Blog Dedektifi, Blogger’ın iletişim forumlarında sorun olduğunu tespit etmiş. Test amaçlı olarak benim bloğum da olmak üzere birkaç bloğa, iletişim forumlarımız üzerinden yazmış. Ama bana gelen giden bir şey olmadı tabi. Bundan bahsedene kadar ve blogda yazana kadar böyle bir sorunun varlığından bile haberim yoktu. Gün geçmesin ki Blogger’da bir sorun ile daha karşılaşmayalım tarzı bir durum oldu bu. Biz kullanıcıların çok canını sıkıyor bu sorunlar.
Blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gün geçmiyor ki Blogger'da bir sorun çıkmasın...
Tags
Blog,
Blogger,
iletişim forumu sorunu
Bir mim yazısı daha bitti: Blogger mimi 2019...
Deli
Kızın Bohçası beni mimlemiş. Mimin adı: Blogger mimi. Kendisine beni mimlediği
için çok teşekkür eder ve onun mim yazısının linkini de buraya bırakırım.
BLOG
DÜNYASINA NASIL ADIM ATTIN? HADİ ANLAT BİZE.
Lise
arkadaşım Yaşar sayesinde. Blog diye bir dünyadan haberim yoktu. Yazma hevesim
olduğunu görünce bana Blogger’dan bahsetti. Ve hemen o an bloğu açtık. O olmasa
kim bilir ne zaman haberim olurdu.
BLOĞUNU
KISACA TANIT DESEK NELER SÖYLEMEK İSTERSİN?
Bu
bloğu açarken amacım hayatın içinden yazılar yazmaktı. O yüzden bloğumun adı
Yaşamdan Yazılar. Ama daha çok güncel olaylar ve televizyon üzerine
yoğunlaştım. Bunu bile isteye yapmadım. İçimden ne geldiyse onları yazdım. Ama artık
daha çok yaşamın içinden şeyler yazmak istiyorum. Haşmet Babaoğlu’nun siyaset
yazmaya başlamadan önceki yazıları gibi.
YAZARKEN
OLMAZSA OLMAZLARIN NELERDİR?
Sessiz
ortamlarda yazıma daha fazla konsantre olabiliyorum. Arada bazen kısık seste
müzik de eşlik edebiliyor. Ama daha çok sessiz ortam tercihimdir.
| foto kaynak: unsplash.com |
NE
SIKLIKLA YAYIN GİRİYORSUN?
Genelde
her gün yazı girmeye çalışıyorum. Ama bu beni çok yoruyor. O nedenle ara
verdiğim dönemler oluyor. Sonra yeniden dönüyorum blog yazmaya.
DEĞİŞTİREBİLME
İMKANIN OLSAYDI BLOGGER’DA NEYİ DEĞİŞTİRİRDİN?
Şu
eklenti olayına bir çözüm bulsa ne güzel olur. Yok şu kodun altına ekle, yok bu
kodun üstüne. Bu kadar teknik şeyle uğraştırmasa bizi. Ama buna rağmen ben
Blogger’dan memnunum.
YAZILARIN
İÇİNDE EN FAYDALI BULDUĞUN YAZIN VE YAZILARIN NELERDİR?
Ben
blogda bilgi amaçlı yazılar kaleme almıyorum. Herhangi bir konu hakkında düşüncelerimden
ibarettir bu blog. O nedenle burada yazı olarak sevdiğim yazılardan birkaç tanesini
paylaşmak isterim. “Akşamı yaşamak” ve “Yağmur da sevdaya dahildir”.
SENİN
SEVDİĞİN BLOG TÜRLERİ HANGİLERİ?
Sadece
blog üzerine yazan bloglar. Bloğumuzu geliştirmek için neler yapmamız gerektiği
üzerine yazan bloglar. Bunun dışında hayata dair yazanlar. Sevincini,
üzüntüsünü, başından geçen bir olayı anlatan yazılar.
BLOĞUNLA
İLGİLİ İÇİNE SİNMEYEN YA DA DEĞİŞTİRMEK İSTEDİĞİN BİR ŞEYLER VAR MI?
Hala
teknik yönden eksikleri olduğunu düşünüyorum. Blog temam iyi gibi. Ama daha iyisini bulursam
değiştiririm tabi.
BLOĞUNLA
İLGİLİ HEDEFİN NEDİR?
Para
kazanmak. Ama daha kazanamadım.
Tags
Blogger,
Blogger mimi,
mim
Blogger'dan 3 yeni blog daha açtım...
Blogger’dan
3 tane blog daha açtım. Amiral gemim olan Yaşamdan Yazılar bloğumda ne kadar daldan
dala yazsam da onunda bir sınırı var. Daha da karman çorman yapmak istemedim
bloğu.
Foto kaynak: play.google.com |
Bu nedenle 3 yeni blog açma kararı aldım. Bir tanesi şiir bloğu.
Bloğumun adı: Şiir Yazma Vakti. Diğeri bir cümlecik, belki birkaç cümle daha
fazla olacak olan Kısa Günlük bloğu. Ve son olarak da haber bloğum, Kısa Kısa Haberler. Adı üstünde yine kısa kısa bir cümlecik günün gelişmelerini
yazacağım.
