Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kendi Düşen Ağlamaz ve Aile dizileri reytinglerde çakılmış. Kardeşlerim'de hemen Asiye'ye birini bulmuşlar...

*Kendi Düşen Ağlamaz son bölümü ile reytinglerde çakılmış. 15’inci sıralara kadar düşmüş. Başka bir kanal olsa çoktan final yolu görünürdü. Ama TRT olduğu için dizi devam edebilir.

*Aile dizisi de reytinglerde çakılmış. Çakılan çakılana.

*Kardeşlerim’de, Doruk’un bi 40’ı çıksaydı hemen Asiye’ye birini bulmuşlar.

*Sosyal medyada Cem Yılmaz’ın son filmi Do Not Disturb filmi hakkında genelde olumlu şeyler duydum hep.

*Kardeşimle A101’e gittik. Hala defterler satılmaya devam ediyor.

*Marketin kapısında köpecik bekliyordu. “Ulan sen buranın güvenliği misin?” dedim.

*2024 Ocak’ta asgari ücret 15 bin lira olacak diye duydum. Bu enflasyonda 30 bin lira da olsa bir şey fark etmez.

*Kediler her yerde. Mutlaka bir dizi sahnesinde ya da canlı yayınlarda. İlla karşımıza çıkıyor.

*Taht kavgası uğruna Fatih Sultan Mehmet’in cenazesi 19 gün beklemiş ve kokmuş. Bu nasıl iştir yahu?

 

Babalar Günü ve babam...

     Bugun, babalar gunu. Öncelikle,  ben bu tür günlere karsi değilim. Çoğu zaman duyarız, bu günler icin, "Kapitalizmin oyunlari, para tuzağı" falan denir. Ne olursa olsun, benim kabulüm. Para tuzagi olsa bile. Kapitalizmin oyununa ortak olsak bile. Sonuçta haticeye değil, neticeye bakmak gerekir diye düşünüyorum.
 
      Belki cok siradanlasan, bizi cok bayan bi söz ama. Durumu da en iyi aciklayan söz, bana göre. Hani, "Hayat koşusturmasi" diyoruz ya. Gerçekten kendimizi bi kaptirdik mi,  kendimizi unutuyoruz. Sanirsin ki hayat, calismaktan, kosusturmaktan ibaret. Değil, değil ama ne yaparsin. Illa gecineceksin, para kazanacaksin. Çoluk cocuk, yasam derken, hayat gecip gidiyor. Aslinda,  bu hayat tarzindan da sonunda, pek bir şey kalmiyor elimizde. Yasadiklarin iste. Hepsi o. Ne kadar güzel günler yasadiysan, hepsi o.

        Iste böyle kendimizi kaybetmisken. Esine, sevgiline, annene, babana, istedigin zamani ayiramayabiliyorsun. Simdi durup dururken de, kimse karsisindakine, "Seni seviyorum" da diyemiyor. Iste,  bu noktada devreye, babalar günü, anneler günü, sevgililer günü vs. giriyor. Insan da diyor ki, "Hayata daldik. Annemi, esimi, babami, cocuklarimi bosladim. Bari firsat bu firsat, gonullerini alayim". Iste bu düşünceyle güzel planlar yapılıyor, hediyeler alınıyor. Sevgi sozcukleri agizlardan dökülüyor bir bir. Böylece bu hayatta, güzel bir gün gecirmis oluyoruz ailecek. Zaman zaman bizi nefessiz birakan bu hayatta, bu tür sevgi günleri ile beraber, yuregimizi yeniden yasama sevinciyle dolduruyoruz. Doya doya nefes aliyoruz. Cigerlerimizi dolduruyoruz.

       Herkesin anasi, babasi kendine ozeldir. Benim babam da bana özel. Bizim kulturumuzde pek babayla sevgi gosterileri yapilmaz. Hos karsilanmaz. Babalar böyle seylere mesafelidir. Ne yapsinlar? Onlar da öyle görmüş babalarindan. Neyse ki,  zamanimizda bu tür durumlar asiliyor artik. Ama onda da cok asiriya kactik gibi. Biz millet olarak boyleyiz, bir ayarimiz yok. Ya benim olacaksin, ya topragin felsefesi,  genlerimizin derinliklerine islemis. Ya tam severiz, sevgi gosterileri girla gider. Ya da hic sevmeyiz. Bir guzel sözü dahi esirgeriz. Her şeyde oldugu gibi, sevgi dunyamizda da carpik yapilasmamiz var.

