Kişisel Blog Yazıları #285: Gitar çala çala yurdu gezmek

Caddede gitar çalan bir adamı görüyorum.

Bizim buralarda pek gitar çalan kişilere rastlayamazsınız.

Hatta yetişkinlere hiç rastlayamazsınız.

Genelde çocuklar flüt falan çalar.

Ya da mızıka.

Ya da akordiyon.

O yüzden bu yaşlı başlı amcayı gitar çalarken görünce şaşırdım.

Muhtemelen buranın yerlisi değil.

Önünde de gitarın kutusu.

Gitar kutusunun bir yanı boş, diğer yanı ise küçük bez bebeklerle dolu.

Hem şarkı söylüyor hem de bez bebek satıyor.

Şarkı söylemek yeterli gelmiyor ki ek şeyler satma ihtiyacı duymuş demek ki.

Kalabalık toplanmış.

Kalabalığın yanına yaklaştım, durdum ve yaşlı amcayı ben de izledim ve dinledim.

Şarkısı bitince hep beraber alkışladık.

Ellerimde Çiçekler şarkısını söylemişti.

Kalabalıktan biri, “Siz buralı değilsiniz galiba” dedi.

Gitarcı amca, “Evet, değilim. Gitar çala çala yurdu gezmeye çıktım. Birkaç gün kalıp sonra yola devam edeceğim” dedi.

Bisikletle yurdu gezeni gördüm, otostopla yurdu gezeni gördüm.

Ama her gittiği yerde sokak sanatçılığı yapıp, para kazanıp, yurdu gezeni de ilk defa gördüm.

Benim böyle bir arkadaşım olsaydı, yurdu gezerken ona eşlik edebilirdim aslında.

Tüm illerin en popüler sokaklarında gitar çalmak, gezip/görmek ve her ilin insanı nasılmış birebir görmek.

Güzel bir deneyim olurdu.

Peki siz böyle bir şeye ne derdiniz?

Kişisel Blog Yazıları #284: Ağlayın a dostlar Ömür Usta'ya ağlayın

Now’da, Ömür Usta adında yeni bir dizi başladı. Başrollerinde Nurgül Yeşilçay ve Bülent İnal oynuyor. Oto tamircisi olan Ömür Usta’nın hayatını izliyoruz. Oto tamirciliği erkek işi olarak bilinir. Ama Ömür Usta bu işin altından kalkmayı başarmış. Kocası bırakıp gitmiş. Üç çocuğu ve kayınvalidesi ile ortada kalmış. Kocasının mesleğiymiş aslında oto tamirciliği. Kocasının yanına gide gele öğrenmiş. Demek ki meraklıymış. Üç çocuğu var dedik. Bunlardan biri üniversitede okuyor. Annesinden utanıyor. Kız arkadaşına zengin ayakları yapıyor çocuk. Diğer çocuğunu ise karısı terk etmiş. Bir çocuğu ile kalmış ortada. Torununa da bakıyor. Bu çocuk da kumar bağımlısı. Bir tane de kızı var. Onun da sevgilisi var. Adam evli ve çocuğu var. Ama kız bilmiyor. Adamdan hamile kalıyor. Şimdi ortam böyle. Gelin de Ömür Usta’ya ağlamayın şimdi. Ağlayın a dostlar Ömür Usta’ya ağlayın.

Kişisel Blog Yazıları #283

Bugün gün boyu yağmur yağdı ve hala da yağmaya devam ediyor. Bir hafta böyle yağmurlu gidecek deniyor. Öyle bir yağmur yağıyor ki sanki kara çevirecek gibi. Eylül ayında kar yağarsa biz şok oluruz tabi.

Atv’de, Türkiye-İtalya futbol maçını izliyoruz. 4-1 yenik durumdayız. Kesin yeneriz diye düşünüyorduk dört yedik. Kalktım geldim blog yazımı yazmaya.

Fon skandalı konusunda hala tartışmalar devam ediyor. Önce ödemeler hangi mağdurlara yapılacak? Bu işin içinde başka tanınmış isimler var mı? Çarşı karışık yani.