Güncelleme: Bu üç bloğu büyük bir hevesle açtım. Ama işler planladığım gibi gitmedi. Bu nedenle bu üç bloğu kapatma kararı aldım. Sadece Yaşamdan Yazılar bloğumla devam edeceğim yazma yolculuğuma.
Güncelleme: Bu üç bloğu büyük bir hevesle açtım. Ama işler planladığım gibi gitmedi. Bu nedenle bu üç bloğu kapatma kararı aldım. Sadece Yaşamdan Yazılar bloğumla devam edeceğim yazma yolculuğuma.
Tags
Blog,
blog açmak,
Blogger,
yaşadıklarım
Blogda daha güzel yazılar yazmam için kat etmem gereken daha çok yol var...
Hiçbir zaman düzenli bir kitap okuru olmadım. Bazı zamanlar
çok düzenli okudum. Ama an geldi sıkıldım. Uzunca bir süre kitabı elime
almadım. Sonra özledim tekrar okumayı. Ve başladım yeni bir kitaba. Benim için
okuma dünyamdaki döngü buydu hep. İstikrarlı değildim okumada.
| foto kaynak: https://unsplash.com/photos/o032ZyI93GY |
Devamlı kitap
okuyanların yazdıkları yazılar o kadar güzel oluyor ki. İnsan okumaya
doyamıyor. Ben böyle okumaya doyulmayan yazılar yazdığımı pek düşünmüyorum. En azından
genelinde. Ben daha çok yazmaya önem verdim. Elimden geldiğince yazdım. Bir ara
haftada bir yazıyordum. Sonra ayda bir. Ama aldığım en son karar ile günlük
yazmaya başladım.
Kısacık da olsa bir şeyler yazmalıydım. Kendimi zorlamalıydım.
Böyle düşünerek yazmada bir istikrar tutturdum. Ama bu sefer de okumayı çok
boşladım. Böyle olmaz diyerek okumaya tekrar başladım.
GÜNLÜK
KİTAP OKUMALIYIM, BİR SAYFADA OLSA…
Kitapsız
geçen günlerim için kendime çok kızıyorum. Günlük yazı yazmak gibi niye günlük
okuma hedefimi bir türlü tutturamıyorum. Pazartesinden beri bu kızgınlığımın
verdiği enerjiyle her akşam tekrardan kitap okumaya başladım. “Bir sayfada olsa
okuyacağım” dedim. Önemli olan o günü pas geçmemek. Ki dün akşam tam da böyle
oldu. Üç sayfa falan okudum. Ama hiç olmazsa demoralize olmamış oldum. Pazartesiden
beri başlayan seriyi bozmadığım için moralli yattım yatağıma.
| foto kaynak: https://unsplash.com/photos/WY_J0_9sVFg |
HANGİ
KİTABI OKUYORUM PEKİ?
İş
yerinden arkadaşım İbrahim’den aldığım kitabı, Ruhlar Dükkanı’nı okuyorum.
Stephen King yazarı. İlk defa kendisinin bir kitabını okuyorum. Böyle isim
yapmış bir yazarın kitabın okuduğum için heyecanlıyım. 560 sayfalık bir kitap. Ben
daha 130’uncu sayfadayım. Kitap şu an için iyi gidiyor. Bittiğinde nasıl bir
görüşe sahip olacağım kitap ve yazarı hakkında şimdiden merak ediyorum.
TAM
BİR BURASI TÜRKİYE’LİK BİR DURUM…
Servisle
akşamleyin eve geliyoruz. Yolun bir bölümünü kapatmışlar. Yolun kapanan
bölümüne geldiğimizde merak edip baktım. “Yolda ne gibi bir çalışma yapıyorlar?”
diye. İnanır mısınız kimsecikler yoktu. Onu bırak. Yolla ilgili bir çalışma
olduğunu gösteren en ufak bir eşya bile yoktu. Kazmadır, kürektir falan. Yol öylesine
bomboştu. Şimdi gel de, “Burası Türkiye” deme.
YUTKUNURKEN
BOĞAZIM AĞRIYOR…
Bendeki
bu durum hastalığın habercisidir. Öğlenden beri böyleyim. Yutkunmaya çalıştıkça
boğazımda ağrı oluyor. Böyle durumlarda kendimi hemen ilaç koruması altına
alırım. Ağrı kesici olarak Arveles, grip için Aferin içtim. Birkaç gün daha
böyle devam etmem lazım. Hastalık daha başlamadan kapıda imha etmem lazım onu.
“KISACIK
YAZIYORSUN”
Bunu
bana söyleyen iş yerinden arkadaşım Burcu’ydu. O sözü bana söylediğinden beri
aklımdan çıkmıyor. “İnsan tam okumaya kendini kaptırmışken yazı bitiyor”
demişti. Yazılarımı okuduğunu ilk defa o gün öğrendim. Yazılarımı okuyan
arkadaşlarım arasında onun olduğu kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Yazılarımı
okumuş olması ve düşüncesini paylaşması çok hoşuma gitti. Burcu’nun
söyledikleri üzerine çok düşündüm.
