"Çayla bizi"
Tags
çay içmek,
çayla bizi,
yaşadıklarım
Düzensiz göçmen ne demek?
Düzensiz
göçmen ne demektir? Birkaç gündür bu ifadeyi çokça duymaktayız. Bende sizin
gibi merak ettim ve internette araştırdım. İşte bu konuyla ilgili bulduklarım:
Öncelikle net ve sade bir açıklamasını bulamadım. Tüm siteler aynı şeyi yazıp
durmuşlar. Tanım olarak diyor ki, geldiği ülkede kalmak için yasal hakkı
bulunmayan kişilerdir.
![]() |
| foto kaynak: cnnturk.com |
Peki o zaman göçmen ne demek? Olayı daha iyi anlamak
için isterseniz birde bunun tanımını yapalım: Ekonomik gerekçelerle ülkesini
terkedip başka bir ülkeye giden, - gönüllü olarak giden bunu da belirteyim-
yetkililerin bilgisi dahilinde o ülkeye yerleşen kişidir. Yani iki tanım
birbirinden çok farklıdır. Düzensiz göçmen ne demektir sorusunun cevabını artık
biliyorsunuz.
Silahını mutfak tezgahında unutan katil...
Eskilerden bir Amerikan filmi izliyorum.
1994 yapımı. Ucuz Roman.
Filmde katilimiz bir adamı öldürmeye,
adamın evine gidiyor. Katildeki rahatlığa bakın ki, adamın evde olmadığını
görünce ve uzun süre eve gelmeyince öldüreceği adamın evinde adamın tuvaletini
kullanıyor. Hem de elinde dergi ya da okumalık başka bir şeyle.
Bu arada silahını yanına almak yerine
mutfak tezgahının üzerine bırakıyor. Öldüreceği adam, babasından yadigar
saatini almak için tekrar eve geldiğinde mutfak tezgahının üzerinde silahı
görüyor.
Tam silahı eline aldığında tuvaletten
çekilen sifonun sesi geliyor. Tuvalet kapısının tam karşısına geçiyor elinde
silahla birlikte.
Mutfak tezgahında silahı fark etmeden önce,
kendisini öldürmeye kimsenin gelmediğini düşünerek ekmek kızartma makinesine iki ekmek atıyor.
![]() |
| foro kaynak: beyazperde.com |
Katil tuvaletten çıkıyor ve öldüreceği
adamla göz göze geliyor. Öylece bakışıyorlar. Tam o anda ekmeklerin kızardığını
haber veren ekmek kızartma makinesinin sesi geliyor.
Adam da o sesin verdiği tedirginlikle
silahı ateşliyor. Ve katil kan revan içinde yere yığılıyor.
Burası bana biraz saçma geldi. Hangi
katil, öldürmeye gittiği adamın evinde tuvalete girer? Hadi tuvalete girdi
diyelim. Tuvalete girerken silahını mutfak tezgahının üzerine bırakır mı?
Amerikan sinemasında katilleri hep
profesyonel bir yapıda gösterdiler bize. Hiç profesyonel bir katil böyle bir
abukluk yapar mı?
Katil ben olsam, ben bile bunu yapmam. Ben
olsam tuvalete de gitmezdim zaten. Tedirginlik içinde öldüreceğim adamın eve
gelmesini beklerdim.
Filmde öldürülecek adam olan boksör de
katili öldürdükten sonra başka bir adamı daha öldürüyor. Öldürmek bu kadar
kolay mı? Öldürmeye bir başladın mı önüne alamıyorsun artık.
Film hakkında birkaç notumu da paylaşayım.
Filmin süresi çok uzun. 2 saat 58 dakika.
Yine aynı katilin, silahını mutfak
tezgahının üzerinde bırakmasının abukluğunun dışında birde arabada giderken,
arka koltuktaki adama silahını doğrultup konuşması.
Öldürme amaçlı olarak değil, öylesine. Ve
o anda silahın ateş alıp arkadaki adamın beynini uçurması.
Türkçe dublajın herhangi bir sansüre
uğramadan yapılması. Olduğu gibi ne varsa telaffuz edilmesi. Aslında en güzeli
bu. Böylece filmin içine daha çok giriyorsun.
Notlarım da böylece bitti ve yazının
sonuna geldik. Görüşürüz millet.
Orhan Kemal'in tüm kitaplarını okursam geriye ne kalacak?
Geçen gün kitapçıda dolaşırken Orhan Kemal’in
kitaplarından gördüm. Bugüne kadar okumadığım kitaplarındandı gördüğüm kitapları.
İşte tam o an, “Ya
bunları da okursam. Yani yazdığı tüm kitapları okursam geriye ne kalacak?”
sorusunu sordum kendime. İçimdeki ses yine cevabını verdi, “Sen okuyasıya kadar
oooo. Kütüphaneye gideceksin de. O okumadığın kitaplara denk geleceksin de.
Alıp okuyacaksın. Şimdiden bunları düşünme sen” dedi.