Komedyen Deniz Göktaş tahliye oldu. 80-90 gün cezaevinde kaldı. Akıllarda iki soru: Bundan sonraki gösterilerinde cezaevi günlerinden bahsedecek mi? İkinci olarak da artık suya sabuna dokunmadan mı mizah yapacak?

Kişisel Blog Yazıları #282

*Tuzlu Kahve dizisinde bu sefer de Kavak Yelleri dizisinin nostaljisi yapılacak. Aslı ve Efe, diziye konuk olacak. Bu eski dizilere gönderme işi nereye kadar devam edecek bakalım?

*Trump, yapay zekaya artık süper zeka denmesini istemiş. Gerçekten dünyada dengeleri değiştirecek bir adım olmuş bu. Korona zamanı da çamaşır suyu için falan diyordu. Bir gün başkanlığı bıraktığı zaman akıllarda hep bu açıklamalarıyla kalacak Trump.

*Bir tane yazıda- nerede gördüm hatırlamıyorum- kafeye gidip oturun ve insanların ne yaptıklarını yazın diyordu. İnsanlar yanlış falan anlar ondan sonra al başına sorunu. Gerçi birkaç blog yazımda kafede otururken hissettiğim duygular ve gözlemler hakkında yazmıştım. Buradan okuyabilirsin.

Kişisel Blog Yazıları #281

*Now’da yeni başlayan Anne Yarısı dizisinin ilk bölümünü izledim. Diziyi beğendim.

*Google, 28 yıl önce bugün kurulmuş. Google olmasa ne yapardık biz?

*90 yaşında vücut geliştirmeci Japon bir abimiz varmış. Haftanın altı günü antrenman yapıp, şampiyonluktan şampiyonluğa koşuyormuş. Et ve balık da tüketmiyormuş. Nasıl olur ya? Et girmeyen eve dert girerdi hani.

*Saat 17:26 geçiyor. Çay içiyor ve yazımı yazıyorum. Pazartesi sendromu da basmaya başladı.

*Yine bir gezegenden gelen radyo sinyalleri tespit edilmiş. Artık sıradan bir haber halini almaya başladı bu. Tamam, sinyal geliyor. Peki ya sonra? Sonrası yok.

*Yarın akşam Türkiye- İtalya futbol maçı var. Sanki yenecekmişiz gibi geliyor bana. Yarın akşam 21:45’te başlayacak maç ve Atv yayınlayacak.

Kişisel Blog Yazıları #280

Çocukken takvim yapraklarını çok okurdu. Hem de her gün. Ama şimdi nerede. Yazacak konu arıyordu. Belki aradığı konuyu takvim yapraklarında bulurdu. Birkaç takvim yaprağını okudu. Ama yazmak için bir konu bulamadı. Sadece nostalji yapmış oldu. Biraz camdan dışarıyı izledi. Biraz kitap okudu. Birkaç köşe yazısı okudu. Biraz da YouTube’da takıldı. Ama yok. Bir türlü yazacak bir konu bulamıyordu. Kafasını boşaltmak için biraz müzik dinledi. Yatağa uzandı ve gözlerini kapadı. Müzik dinlerken ve yazacak konu düşünürken uykuya geçmişti. Uyandığında saate baktı. Bir saattir uyuyordu. Uykusunda rüya görmüş olsaydı onu yazacaktı. Ama annesi her zaman, “Gördüğünüz rüyayı herkese anlatmayın” derdi. Rüya görmüş olsa da rüyasını yazamazdı yani. Annesinin öğüdünü dinlerdi. Bilgisayarın başına geçti ve yazısının başlığını attı: Annesinin öğüdünü dinleyen çocuk.

Kişisel Blog Yazıları #279

*Avcı- toplayıcı döneminde ne güzelmiş ya. Hayvan avla, karnını doyur ve günün geri kalanı senin. Ne istersen onu yap. Fatura derdi yok, kariyer derdi yok. Tamamen yokları oynuyorsun. Ama pozitif anlamda yokları oynamak bu.

*Now TV’de, Ömür Usta adında yeni bir dizi başlayacak. Nurgül Yeşilçay oynuyor Ömür Usta’yı. Lotoda her zaman aynı rakamları oynuyor dizide. Bir gün tutacak diyor. Çevremde de birkaç kişi var böyle. Yıllardır aynı rakamları oynuyorlar. Ama daha büyük ikramiyeyi yakalayan olmadı aralarından.