Gerçekten kısacık yazıyorum. Hemen bitiyor. Aslında
bende uzun yazmak isterim. Ama o konu hakkında düşüncem o kadar. Daha fazla
kelime yazmak için zorlasam bu sefer de tekrara girmiş olacağım. Tekrara girmekse
benim bir yazıda en sevmediğim şeylerden biridir. Ben başkasının yazısını
okurken tekrar bir bölümle karşılaştığımda sinirleniyorken kendim nasıl böyle
bir şey yapardım.
Ama yazıların bu kısalığına da çözüm bulmam lazım. Yeni bir
karar aldım. Madem ki bir konu hakkında en az 300 kelime yazamıyorum. O zaman
bu kelime sayısını doldurana kadar o günkü gözüme çarpan her konuda yazmak. Bu yeni
kararımı dün akşamki yazım ile uygulamaya koydum. Yeni aldığı kararları hemen
uygulamaya geçirmek de bir sorunum yoktur. Önemli olan devamını getirmemdir. Bakalım
ne zamana kadar bunu devam ettirebileceğim?
ARSIZLIKTA
ARŞA ÇIKMIŞ DİLENCİ…
İş
yerinde sohbet ederken konu dilencilere geldi. Herkes dilenciler hakkında ne
duyduysa ve ne yaşadıysa onları anlattı. Nihan’ın anlattığı ve bizzat yaşadığı
bir dilenci olayını anlatmak isterim sizlere. Zaten bu bahsettiğim konuşma
geçer geçmez, “Blogda bunu da yaz. Tam bir blogluk konu” dediler. Alışveriş
yapmak içim bir markete gidiyor Nihan. Kapıda bir dilenci. “Bana tavuk alır
mısın?” diyor. Tavuk mu? Evet, tavuk. Bende ilk defa duyuyorum tavuk isteyen
bir dilenciyi.
Nihan, “Bir an emin olamadım. Gerçekten ihtiyaç sahibi mi değil
mi? Kimseye güvenemiyor insan” dedi. Yerden göğe kadar haklısın be Nihan. Ama
yine de gönlü el vermemiş girmişler markete. Yanında gelen kadın başlamış, “Şundan
da al, bundan da al” demeye. “Ne oluyoruz? Sadece tavuk alırım başka bir şey
almam” demiş Nihan. “Sen iyi tavuğu almışsın. Ben öyle söyledikten sonra tavuğu
bile almazdım” dedi Öznur. Ebru’nun olayı değerlendirdiği cümle ise bu yazının
başlığını oluşturdu: “Dilenci, arsızlıkta arşa çıkmış”.
“ÇOK
SİNİRLİ GÖRÜNÜYORSUN CEM ABİ”
Molaya
çıktım. Merdivenlerden aşağıya iniyorum. Şeyma ile karşılaştık. İşte o
karşılaşmamız sırasında söyledi bu cümleyi bana. Aslında hiç de sinirli
değildim. Ama dışarıdan öyle görünüyormuşum demek ki. Beni tanımayanlar
dışarıdan o halimi görünce hiç de iyi şeyler düşünmüyorlardır. Belki de, “Ne
suratsız bir çocuk” diyorlardır.
TARÇINLI
KARANFİLLİ ÜÇÜ BİR ARADA ÇIKMIŞ…
Kahve
içen arkadaşlar söylediler bugün. “Tarçınlı karanfilli kahve çıkmış” diye.
Nihan içmiş, hiç beğenmemiş. Bende daha önce damla sakızlısını içmeye
çalışmıştım. Bir yudumdan sonra çöpe atmıştım. Aşağıda molada otururken Bahar’a
söyledim. “Al da içelim o zaman” dedi. Bende bugün bir tane alıp verdim ona. İçti
mi içmedi mi, beğendi mi beğenmedi mi yorumunu alamadım. İş çıkışına çok
yakındı. Sorma fırsatım olmadı. Yarın soracağım kendisine.
“DIŞARIDAN
ÇOK SAKİN GÖRÜNÜYORSUN”
Konu
nereden geldiyse bana geldi. Şimdi tam hatırlamıyorum. “Dışarıdan çok sakin ve
sessiz görünüyorsun” dedi Ebru. “Dışarıdan öyle görünüyorum ama birde bana sor.
İçimde fırtınalar kopuyor” dedim. Gelecek endişesi yaşıyor bir kere insan. Şükür
bugün çalışıyoruz. Ya sonra? Nereye kadar böyle gidecek? Günlük iş stresi
sonra. Bir günün içinde değişik değişik psikolojilere sahip bir sürü insanla
konuşuyorsun.
Her zaman sakin olman gerek. Alttan alman gerek. Kendine hakim
olman gerek. Bunu sağlayabilmek kolay değil. Her gün bunun için bile ayrı bir
stres söz konusu. Sonra geleceğe yönelik beklentilerin var. Bunların gerçekleşme
olasılıklarının günbegün değişiklik göstermesi var. Bunları sadece ben
yaşamıyorum. Herkesin kendi içinde sorunları var. Bu yazıyı okuyan senin bile
kim bilir ne sorunların var. Evet, dışarıdan sakin görünüyorum. Gülüyorum. Devamlı
güler yüzlüyüm. Ama ruh halim böyle soruların cevaplarıyla meşgul. Hiçbir insan
dışarıdan göründüğü gibi değil. İnsanları sadece davranışlarıyla değerlendirmek
hataya götürebiliyor bizi. O yüzden en iyisi yakından tanımak onu.
Tags
Blog,
Blogger,
okumak,
yaşadıklarım,
yazmak
"Sana Blogger'dan bir blog açalım ne dersin?"
HIRKA ZAMANI GELDİ…
Sabahları ve akşamları havalar serin
olmaya başladı. Artık hırka zamanı. Çoğu kişide artık hırka ile geliyor
işyerine. Bu akşam bu konu üzerine konuşurken Ebru, “Kışı sevmiyorum” dedi. “Üst
üste kıyafet giymek hiç hoşuma gitmiyor. Tişörtümü giyip evden çıkmam lazım
benim. Yaz ayı benim ayım” dedi. “Her mevsim ayrı bir güzeldir be Ebru” dedim
bende.
İŞE
YENİ BAŞLAYANLARIN HEYECANI…
İşe yeni başlayanlar var. Serviste heyecanla
çağrıda yaptıklarını anlatıyorlar. Böyle anlattıklarını görünce kendi ilk
günlerim aklıma geliyor. Şimdi o heyecandan eser kalmadı diyebilirim. Her şeyi
öğrenmek istiyorlar. “Şu nasıl oluyor, bu nasıl oluyor?” diye soruyorlar. Bizde
onlara anlatıyoruz. Zaman geçtikçe onlar da bizim gibi heyecanlarını
kaybedecekler.
İLERİSİ
İÇİN PLANIM YOK…
Bir ara Meltem geldi yanıma. “İleride ne
yapmayı düşünüyorsun?” dedi. “Hiç bilmiyorum Meltem. Şimdilik böyle devam ediyoruz
bakalım. Nereye kadar giderse” dedim. Biz Türk milleti olarak hep böyleyiz herhalde.
İçinde bulunduğun durumdan şikayet et ama onu değiştirmek içinde bir şey yapma.
HAYATIM
GALATASARAY’DAN MI İBARET?
Molada çay içerken Erhan, “Ne olacak
böyle?” dedi. Bende bu akşam ki Galatasaray’ın Club Brugge maçını soruyor zannettim.
Şampiyonlar Ligi önemli sonuçta. “Bu akşam göreceğiz” derim. “Yahu çağrıları
diyorum. Ne maçı. Senin hayatın Galatasaray’dan mı ibaret?” diye sordu. Tabi tamamiyle
Galatasaray’dan ibaret değil ama büyük çoğunluğunda da var yani. Tam böyle
konuşurken Erhan’a telefon geldi. Telefonun müziği Fenerbahçe marşlarından
biriydi. Böyle dediğine bakmayın. Kendisi de koyu Fener’lidir.
İŞ
YERİNDE GEÇMEYEN SAATLER…
Bazen öyle bir an geliyor ki. “Daha işin
bitmesine 5 saat var. Nasıl geçecek bu zaman?” diyorum mesela. Sonra bir
bakıyorum. Zaman akıp geçmiş. İnsan kendini işe kaptırınca geçiyor. Öteki türlü
kağnı gibi saatler.
YİNE
RUTİNDEN SIKILMACA…
Şu rutinden çok sıkılıyorum. İş yerinde
molaya in, çay iç, tekrar yukarı çık, çalış, sonra yine mola, yine çay. Her gün
bu sahneleri yaşamak çok sıkıyor beni.
BİR
KÖPEĞİN MASUM BAKIŞI…
Bugün yine molaya çıkarken bir köpek gördüm.
Yattığı yerden masum masum baktı bana köpekcik. O bakışları yaralıyor beni. Çok
muhtaç bakıyorlar. İsterim ki hiçbir hayvan böyle bakmasın.
YÜZYILLIK
YALNIZLIK’I BEĞENMEMİŞTİM BENDE…
Blog yazarlarından biri Marquez’in, Kolera
Günlerinde Aşk kitabını okumuş ve beğenmemiş. İlk defa bir Marquez kitabını
okumuş. Bende en ünlü kitabı Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okumuştum. “Öve öve
bitiremedikleri kitap bu muymuş?” demiştim.
HER
AKŞAM MUHAKKAK YORUM YAPTIĞIM BLOGLAR…
Her akşam takip ettiğim blog yazarlarına
bakamıyorum. Ama yorum yapanlara muhakkak uğruyorum o akşam. Sonraya kalırsa
onlara da bakamıyorum. Genelde hafta sonu, rahat kafayla takip ettiğim blogları
gözden geçiriyorum.
ÇOK
OKUMAKTAN HİÇ OKUMAMAYA…
Bazen saatlerce yazmak istiyorum. Bazen de
saatlerce okumak. Bu niyetle okuma ya da yazmaya çok yükleniyorum. Ama sonuç
hüsran oluyor. Çok yüklendiğim içinde bu sefer de çok bıkıyorum. Sonra uzun bir
süre okumam yüzüne bakmıyorum.
AZİM
ETMEK VE ÇOK ÇALIŞMAK BAŞARMANIN GARANTİSİNİ VERİYOR MU?
