Anayasa Mahkemesi'nden medet ummak...

         Ben sadece Anayasa Mahkemesi,belki bir ihtimal seçim barajını düşürür beklentisi içinde olduklarını düşünüyordum muhaliflerin.Meğer onlar işi daha da ileriye götürmüşler.Öngörüde bile bulunuyorlar.Onlara göre Anayasa Mahkemesi seçim barajını Anayasaya aykırı bulacak.Ve AKP’yi ikaz edecek.(Bundan o kadar emin konuşuyorlar ki.Seçim zamanları iktidar olmak için bu kadar emin konuştuklarını göremiyoruz ama.)AKP’de ne olursa olsun bu ikazı dikkate almayacak ve barajı düşürmeyecekmiş.
         Her ne kadar Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç önceden konuşmuş olsa da.Ben yine de mahkemenin bu başvuruyu red edeceğini düşünüyorum.Eminim o zaman büyük bir şoka uğrayacaktır bu konuşanlar.”Ne umduk ne bulduk”diye sabahtan akşama dövünürler artık.367 kararı sonrası zevkten dört köşe olmuşlardı.Yine beklentileri aynı.
         Yahu bir parti.Nasıl Anayasa Mahkemesi’nin bu konu hakkında karar vermesini isteyebilir.Senin elindeki yetkiyi alıyor.En başta senin karşı çıkman lazım bu duruma.”Partiler,demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır”der Anayasa’da.Bunları nasıl inkar edersin.Hadi CHP’yi biliyoruz.Ama MHP’den bu konuda net bir tavır beklerdim.Bahçeli açık açık,”Bu iş Anayasa Mahkemesi’nin değil.Meclisin işi”demeliydi.Muhalefet,Anayasa Mahkemesi’nden medet umduğu sürece iktidarı rüyasında bile göremez benden söylemesi.

GS derhal yeni başkan seçmelidir...

          Duygun Yarsuvat hala açıklama yapıyor.”Prandelli’yi göndermek istemiyordum”diye.İnanamıyorum ya.Vizyonu bu kadar küçük bir insanı GS başkanı olarak seçmişler.”Keşke sende Prandelli ile gitseydin o zaman”.Ancak bu denir.Şimdi anlıyor musunuz?GS’ın ne kadar tehlikeli bir dönemde olduğunun.İşte bu düşünceli bir insanın başkanlığı altında yönetiliyor GS.Hala Prandelli’den medet uman bir insan GS’ı nasıl yönetebilir?Ondan ne beklenebilir?
          Anlaşıldı ki.Şu andaki GS başkanı futbolun f’sinden bile anlamıyor.Ve GS şu anda bu insanın insafına bırakılmış durumda.Duygun Yarsuvat başkanlığında geçen her dakika GS için zarardır.GS derhal yeni başkan seçmelidir.Bu yönetim sayesinde GS Avrupa’dan elendi.İtibarı yerlerde süründü.Averaj takımı haline geldi.Gelen dört,giden dört attı.Bir GS’lı olarak utandık,üzüldük.Ama tüm bunlara rağmen hala başkan Prandelli gitti diye üzülüyor.

         Ben de sevindiydim Yarsuvat GS’a başkan seçildiğinde.”Çok tecrübeli bir insan.GS’ı adam gibi yönetecek biri sonunda geldi.Siz şimdi görün yönetimi.İlk iş Prandelli’yi gönderir.Adam gibi futboldan anlayan birini takımın başına getirir.GS’ın Prandelli’den çektiği eziyet biter”diye düşünüyordum.Ama nerde?Bizim başkan Prandelli aşığı çıktı.Takım batmış.Bitmiş.Umrunda değil.”Prandelli de Prandelli”diye tutturmuş.Dilerim GS’a daha fazla zarar vermeden bir an önce gider.

Davutoğlu olaya noktayı koydu...

           Başbakan Davutoğlu seçim barajı ile ilgili açıklama yapmış.Anayasa Mahkemesi ile ilgili bir şey söylememiş.Yani tartışmalara dahil olmamış.İşte olması gereken bu.Bir devlet adamı olarak nerede konuşulup konuşulmayacağı bilinmeli.Başbakan konuşsa,ortam daha da gerilecek.Ülke gerilecek.Yine olan ülkeye olacak.O nedenle Başbakan çok yerinde bir iş yapmış.Önemli olan bu gibi durumlarda duygulara hakim olmaktır.Ani çıkış yaparak bir çuval incir berbat edilebilirdi.Ama Davutoğlu bu gibi bir tuzağa düşmedi.Sağduyulu davrandı.
                                       DAVUTOĞLU BAŞBAKANLIĞA İYİCE ISINMIŞ
           Türkiye gibi ülkelerde ne konuştuğuna dikkat edeceksin.Ortam her an harlanmaya hazır ateş gibi.Herkes mevzine çekilmiş.”Karşı taraf bir şey desin de ortam şellensin”havasındalar.İşte bu gibi çevreler Davutoğlu’nun her konuştuğunu pür dikkat dinliyorlar.”Bize bir şey diyecek mi ya da dedi mi?”böyle deli sorularla hayatlarını devam ettiriyorlar.Başbakan,Anayasa Mahkemesi hakkında olumsuz bir şey deseydi.O çevreler hemen ayağa kalkacaklardı.”Yok Başbakan böyle dedi.Yargıyı etkilemeye çalıştı”falan diye yaygara koparacaktı.Davutoğlu bu olgun tutumuyla Başbakanlığa iyice ısındığını da göstermiş oldu.

Anayasa Mahkemesi ve seçim barajı...

        Yine ne yaptılar ettiler.Ülkeyi Anayasa Mahkemesi’nin kapısına mahkum ettiler.Yine bütün televizyonlar Anayasa Mahkemesi’nin önünde nöbet tutacaklar.Ne için?Yok,yok.Bu sefer AKP’yi kapatma davası değil olay.Bu sefer başka bir demokrasi sancısı.Muhalefet ne zaman sıkışsa devreye Anayasa Mahkemesi’ni sokuyor farkında mısınız?Demokratik yollarla iktidar olup seçim barajını düşürememişler.Şimdi de Anayasa Mahkemesi’nden medet umuyorlar.”Biz yapamadık.Şu işe bir el atta seçim barajını düşür”diyorlar.
         Bu ülkede siyasetçilerin de birbirine saygısı yok.Seçim barajı kararını sadece TBMM verebilir.Hiç bir şekilde Anayasa Mahkemesi bu konuya dahil olamaz.Siz bir partisiniz.Parti demokrasiye inanır.Kuvvetler ayrılığına inanır.Siz böyle yaparak bir yargı devleti istediğinizi beyan etmiş oluyorsunuz.Bunu yaptıktan sonra bu halk size güvenir mi?Oy verir mi?Hepsini geçin.Gün gelip siz iktidar olsanız.Egemenlik hakkını Anayasa Mahkemesi elinizden alsa o zaman nasıl çıkıp konuşacaksınız?Nasıl demokrasiden bahsedeceksiniz?Nasıl kuvvetler ayrılığı ilkesinden bahsedeceksiniz?

         “Partiler,demokrasinin vazgeçilmez unsurudur”diye geçer Anayasada.Bu şekilde bahsedilen partiler de demokrasiyi savunmalılar.Bu tür konularda partiler omuz omuza davranmalı.Birbirinin kuyusunu kazmamalı.Bu sadece birbirinin kuyusunu da kazmak olmuyor sadece.Aynı zamanda demokrasinin de kuyusu kazılmış olunuyor.Bu yapılanın askeri, darbeye davet etmekten ne farkı var?Meclisin elindeki yetkiyi alıp Anayasa Mahkemesi’ne vermek istiyorsun.Bu kadar açık ve net.

          Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu red etmelidir.Sonuçta,Anayasa Mahkemesi yargıçlardan oluşuyor.Ve bu yargıçlar da ne yaptıklarının farkındadırlar herhalde.Seçim barajı hakkında alabilecekleri bir kararın demokrasiye kurşun sıkmak olduğunun bilincinde olmaları gerekir.Benim kanaatim başvuruyu red edecekleri yönünde.Ama olurda başvuruyu değerlendirip barajı düşürürlerse.Kendilerini TBMM yerine koymuş olurlar.Bu egemenlik hakkını seçilmişlerden almak demek olur.

Hap içmeden duramıyoruz...

     Hayret edilecek iş. Bunca teknolojik imkanlar varken. Hastaneler, nasıl hastaların derdine çare bulamazlar. Aciller dolu. Gündüz hastaneler dolu. Bizim millet hasta. Etrafta sağlam adam kalmadı. Merak ediyorum. Acaba hiçbir rahatsızlığı olan insan kaldı mı etrafta? Elinizi sallasanız illa bir yerinden zoru olan bir insana çarpıyor. Yahu bu zamanda böyleyse. Eskiler nasıl hastalıklarını tedavi ediyorlarmış.

                                               TORBA TORBA İLAÇLARIMIZ VAR
      Teknoloji almış yürümüş. Son teknoloji cihazlarla film çekimleri yapılıyor. E buna rağmen hastaneler neden boşalmıyor? Her evde hap poşetleri kendine yer bulmuş. Millet niye derdine deva bulamıyor? Şöyle bir etrafınıza bakın. Her yerde mantar gibi eczaneler bitmiş. Adım başı eczane olmuş. Millet resmen ilaçlara bağımlı hale gelmiş. İlaç…İlaç…Yine ilaç…Hep ilaç. Benim aklım almıyor. Vücudumuz ilaçlara bağımlı olmadan yaşamaya göre programlanmış. Ama buna rağmen. Yakında nefes almak için bile ilaç çıkartacaklar.
                                          
                                                      BİZDE NORMALİ OLMUYOR
       Bu işin normali nedir? Gidersin bir doktora. Dersini anlatırsın. Tahlil yapılır. İlacını kullanırsın. Hastalığın geçer. Ama bizde böyle olmuyor. Bir daha doktora gidiliyor. Olmadı bir daha gidiliyor. Evde ilaçlar birikiyor. Böyle bir kısır döngü almış başını gitmiş.
       

İrem Derici ile tanışmam...

      Askere gidenler bilirler. Çarşıya çıktığınızda. Zamanınızın büyük bölümünü internet kafelerde geçirirsiniz. Birde askerlik yaptığınız yer. Küçük bir yerse. Örnek olarak. Benim askerlik yaptığım yer olan Gelibolu’yu verebilirim. Daha da internete mahkumsunuz demektir. Resmen vakit öldürürsünüz. Yaptığınız başka bir şey değildir. Facebook’da sohbetler. Klipler falan. Vaktiniz öyle geçer. Bende o haftaki Beyaz Show’a baktım. İrem diye bir kız konuktu. Adını ilk defa duymuştum. Daha sonraları daha çok duyacak mışım meğer ismini. Tüm Türkiye ile beraber.

                                          İSMİNİ İLK DEFA DUYDUĞUM BİR KIZ
      Programda şarkı sırası ona gelmişti. Normalde ismini ilk duyduğum şarkıcıların şarkılarını dinlemem. Evde hemen zap yapardım. Böyle bir durumda. Ama o psikolojide bunu düşünecek haliniz olmuyor. Şarkıyı da atlayabilirdim. Ama o duruma çok sinir oluyorum. Şarkının bittiği yeri yakalamaya çalışıyorsun falan. Hiç oynama. Şarkıyı dinle daha iyi. Bende öyle yaptım. Şarkıyı dinledim. İyi ki dinlemişim. Süper bir şarkıydı. Şarkının adı da bir enteresandı. Düşler ülkesinin gelgit akıllısıyım diye. Bu şarkıyı dinlemeden önce. Biri bana bu sözün bir şarkı ismi olduğunu söyleseydi. İnandırıcı gelmezdi. Zira bu söz, şarkı içinde nasıl ve hangi amaçla kullanılabilirdi ki.

                                             ANCAK SEZEN AKSU YAPABİLİRDİ
        Sonradan öğrendim ki. Şarkıyı yazan Minik Serçe. Yani Sezen Aksu imiş. ”O zaman tamam” dedim. Bu sözü şarkı içinde kullanabilecek tek kişi Sezen Aksu olabilirdi. Müzik de harikaydı. Bu kadar dinlendirici bir müzik olabilir mi? İnsan dinlerken huzur buluyor. Muhakkak şarkıyı dinlemişsinizdir. Ama dinlemediyseniz. ”Hemen dinleyin” derim. Eminim siz de benim görüşüme katılacaksınız. Zaten tutmuş. Artık klasik haline gelmiş slov şarkıların bi sözlerini dinlerseniz. Hepsinde. İnsana huzur veren bir yan var. Müziği dinlerken dinlendiğinizi hissediyorsunuz.
                                                   
                                                            YA SESE NE DEMELİ
         Zaten bir şarkının tutabilmesi için. Sadece müzik yetmiyor. Aynı zamanda birden çok kriterin bir araya gelmesi gerekiyor. Şarkının sözleri de dinleyeni alıp götürmeli. Zaten şarkı sözü de Sezen Aksu’dan sorulur. Bu şarkıyı başka biri söyleseydi. Bu şarkı heba olabilirdi. Bu şarkıyı gerçekten hisseden birinin söylemesi gerekirdi. Aynı zamanda sesi güzel olan birinin. İşte bunların hepsi İrem Derici’de mevcuttu. Bu nedenle bu şarkı çok sevildi. Ve klasik şarkılar arasındaki yerini aldı. İrem’in gerçekten duru bir sesi var. Pürüzsüz. Dinlerken bunu hemen fark edebiliyorsunuz. Şunu da belirteyim. İrem o akşam. O şarkıyı. Canlı okumuştu. Play back değil. Ama ona rağmen. Bir şarkı bu kadar hissederek okunabilir mi?

                                     MEĞER İREM DENİLEN KIZ,İREM DERİCİ’YMİŞ
          O gün sadece güzel bir şarkı yapmış biri olarak kaldı aklımda İrem. Ve birde benim için bir hatıra olmuştu. O programı her izlediğimde. ”Ben o zamanlar askerdim” diyecektim. Gün oldu askerden geldik. İrem şarkılarına devam etti. Zorun ne sevgilim şarkısı ile çıtayı biraz daha yükseltti. Daha fazla kitlelere ulaştı. Ama gün gelecek patlamayı. Kalbimin tek sahibine şarkısı ile yapacaktı. İşte işin özü. O gün dinlediğim İrem. Bugün şarkısını milyonların söylediği. 40 milyondan fazla izlenme ile rekor kırmış şarkısı ile. İrem Derici’ymiş.

Prandelli gitti.Sıra yönetimde...

