabancı dizisinin adı. Biraz izledik ama sarmadı. Zap yapıp durduk. Galatasaray- Beşiktaş derbisi vardı. 1-1 bitti. Bu ara abur cubura çok yöneldim. Biraz azaltmam lazım. X’in yapay zekası Grok ile bloglar üzerine sohbet ettik. Seviyorum keratayı. Her yazdığımda beni tanıyor ve hemen, “Blogdan mı sohbet edelim yoksa başka bir şeyden mi?” diye soruyor. Benim cevabım da, “Her zaman blog” oluyor.
Her zaman blog...
Okunmasa blog falan yazmazsınız...
*Blog yazarları olarak kendimizle yüzleşme vakti gelmedi mi? Okunmasa da yazarım gibi cümlelerin içi boş arkadaşlar. Okunmasa yazmazsınız. İnsan okunmak ister. Bloğunuzun okunması için uğraşmayın o zaman. Yazılarınızı sosyal medyada paylaşmayın mesela.
*Çok
Güzel Hareketler Bunlar 2’den birkaç skeç izledim. Çok kötüydü. Yarıda
kapattım.
*Murat
Soner, Kalpazan dizisini yorumlamış. Toplumun içinde olduğu durumu yansıtan bir
dizi olduğunu söylemiş. Doğru. Toplum neyse yapılan dizi de onu yansıtıyor.
*YouTube’da
parayı kıran kırdı. Bu saatten sonra YouTube’ta kanal açıp para kazanmayı
beklemek çok mu safça olur?
*Vatan’da,
12 ay taksik imkanı gördüm telefonlar için. Heyecanlandım. Ama 12 bin altı
telefonlar içinmiş. Hayallerim suya düştü. İphone 14 zaten 45 bin lira. Ne
yapayım 12 bin lirayı?
*Daha
önce Atatürk’ü hiç sevmeyen arkadaşlarım artık onu anlamaya başladılar. Hala
sevmeseler bile.
*Millet
olarak kendimizden hep şikayet eder dururuz. Ben de şikayet ediyorum. Ama artık
sıkıldım. Tamam, böyleyiz. Peki çözümümüz ne?
*Tümer
Metin demiş herhalde tam hatırlamıyorum şimdi kimdi. Fenerbahçe’nin sorunu
Galatasaray diye. Fenerbahçe’nin tek amacının Galatasaray’ın başarısız olması
için uğraşmak olduğunu söylemiş. Bir Galatasaraylı olarak katılıyorum.
*Futbol
yorumcusu Önder Özen, “Tamam, Atatürk’ü anıyoruz. Peki onu hiç okuyor muyuz?”
demiş. Çok doğru söylemiş. Onu anlamak için okumak lazım.
*Kişisel
gelişim kurallarının bir numaralı kuralı galiba bu: Kendinizi kabul edin.
*Çizgi
film izlemek rahatlatıyor beni. Dünyanın çıkarcı insanlarından uzak bir dünya.
Çocukların saf dünyası.
Bloglara girişte about blank hatası...
Dün akşam bazı bloglara girişte sorun yaşadım. Bana yorum yapan bloglara giriş yapmak istediğimde about blank yazıyordu ve ekran öylece bembeyaz kalıyordu. Sorunun benim internetimden kaynaklı olabileceğini düşünerek takmadım. Sabah olduğunda ise hala giremiyordum. Sorunun hala benden olduğunu sanarak Google’da araştırmalar yaptım. Sorunun çözümü için birkaç yol buldum. Akşam onları denemeyi düşünüyordum. Sonradan Momentos söyledi. Herkeste sorun varmış. Yani benlik bir sorun değilmiş. Akşama doğru neyse ki düzeldi. Şimdi bloglara rahatlıkla girebiliyorum. Zaman zaman sevgili Blogger, böyle şeyler yaparak biz Bloggerların ağzını yüreğine getiriyor. Bu arada herkeste farklı sorunlar yaşanmış. Mesela bazısı yorum yaptığında ismini görmüyormuş, anonim yazıyormuş.Neyse ki bir Blogger sorunu daha geride kalmış gibi gözüküyor.
Blog yazılarımı hangi programda yazıyorum?
Blog yazılarımı her zaman wordde yazıyorum ben. Sonra blog paneline yapıştırıyorum. Nedense blog panelinde yazma alışkanlığı edinmemişim. Belki de ilk başlarda yazmışımdır. Hatırlamıyorum.