Kişisel gelişimciler boşa mı gaz veriyor? Bir
yazar böyle diyordu bir yazısında. Kişileri olmayan yetenekleri peşinde
koşturduklarından ve insanları bu nedenle mutsuz ettirdiklerinden şikayetçiydi.
Sanki insan çok azim ettikçe, çok çalıştıkça ne isterse kesin olacakmış gibi
bir algı var gerçekten hepimizde. Bu büyük bir hayal kırıklığına neden olabilir
insanda. Bunu da bir düşünelim derim.
SEVDİĞİM
YAZARLAR GİBİ YAZMAK…
“Bunu bir kenara koyalım” ya da “Bunu da
bir düşünelim” gibi ifadeleri yazılarında Haşmet Babaoğlu kullanır. Genelde okuduğum
yazarlardan biri olduğu için onun gibi yazmaya başladım bende. Sevdiğim bir
yazar gibi yazmak çok mutlu ediyor beni. Onun derinliğinde yazabilmek için daha
kırk fırın ekmek yemem lazım.
NEDEN
OKUDUĞUM DİĞER YAZARLAR GİBİ DE YAZAMIYORUM?
Sevdiğim gibi yazmak demişken. Son yazılarımda
dikkat ediyorum. Ahmet Hakan gibi de yazmaya başladım. Onun gibi sorular sormaya
başladım. Fatih Altaylı ve Hıncal Uluç’u da okuyorum ama onlar gibi
yazamıyorum. Bu neden kaynaklanıyor acaba?
KLİP
VASAT…
Ben Fero, Biladerim İçin şarkısına klip
çekmiş. Klibi izledim. Beş para etmez. Demet Akalın şarkısının klibi çok
iyiydi.
KEDİM
OSMAN NEDEN TIRMALIYOR?
Kedim Osman’dan da bahsedeyim. Bu adam çok
asabi bir adam. Asabiliğinin nedeni olarak Tekir cinsi olmasını gösteriyorlar. Adam
ne kadar süredir yanımızda ama hala bizi tırmalıyor. Adamı şöyle rahat rahat
sevemiyoruz.
RAMAZAN
AYI MI KALDI BE MÜBAREK?
Ramazan ayı geçeli aylar oldu ama bir
restoranda hala Ramazan menülerinin fiyatlarını yazan afiş asılı duruyor. Servisle
işe giderken gördüm. Ama bu durum sadece o restorana özel değil. Belediyelerde öyle
mesela. Kurban bayramını kutlama afişleri bayram geçtikten bilmem kaç gün sonra
kaldırılıyor. Niye böyle?
“SANA
BLOGGER’DAN BİR BLOG AÇALIM”
İş yerinden arkadaşım Uğur benim gibi bir
blog açmak istiyor. Aslında Wordpress’ten açılmış bir bloğu var. Vücut geliştirme
üzerine yazıyor. Ama yorum yapmaya yeri yok. Eklentilerle ilgili bir durum.
Wordpress ile ilgili bilgim olmadığı için yardımcı olamadım ona. Ama Blogger’a
geçmesi için teklif yaptım. Hatta blog üzerine isimler bile düşündük. Sporcu gençlik
diye bir isim buldu mesela. “Çok iyi. Böyle enteresan isimler çok tutuyor”
dedim. İlk fırsatta Blogger’da bir blog açacağız ona.
KİRACININ
TERLİK SESLERİ BİZİM ODANIN İÇİNDE…
İş yerinden çok yazdım ama ne yapayım. Günümüzün
büyük bir kısmı iş yerinde geçiyor. Öyle olunca yazacak konu da daha çok iş
yerinden çıkıyor. Apartmanda yukarı kattan seslerin gelmesi üzerine konuştuk. Biz
Bilecik’te apartmanda dururken yukarıdaki kiracının yürürken terlik sesi bile
geliyordu aşağıya. Onlarda da böyle bir durum vardı diye sordum arkadaşlara. Varmış.
Peki niye bu apartmanları dikerken buna bir önlem almıyorlar? Yaşam kalitesini
çok düşürüyor bu durum.
“DAHA
BUGÜN ÇARŞAMBA MI?”
İşin
başlamasına birkaç dakika kalmış. “Bugün Çarşamba mı? Daha iki gün var hafta
sonuna ya?” dedim. Hemen Ebru sitem etti, “Söyleme işte öyle” diye. Ebru tüm
çalışanların ortak sesi olmuştu o an. Sabah saatlerinde ne kadar moral bozuk
çalışmaya başlıyorsak, iş çıkışı da sevinçten koşarak işten çıkıyoruz değil mi?
YOUTUBE’UN
HÜKÜMRANLIĞI DAHA NE KADAR SÜRER?
Artık
millet okumak istemiyor. Kimsenin uğraşacak vakti yok. O yüzden video izleme
popüler. O yüzden sabah/akşam Youtube’dan video izliyoruz? Peki sizce Youtube’un
bu popülerliği ne zamana kadar devam eder? Sanki hiç bitmezmiş gibi geliyor şu
an. Bir zamanlar Facebook ve Twitter’ın dışında bu kadar popüler olacak başka
bir sosyal uygulama düşünülebilir miydi? Sonra İnstagram çıktı. Şimdi hepsine
kafa tutuyor. Youtube’a kafa tutacak bir uygulama çıkar mı? Onu tahtından eder
mi? Bu yazıyla beraber buraya bir not düşmüş olalım. Bakalım yıllar sonra bu
uygulamaların dışında başka bir uygulamadan da söz edecek miyiz? Bizleri hangi
yeni uygulamalar bekliyor kim bilir. Siz ne dersiniz?