*Kişisel gelişim için son dönemde devamlı tekrar edilen bir şey var: Olaylar senin elinde değil ama olaylara vereceğin tepki senin elinde. Asıl güç, vereceğin tepkiyi kontrol etmende. Baya mantıklı. Ama ya bunu hayata geçirebilmek. Kırk fırın ekmek yemek lazım.

 

 

Kişisel Blog Yazıları #278

*Kanal D’de, Kuralsız Sokaklar programını izledik biraz. Fransa’nın Marsilya şehrindeydi. Sonra Atv’ye geçtik. Mercan Köşk dizisinin tekrarı vardı. O bitti ve Türkiye- Fransa maçı başladı. 1-0 yenildik. 5-6 gol yemeyelim diye maçtan önce konuşuyorduk. Maçın sonunda neredeyse beraberliği yakalıyorduk ama olmadı.

*Halk TV’de, sabah haberlerini bir süredir Deniz Bayramoğlu sunuyor. Nasıl sunuyor bakalım diye izlerken şunu fark ettim: Hiç fanatikçe sunmuyor haberleri. Sadece haber sunuyor, spikerlik yapıyor. Keyifle izliyorum.

*ABD Başkanı Trump, basına sansür uygulamış. Televizyonlar da Trump’a sansür uygulamış. Trump ekranda konuşuyor ama sesi duyulmuyor. Televizyonlar özellikle böyle yayın yapmışlar. Protesto yani. Trump da sinirlenmiş. Kendine televizyon kurmaya karar vermiş. Trump TV olur adı da herhalde.

Kişisel Blog Yazıları #277

*Ömer Hayyam’ın hayatını anlatan bir YouTube videosu izledim. Şairliğinin yanında hem matematikçi hem de astronommuş. Daha önce okumadıysanız rubailerini okumanızı öneririm. Benim için Ömer Hayyam demek, rubaileri demek.

*Bizim belediye anons yapıyor devamlı. Akçakocadan taze palamut gelmiş bizim buradaki balıkçıya. İsteyen alabilirmiş. Bedava değil yani parasıyla. Benim için balık demek, hamsi demektir. Palamutu sevemedim birkaç kere denememe rağmen.

*Akşam markete gidip geldim. 19.30’da çıktım evden. Çoktan hava kararmıştı. Ee, artık geceler uzun. Geçen gün kahve ve patates böreği alıp, parasını ödemeyi unutmuştum. Hem alışveriş yaptım hem de onların parasını ödedim.

*Daha önce çağrı merkezinde çalışan bir arkadaş vardı. Çağrı merkezinden ayrılıp bir markette çalışmaya başlamıştı. Geçen gün marketin olduğu yerde bir işim vardı. Gelmişken arkadaşı da göreyim dedim ama yokmuş. İzinliymiş herhalde. Arasaydın dedi. “Yok, sürpriz yapacaktım” dedim. Artık başka sefere.

 

Kişisel Blog Yazıları #276

*ABİ dizisi final yapacakmış. Böyle olacağı belliydi zaten. İkinci sezon da hikayeyi baştan aşağıya değiştirdiler. O ilk sezonda yakalanan sinerji kaybolup gitti.

*Mansur Yavaş, CHP’den istifa etmiş. Zaten beklenen bir şeydi. Asıl haber: Yeni Parti’ye katılmayıp bağımsız kalacakmış. Mansur Başkan ne yapmaya çalışıyorsun çözemedim seni.

*Ezo gelin çorbası, hak ettiği değeri görmüyor abi. Mercimek çorbasından ne eksiği var? Mercimek çorbasını da severim ama favori çorbam ezo gelindir.

*İş yeri Whatsapp grubunda bir enteresanlık var. Bugün günaydın yazdım kimse cevap vermedi. Bir iki kişi muhakkak günaydın derdi. Ben de niye yazmıyorsunuz diye sormadım. Ben de günaydın mesajı atmayacağım o zaman. Neyse ki bugün cuma. Son iş günü. Keyfimi kaçırmayacağım.

