İyi yazabilmiş miyim tedirginliği...

     “Bir yazar adayı şu şekilde mi yazmalı yoksa bu şekilde mi yazmalı?” sorusunu bir türlü cevaplayamadım. Kısa yazıyorum, “Böyle yazı mı olur?” diyorum. Biraz uzun yazsam, “Uzun yazı okunacak bir devir değil bu devir” diyorum. Şu yazma konusunda içim bir türlü rahat etmiyor.

BONUS YAZI: Okunması gereken kişisel blog yazıları...


yazar gibi yazmak
foto kaynak: unsplash.com


ÇOK MERAKSIZIM ÇOK…

     Google, yine birini Doodle yapmış. Bir tane adam. Tanımam etmem. Ama hiç merak edip de Doodle’ın üstüne tıklamadım. Peki niye bu kadar meraksızım. Üstüne tıklasam, hemen kim olduğunu öğreneceğim. Bu kadar meraksız olmak bir problem mi?

HERKES İLLA YAZMALI MI?

     Bazıları hakaret yazıyor, bazıları küfür ediyor. Gerçekten herkesin yazması gerekli mi? İlla duygularını ifade etmesi gerekli mi? Sosyal medyanın bize büyük bir özgürlük alanı sağladığını düşünmekle hata mı ediyoruz?

İŞİ BIRAKMAK MI ÇÖZÜM?

     Bir tane İnstagram paylaşımında okumuştum, “İşi bıraktım. Göz altı morluklarım düzeldi. Kendime geldim. Meğer sorun çalışmammış” diye. Acaba ben de çalışmayı bıraksam böyle kendime gelir miyim? Yoksa bu paylaşım koca bir yalan mı?

BONUS YAZI: Sevdiği işte çalışanlar da mutsuz olurlar mı?

MUTANT HAYATLARIMIZ…

     Mutant kelimesini hep filmlerde duyardık. Ama gün gelecek, ta evimizin içine kadar girebileceğini nereden bilebilirdik ki? Şimdi haberlerde mutant virüsün nerelerde gözüktüğüne dair bilgiler var hep.

YOKSULLUK ÇOK ZOR ÇOK…

     Bu ara, Şeker Portakalı’nı yeniden okumaya başladım. Ahh Zeze ahh. Yoksulluk ne zor be. Hele anne ve baba olarak çocuklarının istediği şeyleri alamamak. Kahreder insanı. Ben okurken bile o kadar canım sıkılıyor ki. Gerçek hayatta bunları yaşayan anne ve babaları düşünemiyorum bile.

HALA ÖYLE Mİ?

     Her zaman aile yapımızla övünür dururuz. “Biz Avrupa gibi değiliz. Biz de aileye çok önem verilir. Yaşlılara saygı gösterilir” falan gibisinden konuşuruz. Belki eskiden öyleydi. Şimdi de öyle mi peki? Biraz gerçekçi olma zamanı gelmedi mi?

ÖNERDİĞİ KİTAPLARI DA SEVECEĞİM DİYE BİR KURAL YOK Kİ…

     Sevdiğim bir yazarın kitap önerilerini görüyorum mesela. Ama önerdiği kitaplardan okuyup, beğenmediklerim olduğunu görünce, hayal kırıklığına uğruyorum. Yazarı seviyorum diye illa onun önerdiği her şeyi de sevecekmişim gibi bir durum oluyor. Önerdiği her şeyin, okuduğum kitapları gibi çok güzel olmasını bekliyorum.

    

 

Yorum Gönder

16 Yorumlar

  1. Hocam nasıl bir negatif enerji var sende bu gece:-)) Tedirgin olma canın nasıl istiyorsa öyle yaz. Yok bu ileride ticari bir kaynak olacak diyorsan okurlarına göre yaz:-) Fazla meraklı olmak iyi değil zaten biliyorsundur. Herkse illa yazmalı, bizim millet için evet:-)) İşi bırakmak çözüm mü? Burası karışık ve değişken.. Hala öyle mi? HAYIR KESİNLİKLE DEĞİL:-((

    YanıtlaSil
  2. Şu an serviste olmasam serviste görmeseydim bu yazınızı tek tek hepsine birşeyler yazardım.
    Paylaşımlarınız çok güzel. Çeşit çeşit ve kısa kısa sıkmıyor.

    YanıtlaSil
  3. paran varsa aç değilsen çalışmaya ne gerek var yaa :)

    YanıtlaSil
  4. Öncelikle nasıl istiyorsanız yazın gitsin. Çok takmayın, neticede kişisel blog burası. Kimseye zorla okutmuyorsunuz yazılarınızı. Size has bir yer burası. İçinizden geldiği gibi yazarsınız, ilgisini çekenler de okur. Meraksızlık kötü bir şey bence :) Yani bu konuda. Yoksa fazla merak da iyi değil tabi. Ama merak var, merak var. Bir şeyler öğrenmeye karşı duyulan merak asla boş değildir. Şu hayatta varlığımıza anlam katan öğrenmek değil mi zaten? Bence öyle :) Herkes illa yazmamalı :) Hatta bazıları yazmasın mümkünse. İşi bırakmak ütopyalarda mümkün olabilir :) Tabi sağlığı kötü etkiliyorsa bırakılabilir. Şartlar ve kişiler önemli burada. Ama bir şeylere katlanmak durumundayız malesef ki. Onlar ironi ve abartı. İşi bırakınca iki gün cildimiz düzelir, üçüncü gün aç kalırız. Hayatın gerçeği bu malesef ki. Daha iyi bir iş bulunursa ne ala tabi. Mutant lafını duyunca gülesim geliyor :) Dediğiniz gibi bilimkurgu filminden hallice oldu yaşam. Şeker Portakalı en sevdiğim kitaplardandır. İyi okumalar dilerim :) Avrupa'yı veya A'yı B'yi kötülemekten kendimize bakmayı unuttuk. Bence sebebi bu. Körü körüne yergi de övgü de iyi değildir. Nedensiz abartının katkısı hiçbir zaman olmamıştır zaten. Ki dünyanın çıkacak çivisi kaldı mı şüpheliyim. Ve zevkler ve renkler mevzusu diyerek yorumumu noktalıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blog yazısı gibi yorum olmuş. Değerli vaktini harcayıp bu yorumu yazdığın için çok teşekkürler :)

      Sil
  5. Bence böyle iyi yazılarınız. Hem özgün hem de kısa. Şu sıralar bloglarda hep mim veya etkinlik yazıları görüyorum. Kendine has bir kaç blog kaldı.

    YanıtlaSil
  6. Kısa yazılarla birden fazla konuya değinmeniz size özgü bir davranış. Şahsen benim hoşuma gidiyor ama Aleyna Tilki'den bahsedip birden ölüm üzerine yazılan bir yazıya geçmeniz, tamamen örnekliyorum, benim için afallatıcı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, farkındayım. Afallatıcı olmuş. Dikkat edeceğim ona.

      Sil
  7. Kısa yazabilirsin elbette, sonuçta burası kişisel bir alan, senin tercihin olur, ben senin yazılarını böyle seviyorum:)
    Ama "Uzun yazı okunacak bir devir değil bu devir" demişsin ya, işte bu düşüncene katılmıyorum. Ben mesela severim uzun yazıları, eğer ilgimi çekerse. Bu biraz da kişisel tercih, devirle alakası yok diye düşünüyorum. Bir de kısa yazamıyorum, kısa yazmak da ayrı bir yetenek:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum. Sen uzun yazarsın ve ben yazını sonuna kadar okurum hep :)

      Sil
    2. Merhaba, bende blog yeni başladım aslinda uzun zamandir kağıt kalemle haşır neşir oluyorum, yine hayatin icinden birseyler yaziyordum bu sebeple blog acmaya karar verdim cok keyifli ve samimi birseymis. Eger yazılarımı okuyup yorum yapmak isterseniz kahvedengimevzular.blogspot.com teşekkür ederim :)

      Sil
Emoji
(y)
:)
:(
hihi
:-)
:D
=D
:-d
;(
;-(
@-)
:P
:o
:>)
(o)
:p
(p)
:-s
(m)
8-)
:-t
:-b
b-(
:-#
=p~
x-)
(k)