Hemen yatıp uyusam bugünden bana ne kalacaktı?


     Dün akşam doğru dürüst uyuyamadım. Bir gram uyku uyumadım da diyebiliriz. Şu an çok uykum var. Ama yatmak istemiyorum. Şimdi yatıp uyusam bugünden bir şey anlamayacağım. Yemek yemiş yatmış olacağım. Bugünden bana ne kalacaktı o zaman? Sabah direk kalk, yine işe git. E hiçbir şey yapmayacağım mı yani. İşte bu yüzden uyumadım. 

     Türkiye- Moldova maçına ve Eyvah Eyvah 2’ye baktık. Film reklama girince maça döndük. Sonra yine filme. Dönüşümlü yani. Daha sonra televizyonu bırakıp Youtube’a geçtim. Önce bir video Cüneyt Özdemir’den izledim. Bir tane de Pena kanalından şarkıcı Göksel’in konuk olduğu bölümü izledim. Şimdi de yazımı yazıyorum. Böylelikle geceyi değerlendirmiş oldum. Şimdi rahat rahat yatabilirim.

hemen yatıp uyumak

GÖKSEL HAKKINDA ÖĞRENDİKLERİM
*Elazığ’lıymış.

*Benden Geçti Aşk şarkısını kanser hastası olan ve hayatını kaybeden bir genç için yazmış.

*Daha önce evlenip boşanmış. İlk zamanlar, “Bir daha evlenmem” diyormuş. Şimdilerde ise tekrar evlenmeye, “Neden olmasın” diyor.

*Çocukken şarkı söylerken annesi, “Seni alacak kocanın sağır olması gerekir” diyormuş.

*Hala genç görünmesinin sırrını iki şeye bağlıyor. Bir: Genlerinden dolayı. Anneannesi 100 yaşına kadar yaşamış. İkincisi ise: Sevdiği işi yapmasından dolayı.

ÇOCUK OLMAK İSTEDİM BUGÜN İŞE GİDERKEN
     Bugün işe gitmek için evden çıktım. Hava soğuktu. Adımlarımı hızlandırdım. İşte tam o anda. “Keşke çocuk olsaydım” dedim. “Şu anda evde çizgi film izlerdim. Sonra tabletimi alırdım elime. Oyun oynardım saatlerce. 

     Akşama yakın abimin ve ablamın işten eve gelmesini beklerdim” dedim. Sorumluluklarımı bir kenara bırakmak istedim galiba. Kaçmak istedim her şeyden. O yüzden kendi içime, çocukluğuma dönmek istedim.

ÇOK GÜZEL HAREKETLER BUNLAR 2 NİYE KOMEDİ ÜZERİNE?
     Bir tane Youtube kanalında izlerken düşündüm bunu. Onların söylediği birkaç cümleden sonra benim de aklıma takıldı. Hep komedi üzerine mi olmalı skeçler? Ara sıra ana unsur gülmek olmadan skeç yapılamaz mı? Ara sıra hüzünlü skeçler olsun. 

     Mesela Eser Yenenler’in daha ilk bölümündeki babasını anlattığı skeçteki gibi. Onun bile çoğunluğu espriliydi. Sadece son sahnesinde insanı duygulandıran anlar vardı. Orada gördük ki gülmek ve ağlamak iç içe olan şeyler. Çok da iyi oluyor ikisini aynı skeçte görmek. Ne dersiniz? Olur mu? Yoksa söylediklerim gerçekçi değil mi?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/bedsheet-browser-contemporary-display-376704/

"Günü birlik, Van'a kahvaltı etmeye gidip gelelim mi?"


     Çalan telefonla uyanıyorsunuz. Telefondaki arkadaşınız, “Kahvaltıyı Van’da yapmaya ne dersin? Günü birlik. Kahvaltıyı yapıp geri geleceğiz” dese. Bugün izlediğim videoda bu soruya, “Evet” yanıtını veriyordu çocuk. Youtuber Emre Durmuş’un Van kahvaltısı videosunda aynen böyle yaşanıyor bu olay. Uçakla hopp, Van’dalar. O meşhur Van kahvaltısını yaptı arkadaşlarıyla. 