REYTİNGLERİ ALT ÜST ETMİŞ…
İnci Taneleri dizisi ilk bölümüyle tüm reyting
kategorilerinde birinci olmuş. Ben de bi izlemek istiyorum. Bakalım nasıl bir
dizi yapmış Yılmaz Erdoğan?
SAKİN KALABİLME MESELESİ…
Bazı anlarda sakin kalmak o kadar zor ki. İnstagram’da bir
söz okumuştum. Sakin kalmanın büyük bir güç olduğundan bahsediyordu. Gerçekten büyük
bir güç. Sakin kalabilmek büyük olay.
AKILLI ÇALIŞMAK…
Önemli olanın çok çalışmak değil, akıllı çalışmak ya da
verimli çalışmak olduğu söylenir durur. Ben de bunun üzerine düşünüyorum. Kendi
hayatımda nasıl verimli çalışabilirim diye.
Belli bir yazı tarzı tutturamadım...
*Belli bir yazı tarzını takip edeyim, hep öyle yazayım diyorum olmuyor. Bir akşam başka, diğer akşam başka yazıyorum.
*Arda Güler bu akşam ilk defa Real Madrid formasıyla sahada
olacak. 11‘de başlayacakmış maça.
*Ak Parti’nin, İstanbul Belediye Başkan Adayı olarak Murat
Kurum’un ismi geçiyormuş.
*Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan birkaç şiir okudum. Hoşuma
gitmedi. Sevebileceğim bir şiire denk gelmedim kaç gündür.
*Kendimde sevmediğim huylarımdan biri: Kararsız olmam. Bu
çok yoruyor beni.
*Birkaç gündür eskisi gibi Twitter’a girmek istemiyorum. Bir
şeyleri beni itiyor ama ne olduğunu çözemedim.
*Hobi ile görevi birbirine karıştırıyorum. Olay zevk
almaktan çıkıp işkenceye dönüşüyor o zaman da.
*Ali Koç bir daha Fenerbahçe başkanlığı için aday
olmayacağını söylemiş. Eğer bu sene şampiyon olursa, ölesiye kadar Fener’in
başında kalır.
Tüm enerjimizi tek bir bloğa harcamalıydık belki de...
Yıllarca başka başka bloglar açarak enerjimizi çarçur ettik belki de. En başından beri bir blog ile devam etmek en doğrusuydu belki de. Ne yazacaksan tek bir blogda yazmak en güzeliydi. Daldan dala yazsan da, çorba gibi yapsan da tek bir blog olmalıydı belki de.
AİLE DİZİSİ DEDİĞİN BÖYLE OLMALI…
Benim Güzel Ailem dizisine Adnan karakteri geldiğinden beri
ilk defa diziden bu kadar zevk aldım. Çünkü tekrar ailenin içine döndük. Adnan
yok gibi bir şeydi. Aile olmanın güzel bir şey olduğunu anlıyorsunuz. Büyük bir
aile olmanın daha da güzel bir şey olduğunu görüyorsunuz.
ÇOK UYUMAK DA İYİ DEĞİL…
Beyhan Budak çok uyumanın da enerji sömüren bir şey olduğunu
söylüyor. Denge işte abi denge. Hiçbir şeyde aşırıya kaçmayacaksın. Aşırısı zarar.
Bu arada 4 saat uykunun yeterli olduğu yönündeki iddialara karşı çıkıyor. En az
7-8 saat uykunuzu alın diyor Beyhan Hoca.
Bloğu bir bırakırsam eğer...
Sanki, “Tamam artık bırakıyorum blog yazmayı” deyip bıraksam sanki bir daha bloğa el sürmezmişim gibime geliyor.
BAŞARININ GARANTİSİ YOK MİLLET…
Hani çok çalışırsan başarırdın. Hani hiç vazgeçmezsen
kazanırdın. Hiç de öyle bir şey yok. Sadece çalıştığınla, harcadığın emekle
ortada kalabilirsin. Yüzde yüz başarılı olacağının garantisi yok.
UZUN VE KISA…
Medium’dakiler uzun yazılar yazma derdindeler. Bense kısa
yazılar okuma peşindeyim. Bu yüzden uyuşamıyoruz.