       Ne demistik? "Herkesin annesi, babasi kendine ozeldir". Aynen öyle. Ben babamı düşündüğümde,  korkmam mesela. Aklima korku gelmez. Rahatlik gelir. Huzur gelir. Çünkü ne beni, ne de kardeslerimi dislamamistir, elestirmemistir, asagilamamistir. Her zaman yanımızda olmustur. En basiti karne olayi. Ilk dönem zayif varsa, "Duzeltirsin oglum" derdi. Hic bir zaman karnem zayif oldu diye, benim eglenceme engel olmadi. Evde oturtup, sabahtan aksama ders calistirtmadi. Bu en basit örnek idi. Böyle baba sevilmez mi? Sevilir tabi.

        Böyle anlattim diye, sanmayin ki herseyi konusurduk onunla. Yine de aramizda mesafe vardi. Mesela:kiz arkadasimi gidip ona anlatamazdim. O da zaten sormazdi. Ben de istemezdim zaten. Utanirdim. Ne bileyim, bi babayla onlar konusulmali mi? Emin değilim. Konusanlar vardir tabi. Yanlis anlasilmasin. Onlari da yargilamiyorum. Dedim ya iste. Gelenek, gorenek.

        Babamin en cok, pozitif yanini severim. Genelde pozitiftir yani. Sinirli, asabi olduğu anlar da yok degildir elbette. Ama yine de pozitif yani ağır basar. Karne olayinda ornek verdigim gibi. Sihirli sözcüğü, "Düzelir"dir. Zaman zaman kendime sormusumdur, "Bu adam devamli nasil böyle pozitif oluyor?" diye. Sormakla da kalmadim. Bende onun gibi olmaya karar verdim. Ne kadar basarili oluyorum? Iste. Bazi zamanlar, anlar oluyor, "Şimdi tam sirasi" deyip basiyorum ardi ardina, "Düzelir, duzelir" kelimesini. Mutlu oluyorum. Çünkü herkes, hayatin olumsuz yanini görüyor, söylüyor, dile getiriyor. Ben o tayfadan olmadığım icin cok mutlu oluyorum o anlarda. "Evet, ben bu duruma karsi cikiyorum. Ve duzelir diyorum".

       Babamin bu davranisi bile, "Bana yeter" diye düşünüyorum. Tabi, bunu bir huy haline getirebilirsem. Yine cok yazdim. Ama böyle sevgi isleri de bir iki cümle ile anlatilmiyor ki. Eminim herkeste de böyle oluyordur. Babasini ya da bi baska sevdigini anlatmaya kalktiginda. Yasam ne ki zaten. Sezen Aksu'nun dedigi gibi, "Bir kac yasanan güzel andan ibaret". Bir de babamla yaptigimiz siyaset ve futbol sohbetlerine doyamam. Siyaset konusunda ters düştüğümuz noktalar vardir. Bunlari,  hararetli hararetli tartışıriz. Zevk alarak. Bir de futbol tabi. Biz Galatasaray'li bir aileyiz.

     Galatasaray'liligimiz babamizdan gelir. Galatasaray üzerine derin analizler yapariz. Kendimize göre. Diğer takimlari da konusmadan durmayiz tabi. Birbirimizin goruslerini merak ederiz.
 
      Böyle bir babaya sahip olduğum icin mutluyum. Hani bi klise vardir. "Yine dunyaya gelsem yine seni secerim" diye. Ben de bu kliseye dahil oluyorum ve diyorum ki, "Bu dünyaya yine gelsem, babamin yine senin olmani isterim. Babalar günün kutlu olsun baba. Beraber nice senelere. Ve tabi tüm babalarinda.

       Bu yazimi begendiniz mi? Begenin ya da begenmeyin. Goruslerinizi bekliyorum.
       Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.
       Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com

       
      

Sofra hazır, buyrun sofraya...

   En sevdiğim sözlerden biridir bu söz. Bana, mutluluğa bir çağrı gibi gelir. Çünkü o sofraya tüm aile çağrılır. Tüm aile, ortak bir şey yapmanın zevkini yaşarlar doyasıya. Onun için sofralar, aileler için çok önemlidir. Bir şeyler paylaşmanın  yerlerinden biridir sofralar. Hele ramazan sofraları daha da bir başkadır. Mutluluk, katlanır da katlanır. Ramazan gelse de, yine yazsak o güzel sofraları.

Mutlu aile yemekleri
foto kaynak: pinterest.com
Hanımlar mutfakta yemekleri hazırlarlar. Beyler, televizyon karşısında sabırsızlıkla yemeği beklerler. Dakikalar geçer. "Hadi Ayşe Hanım, açlıktan öldük" der evin en yaşlısı. Bir yandan da harıl harıl sofra kurulur. Tabakların, her masaya konuşlarında çıkan o kendilerine has sesleri, sabırsızlığı bir kat daha arttırır. Klasik bir sofra kuruluşunu anlatıyorum dikkat ettiyseniz. Ama o mutluluk klasik değil. O mutluluk, bizi biz yapan hisler.

       Artık her şey hazırdır. Ve o,  mutluluk verici söz ağızdan çıkar, "Sofra hazır, buyrun sofraya". Ve tüm aile bu söz üzerine sofraya gelir. Ve işte o an bir aile için mutluluğun resmidir. Hayatta böyle güzel anlar bizi mutlu kılar. İçimiz yaşama sevinciyle dolar. Belki sofralarda eskisi gibi ailenin tamamı bulunmuyor olabilir. Bu durum, bu güzellikten mahrum kalmak anlamına gelir. Böyle bir durumunuz varsa, ne yapıp edin o sofraya tüm aileyi toplayın. Mutluluğu, huzuru sizde böylelikle tadın.
       
       Bir dahaki yazıya kadar sağlıcakla kalın.
     
       Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com.tr

Bu çağın çocukları...

     Fındık kabuğu almak için dışarı çıkmıştım...Baktım Gülizar Ablam her zamanki yerinde...Evinin önünde oturuyor...Kocası Hayri Abi de yine her zamanki gibi bir aşağı bir yukarı geziniyor...Karşı komşumuzun her zamanki...Artık klasikleşmiş halleri bunlar.

     Gülizar Abla hemen bana laf attı...Sadece bana değil...Yoldan geçen herkese laf atar...Hal hatır sorar...Muhabbet ister canı...Öyle bir kişiliği var.

     Bana, "Fatih" diye seslendi...Buradakiler bir türlü benim adımı öğrenemediler...Hep, "Fatih" diyorlar bana...Artık alıştığım için hiç düzeltme gereği de duymadım.

Çağımızın çocukları
foto kaynak: unsplash.com

     Bunu bir oğlu var...Cengiz...Bunun kredi kartını almış...400 lira çekmiş bankadan...Atmış cebe...Onu anlatıyor bana...Hayri Abi de hemen lafa karıştı..."Suç sende...Niye kredi kartı alıyorsun?" dedi...Sonra döndü bana, "Hadi bu kadın cahil...Okuma yazması yok...Banka nasıl verir bu kartı? "dedi.

     "Bankalar" dedim..."Kim olursan ol verirler...Onlar alacakları paraya bakarlar"..."Ama olmaz ki" dedi Hayri Abi.

     Tartışmaya son noktayı Hayri Abi koydu...Yaşadığımız çağda...Anne-baba ve çocuk ilişkilerinin geldiği son noktayı ortaya koydu..."Bizim çocuklar...Bizi yoluyorlar" dedi.

     Biz Hayri Abi ile bunları konuşurken...Gülizar Abla yine, yoldan geçenlere laf atıyordu...Selma Abla elinde poşet...Çöp atmaya gelmiş...Gülizar Abla bu sefer de onu yakalamış..."Ne var ne yok çocuklar ne yapıyorlar? "dedi..."Çocuklar gececi...Evde yatıyorlar" dedi Selma Abla...Ben içeri girerken en son Gülizar Ablanın, "Hakları tabi...Yatacaklar" diye hala konuşmaya devam ediyordu.