     Ama bu zamana kadar Van’a gidip kahvaltı yapmamasını yadırgadım. Sen ki dünyayı geziyorsun Emre. Ama bu zamana kadar ülkende dillere destan olmuş bir kahvaltıyı çok daha önce yapman lazımdı. Sonra Van Akdamar Adasına gittiler. Dönüşte de trenle döneceklermiş. Güzel bir video olmuş. Pazar pazar güzel dakikalar geçirmeme sebep oldu.

Van kahvaltısı

KİTAP OKUMAKTAN SIKILIYORUM BU ARALAR…
     Uzun zamandan beri kitap okumuyordum. Ahmet Batman’ın Korkma Kalbim kitabıyla tekrar sahalara döndüm. Sonra Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan kitabını okumaya başladım. 300 sayfalık bir kitap. Ben daha 100’lerdeyim. Bir türlü gitmiyor kitap. 

     Hemen sıkılıyorum. Konusu beni sarmadı desem oda değil. Sevdiğim tarz konulardan biri. Sevdiğim tarz konusu olsa da yazım tekniği mi bana uymuyor? Oda uyuyor gibi. Ben anlamadım ya.

YAZI YAZARKEN KLASİK MÜZİK DİNLEMEK…
     Bunu şimdiye kadar nasıl akıl edememişim. Şu anda yazdığım bu yazıya başlamak kolay olmadı. Bir türlü kafamı toparlayamadım. Müzik dinleyerek yazıya yoğunlaşmam gerekiyordu. Ama radyo dinleyerek yapmak istemedim bu sefer. Hep aynı şarkılar. Oda sıktı.

     Yazı yazarken dinlenecek müzikler diye arattım Google’dan. Birkaç şarkı sonra klasik müzikler çıktı önerilenlerde. “Bari yazarken onları dinleyeyim” dedim. Memnun kaldım. Bundan sonra yazı yazarken dinleyeceğim müzik türleri arasında klasik müzik de yerini aldı.

 HER PAZAR BARIŞ ÖZCAN VİDEOSUNUN SAAT 09:00’DA YAYINDA OLACAĞINI BİLMEK…
     İnstagram’dan hikayelere bakarken Barış Özcan’ın oğluyla konsoldan futbol oynarken ki görüntülerini gördüm. “Yapma ya. Bu hafta video yok mu?” dedim. Çünkü bugün pazar ve koyacağı hikayeye videosunu koyardı. Hemen Youtube kanalına gittim. Yeni video çoktan yayındaydı bile. 200 bin falan da izlenmiş. Moralim yerine geldi.  Keyifle izledim. 

     İnsan takip ettiği yazarların, Youtuberların alıştığı zamanda yeni yayınlarını görmenin mutluluğunu yaşıyor. Ben biliyorum ki her pazar sabah 09:00’da Barış Özcan yeni videosunu koyar. Pazar günü yapılacaklar listemde yer alır Barış Abinin yeni videosunu izlemek. Şimdi listeye almışken yeni video koymadığını görmek hayal kırıklığı yani. Bu arada hikayedeki oğluyla maç yaparkenki görüntüleri yine bu haftanın videosu ile ilgiliymiş.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/group-of-people-sitting-on-ground-while-cooking-egg-1376960/


Meğer Ergün Penbe'nin sohbeti ne güzelmiş...


     Öğle saatleri gibi televizyonu açtığımızda karşımızda Ergün Penbe’nin konuk olduğu bir program bulduk. Trt Spor’da. Her hafta cumartesi günü yayınlanan bir program. Babamla beraber Ergün’ü görünce başka kanala bakmadık tabi. İkimizde koyu Galatasaray’lı olunca. 