SESSİZLİĞİ DİNLEMEK…
Evde hiç sessiz kalabiliyor musunuz? Telefonla oynamadan,
bir şey dinlemeden, öylece durabiliyor musunuz? Sessizliği dinleyebiliyor
musunuz?
OYUN OYNAMAK İSTEDİM TEKRAR…
Birkaç gündür canım oyun oynamak istedi. Telefonda olan
futbol oyununu oynamaya başladım yine. Bakalım ne zaman sıkılacağım?
Bir zamanlar blog yazanlar gazetelere haber olurmuş...
Bir zamanlar bloglar çok meşhurlarmış. Hatta bazı bloglar yaşadıkları yerlerin yerel gazetelerine çıkmışlar. Sonra hayatımıza YouTube girmiş.
Video girmiş. Artık insanların ilgisi okumaktan çok izlemeye
kaymış. Orada blogdan bir kopuş olmuş. Bunun yanında sosyal medyalar da blog
dünyasını etkilemiş.
Mesela Twitter. Bilmem kaç karakterle duygularını ifade
etmeye başlamış insanlık.
NE UZUN YAZI YAZAN, NE DE UZUN YAZI OKUYAN KALDI…
Ne uzun uzun yazılar yazan bloglar kalmış ne de uzun uzun
yazıları okuyan blog okurları.
Her şey hızlı yaşanmaya başlamış.
Sonra 10 dakikalık videolar da uzun gelmeye başlamış
bizlere. 10 saniyelik, 15 saniyelik videolar popüler olmuş.
VİNE İLE BAŞLADI HER ŞEY…
İlk bu tip kısa videolar Vine diye bir uygulama vardı. Orada
meşhur olmuştu diye hatırlıyorum.
Sonra YouTube da bu videolara benzeyen shorts video çıkardı.
Şimdi artık videonun shorts olanı, yazının tweet hali makbul.
Ben de bunu düşünerek çoğu zaman yazılarımı hep kısa kısa
yazdım. Genelde 100 kelimelik yazılarla doldurdum bloğumu. Belli ölçüde
etkileşim de aldım.
EN AZ 300 KELİME İSTERİM DİYE TUTTURAN GOOGLE…
Ama Google’ın blog yazılarında görmek istediği kelime
sayısı- farklı farklı rakamlar söyleyenler olsa da- en az 300 kelime.
Ama her zaman 300 kelime yazamadım. Kimi zaman 50 kelime
yazdım- 100’den bile düştüğüm zamanlar oldu yani- kimi zaman da 100 kelime.
ŞAPKADAN TAVŞAN DEĞİL BU YAZI ÇIKTI…
O anki ruh halime göre bir yol tutturdum yani. Aslına bakarsanız
bu akşam bu konu hakkında yazmak yoktu aklımda.
Genelde güncel konular üzerine yazarım. Ama bu akşam güncel
konular üzerine yazmak gelmedi içimden. Ben de aklıma ilk gelen konuyu yazdım.
BU DEVİRDE BLOG YAZMA HEVESLİSİ GÖRMEK…
Blog yazmaya yeni başlayacak olan ve benden fikir almak
isteyen bir kişi yazdı geçenlerde. Hala blog yazmaya hevesli birilerini görmek sevindirdi
beni.
Kendisine edindiğim tecrübelerden birkaç şey paylaştım. Aslında
bilindik şeyler. Çok da sihirli formüller değil yani.
SİHİRLİ OLMAYAN O FORMÜLLER…
“Çok sevdiğin bir konu varsa her zaman onun üzerine yaz. Eğer
belli bir konu üzerine yazmayacaksan da ne istiyorsan onu yaz. Boşver bloğun
her telden olsun.” gibi şeyler.
Umarım blog yazmaya başlamıştır o kişi.
Bloglara yeni rakip: Twitter...
Twitter’a yakında notlar diye bir özellik gelecekmiş. Notlar bölümünde blog yazıları gibi yazıları yazabilecekmişiz. Haber başlığı olarak, “Twitter’ın bu özelliği blogları bitirebilir” diye yazılmış. İnsanın aklını çelebilecek bir özellik ama yine de blogların yerini alamaz.
DİZİ BOŞLUĞUNDAYIM, BİLGİNİZE…
Wednesday dizisi bitince kendimi boşlukta hissettim. Her gün,
bir bölüm de olsa izlemeye alışmışım. Yine güzel bir dizi bulabilsem bari. Ben
de kolay kolay ne film ne de dizi beğenirim arkadaş.
HERKES SİPERLERE: GRİP HER YERDE…
Ortalıkta grip dolanıyor. Annem ve kardeşim grip oldu.
Kendinize dikkat edin millet.
KANALLARA SESLENİYORUM: ÇARŞAMBA AKŞAMLARINA İZLENECEK BİR
ŞEYLER KOYUN…
Hayatımın Şansı dizisinin ikinci bölümünü izledik. Bu dizi
de devam edecek gibi görünmüyor. Çarşamba akşamları da izlenecek bir şey yok ki
arkadaş.
AYKUT ENİŞTE AMA BU İKİNCİSİ…
Pazartesi akşamıydı galiba. Aykut Enişte 2, televizyonda ilk
kez yayınlandı. Star yayınlamıştı herhalde. İlk filmi izlemiş ve beğenmiştim.
İkinci filmi şimdi bin kere daha yayınlarlar. Ne zaman modumda olursam ve televizyonda
denk gelirsem izleyeceğim.
İSTESEN BÖYLE BİR FİNAL AYARLAYAMAZSIN…
Messi’yi sevmem ama Dünya Kupasını kazanarak kariyerinde
muhteşem bir final yaptığını söylemeliyim.
2023 İÇİN ASGARİ ÜCRET 8500 LİRA OLDU…
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından asgari ücret 8500 lira
olarak açıklandı. Beklenen bir rakamdı. Hele ki dün, “9 bin lira olur mu?”
sorusuna Erdoğan’ın verdiği olumsuz cevaptan sonra iyice belli etmişti kendini
rakam. Yani 9 bin liradan aşağı olacağı kesinleşmiş gibiydi.
ASGARİ ÜCRET AÇIKLANDI ŞİMDİ ASIL OLMASI GEREKEN ŞEY DE…
Asgari ücret belli olduktan sonra İnstagram’da bir paylaşıma
denk geldim. Kendi İnstagram hesabımda da paylaştım zaten.
Paylaşımda deniyordu ki, “Asgari ücret 8500 lira oldu. Evet,
şimdi sıra en önemli aşamada, fiyatların artmamasında.” Olay bu zaten dostlar. Yoksa
asgari ücretin ne kadar arttığı değil. Asgari ücret açıklanır açıklanmaz zamlar
gelmiştir bile.
Hatta bununla ilgili de bir paylaşıma denk geldim. Oto yıkama
yerinin sahibi, asgari ücretin açıklanmasını telefondan izliyor. Açıklanır
açıklanmaz da hemen çalışanına, “Artık bunu bu kadara yıkayacaksın, zam geldi”
diyor. İşte bunun önüne geçilmesi lazım.
Bir blog yazarı için en büyük problem...
*Her gün ne yazacağını bilememek, bir blog yazarı için en büyük problemdir diyebilirim.
*Evde sakız bulundurmak istemiyorum. Çünkü her fırsat
bulduğumda çiğnemek istiyorum.
*İnternette cüzdan araştırması yapıyorum. O kadar güzel
cüzdanlar var ki. İnsan hepsinden almak istiyor.
*Bir Peri Masalı’nda senaryo saçmalamaya başladı. Yakında
final gelmese bari.
*Gece 23:00’te Şampiyonlar Ligi maçı mı olur kardeşim.
*Exxen’de maç izlerken hala donmalar yaşanıyor mu acaba?
*Ülkenin durumu nasıl diye sorunca, kötü demek adet olmuş
gibi bir hal var sanki.
*Bazen yazmaktan tükendiğim anlar olur. Şu an öyle anlardan
birindeyim.
*Bir blog yazarı olarak, boş beyaz bir Word sayfası beni
yazmaya tahrik eder.
Blogger olmanın kaderinde bu mu var?
Bloglarda, kısa kısa yazanları seviyorum. Sadece bir konu üzerine.
Benim gibi daldan
dala konmayanlara.
Galiba blogcu
olmanın kaderinde bu var.
Hep başka blog
yazarlarına özenmek, onlar gibi yazmayı istemek.
İKTİDAR YANLISI KOMEDİ OLMAZ MI?
İktidar yanlısı
komedi nasıl olmaz.