Aslında çok mantıksız bir
düşünce gibi duruyor. Ama kitap okuyanlar bilirler ki saçma bir düşünce değil. Yazar-
okur ilişkisi çok başkadır. Okur olarak da benim payıma bu şekilde düşünmek
düştü işte.
![]() |
| foto kaynak: aksam.com.tr |
HİKAYE
ACI AMA KİTAP HARİKA…
Evlerden Biri kitabını okumuştum mesela. Anlatılan
hikaye acı bir hikaye olmasına rağmen kitap harika bir kitaptı. O kitabı ancak
bu halkın içinden biri, o halkın içinde yaşamış biri yazabilirdi.
Yazdığı yazılarla
ailesini geçindirmeye çalışan biri. Soğukta yazı yazıp, oradan gelecek parayla
ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan biri. Bizden biri yani. Bizden biri
olan bu kişi Orhan Kemal’dir.
İşte bu nedenle yazdığı kitaplar hiç ölmeyecek. Çünkü
hepsi gerçek. Hayatı alıp yazarsanız bu gerçektir. Gerçekler de her zaman
vurucudur. Tıpkı Evlerden Biri kitabını okuduğumda karşılaştığım gerçek gibi.
Bana
toplumda ne oluyorsa onu anlat. Tüm çıplaklığıyla. Bir yazardan beklentim budur
benim. Toplumda yaşananları ne kadar iyi yansıtabilirse bir eser o kadar
başarılıdır. İşte Orhan Kemal bu işi çok iyi yapıyor.
DAHA
OKUMAM GEREKEN ÇOK KİTABI VARMIŞ…
Orhan Kemal’in okumadığım eserlerinden
neler kalmış diye baktım. Aslında ben, doğru dürüst kitaplarından pek de bir
şey okumamışım.
Soruyu tersten sormak en doğrusu galiba. Okuduğum kitapları
hangileri? Eskici ve Oğulları mesela. Sonra Cemile. Sonra deminden beri
bahsettiğim Evlerden Biri kitabı.
Rahatladım bak şimdi. Daha okuyacağım çok
kitabı var. Siz bahsettiğim bu kitapları okudunuz mu? Ve ilk baştaki düşüncem
sizce çok mu saçma?
Yazdığı ne kadar eser varsa hepsini bitirmek ve geriye
okuyacak herhangi bir kitabının kalmaması bir garip hissettirirdi bana. Siz hiç
böyle bir düşünceye sahip oldunuz mu?
Bugüne kadar kaç blog açıp kapattım?
Blog dünyasına adım attığımdan beri kim
bilir kaç blog açıp kapatmışımdır. 10’dan fazladır. Bu kadar blog açmamın
nedeni: Tek bir blogda önüme geleni yazmamak ve o bloğu bir çorba haline
getirmemekti. Ama olmadı. Düşündüklerimi gerçekleştiremedim. Artık hangi
konuda, ne yazacaksam yazayım hepsini bu blogda yazacağım.
| foto kaynak: unsplash.com |
İDLİB
GÖLÜMÜZDE YARA
İdlib gerçekten gönlümüzde bir yara. Artık ne
zaman bu yerin ismini duysak gönlümüz acıyacak.
NEDEN
YAS İLAN EDİLMEDİ?
Neden ülkece yas ilan edilmedi? Ahmet Hakan
yazısında, “Yas tutmak için yas ilan edilmesini beklemek gerekmez” diyor. Tamam,
doğru diyorsun da. Bu durumda ilan edilmeyecek de hangi durumda ilan edilecek?
Tags
Blog,
blog açıp kapatmak,
İdlib,
milli yas
Sosyal medyaya niye giremedik?
Şehitlerin olduğu akşam ve sabahı hiçbir sosyal
medyaya ulaşamayınca anladım, sosyal medyanın hayatımdaki yerini. Meğer gündemde
ne var ne yok diye Twitter’a bakıyormuşum. Ona da giremeyince elimi kolumu
nereye koyacağımı bilemedim. İlk şoku atlattıktan sonra haber sitelerine girdim
teker teker.
| foto kaynak:unsplash.com |
Sosyal medya sitelerine niye giriş
yapılamadığına dair de bir şey denmedi. Bilerek mi yavaşlatıldı yoksa gerçekten
bir sorun mu vardı? Bunu öğrenemedik.
Dizilerde sıkça karşılaştığımız baba tipi...
Dizilerde gördüğümüz şöyle bir baba figürü
var: Çocuğuna asıl bakması gereken yaşta çekip gitmiş. Onu babasız bırakmış. Sonra
yaşlandığında ve genellikle tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığı zaman
gelip çocuğundan af dileyen.
| foto kaynak: unsplash.com |
Bu anlattığım baba figürü gibi
televizyonlarda çokça işlenen başka bir ilişki türü daha var. Adam evliliğinde
mutlu değildir. Karşısına yeni bir kadın çıkar. Karısı ve sevgilisiyle arada
kalır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