Tags
Blog,
blog açmak,
Blogger,
yaşadıklarım
Blogger ne zaman kuruldu?
Blogger ne zaman kuruldu? Hiç merak
ettiniz mi? Bende bir blog yazarı olarak merak etmedim.
İyice merak duygumuzun öldüğünü göstermez
mi bu durum?
Bu yazıyı okuyan çoğunluk gibi bende
Google tarafından kurulduğunu zannediyordum.
Blogger ve Google isimleri o kadar iç içe
geçmiş iki isim ki. Bu ikisini ayrı düşünmek kimsenin aklının ucundan bile
geçmiyor tabi ki.
Ama işin
aslı öyle değilmiş. Blogger, 1999 yılında Pyra Labs denen bir şirket tarafından
kuruluyor.
O zaman için gerçekten harika bir fikir. Herkese
yazarlık fırsatı veriyorsun.
Bu kadar yazma sevdalısı varken bu girişimin
tutmaması düşünülemezdi.
Bu girişim başarılı olmaya başlayınca
Google tarafından 2003 yılında satın alınıyor.
Foto / GİF kaynak: blogger.com
Tags
Blog,
Blogger,
Blogger ne zaman kuruldu
Deliler gibi kitap okumak istiyorum ama...
İlber
Ortaylı’nın bir sözü var İnstagram’da dönüyor. “Deliler gibi kitap okuyun” diyor.
Bu sözü her okuduğumda hemen elime kitap alıp dakikalarca okumak istiyorum. Her
gün, her gün okumak istiyorum. Bir zaman denemiştim bunu. Her gün kitap
okuyordum. Hatta bir zaman günde iki kitap okuyordum. Birazcık o kitaptan,
birazcık bu kitaptan. Ama öyle sıkıldım ki. Uzunca süre elime kitap almadım.
Farkında
olmadan çok bunaltmışım kendimi. Her gün en az 50 sayfa okumak istemişimdir her
zaman. Bu hedefimi tutturduğum zamanlarım oldu. Ama süreklilik kazandıramadım. Son
örnek İçimizdeki Şeytan kitabı. 1 haftada- 1,5 hafta da olabilir- zor bitirdim.
Nedense her gün okuyamıyorum. Hiç olmazsa 2 haftada bir kitap bitirmek de bir
şeydir değil mi?
SİZİN
LAPTOP’DA DA BÖYLE OLUYOR MU?
Akşam
yemeğinden sonra odama geçiyorum. Önce takip ettiğim Youtube kanallarına
bakıyorum. Yeni yayın varsa izliyorum. Mesela iki tane 15 dakikalık video
izlediğim zaman laptop hemen uyarı veriyor. Şarj cihazını takın diyor. Bu durumu
arkadaşım Yaşar’a söyledim.
“Sen devamlı şarj takılı kullansana. Ben işyerinde
öyle yapıyorum. Akşama kadar şarj kablosu takılıdır. Akşam giderken çıkarırım”
dedi. Bende inadına şarj cihazını takın uyarısı verene kadar takmıyorum. Sanki devamlı
şarjda takılı kalması bilgisayara zarar verir gibime geliyor. Peki sizin laptop’da
da hemen şarj cihazını takın uyarısı veriyor mu?
İNSTAGRAM
HİKAYELERİNDE PROFİL PAYLAŞMACA…
Dünden
beri böyle bir akım başladı. Kim başlattıysa bunu tebrik etmek gerekir. Çok güzel
bir düşünce. Sağ olsun birkaç blogger arkadaşım hikayelerinde bana da yer
vermişler. Ben bu olayı çok sevdim. Bende takip ettiğim blogger arkadaşlarımın
profillerini paylaşacağım. Ortaya güzel bir sinerji çıkıyor.
Bu aralar blogger
dünyası baya hareketlendi gibi. Böyle küçük küçük şeylerde bloglar arasındaki
dostlukları pekiştiriyor. Bu kadar etkinlikten sonra artık bloglardan biri
alsın yürüsün. Popüler olsun. “Bizim de popüler olmuş bir blog arkadaşımız var”
diyelim. Bir grup var. “Devamlı yeni ne gibi şeyler yapabiliriz?” diye kafa
patlatıyorlar. Bu davranışları çok değerli.
Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/qe6VO_l2260
Tags
Blogger,
güncel,
hikaye paylaşma,
İlber Ortaylı,
İnstagram,
kitap okumak,
laptop,
şarj cihazınızı takın
Efsunvari blog 1 yaşında...
Sevgili
Efsunvari blog 1 yaşını tamamlamış. Kendisini çoğunuzun tanıdığını düşünüyorum.
Eğer kendisinden hiç haberiniz yok ise şuradan bloğuna bir göz atabilirsiniz.