     Ergün dışardan çok soğuk görünen bir insan. Ama muhabbeti o kadar güzelmiş ki. Hele de eski anıları anlattığı anlara denk gelince sohbeti daha bir güzel oldu. O müthiş dört yıllık efsane takımdan anılar anlattı. Futbolu Gaziantepspor’da bırakmış. Nedeni ne peki? O zaman başkan olan Adnan Polat, bir yıl sözleşme yapılması isteğine karşı çıkmış Ergün’ün. Bu takıma dünyaları ver senden bir yıllık sözleşmeyi esirgesinler. Biz niye böyle kadir kıymet bilmiyoruz ya.

İNŞALLAH ARJANTİN GİBİ OLMAYIZ
     Takip ettiğim Youtuberlardan olan Emre Durmuş, Arjantin’in ekonomik durumunu ele almış videosunda. Arjantin parası Dolar’ın karşısında bilmem ne kadar değer kaybetmiş. Değer kaybetti demek bizim için anlamsız gelebilir. İşte bunu somutlaştırmış Emre. 

     Herhangi bir markete gitmiş Arjantin’de. Ürünlere göz gezdirmiş. Türk lirası ile ürünlerin ne kadar olduğunu söyledi. Mesela sıvı yağ 120 lira. Makarna 80 lira. İşte paran değer kaybedince böyle oluyormuş. Hemen, “Ya bizde de böyle olursa?” dedim. Ama aklımdan hemen o düşünceyi kovdum.

BAHÇELİ’DEN, “KANKA OLDUK” DEMESİNİ BEKLER MİYDİNİZ?
     Devlet Bahçeli yerel seçim için kanallardan birine çıkmış. Cumhur ittifakı ile ilgili açıklamalarda bulunmuş. İşte bu açıklamalarında bahsetmiş bu kankalık müessesesinden. “Sayın Cumhurbaşkanı ile toplasınız beş defa falan görüşmüşüzdür. Ama aramız çok iyi. Kanka olduk diyebiliriz” dedi. 

     Bunu kulaklarımla duydum. Daha önce biri gelip bana bunu söyleseydi. “Yok. Bahçeli gibi devamlı ciddi ve insanın bir şey söylemeye çekineceği bir görüntüye sahip birinden bunu beklemem” derdim. Ama söyledi. Gülümsemek insana yakışıyor be. 

     Kankalık ile ilgili o açıklamayı yaparken gülümsemesini görmeliydiniz. Yahu niye siyasetçileri bir kere de siyasetin dışındaki hallerini konuşmak için programlara çıkarmıyoruz. Devamlı ciddi görünce bu insanlar hiç gülmüyorlar herhalde düşüncesi doğuyor bizlerde. Halbuki onlarda bizden. Bu tip anları daha da çoğaltmalıyız. Böyle güzel anlara toplum olarak ihtiyacımız var.  


"Öldür beni sevgilim" diye film ismi mi olur?


     Murat Boz ve Seda Bakan’ın başrollerini oynadığı filmin adı bu. Film, hem de romantik komedi. Böyle tatlı bir filme niye ağızları ekşitecek bir isim koyuyorsunuz ki? Bugünlerde en çok duyduğumuz şey ölüm. Ruhlarımız daraldı artık. Böyle bir ortamda, tam da insanın kafa dağıtacağı bir filme niye böyle soğuk bir isim koyar ki insan? 

     Belki filmi izleyince isim cuk diye oturacak olabilir. Böyle olsa bile yine de bu isim koyulmaz bence. Romantik komedi dediğin cıvıl cıvıl olur. İnsan daha en baştan, fragmanını bile görmeden pozitif bakar romantik komediye. Hal böyleyken böyle bir isim konulmasını anlamış değilim ben.