Kişisel Blog Yazıları #275

*Zaman zaman blogda yazmaktan sıkılıyorum. Öyle durumlarda bloğa belli bir süre ara veriyorum. Tekrar yazma isteğimin gelmesini bekliyorum. Bir arkadaşım mesela. Daha önce şiir kitabı çıkarmış. Ama son 4-5 yıldır hiç şiir yazmıyormuş. Neden diye sordum. “Sanırım aktaracaklarım bitti ya da bir süredir dinlenmede” demiş. Böyle de bir durum var. Anlatacak bir olayın kalmadıysa, o yazı türünden elini eteğini ister istemez çekebiliyorsun.

*İzlediğim bir YouTube videosunda, “Kazandığından çok harcarsan senden bir cacık olmaz” diyor. Yani, ayağını yorganına göre uzat diyor. Ondan sonra da yatırım yapmaya başla ve paranı farklı yatırım araçlarında değerlendirmeye başla diyor. Finansal özgürlük için bir yerden başlamak lazım sonuçta.

Kişisel Blog Yazıları #274

*Bugün bir kız arkadaş bana soğuk mu yaptı yoksa bana mı öyle geldi anlamadım. Yarın da durumu takip edeceğim. Sevdiğim bir arkadaşımdır kendisi. O nedenle kafama takıldı.

*Sezgin Kaymaz adında bir yazar varmış. Ben daha yeni duydum adını. Bundan yıllar önce bir gece durduk yere oturup roman yazmaya başlamış. Hala da yazıyormuş. Yani insana, ne zaman ilhamın geleceği belli olmuyor.

*Yine buna benzer bir olay. Yaşlı bir amcamız, bir anda resim yapmaya başlamış. Çobanlık yaparken hayvan otlattığı dağları çizmeye başlamış. Eğer sanat adına bir yetenek varsa insanda, illa bir yerde ortaya çıkıyor işte. Peki her insanda sanatsal bir yetenek var mıdır? Blogcular olarak bizim yeteneğimiz de blog yazmak diyebilir miyiz?

Kişisel Blog Yazıları #273

*Bazen çalışırken gereğinden fazla ruhsuz oluyorum. Bazı durumlarda biraz daha empatiyi öne çıkarmam gerekiyor.

*Geçmişi unut, geleceği unut ve bugüne, ana odaklan. Evet, kulağa hoş geliyor ama biraz da olmayacak bir şeymiş gibime geliyor. İnsan geçmiş ve geleceği düşünmeden duramaz ki. Ne olabilir? Geçmişe takılı kalmamak olabilir. Gelecekte güzel günler beklentimiz olmasa zaten yaşanmaz bu hayat.

*Aslında hayır demek çok harika bir şey. İnsana deli gibi bir öz güven pompalıyor. Öyle çok büyük şeylere de hayır demekten bahsetmiyorum. Çok basit şeyler. Mesela kahveyi çok seviyorsun. Bir yerde kahve içer misin diye soruldu. O gün çok kahve içtin ve biliyorsun bu kahve fazla gelecek. Hayır diyorsun. İşte bu kadar.

Kişisel Blog Yazıları #272

*Israr eden insanlara dayanamıyorum. Bir kere teklif edersin tamam. Sık boğaz etmenin bir anlamı yok.

*Hemen sinirleniyorum ve kolay sakinleşemiyorum. Bunu daha önce de yazdım. Bu konu da kendimi eğitmem gerekiyor. Kendini eğitmek falan güzel laflar da o kadar kolay olmuyor işte.

*Marketten kuru fasulye aldık. 3 saatte anca pişti ve lezzetsizdi. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Kuru fasulyeler bile. Kuru fasulye üzerinden bile eskiye özlemimi dile getirmek büyük başarı. Kendimi tebrik ediyorum.

*Bir şeye taktım mı takıyorum. O iş illa, o gün yapılacak. Eğer o gün yapmazsam, gün boyu moralsiz oluyorum. Aslında takılacak bir şey değil ama takıyorum işte.