Bloğunda
bununla ilgili yazısını görünce çok mutlu oldum. Kendisi buralarda olmayı hak
eden bir Blogger. Kalemi kuvvetlidir. İyi yazar. Haftada en azından bir defa
yazı girer. Bazı zaman bir hafta hiç yazı girmez. Bir girdi mi de 4-5 yazı
birden girer.
Ayda yılda bir güncellenen bir blog değil yani. Gönül rahatlığıyla
takip edebilirsiniz. Belli bir zaman aralığında da olsa bir blog güncellenmeli.
Eğer ne zaman güncelleneceği belli değilse takip etmek gelmiyor içimden. Gerçi takip
ediyorum. Ama devamlı takip ettiğim blog okuma listeme almıyorum. Bu konuyla
ilgili bir yazı yazmıştım. Onu da okumak isterseniz buradan okuyabilirsiniz.
Efsunvari
ile daha yıllar boyu omuz omuza bu blog aleminde yol alacağımızı düşünüyorum. Çünkü
o yazmayı seviyor. Yazmayı seven biri bloğu bırakmaz. Ancak çok istisnai bir
durum olursa bırakır. Tabi ki böyle bir şey olmasın.
Blog dostluğumuz yıllarca
devam etsin. Nice yıllara Efsunvari blog. İyi ki blog dünyasına adımını attın. O
arkadaşına tekrar teşekkür et bence. Hani sana, “Gel blog açalım” diyen.
İLK
DEFA BİR KARA DELİĞİN FOTOĞRAFI MI PAYLAŞILACAK?
Bu
bilgiyi Barış Özcan abimden öğrendim. Kendisi normalde her pazar yeni video
yayınlar. Ama ara ara perşembe günleri de duruma göre video atar. Bu sefer
perşembeyi beklemeden çarşamba gününden paylaşmış. İçi içine sığmamıştır.
Uzay severler
olarak bu tip haberler bizim için çok önemlidir. Kara delikler benim çok merak
ettiğim bir konu. İçinde ne var sorusu mesela aklımı kurcalar durur. Bunu bilim
hala bulamadı. Ama çalışmalar devam ediyor.
Barış Özcan’ın videosundan
öğrendiğim bir başka bilgi de şu ana kadar gördüğümüz kara delik fotoğrafları
gerçek değilmiş. Teoriden yola çıkılarak yapılan simülasyonlarmış. İşte gelecek
hafta 10 Nisan’da gerçek bir kara delik fotoğrafının dünya ile paylaşılacağını
düşünüyor Barış Abi. Bu çok heyecan verici. O günü şimdiden iple çekmeye
başladım.
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blank-business-close-up-composition-261571/
Tags
Barış Özcan,
Blogger,
Efsunvari,
güncel,
kara delik
Blogger neden engellendi?
Dün mü, dün evvelsi akşam mı neydi? Blogger’a
giriş yapmaya çalıştığımda yapamamıştım. Daha sonra Blogspot uzantılı tüm blog
sitelerine giriş yapmayı denedim. Onlara da giremedim. Google kaynaklı olduğunu
düşündüm. Ama işin aslı sonradan ortaya çıktı. Mahkeme başka bir siteye engel
koyacağına Blogger’a engel koymuş. Hata sonradan farkedilince engel
kaldırılmış. Bu gibi şeyler sadece Türkiye’de olur. Nasıl olur da başka bir
site yerine Blogger engellenir ki? Neyse bizim için önemli olan tekrar
bloğumuza dönmemizdi. Gerisi boş.
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-holding-chocolate-bar-near-laptop-1038674/
Blogger kapanıyor mu?
Blogger kapanıyor mu? Kapanırsa
kapanır abi. Ne yapalım yani. Google’un, Blogger’ı iplediği de yok zaten. Hiç
umursamıyor ki. Tamam, onca verdiğimiz emek boşa gidecek. Tamam, bu hiç hoş bir
durum değil. E ölecek halimiz de yok. Başka platformlar bulup yola devam
ederiz. Yapacak başka bir şey var mı? Geçeriz Wordpress’e.
Zaten Google böyle
bir şey yaparsa, bu alanda Wordpress tekel haline gelir. Tabi bu söylediğim
yine Google için bir şey ifade etmeyebilir. Bir ara Blogger kapanmış gerçi. Ama
o Blogger kaynaklı değilmiş. Blogda maç yayını falan mı ne yapmışlar. Mahkeme
kararıyla kapanmış. Yani işin özü arkadaşlar, Blogger gider Wordpress gelir. O gider,
başkası gelir. Elbet yazacak bir yerler buluruz yine.
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/laptop-notebook-working-internet-3054/
Blogger yerine Medium'da mı yazsam?
Blogger, yıllardan beri
yazdığım blog platformu. Gerçi bunun dışında ne varsa blog adına her yerde
üyelik açtım. Medium, Wordpress, Milliyet Blog. Ama hiç birine devam etmedim. Arada
Medium’da yazmaya devam ediyorum işte. İşte bu son dönemde Medium’da yazmaya başlayınca
çok rahat bir kullanımının olduğunu gördüm.