Öldür beni sevgilim

YENİ ZELANDA BAŞBAKANI
     Saldırıdan sonra ekranlarda bir kadın. Ezilmiş büzülmüş bir halde açıklama yapıyor. “Herhalde hükümet sözcüsü ya da bakan falan” dedim. Üzgün olduğu her halinden belliydi. Sonradan öğrenecektim ki o kadın Yeni Zelanda’nın Başbakanıymış. Cenazelerde başörtüsü takıp baş sağlığı dilemesi ayrı bir güzel tutumdu. Attığı her adım, söylediği her sözle yara sarıcı bir tavır sergiledi. 

     Hele ki Avrupa’da İslam karşıtı söylemler zirve yapmışken onun tutumu çok iyi geldi dünyaya. Bu yaptıklarını görünce, “Hala böyle insanlar varmış mı dünyada?” dedim. Ama varmış. İyi ki de var. Keşke onu güzel bir olay ile tanımış olsaydık. O kadar cana bir şey olmadan.

SERVİSTEN DIŞARIYI İZLERKEN
     Akşam servisle eve giderken yolu izledim. Normalde çıktığımız saatte hava çoktan kararmış olurdu. Ama bugün biraz aydınlıktı. Ne de olsa yavaş yavaş günler uzamaya başladı. Yolu aydınlatan direklerdeki ışıklar sarı sarı yanmaya başlamışlardı. Benim her zaman hayran olduğum gece ambiyansıdır bu. Cam kenarındaki her zamanki yerimden yolu izledim. 

     Bu güzel ortama birde Barış Manço’nun Gül Pembe’si eşlik etti desem. Arkadaşlar internetten bir filmin sahnesine bakıyorlardı herhalde. Orada çalıyordu şarkı. Kulaklıktan değil de sesi dışarıya vererek izlemeleri ne de işime yaradı. Geçmişimi, şimdiyi ve geleceğimi düşündüm. “Ne yapıyorum, neler yapacağım” sorusunun cevabını aradım. Huzurla izledim dışarıyı. Seviyorum böyle anları. Seviyorum böyle anlarda iç muhasebemi yapmayı.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/2k58cwVzMQI

Küçük mekanların yemekleri niye daha güzel oluyor?


     Bundan bir yıl önce falan. Kız kardeşim İstanbul’da bir hastanede migren ameliyatı olmuştu. Onu ziyarete gelen bir arkadaşıyla beraber bir şeyler almaya çıkmıştık. Ekmek, simit, su falan. Annem çorba almamızı da istemişti bizden. Kardeşim sıcak sıcak içsin diye. 

     O zamanlarda seçim zamanıydı. Hangi seçimdi hatırlamıyorum şimdi. Her yıl seçim yapıyoruz. Karıştırıyorum artık hangi seçim diye. 

     Şöyle bir iki tur attık. Kafamıza göre bir yer bulamadık. Bazı mekanlar çok lükstü. Sonra küçük bir lokanta gördük. Oraya girdik. Ezo gelin çorbası varmış. Yaz sıcağında gezmek acıktırmıştı bizi. Annem ve kardeşime paket yapılmasını istedik. Bizde orada içtik çorbaları. 

     Böyle güzel bir çorba olabilir mi ya. Uzun zamandır böyle güzel bir çorba tatmamıştım. Bu ilk örnek. Birde bizim burada, avm’nin karşısında dönerci var. Ama yemek, çorba, ızgara her şey var. Orada bir ızgara köfte yedik arkadaşla. Ben böyle bir lezzet görmedim. Burası da küçük bir mekan. 

     Peki bu küçük mekanların çorbası, ızgarası nasıl böyle lezzetli olur? Böyle küçük mekanlara olan bakış açım değişti. İlk defa bir yerlere gittiğimde denk gelirsem küçük mekanlarda yemek yemeyi tercih ederim. Yemeklerini çok güzel yapıyorlar. Helal olsun.

küçük mekanlarda yemek yemek

EĞER BİR PARTİYİ SEVİYORSAN…
     Bizim ülkemizde parti tutmak, takım taraftarlığı gibi gerçekten. Bu benzetmeyi kim yaptıysa da tebrik ederim. Olayı en güzel açıklayacak örneği bulmuş. Bu parti tutmanın hoş olmayan bir tarafı daha var. Partinin yaptığı hataları görmemek ya da görmezden gelmek. Böyle olunca işler doğru dürüst gitmiyor. 