        Çocukluğum kitabını bitirdim.Çocukluğum kitabının yazarı Tolstoy.Kütüphanede kitabı gördüğüm zaman heyecanlanarak almıştım.”Yazarlık döneminin başlangıç aşamalarını anlatır.Bende bir şeyler öğrenirim”diyerek bir heves aldım kitabı.Ama boşa almışım.Hiç öyle beklediğim gibi yazarlığa nasıl merak saldığını falan anlatmıyordu.Normal çocukluk dönemini anlatmış.Böyle kitap yazarsan ben bu kitabı ne yapayım?Normal sokaktaki insandan farklı bir şeyler yazacaksın ki bi farkın olsun.Öylesine,sıradan bir kitap.Okumak için harcadığım zamana yazık.
        Bu arada arkadaşlar.Bu tür kitaplar bilen varsa lütfen benimle paylaşın.Bir yazarın yazarlık serüvenini anlatan kitaplar okumak isterim.Az çok bir şeyler karalayan biri olarak.Ustalar nasıl yazmaya başlamışlar?Nasıl bir ortam onları yazmaya itmiş?Bunu gibi şeyler.Kitap önerilerinizi bekliyorum.
        Dün akşam ki Yetenek Sizsiniz Türkiye çok güzeldi.Murat Boz geldiğinden beri tutuk bir tavır sergiliyordu.Ama dün akşam gördüm ki bu tavrı artık atmış.Eser ile birbirlerine takılmaları da ayrı bir renk katıyor programa.Eser ile Acun’un zaman zaman oyunlara dahil olmaları ve rekabetçi tavır sergilemeleri de ayrı güzel.Özgü programda gerçekçiliğin sesi olarak duruyor.Gerçekçi insanları her zaman sevmişimdir.Hayatında da gerçekçi bakıyordur Özgü.Bu gerçekçilik yararlanmasını bilene çok şeyler kazandırıyor.Yere daha sağlam basıyorsunuz.Olmayacak hayaller kurup,vaktinizi boşa harcamıyorsunuz.
        Eser iyice sazı eline almış.İlk zamanlar olmadık yerlerde,olmadık espriler yapıyordu.Tam bir hayal kırıklığıydı yani.Ama geçen zaman içinde olayı çözmüş.Ortama ısınmış.Artık nerede,hangi esprinin yapılması gerektiğini çok iyi seziyor.Programa çok artı katıyor.İlk başlarda Eser gitse program hiçbir şey kaybetmezdi.Hatta kazanırdı.Ama şimdi durum çok farklı noktalara gelmiş.Artık,”Eser gitse çok büyük bir kayıp olur program için”noktasına gelindi.
        Galip Derviş bazı zaman gerçekten çok sıkıyor insanı.Dizi saatini doldurmak içi yapıyorlar heralde.Galip Derviş’in takıntılarına,bazen çok takıyorlar.Bu da insanı sıkıyor.Bu bir,polisiye dizisi.Gizem,cinayet,katil…Daha çok bunlara yoğunlaşmak gerek.Her şey dozunda olmalı yani.Dün akşamki bölümde,daha çok takıntıları üzerine eğinilmiş.Sıkım sıkım sıkıldım.Zaten bu zamanda,bir diziyi izleyiciye beğendirmek çok zor.Beğenilmiş bir diziyi böyle yaparak heba edecekler farkında değiller.Bir zaplık ömrü olan diziler sınıfına girmesin Galip Derviş.

        GS yönetimi hangi akla hizmet Hamza Hamzaoğlu’nu getirdi?İnanamıyorum.Sanki bu yönetim GS’ın daha da kötüye gitmesi için elinden geleni yapıyor.Prandelli’ye bunca zaman katlanmak başka hangi şekilde izah edilebilir ki.Prandelli’yi,GS Avrupa’dan elendikten sonra gönderdiler.Bunu bekliyorlarmış demek ki.Bu başka bir manaya gelmez.”Başka bir teknik direktör getirirsek Avrupa’da GS yoluna devam eder”diye düşündüler herhalde.Hemen tazminatı öne sürmeyin.”GS’ın,Şampiyonlar Ligi’nden kazanacağı para ne oldu?”derim o zaman.Ya da,”GS,grupta sonuncu oldu.Gelenden gidenden dört yedi.Peki GS markasının itibarı ne oldu?”Bir GS’lı olarak  takımımı bu halde görmek beni son derece üzüyor.