Kişisel Blog Yazıları #238: Muhabbetin dibine vurduk

Arkadaşlarla otururken dalmışım öyle. Arkadaşlardan bir tanesi, “Nerelere daldın gittin yazar efendi?” dedi. “Yok yahu buradayım” dedim.

Arkadaşımın yazar efendi demesi hoşuma gitmişti.

Ben de ona göre bir cevap verdim. “Hangi konuda yazsam diye düşünüyordum” dedim.

Aslında hiç alakası yoktu. Çünkü bir ortamdan sıkıldığım zaman dalar giderim ben. Bedensel olarak kendimi böyle ifaderim.

“Tamam, bu konuda yazarım” diye ilgimi çeken konuları not almıyorum. İlk başlarda böyle denedim ama olmadı.

Ben bilgisayarın başına oturacağım ve o an aklıma ne gelirse yazacağım. Benim tarzım bu. Peki ya sizin tarzınız ne?

Garson çocuk gelmiş, ne istediğimizi soruyordu.

Hava çok sıcaktı. Dışarıda da yürümüştük biraz. Buz gibi bir içecek lazımdı bana. Sıcak bir şeyler hiç içemezdim.

Elmalı mojito vardı. Ondan söyledim. 190 liraymış. O an fiyata falan bakacak halim yoktu. Bir an önce içeceğimin gelmesini bekliyordum.

Herkesin gelmişti. Bir benim ki gelmemişti. “Nerede kaldı bu içecek?” diye içimden sorup duruyordum. Sonunda geldi.

Hemen pipete ağzımı dayadım ve içinde buz dolu olan bardaktan içmeye başladım. “İşte bu” dedim. İçim yanmış resmen.

Biraz kendime geldiğime göre şimdi sohbete ve etrafa bakabilirdim.

Evet, şunu yazarım diye not almıyordum ama bilgisayar başına yazmak için oturduğumda bu gördüklerimden aklımda kalanları, dikkatimi çekenleri yazıyordum.

Bizimkiler altın muhabbeti yapıyorlardı.

Bir tanesi, “Bizim millet yanlış yapıyor abi. Altının düşükken alacaksın, yüksekken satacaksın. Bizim millet, yüksekken altın alıyor” diyordu.

Altınla biraz ilgilenenlerin bile bildiği bir kuraldı bu. Artık bunu duymaktan sıkılmıştım. Ama arkadaşım doğru söylüyordu.

Bizim millet tersine iş yapıyordu. Altın konusunda yatırım yapmayı bir türlü öğrenememişti.

Biraz da Dünya Kupası falan konuştuk işte. Klasik erkek muhabbeti. Para ve futbol. En sonunda da kız muhabbeti.

Arkadaşlarımdan biri, “Sen de bir şeyler yok mu? Yaşın kaç oldu. Evlen artık” dedi.

“Yok birader. Benden geçti. Bu saatten sonra kimseyi çekemem” dedim.

“Klasik olacak ama. Bir eşin ve çocukların sorumluluğunu alamam” dedim.

Evli olanlardan bir tanesi, “Bir şey söyleyeyim mi? En iyisini yapıyorsun. Tek tabanca takılmak en iyisi” dedi.

Arkadaşlardan birinden destek görmek iyi geldi bana. “Eyvallah kardeşim” dedim.

“Hiç dikkat ettiniz mi? Buradaki garsonlar da devamlı değişiyor” dedi arkadaş.

“Evet, farkındayım. Bizim çağrı merkezi gibi işte. Devamlı bir sirkülasyon var” dedim.

“Bu kadar erkek muhabbeti yeter da” dedim ve dağıttım masayı çıktım. Şaka şaka. Ne alakası var? Durduk yere niye böyle bir şey yapayım?

Arkadaşlarla vedalaştık. Otobüs durağına doğru yürümeye başladım.

Yine sıcaklamaya başlamıştım. Yoldaki büfelerin bir tanesinden soğuk bir gazoz aldım. İçe içe durağa gittim.

Otobüs durağında bir arkadaşa denk geldim. Arkadaşla laflarken yanımızdan üç genç kız geçti. Biri telefonla konuşuyordu. Sinirliydi.

Yanındaki kız arkadaşı da küfür etti. Muhtemelen telefondaki kişiye.

Arkadaşım bana baktı, “Görüyor musun kızı. Erkek gibi küfür ediyor” dedi.

Otobüs geldi. Neyse ki kalabalık değildi. Arkadaşlarla bir buluşma da böylece bitmişti.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #237: Bir günün içinden

6 yorum:

  1. Aslında bu yaşantılarınızı kurgulaştırabilirsiniz, öykücülerin yaptığı da bu :)

    YanıtlaSil
  2. Bana da bir anda ilham geliyor bu yazma işlerini planlayarak yazamıyorum ben de:)

    YanıtlaSil
  3. Aklıma gelen konuyu not ediyorum bazen. Ama yayınlamadığım da çok oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen, insanın içine sinmeyince o yazı yayınlanmıyor.

      Sil