Mobil uygulaması var abi. Şu anda
yazdığım bu yazı Word’de yazıyorum mesela. Sonra blog ekranına yapıştıracağım. Ona
görsel bulacağım. Görsele kayıt gireceğim. Sonra etiketliyeceğim. Hemen altta
kalıcı bağlantıyı düzenleyeceğim. Hemen onun altında da arama açıklamasını
gireceğim. Yazı başlığını gireceğim. En son da yayınlayacağım. Sonra Google
Plus’ta paylaşacağım. Facebook ve Twitter’da paylaşacağım.
Ki ben birde 100
kelime yazıyorum. Blogger kullanan biri 300-500 kelime yazıyorsa birde onu
düşünün. Ama Medium’da hiç böyle değil. Yazını yazıyorsun. Hemen genel
kategorilerden birini seçip, yazını yayınlıyorsun. Hemen ana sayfada yazın
görünmeye başlıyor. Medium’un bu özelliği beni çekiyor işte. Artık yazmaya
Medium’da mı devam etsem?
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-typing-on-green-typewrite-938971/
Tags
Blogger,
Medium,
yaşadıklarım
Medium: Yazılarını saatlerce okuduğum blog sitesi...
Medium nedir derseniz? Blogger gibi bir
blog platformu. Blog yazmaya ilk başladığım dönemlerde orada da bir blog açtım.
Tabi fazla bir yayınım olmadı. Son bir haftadır oraya yazı girmekle beraber
orada yazılanları da takip etmeye başladım. Orada genelde biz blogcuların
tarzının dışında bir tarz var. Evet, bizim gibi de yazıyorlar ama genelde
kişisel gelişim, girişim ve bilgisayar programları üzerine.
Kişisel gelişim ve
girişim yazılarını zevkle okuyorum. Hele kişisel gelişim yazıları. Yazının sonunda
gaza gelip, “Ben de kişisel gelişeceğim lan” diyorum. O kadar gaza getiriyor
yani. Alın size bir örnek. Takip ettiğim kişiler yeni yazı girince bildirim
geliyor. Blogger’da niye böyle bir uygulama yok lan. Medium yapmış, Blogger
niye yapmıyor?
![]() |
| Kullana kullana bu tip yazmak üzerine görsel bırakmadım |
Medium uygulamasını telefonuma indirdim. Rahat
rahat okuyorum yazıları. Gelen bildirim sonrası yazıyı okumaya bir başlıyorum,
yarım saat çıkamıyorum. Oradan oraya vakit geçiyor. Şöyle bir özellik yapmış
adam. Hani bizim yazıların sonunda benzer yazılar eklentisi var ya. Bunlar da
yazının sonuna benzer yazılar eklentisi eklemiş.
Ama o benzer yazılarda,
yazısını okuduğun kişinin bir yazısı görülüyor. Diğer ikisi yine aynı konuda
yazmış başka blogcuların yazıları. Böylelikle daha fazla kişiyi okuma olanağına
sahip oluyorsun. Böyle böyle bir çok kişiyi takip etmeye başladım. Verdiğim linkten
bir girin yazıyı okuyun, şöyle bir siteye bakın bakalım. Medium hakkındaki
düşünceme siz de katılacak mısınız?
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/closeup-photo-of-black-smartphone-near-black-and-grey-pencil-on-black-spiral-notebook-768474/
Tags
blog sitesi,
Blogger,
Medium,
okuduklarım
İnstagram mı, blog mu?
İnstagram ile bloğu
karşılaştırmak nerden aklıma geldi? Bu sabah bir fotoğraf çektim ve o an
içimden geçenleri yazıp paylaştım. Akşam olduğunda tahminimden fazla beğeni
aldı. Bu kadar beğeni almak için ne yaptım peki? Hiçbir şey. Fotoğraf çektim,
bir cümle yazdım ve paylaştım. Şip şak, oldu bitti. Ben blogda bir yazı için en
az bir saatimi harcarken İnstagram’da en fazla beş dakikamı aldı bir paylaşım. Şimdi
böyle pratik bir uygulama varken adam tutup da niye blog açsın abi? Acayip pratik.
Blogger’ın da böyle bir mobil uygulaması olması lazım. Bu pratiklik benim çok
hoşuma gitti. Ama bu benim tarzım değil. Ben blogcuyum arkadaş.
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/lg-smartphone-instagram-social-media-35177/
Google, Blogger'ı neden önemsemiyor?
Google,
Blogger’a neden önem vermiyor? Biz Blogger’cılar olarak bu soruyu soruyoruz. Daha
bundan birkaç ay öncesine kadar temalar ancak değişti. Yeni temaların hepsini
beğenmemekle beraber beğendiklerim oldu. Ama onların da eksikleri var. Bilmiyorum
bir araştırma yapıldı mı? En çok Blogger mı yoksa Wordpress mi kullanıcısı var.
Ben Blogspot’un daha çok olduğunu düşünüyorum. Çünkü dakikalar içinde bir blog
sahibi oluyorsunuz. Wordpress bana biraz karmaşık gelmişti. Ama çoğunluk da
Wordpress’i öve öve bitiremiyor. Algı böyleyken neden Google hala bir adım
atmıyor? Galiba, “Biz arama motoru olarak bu alana yöneliyoruz. Bizim ana
işimiz blog değil” diyorlar. Halbuki yapacağı değişikliklerle bir anda ortalığı
toz duman edebilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