     Partinin yöneticileri de kendilerine herhangi bir geri bildirim gelmeyince de, “Yaptığımız her şey doğru galiba. Hiç tepki gelmiyor” hissine kapılıyorlar. Aslında asıl partisini sevenler yanlışları dile getirmeli. Partiye böyle de hizmet olur. Partili olmak demek, partin ne yaparsa yapsın doğru kabul etmek değildir bence.

İLKBAHAR DEYİNCE…
     İlkbahar gelmiş, hoş gelmiş. Bugün ilkbaharla ilgili bir haber gördüm. Çiçekler, ağaçlar falan gösteriyordu. Bir anda aklıma ilkokul hatıralarım geldi. Okulumuzun hemen yanında bir kavaklık vardı. Ne de olsa köy okulu. 

     Üfleyince tüyleri uçuşan, yuvarlak çiçekler çok olurdu kavaklıkta. Alırdık onları üfleyip tüylerini uçururduk. Mis gibi çimen kokusu sarardı dört bir yanımızı. Hey gidi çocukluk hey. Selam olsun çocukluğum sana.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/Nzxi1S7iFsI

Mustafa Uslu'ya önerimdir...


     Mustafa Uslu. Gişede çok iyi iş yapan Ayla ve Müslüm filminin yapımcısı. Kendisiyle beraber Türk sinema sektöründe yeni bir sayfa açıldı. Bu topluma mal olmuş insanların hayatlarını anlatmak. Bu anlatma işini de çok da iyi yapıyor. Sırada Naim Süleymanoğlu’nun hayatının anlatıldığı film varmış. 

     İşini bu kadar iyi yapan biri varken insan, “Keşke şunu da yapsa. Ne güzel anlatır” diyor. İşte o dediğim kişilerden biri de Seyit Onbaşı. 276 kg’lık top mermisini kaldırmasıyla tarihe geçmiştir. Normal şartlarda hiçbir insanın yapamayacağı bir şeydi bu. Bu nasıl imandır. Bu nasıl vatan sevdalısı olmaktır. Bu insanın çok güzel bir filmi olsa nasıl olur Mustafa Uslu.

Mustafa Uslu

GÜNE MESUT YAR İLE BAŞLAMAK
     Hafta içi her sabah Star’da sabah haberlerini sunuyor Mesut Yar. Çok da güzel sunuyor. Kendine has bir mizah anlayışı var. Haberleri o kadar esprili sunuyor ki. İnsan ister istemez gülümsüyor. Ağlanacak halimize gülüyoruz haberlerini bile esprili bir dille anlatıyor. 

     Hepsi iyi güzel de. Tek kötü yanı: Bu cinayet haberleri falan. Adam ne güzel haberleri sunuyor esprili bir dille. Güzel tatlı tatlı izliyorsun. Bakıyorsun cinayet haberi. Sabah sabah. Ağzının tadı kaçıyor. “Şimdi oldu mu bu?” diyorsun. Bence sabah haberlerini bu tip haberlere yer vermesin Mesut Yar. Birde gizemli haberleri var. Yok ufo görüntüleri. Yok deniz kızı görüntüleri. 

     Son izlediğimde deniz kızı görüntüleri vardı. Uzaktan deniz kenarını çekmişler. Bir tane deniz kızına benzeyen bir şey denize atlıyor. Çok enteresan. Tabi haberde fotomontaj olduğunu söyleyenler de var deniyor. Ama her şeye rağmen ilgi çekici. Eğer hafta içi bir sabah vaktiniz olursa bir göz atın derim.

