Kişisel blog yazıları yazarken taşıdığım bir endişedir okunmamak. Sonuçta bu yazılar birileri okusun diye yazılıyor. Hatta çok okunsun diye yazılıyor.
Ama
bazen bazı yazılar bırak çok okunmayı, çok az okunuyor. İşte insan o anlarda
bir umutsuzluğa düşmüyor değil. Acaba ben boşuna mı yazıyorum, boşuna mı emek
veriyorum sorusu insanı kafasını ve gönlünü kurcalayıp duruyor.
Bazen
duvara karşı yazdığımı hissediyorum. Yazıyorum ama çok okunmuyor ya da çok az
okunuyor. Böyle bir durumda yazmaya devam etmenin bir anlamı var mı? O zaman da
şöyle bir soru karşısına çıkıyor insanın: Yazılarını Google için mi yazıyorsun
yoksa kendin için mi?
Aslında
her ikisi için. Yazmayı seviyorum ve bundan yazıyorum. Ama bir yandan da
yazdığım yazılar geniş kitleler tarafından okunursa da hayır demem.
Bu
işin dengesini bulmak lazım. Ya baştan kabulleneceksin: Günlük 15-20 kişi
tarafından okunmayı ya da yazmayı bırakacaksın.
Yazmayı
bırakmak çok büyük ve radikal bir karar olur. Blogda yazmayı bıraksan bile evde
kendi kendine bir deftere yazmaya devam etmelisin. Ya da diğer yol: Ne olursa
olsun, okunsa da okunmasa da ben yazmaya devam edeceğim diyeceksin. Ama böyle
diyerek yazmaya devam etsen bile içinde küçük bir ümit olacak yine de. Bir gün
belki çok okunurum diye. Zaten bu hayatta umut olmadan yaşanmaz.
O
zaman sen ne karar verdin şimdi? Kişisel blog yazıları yazmaya devam mı, tamam
mı?
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #107: Hissizlik
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder