Hukuk devletiyiz ama hukuku takan yok. Örnek; kesilen zeytin ağaçları. Tam 6 bin tane.
Karar çıktı. Firma oraya bir şey yapamayacak. Ama olan ağaçlara oldu. Onlar geri gelir mi? Hayir.
Firma, davanin sonucunu beklemeden kesmisti ağaçları. Peki firma, daha dava sonuclanmadan, onca ağacı nasil kesebiliyor?
Iste, tam bu noktada, ben yeni bir kurum kurulmasi gerektiğini düşünüyorum.
Ne yapacak bu kurum? Bu kurumun isi gücü, verilen kararlar uygulaniyor mu, uygulanmiyor mu denetlemek olacak.
Böyle bir kurum olsaydi. O firmaya diyecekti ki, "Vatandaş dava acmis. Davanin sonucunu bekleyeceksin. Bu ağaçları kesemezsin".
Her ihtimale karsilik, dikecekti askeri oraya. Asker de aynen bu cevabi verecekti.
Bir ülkede verilen kararlara uyulmuyorsa. O mahkemeye, o yargıya güven kalir mi? Hukuk devletinde, verilen kararlar uygulanmali. Gerekirse asker dikerek, polis dikerek.
Sabah aksam televizyonlarda görüyoruz. Gazetelerde okuyoruz. "Mahkeme karar verdi. Ama takan yok" diye.
Iste olusturulacak bu kurul, o kararlarin uygulanmasini, yani argo deyimle takilmasini sağlayacak.
Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.
Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
Kimsenin takmadigi hukuk...
Doğu Türkistan, Japonya ve Taksim...
Twitter, 2-3 günden beri, Doğu Türkistan paylasimlarindan geçilmiyor. O paylasimlarda, zalim Çin kinanmakla kalmıyor. Ayrıca Çin'i protesto eden Japonya, ve hafta sonu Taksim' de yapılan yürüyüşte, o paylasimda kendine yer buluyor.
Japonya'ya ovgulerin ardi arkasi kesilmiyor. (Hak ettikleri bir övgü, o ayrı) Bizimde Japonya gibi, Çin'i protesto etmemiz gerekirken, nasil yürüyüşler yaptigimizdan dem vuruluyor. Haklılar mi? Haklilar.
Ama, isin bir de ama tarafı var. O yürüyüşe katilanlara böyle bir bilinç asilanmis mi? Bir olmak. Beraber olmak. Böyle bir bilinç ile mi bu yaşa gelmisler? Onları bırak. Hangimiz böyle bir bilinç ile buyutulduk ki? Okullarda böyle eğitim mi aldik? Tarihte, Türk milleti olarak neredeyiz? Dünyanın başka neresinde Türkler var? Soydas ne demek? Hepimiz bu ülkeye hizmet etmek, bir yerlere getirmek ulkusuyle mi büyüdük?
Iste ove ove bitiremedigimiz o Japonlar öyle buyutuluyor. Her Japon, Hirosima ve Nagazaki'ye atilan bombalari, nedenlerini küçük yaşlarda ogreniyor. Cocuklar bir bilincle büyüyor, yeseriyor.
Bir de bize bakin. Twitter'dan birbirimize sallayip duruyoruz. Siyaset, Doğu Türkistan üzerinden atisiyor. Birbirimizi suclamakla, birbirimizi yargilamakla mesguluz. Olması gereken, Tüm Türkiye'de, 81 ilde, elde bayraklar protesto gosterileri yapmakti.
TEOG ve hatali soru...
Bilirkişi heyeti, ingilizce 10'uncu soruyu inceledi. Ve soruyu iptal etme kararı aldı. MEB, 10'uncu soruyu tüm öğrencilerin bildiklerini varsayacaklarini, puanlarin buna göre hesaplanip, sonuçların pazartesi günü aciklayacagini duyurdu.
Benim yıllardır aklım almıyor. Her sinavda nasıl oluyor da, hatalı soru çıkıyor. Hadi diyelim bir kere oldu. "Insanlik hali, oldu" diyelim. Ama bir sonraki sene, sorular hazırlanırken, daha bir dikkat edilmez mi? "Geçen sene hatalı soru cikardik. Bu sene daha dikkatli olalim. Hatalı soru cikarmayalim" denilmez mi? Demek ki denilmiyor.
Maalesef, bu duruma alistik artık. Sağ olsunlar, alistirdilar. Bu gidişle, gelecek senelerde de hatalı sorular çıkar. Yine mahkemelere gidilir. Yine soru iptal edilir. Yine her öğrenci soruyu doğru cevapladi sayilir. Puanlar ona göre hesaplanir. Ayni hamam, aynı tas yani.