 

Meğer Doktor Ela, Mucize Doktor dizisinde de oynamış

Tuzlu Kahve dizisinde, Doktorlar dizisinin iki efsane karakteri, Ela ve Levent’in tekrar karşılaşmasının ardından birçok paylaşım yapıldı. Bu paylaşımlardan birinde gördüm. Meğer Doktor Ela, daha önce Mucize Doktor dizisinde de oynamış. Bunu bilmiyordum. Bu paylaşımla haberim oldu. Zaten Google’a yazınca hemen çıkıyor. Mucize Doktor Ela diye aratmış bir sürü insan. Bu arada şunu fark ettim: Doktorlar dizisinde oynarken Yasemin Ergene’nin dudakları incecikmiş. Bir çizgi gibi. Şimdi ise dolgun. İşlem yaptırmış olabilir. Bir de şimdi yüzü çok şiş gibi. Botoks falan yaptırmış olabilir tabi de. Sanki rahatsızmış da yüzü o nedenle şişmiş gibi. Son olarak da. Dizinin üzerinden tam 18 yıl geçmiş. Ne ara 18 yıl olmuş. Keşke o günlere dönebilsek.

Yıllar sonra Ela ve Levent'in tekrar karşılaşması

Bu akşam Haysiyet, ABİ ve Tuzlu Kahve dizileri var. Hangisini izleyeceğiz? Resmen bereketli salı. Ama biz Haysiyet dizisini izleriz. Yeni favorimiz o. Tuzlu Kahve dizisini de yıllar sonra Doktorlar dizisindeki Levent ve Eda’nın yeniden karşılaşması için izlemek istiyorum. Gerçi fragmanda göreceğimizi gördük. Harika bir fragmandı. Doktorlar dizisine harika bir göndermeydi. Yıllar sonra Ela, Levent’ten intikamını aldı yorumları yapıldı. Ama ayrılırken Ela’nın gözünden yaşlar dökülüyordu yine. Ya bu işler böyle. Eğer bir şekilde kavuşamadıysan, o aşk yarım kaldıysa, içinde her zaman bir ukde kalıyor. Yıllar önce Zerda dizisi vardı. Orada deli mi veli mi olduğu belli olmayan bir adam var. Kavuşamazsan sevda olur derdi. Gerçekten öyle. İnsanın aklı her zaman kavuşamadığında kalıyor. Ona da sevda deniyor.

İçtiğim kahvenin parasını ödemeyi unuttum

Bugün bizim buradaki Şok markete alışverişe gittim. İçtiğim kahve ile yediğim patatesli böreğin parasını vermeyi unutmuşum. Markette kahve makinesi var. Sütlü çikolata yaptım ve bir tane patatesli börek aldım. Ama aldığın bu şeylerin kaydı kuydu olmuyor. Kasaya gidince söylüyorsun. Ama kasada söylemeyi unuttum. Elimde poşetlerle eve dönerken aklıma geldi. Tekrar geri dönmedim. Çünkü yorulmuştum. Neyse yarın akşam iş dönüşü hallederim.

Orhan Pamuk'un babası da yazar olmak istiyormuş

Orhan Pamuk bir gün ben yazar olacağım dediği zaman arkadaşları ve hatta annesi bile şüpheyle bakmışlar kendisine. Bir tek babası anlamış oğlunu. Çünkü o da bir yazar olmak istiyormuş ama olamamış. Bir bavul dolusu şiiri varmış. Onu Orhan’a vermiş, “Yazar ol ve bir gün bu bavuldaki şiirleri de yayınla” demiş. Hala yayınlamamış Orhan Pamuk bu şiirleri. “Benim sorumluluğumda babamın şiirleri” diyor. Yayınlayacakmış. Nobel’deki Babamın Bavulu konuşması da buradan çıkmış işte.

Kişisel Blog Yazıları #271

*Sıkıldım dediğin yer, tam da başaracağın yer olabilir. Buna benzer bir söz okudum. Bunun üzerine düşüneceğim.

*Birkaç gecedir iyi uyuyamıyorum yine. Şöyle deliksiz bir uykuya hasretim.

*Kendine verdiğin sözü tut diyordu bir yazıda. Evet, ben kendime verdiğim bazı sözleri tutamıyorum. Peki ya sen?

*İş arkadaşlarımdan Özlem’in, tam bir kitap kurdu olduğunu öğrendim ve çok sevindim. Kitaplar üzerine konuşabileceğim bir arkadaşım daha oldu. İş arkadaşımdı şimdi de kitap arkadaşım olacak.

*Evet, bu yılın kombi açılışını yaptık ve kombiyi açtık. İyi soğuk vardı bugün. Üşümeyi ve kapalı havaları özlemişim. Kombiyi erkenden açmak bizim işimiz.

*Borsada yine devre kesiciler devreye girmiş. Yatırım fonları ile ilgili alavere dalavere falan mı ne olmuş. Birkaç video izledim ama pek bir şey anlamadım.

*Kurtlar Vadisi hakkında da Fetö soruşturması başlatılmış. Büyük çaplı iddialar var. Bakalım sonu nereye varacak?

Kişisel Blog Yazıları #270

*Bir insan, işinde çok iyi olabilir. Sırf bu yüzden o kişinin, hayranı olabilirsin. Ama özel hayatında nasıl biri olduğunu bilsen, tanısan belki de nefret edeceksin. Şarkıcı, futbolcu veya yazar. Her neyse işte. İnsanları değerlendirirken bunu da göz önünde bulunduralım derim. Her insan dört dörtlük olacak diye bir kaide yok sonuçta.

*Ahmet Ümit’in yeni kitabı çıkıyormuş. Roma’nın Beş Günü, yeni kitabının adı. İşte böyle çalışkan yazarlara hayranım ya. Durmadan kitap çıkartıyor. Kim bilir kaçıncı kitabı olmuştur. Düşünüyorum da: Ahmet Ümit, öteki tarafta ne yapacak? Yazmaya aşık olan bu adam, öteki tarafta da yazma imkanı bulabilecek mi? Bu duygusunu nasıl tatmin edecek?

Kişisel Blog Yazıları #269

*Gecenin bir yarısı telefonla uyanmak gibi endişe verici bir durum yoktur. Çünkü gecenin üçünde, dördünde gelen telefon genelde hayırlı bir şey için gelmez. O nedenle gecenin bir yarısı gelen telefondan her zaman çekinirim. Öyle bir telefon gelmişti geçtiğimiz senelerde. Telefondaki ses, yengemin hayatını kaybettiğini söylüyordu.

*Serhat Kılıç. Ergun Plak yani. Ölüme yalnız gitti. Evinde, tek başına. Koltukta oturmuş halde buldu sevgilisi onu. Acaba son anlarında ne hissetti, neler gördü? Korktu mu, huzurlu mu gitti? Evde tek başına ölümlerden sonra da artık evde yalnız yaşamanın eskisi gibi popüler olmayacağını düşünüyorum. Çünkü kimse ölümü düşünmüyordu. Yalnız yaşamak, özgürlük demekti. Yalnız yaşamak, ölümü de yalnız karşılamak demektir. Peki buna cesaretiniz var mı?

Kişisel Blog Yazıları #268

*Nasıl biri olmak istiyorsan öyle davran diyorlar da. Evet, kulağa hoş geliyor da. Yapması zor ya. Anlamsız geliyor bazen de.

*Tepkikolik’te Burak söylemişti galiba. Salamın üstüne çikolata sürüp öyle yiyormuş. Bayılıyormuş. Hiçbir  zaman bir araya gelmesi düşünülemez iki şey. Ama denemeyi düşünüyorum. Nasıl bir tat ortaya çıkıyor bakalım. Ya bir de ben yeni tatlara açık değilim. Hiç aklıma gelmez. Hevesim de yoktur. “Şu iki şeyi karıştırayım da bakalım ortaya nasıl bir şey çıkacak?” diye de düşünmem.

*Babam da MasterChef jürisine hayran. “Adamlar ne bulursa yiyorlar. Bunu yemeyiz, şunu yemeyiz demiyorlar” diyor. “Eee, şef olmak bunu gerektirir baba” diyorum. Ben de o adamların işlerine olan tutkularına hayranım.

Kişisel Blog Yazıları #267

*Tatil gününün her saatini dolu dolu geçirmek mi? Yoksa bomboş geçirmek mi? İşte bütün mesele bu.

*Turla günü birlik de olsa bir yerlere gitsek mi diye konuştuk kardeşimle. Sadece konuştuk. Kesin bir karar almadık. Akışa bıraktık. Öyle diyorlar ya. Akışa güvenin diye. Biz de güvendik işte.

*Verdiğim tepkilere bakıyorum da. Galiba ben eleştiriye gelemiyorum ben. Hemen parlıyorum.

*Geçen pazar günü saat 11.00 gibi fırına gittim. Simit, poğaça, talaş böreği ne varsa silip süpürmüşler. “Bir şey kalmamış ya” dedim kadına. 4 tane poğaça kalmış. Onları aldım. Bir tane de kabak simit aldım. Bu kabak simit iyi güzel de. Biraz tuzu olsa çok iyi olacak.

Kişisel Blog Yazıları #266

Apple, bu akşam İphone 18’i tanıttı. Yine bilmem kaç para. Bir tanesi yazmış sosyal medyada. “İphone 17 verip telefon alacağınıza hissesini alsaydınız şimdi 80 bin lira kardaydınız” diye. Ben ikisine de varım. Telefonu da alın, hisseyi de. An geliyor insan, tak diye göçüp gidiyor bu dünyadan. Birikim yapın ama her şeyi de gelecekte yapacağım/yaşayacağım anlayışında da olmayın. Tabi bu işin bencesi. Herkesin görüşü farklıdır. Saygı duyarım. Bugün bloğun okunan yazılarına baktım da. Yazdığımı unuttuğum bazı yazılar okunmuş. Sevindim tabi. Ama sonra bir baktım ki. Singapur’dan falan okunmuş. Onlar da botlardır. Zaten öyle de bir haber çıkmıştı. İnsanlardan fazla botlar takılıyormuş internette. Ne günlere kaldık.

Kişisel Blog Yazıları #265

Bu akşam Star’da, Tuzlu Kahve dizisinin tekrarını izledik. Orada hizmetçiyi oynayan kadın, Arka Sokaklar’da, Nazike karakterini canlandırıyordu. Babam, “Arka Sokaklar bitince kadın da buraya gelmiş” dedi. “Ee, hayat devam ediyor baba. Para kazanmaya devam etmesi lazım” dedim. Ama yıllardır Arka Sokaklar’da gördüğüm bir karakteri, başka bir dizide görmek de iç acıtmadı değil. Maç başlayınca TRT 1’e geçtik. Yine geçen seneki gibi mağlubiyetle başladık Şampiyonlar Ligi’ne. Galatasaray deplasmanda Sporting Lizbon’a 3-1 yenildi. Tuzlu Kahve dizisini izlerdik şunu düşündüm: Zenginler deniz kenarı evlerde oturuyorlar. Para derdi de yok. Günlerini nasıl geçiriyorlar, neye sarıyorlar? İlk birkaç hafta iyi, güzel. Peki ya sonra? Gün gelir zengin olursam size bunun cevabını bizzat kendim yazacağım millet. Hadi yine iyisiniz.

Ergun Plak da gitti

Atv’de ilk bölümü yayınlanan Mercan Köşk dizisini izledik biraz. Sarmadı beni pek. O bitti, TRT Spor’u açtık. Fenerbahçe-Beşiktaş maçının özetini izledik. Beşiktaş 2-1 yendi. Ondan sonra da geldim bu yazıyı yazıyorum işte. Saat 23.50 geçiyor. Seksenler dizisinde Ergun Plak karakterini oynayan Serhat Kılıç, sevgilisi tarafından evinde ölü bulundu. Yara, kesik falan yokmuş. Sadece göz çevresinde ve kollarında morluklar varmış. Kesin ölüm nedeni araştırmalar neticesinde belli olacakmış. Ruhi Çenet’in, Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudiler videosu Amerika’yı salladı resmen. Hasidik Yahudilere yapılan para yardımları Amerikan halkını ayağa kaldırdı. Videoyu izledim. Ama bu kadar ses getireceğini tahmin etmiyordum. Yine çok iyi bir iş çıkardın Ruhi. Tebrikler.