MÜZİK DERSLERİ BÖYLE OLSA NASIL OLUR?
     Bizim için müzik dersleri boş geçen derslerden biriydi. Hala öyle mi bilmiyorum. Ama benim müzik dersleri konusunda bir önerim var. Müzik dersleri boş geçmesin. Gerçekten dolu dolu bir müzik dersi olsun. Mesela her derste tüm müzik türleri incelensin teker teker. Caz, rock gibi. Bu müzik türleri nasıl ortaya çıkmış? 

     İlk temsilcileri kim olmuş? Hatta ilk temsilcilerinin sınıfta şarkıları dinlenilsin. İşte müzik kültürü böyle oluşturulur. Siz ne dersiniz peki?

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/h484bQwgNFw

Harika hikayeleri olan bir dergi: OT


     Yeni işe başlayan arkadaşlarımdan olan Selda meğer bir dergi tutkunuymuş. Son döneme kadar takip edip aldığı 4-5 dergi varmış. Ama şu son zamanlarda alamamış. “Ama yine almaya başlayacağım” diyor. İşte daha önce aldığı dergilerden OT’un bir sayısını verdi bana. Ya 2017 ya da 2018’a ait bir sayıydı. Sadece hikayeleri değil. Hikayeleri dışında da dolu dolu bir dergi. Oku oku bitmiyor. İçeriği baya sağlam. 

     Selda, “Hikayeleri okumak için alıyorum” demişti. Bende hikayeleri okuduktan sonra Selda’ya hak verdim. Evet, bu dergi sadece hikayelerini okumak için bile alınır. 4-5 tane hikayesi vardı. Hepsini okudum. Okunmadık hikaye bırakmadım. 1 veya 2 sayfaydı hikayeler. Ama o kadar güzeldi ki. O kadar gerçekçiydi ki. O kadar bizdendi ki. Zevkle okudum zevkle. Şu anda gidip bir OT dergisi almamak için kendimi zor tutuyorum. 

OT dergisi

GÜNEŞLİ BİR GÜNDE ÇALIŞMAK NE KADAR ZOR OLUYOR
     Dün işyerine giderken hava mis gibiydi. Sıcacıktı. Güneşi, sıcağı, ortamın cıvıl cıvıl olmasını özlemişim. Hava böyle olunca insana bir hayat enerjisi geliyor. Hayata bakışı pozitif bir hal alıyor. İnsan yerinde duramıyor. Güzelliklerden konuşmak istiyor. Havaya uymak istiyor gülerek hatta kahkahalar atarak. İşte böyle bir günde çalışmak da ne kadar koyuyor insana. 

     Hava böyle güzel akar giderken ben kapalı bir mekanda çalışmak zorundayım. Molalarda hep dışarıya atıyorum kendimi. “Bu havadan ne kadar faydalansam kardır” diyerek. Başka bir şekilde de motive ediyorum kendimi. “Daha bunlar ilk güzel havalar. Bizi uzun bir yaz ayı bekliyor” diyerek.

EVLİLİĞİN SIRRI: KARŞINDAKİNİ DEĞİŞTİRMEMEK
     Geçen gün haberlerde denk geldim. Funda Arar’a uzun evliliğin sırrını sormuşlar. Oda cevap olarak, “Karşındaki kişiyi değiştirmemek. Olduğu gibi kabullenmek” demiş. Kadınlardan daha fazla duyar oldum bu sözleri. Ayrıca bu kuralın sadece evlilikler için geçerli olmadığını da eklemiş. Arkadaş, aile herkes için geçerli olduğunu söylemiş. 

     Ve şu meşhur telefon karıştırma mevzuu. “Ben eşimin telefonu karıştırmam. Onun da benim telefonumu karıştırmasına izin vermem. Eğer bana güvenmeyip karıştırıyorsa bitmiştir” diyor. Valla Funda Arar’ın bu sözlerine hayran kaldım. Bence de olması gereken bu. Olgun insanların yapması gereken bu. Diğer türlü hayatı zehir ediyoruz kendimize. Bırakın bu güzel hayatı yaşayalım.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-coffee-cup-on-table-256523/