Bugün nedense İnstagram’a girmek hiç içimden gelmedi. Alışkanlık olmuş, bir girdim çıktım o kadar. O da bir iki dakikadır. Neden bugün böyle oldu biraz kafa yormam lazım. Kendimi dinlemem lazım. Ama iş güç derken kendini dinlemeye vakit kalmıyor ki. Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısına enteresan bir giriş oldu değil mi? Neyse, devam edelim yazıya.
Okuduğum
kitapta şöyle bir cümle geçiyordu. “Ben bir yazar olarak, yazmadan duramıyorum.
Diğer insanlar nasıl yazmadan durabiliyorlar, anlamıyorum?” Adam yazmaya o
kadar aşık olmuş ki. Böyle güzel bir şeyi diğer insanlar nasıl kaçırırlar diye
hayıflanıyor resmen. Her insan yazmalı. İlla ki yazar olmak için değil.
İçindekileri dökmek için. Rahatlamak için. Yaşadıklarını kendinden sonrasına
miras bırakmak için.
Bazen
arkadaş bildikleriniz size soğuk yapıyor. Olmadı araya mesafe koyuyor. Bir anda
selamı sabahı kesiyor. “Şimdi durduk yere ne oldu lan?” diyorsun kendi kendine.
Aranızda bir tartışma falan olmamış. Böyle durumlarda karşıdaki kişinin
düşüncelerini okumak isterdim. Bakalım derdi neymiş? Ortada bir kıskançlık
falan mı var? Yoksa başka bir şey mi?
Artık
bir kafeye gittiğimde, bir markete gittiğimde veya bir pideciye falan gittiğimde,
personelden güler yüzlü bir hizmet beklemiyorum. Eskiden yadırgardım ama şimdi
yadırgamıyorum. Çünkü ben de çalışırken güler yüzlü olmuyorum. Çünkü ben de
çalışırken asık suratlı oluyorum. Karşıdaki çalışanı çok iyi anlıyorum. Ülke olarak
böyleyiz çünkü.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #105: Ramazan reklamları, çocukluk ve sessizsabahlar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder