Whatsapp'ta mesaj yazma, milleti rahatsız edeceksen...

Whatsapp'ta mesaj yazma

     Whatsapp’ta mesaj yazma olayıyla ilgili karşı olduğum bir durum var. Oda mesajları kelime kelime yazıp göndermek. Mesajlaşırken ben her zaman telefonun sesini kısarım. Mesaj gelme sesini her zaman duymak sinirimi bozuyor. İster istemez yanımdakilerin de sinirini bozuyor. O yüzden bu konuda hassasiyet gösteriyorum. Ama maşallah otobüslerde buna dikkat etmeyenler var. Otobüsten ininceye kadar devamlı zır zır mesaj sesi. Kusura bakmayın da bu hayvanlık ya. Hadi bir kere olur, iki kere olur. Madem belli oldu. Mesajlaşma sürecek. O zaman kapat şu lanet olasıca telefonunun sesini. İlla kalkıp sana kapat diye söyleyelim mi? Kalbini mi kıralım? Otobüste o kadar kişiyiz. Kalkıp da biri bir şey söylemiyor ya.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/app-chat-communication-composition-267425/

Hayal kurmak...

Hayal kurmak

     Hayal kurmak ne güzel değil mi? İnsana yaşama hevesi veriyor. Çünkü gelecekle ilgili güzel günler düşlüyorsun. Bugün arkadaşım Yaşar ile kurduğumuz hayalleri anlattık birbirimize. O gelecekte görmek istediği Yaşar’ı, ben gelecekte görmek istediğim Cem’i anlattık. Sadece yazarak hayatımı kazanmayı hayal ettiğimi söyledim. Şimdilik bu çok zor ama imkansız değil. Bunun peşinden koşturacağım. Hedefime ulaşırım veya ulaşamam orası ayrı. Hedefime ulaşamasam bile yine kaybedeceğim bir şey olmayacak. Yine yazı dünyasının içinde olacağım. Ben yazıyı hayatımın merkezine koymak istiyorum. Bunu da nasıl yaparım? Yazıdan başka bir şeyle uğraşmayarak. Devamlı kitap okuyarak. Mesela ben hala klasikleri bitiremedim. Yazarların söyleşilerine katılarak. Hayatımın tümünü kapsamalı yani yazarlık.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/alone-blue-dawn-dock-414523/ 

Yazmak üzerine...

     Yazmak üzerine bir söz duydum ki, sormayın. Dün gece böyle yatma üzeri. Bizimkiler Kelebeğin Rüyası filmine bakıyorlardı, Show tvde. Orada Yılmaz Erdoğan harika bir söz söyledi o iki şaire. “Yazdıklarınıza aşık olmayın ama yazın”. Bu sözü duyar duymaz, “Ne güzel bir sözmüş bu böyle” dedim. Böbürlenme diyor. Büyük bir yazar oldum deme diyor. Sadece yaz diyor. Adamların hayatları şiir yazmak ya. Kendilerini resmen yazmaya adamışlar. Hayattaki amaçları yazmak olmuş. Filmin bi beş-on dakikalık bölümüne baktım. Yazmaya-şiire bu kadar aşık olmaları çok hoşuma gitti. Kıvanç Tatlıtuğ’un filmde doktora okuduğu şiirde çok güzeldi. Ben bir blog yazarıyım. Ama yazmaya tutku derecesinde bu kadar aşık değilim.

yazmak üzerine

     Yazmak üzerine kafa yordum biraz filmden sonra. Bu kadar yazma sevdalısı var etrafımızda. Herkes yazmayı çok sevdiğini söylüyor. Peki sadece söylemek yetiyor mu? Tabi ki yetmez. Bunu söyleyenin aynı zamanda bunu göstermesi de lazım. Yani yazmanın kapısında yatması lazım. Madem ki yazmayı sevdiğini söylüyor. Bir şey kazanıp kazanmadığına bakmadan yazmalı hep. Bu durumu blog üzerinden ele alırsak. Mesela blog yazmaya başladıktan sonra bırakmamalı. Ölesiye kadar yazmalı. Otuz yıllık, olmadı elli yıllık bloglar olmalı. Gerçekten bir yazar olmak için devamlı tırmalamalı. “Ne iş yapıyorsun?” dendiğinde, “Ben yazarım” cevabını verebilmeli. Hobi olarak yapmamalı. İşi-gücü her şeyi yazmak olmalı. Bir Ahmet Ümit, bir Ayşe Kulin olmalı.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/grayscale-vintage-typewriter-573566/

Yaşlanmak...

yaşlanmak

     Yaşlanmak konusu geçti bugün arkadaşlar arasında. Bir tane kız arkadaşımız, “Yaşım 24 olacak. Ne ara 24 oldum. Yaşlanıyorum” dedi. Otuzunu devirmiş başka bir arkadaşım ise, “Biz ne yapalım o zaman?” dedi. Benim yaşım da 31. Gerçi daha 35 olmadık. Yani yolu yarılamadık daha şairin söylediği gibi. Ya, ben daha dün çocuktum. Ne ara 31 oldum? Dünün küçük çocuğu büyüdü de adam oldu. Ama kendimi hiç bu yaşta hissetmiyorum. Bu yaşın ağırlığı yok bende. Sanki 23-25 arasıyım. Bedenim yaşlı olabilir ama düşünce tarzım, davranışlarım genç. Ama bir yandan da düşününce 30’u geçmişim. Yaşlanıyorum mu nedir? Yoksa bir anda yaşlanmak korkusu mu sardı?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-and-white-crinkles-elder-elderly-258308/

Bulmaca çözmek bir tutkuydu...

blumaca çözmek

     Bulmaca çözmek, şimdilerde yaptığım bir şey değil. Bundan yıllar evvel çokça çözerdim. Özellikle çengel bulmacayı. En sevdiğim bulmaca tipidir çengel bulmaca. Diğer bulmaca türleriyle aram pek iyi değildi. Hele sudoku. Hiç anlayamadım. İki resim arasındaki yedi fark bulmacasını çözerdim birde zevkle. Çengel bulmacayı bitirmek için o kadar hırs yapmıştım ki. Bir deftere bilmediğim soru ve cevapları not alıyordum. Böyle böyle bulmacada kendimi geliştirdim. Posta gazetesinin bulmaca ekindeki, arka sayfadaki yarım sayfa çengeli patır patır çözüyordum. Gazete olarak Posta’yı sevmesem de en güzel bulmaca eki bence onda. Ön sayfadaki tam sayfa bulmacayı da çözmeye başlamıştım. Hepsini olmasa da. Ama şimdilerde artık böyle bir tutkum kalmadı.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/frame-less-eyeglasses-on-newspaper-53209/ 

Çarli Çaplin olmayı ister misiniz?

Çarli Çaplin

     Çarli Çaplin gibi olmayı kim istemez değil mi? Bu mevzuu nereden çıktı derseniz? Dün gece Çocuklar Duymasın’a bakıyordum. Şimdilerde eski bölümleri 360 kanalında yayınlanıyor. Fox tv’de çıkan bölümlerinin tekrarını yapıyor. Dün akşamki bölümünde kıyafet balosu vardı. Gönül, yani popüler lakabıyla Dominant Teyze, kıyafet balosuna Çarli Çaplin gibi gelmişti. Baya da benzetmişler hani. Bıyık, şapka falan. Tam o. Birde ona has yürüyüşünü o kadar güzel taklit etti ki. Bir an, bende de o kıyafeti giyme isteği uyandı. Özellikle ona has o yürüyüşü yapmayı denemek çok güzel olurdu. Enteresan bir yürüyüş ya. Peki siz hiç kıyafet balosuna katıldınız mı? Katılsaydınız kim olarak gitmek isterdiniz?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-woman-tie-hat-34111/ 

Blogger tema değiştirme, hata yapma...

     Blogger tema değiştirme yapmayın blog arkadaşlarım. Ben bir yılı aşkın süredir bir tema kullanıyordum. Sonra tema bir hata verdi. Yorum kısmı görünmüyordu. Ve sayfa ard arda iki defa geliyordu. Mesela bir yazıya tıklıyordunuz. Yazın biter, izleyiciler başlar, sonra yorumlar gelir ve sonra sayfa biter ya. İşte benim bittiği yerden aynı sayfa tekrardan başlıyordu. Baktım ki düzelecek gibi değil. Bende temayı değiştirdim. Ve olanlar oldu. Günlük okunma sayım 500 ve üstü iken, birden 50’lere düştü. Bendeki moral bozukluğunu düşün birde. İlk önce Blogger’ın standart temalarından birine geçtim. Onun mobil sürümünde izleyiciler ve diğer bölümler görünmediği için kendime yeni bir tema seçtim.

Blogger tema değiştirme

     Aslına bakarsan Blogger’ın standart temalarını seçtiğinde sana, “Bu amatör galiba” şeklinde bakıyorlar gibi geliyor bana. Uzun yıllar blog işinde olan birinin temasının göze hoş gelmesi ve standart temalardan farklı olması bekleniyor. Yani işin özü: Zorunlu haller dışında temanızı değiştirmeyin. Blog yazılarında da okumuştum. Tema değişikliğinin okunma oranlarını etkileyeceği yönünde. Ama mecburiyetten işte. Şimdi yeniden okunma oranlarını yükseltmeye çalışıyorum. Şimdilik 150 okunma sayısını yakaladım. Ne zaman eski okunma sayılarını yakalarım? Onu zaman gösterecek. Blogger tema değiştirme demek, sadece tema değişikliği değil yani. 


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-person-hands-coffee-6518/