Ballı gibi de
olur.
Muhalefet yanlısı
da olur.
Zaten şimdilerde
her şey bu şekilde ayrılmadı mı?
PAZARTESİ ADININ HAKKINI VERDİ…
Haftanın ilk günü
olan pazartesi zor ve yoğun geçti.
Pazartesinin bu
zorluğunu görünce, “Bu hafta nasıl bitecek?” diye sormadan edemiyor insan.
VUR MAKASI BERBER…
Saçlarımı
kestirme zamanı geldi. Şöyle bir ferahlayayım değil mi?
BOL GOLLÜ BİR DERBİ OLSUN…
Galatasaray-
Beşiktaş derbisi aman golsüz bitmesin.
En sevmediğim
şey.
Derbi dediğin
gollü olur.
BİR KEZ DAHA KAFA TOPU OYUNU…
Daha önce iki
defa indirip sildiğim kafa topu oyununu yeniden indirdim.
BU AKŞAM Kİ DİZİ TERCİHİMİZ…
Atv’de, Bir Küçük
Gün Işığı dizisini izlediler bizimkiler. Oradaki küçük kız Güneş, ne zaman
konuşacak bakalım.
YANLIŞ MI DÜŞÜNÜYORUM?
Türkiye’de kaçak
maç izlemenin engellenecebileceğini düşünmüyorum.
BİZ ÇALIŞANLAR İÇİN NE ACI BİR DURUM…
Çok çalışıp, az
kazanan milletiz biz. Yeni yapılan bir araştırmada ortaya çıkmış bu. Gel de
canın sıkılmasın.
ASGARİ ÜCRET İÇİN ARTIRAN ARTIRANA…
Asgari ücret için
her kafadan bir ses çıkmaya başladı yine.
Müzayededeyiz
sanki.
“Benden 8 bin lira”,
ötekisi, “Benden 10 bin lira” diye herkes bir şeyler söylüyor.
DEİST OLAN OLANA…
Bir YouTuber,
deist olduğunu açıkladı. Boşuna deistlik aldı başını gidiyor denmiyor.
Gün geçmiyor ki Blogger'da bir sorun çıkmasın...
Blog Dedektifi, Blogger’ın iletişim forumlarında sorun olduğunu tespit etmiş. Test amaçlı olarak benim bloğum da olmak üzere birkaç bloğa, iletişim forumlarımız üzerinden yazmış. Ama bana gelen giden bir şey olmadı tabi. Bundan bahsedene kadar ve blogda yazana kadar böyle bir sorunun varlığından bile haberim yoktu. Gün geçmesin ki Blogger’da bir sorun ile daha karşılaşmayalım tarzı bir durum oldu bu. Biz kullanıcıların çok canını sıkıyor bu sorunlar.
Zamanında herkesin yolu blogdan geçmiş...
*Emre Durmuş da bir zamanlar blog yazarıymış. Sonradan YouTube’a geçmiş. Burak Güngör mesela. O da, benim ilk blog yazmaya başladığım zamanlarda blog yazıyordu. Hatta birbirimizin bloglarına yorum yapmışlığımız bile vardır. Sonradan o da kendini YouTube’a attı. Şimdilerde başarılı bir YouTuber. Diyeceğim, bir zamanlar herkesin yolu blogdan geçmiş.
*Yine İstanbul’da sel ve yine Ekrem İmamoğlu tatilde. Kaç gündür
herkesin konuştuğu konu bu. İstanbul’a geldikten sonra açıklamalarda bulunmuş
kendisi. Ama bir kere benim gözümden düştü. Tatilde olabilirsin. Atlar uçağa
gelirsin, ne var bunda. Bir değil, iki değil, hep tatilde.
*Bebar Bilim’in, YouTube kanalında karanlık madde hakkında
video izledim. Uzay, gerçekten bilinmezlerle dolu. Resmen ağzım açık izliyorum.
*Bazı kediler, küçük çocuklar gibi oyun oynamak istiyor. Onlarla
oynamak çok keyifli oluyor. Bu dünyaya oyun oynamaya mı geldiniz mübarekler.
*Apartmanda yaşamak, soğuk bir şey. Kimsenin kimseden haberi
yok. Alt ve üst katlardan sesler gelir. Rahatsız edici bir yaşam.
*Buradan bir şey itiraf etmek istiyorum: Hala yeni kimlik
almadım. Hala eski kimlik var ben de. “Bugün/yarın değiştiririz” derken kaldı
öyle.
*Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin, ilk bölümlerinden
skeçler izliyorum. “Bu kadar kötü ve bu kadar gülünmeyen skeçlere rağmen iyi
devam etmiş program” diyorum.
*Ahmet Ümit’in son çıkan iki kitabını hala okuyamadım. Kitaplarını
çok severim aslında. Ama bir türlü kısmet olmadı.
Yeni bir blog açma krizim tutuyor bazen...
*Bazen nedense yeni bir blog açma hevesi geliyor bana. “Otur oturduğun yerde. Hazır bloglarına yazı yaz sen” diyorum.
*Burger King’in, harika sütlü dondurması. Yok böyle bir
dondurma.
*Camdan dışarıyı izlemeyi severim otobüslerde. Hele de bir
de geceyse.
*Haberleri izlemektense Twitter’dan takip etmek daha güzel.
*Otobüste maske takan sadece ben vardım. Korona bitmiş.
*Avm’deki kitapçı nasıl ayakta duruyor hayret? Ben dahil
çoğu kişi sadece kitaplara bakmaya geliyor. Kitap alan ise sadece bir kişiydi.
*Mahfi Eğilmez’in romanı varmış. D&R’da gördüm. Sahte
Sultan adı. Hem de polisiye. Kendisi ekonomisttir. Roman yazdığından haberim
yoktu.
*Garibin Horozu kitabını bitirdim. Kütüphaneye gittiğimde
hikaye kitaplarına bakacağım yine.
Sabahları kalkar kalkmaz telefonuma bakma sebebim...
*Sabahları kalkar kalkmaz telefonunuza bakma sebebiniz, bloğunuz mu yoksa sosyal medya mı? Ben bloğum için bakıyorum.
*Bu aralar hikaye okumayı seviyorum. Roman okuma
motivasyonum yok.
*Birine, gerçekten yüreğinizden gelerek bir iyilik
yaparsanız karşılığını bir şekilde görüyorsunuz.
*Yapmaktan keyif aldığım bir işim olmasını ve onun sayesinde
Türkiye’yi dolaşmayı isterdim.
*Erşan Kuneri çok küfürlü olmuş. Ve hiç komik değil.
*Gibi mi yoksa Erşan Kuneri mi daha iyi tartışması yaşanıyor
bu aralar.
*Kim Milyoner Olmak İster yayından mı kalktı? Artık denk
gelmiyorum yeni bölümlerine.
*Baturay Özdemir’in, Yerli ve Kirli adındaki Stand-up
gösterisini izlediniz mi?
*Erkeklerin çocuk doğurması için yapılan anlamsız
çalışmaların amacı ne? Mide bulandırıcı geliyor bu çalışmalar bana.
Durmadan blog teması değiştirenlerde bugün...
*Belli bir temaya bağlı kalamıyorum. İlla belli aralıklarla temamı değiştirmeliyim.
*Hiçbir ünlüye sosyal medyadan destek olmaya gelmiyor. Bakıyorsun
ki, o destek verdiğin adam yıllar önce neler karıştırmış? O yüzden kimseye
destek olmamak lazım.
*Sabahları kalktığında, “Ulan bir akşam olsun, hemen
yatacağım” deyip, yine de geç yatan tayfa burada mı? O tayfadan biri de benim
ahali.
*Eğer çağrı merkezinde çalışıyorsanız, devamlı dinlemeniz
gereken şarkı, “Hişşt, hişt sakin ol. Sinirlerine hakim ol” olmalı.
*Canan Hoca uzun zamandır yoktu. Yeniden ekranlara çıkmaya
başlamış. Yeni saç şekli de güzel olmuş, yakışmış kendisine.
*Güzel bir yemeğin yanında taze bir ekmeğin nasıl bittiğini
anlamıyorsun.
*Canan Hocanın isminin geçtiği bir yazıda ekmek güzellemesi
yapmak mı? Canıma susamışım demek ki.
Okuyup yorum yapmadığım bloglar var...
*Kaçıncı defa bilmiyorum ama yine Çok Güzel Hareketler’e, İbrahim Büyükak konuk oluyor.
*Safa Sarı’nın, Çok Güzel Hareketler’de oynamaktan sıkılmış gibi bir hali var.
*Bazı blogları okuyorum ama yorum yapmıyorum. Çünkü o blog
sahipleri benden pek hoşlanmıyor gibi.
*Okuduğumda hayran kalacağım biyografi kitapları okumak
istiyorum.
*Fazla münasebet tez ayrılık getirir diye bir söz vardır.
Bunun bir kez daha gerçekleştiğini gördüm.
*Bazı şeyler için, “Ben yapamam” diyorum. Acaba kendimi mi
kandırıyorum? Yoksa gerçekten kendimi tanıyorum ve o yüzden mi, “Ben yapamam”
diyorum?
*Gün gün kendini yazan blogları okumayı seviyorum ama ben
yazmak istediğimde gün gün yani bir günlük gibi blog yazamıyorum dostlar.
Eski blog yazılarım daha çok okunuyormuş...
Eski yazılarımın okunma oranlarına bakıyorum da. Şimdiye göre çok iyi okunuyormuş. Şimdi okunmuyor resmen.
İNSTAGRAM’DAN DA OLSA HATIRLANMAK GÜZEL…
Uzun zamandır
yazmayan bir arkadaşım, İnstagram’dan bana yazınca seviniyorum. Tekrar hatırlanmak
güzel.
SAKAL TARZ OLABİLİR AMA HİÇ RAHAT DEĞİL…
Sakal bazılarına
çok yakışıyor olabilir. Kadınlar, sakallı erkekleri daha çekici buluyor
olabilir. Ama şu var ki, sakal çok kaşındırıyor yahu. O yüzden haftada bir
keserim ben.
CÜNEYT ÖZDEMİR DOĞRU SÖYLEMİYOR MU SİZCE DE?
Cüneyt Özdemir de
yayınında söyledi. “Vatandaş neyse onu yöneten de odur” diye. Yalan mı dostlar?
İLK DEFA DUYDUĞUM ŞARKICILAR VE ŞARKILARI…
Blogda yorum yapmada sorun var...
*Blogda yapılan yorumlar spama düşüyor. Hiç fark etmemiştim spama düştüğünü. Deep uyardı. Artık spam kutusunu da kontrol ediyorum.
*Bir de cep
telefonundan bloglara yorum yapmaya çalıştığımda adsız olarak yorum
yapabiliyorum. Kendi ismimle, Yaşamdan Yazılar olarak yorum yapamıyorum. En sevmediğim
şeyler bunlar. Yakın zamanda düzelir umarım.
*Bugün, Ramazan
ayının son cuması.
*İzlediğim bir
filmi, ikinci defa izlemem. Bana zaman kaybı gibi geliyor. Başka başka filmler
izlemeliyim. Farklı filmler görmeliyim.
*Nihat Hocaya,
bir kız çocuğu, elinde kedisiyle beraber, “Kedimle yatıyorum. Günah mıdır?”
diye sordu. Tabi ki günah değil dedi hoca. Nihat Hocanın kedi sevgisi,
izleyiciye cesaret verdi ki, herkes kedisi, köpeği, kuzusu ve kuşu ile
katılıyor zoom üzerinden programa.
Uyuyamazdım çünkü yazmam gereken bir blog yazım vardı...
Akşama doğru hava soğudu. Soğuk havaları severim. Yorganın altında uyumak bir başka güzeldir bu havalarda.
Blog yazılarını
okurken bir ara gözlerim kapanmaya başladı. Neredeyse uykuya geçecektim. Ama uykuya
teslim olmadım. Daha yazılacak bir blog yazım vardı çünkü.
Galatasaray kendi
sahasında Yeni Malatyaspor’u 2-0 yendi. Ligden düşmesi kesinleşen Malatya’yı
yenebildik bari.
Bizimkiler Atv’de
Hakim dizisini izliyorlardı. İç karartıcı dizileri izlemeye mecalim yok artık.
Galiba uykum,
kitap okumama izin vermeyecek. Hala, Küçük Ağa kitabını bitiremedim.
Bir arkadaşım da,
“İşinden memnun değilsen ayrılma cesareti göstermelisin” diyor. Önemli olan
cesaret göstermek değil ki, sonrasında ne yapacağın.
İftarda ister
istemez fazla kaçırıyorum. Ama Ramazan sayesinde günde iki öğün yemeye alıştık.