Bu hatali sorularla ilgili, birilerinin görevden alındığını duydunuz mu hiç? Ben duymadim da. Aynen, tahmin ettiğim gibi. Sasirmadim. Ne de olsa burasi Türkiye değil mi?
Ceza ve teyze, Didi soğuk çayı uçurdu...
Şu ana kadar, ramazan ayinin en iyi reklamini, didi soğuk çay yapti.
Her yil ramazan ayi ile beraber, firmalar arasinda da bir reklam savaşı başlar. En iyi ramazan reklamı yapma yarışı. Firmalar ne kadar iyi reklam yaparlarsa, ürünleri o kadar çok satar.
Tabi burda, sadece reklam yapmak yetmiyor. Sempatik, ilgi çekici, mizahi reklamlar yapmak da önemli. Bunlara ne kadar çok dikkat ederseniz, o kadar iyi geri dönüş aliyorsunuz.
Tüm bunları göz önüne aldigimizda. En iyi reklamı, Ceza ve teyzeli, didi soğuk çay yapmış görünüyor. Ilk olarak, Ceza ve teyze reklamları, ramazandan önce denendi. Ve aşırı ilgi gördü. Kim bu ikiliyi yan yana getirmeyi planlamissa, tebrik etmek gerekir. Toplum tarafından büyük bir kabul gördü. Ve didi marka olarak, zaten sempatik olan imajini, maksimuma cikardi.
Benim şahit olduğum bir olay: marketteyim. Yanimdan bir çift geçiyor. Beyefendi eşine, Ceza'nin didi reklam sarkisini söyleyerek, "didi alalim mi?" diyor. Iste reklamın, toplumdaki karşılığı.
Didi soğuk çay, yaptığı bu reklamlar ile, bir seviye daha atladı dersek, hic de yanlış bir kanaatte bulunmuş olmayiz. Zevkle izlenen reklamlar yapmak, maharet ister. Maharette Iltifata tabidir.
Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.
Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
Kararsız bir kişilik benimkisi...
Ben kararsız bir kişiliğe sahibim. Bu huyumu hic sevmiyorum. (Kisilik ile huy, sanirim ayni kapiya cikiyor. O yüzden, ikisini de kullanmakta bi mahzur gormedim.) Hayatta cok zorluk cikariyor bana. Bir karar alacam ya. Başlıyorum kara kara düşünmeye. Abartisiz, yarim saat düşündüğüm olmuştur. Verilecek karar, hayati bir karar ise, süre bir iki güne kadar da çıkabiliyor. Bu huyumu yenmeye çalışıyorum. Ama su ana kadar, pek basarili oldugumu soyleyemem.
Hani meşhur bir söz var ya, "En kötü karar bile, kararsız kalmaktan iyidir" diye. Bu sözü düşünüp, "Yanlis da olsa karar alayim" diyorum. Yine yapamiyorum. Simdi hepten kendime haksızlık etmeyeyim. Bazen hemen karar alıyorum. Laf olarak hemen dedigime bakmayin. Fiiliyatta ta hemen karar alıyorum. Önüme bir karar geldi mesela. Hemen iyi-kötü yanlarini düşünüyorum. "Ha, evet iyi" deyip ya ,"Evet" diyorum. Ya da, "Yok, iyi değil ya" deyip, "Hayir" diyorum. Isik hızıyla karar alıyorum yani.
Bu ışık hızıyla karar durumu da, benim icime sinmiyor. Böyle yapınca, secenekleri iyi degerlendiremedigimi düşünüyorum. Yalap şap karar alıyorum. Bende o saatten sonra, her seyi akisina bırakıyorum. Yani, yine kararsız kisiligim galip geliyor. Ama olsun. Calismalara devam edeceğim. Bu huyumu degistirmeye calisacagim. Çünkü bu durum, benim hayat kalitemi düşürüyor. Gelismemin, yenilenmemin önüne set çekiyor. Kendime savaş actim yani, anlayacaginiz.
Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.
Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
Uykusuzluk pesimi biraksan...
Ramazan ayi baslamadan önce gece iki üç gibi yatiyordum. O zaman fazla koymuyordu uykusuzluk. Ama ramazan başladıktan sonra sahurdan sonra dört bes gibi yatmaya başladım. Bir iki gün bi sey hissetmedim ama simdilerde gündüzleri hayalet gibiyim. Yatıyorum. Fazla uyuyamiyorum.
"Bari sahura kadar uyuyayim" diyorum. O da olmuyor. Uyuyamiyorum. Iyice yorgun düştüm. Bana bir çözüm lazim. Bu böyle gitmez. Uykusuzluk sardi dört bir yanimi anlayacaginiz. Geçen senede böyle bir durum yasamistim diye hatırlıyorum. Ama nasil cozmustum orasi muamma. Orasi da silinmis bu güzel beynimden.
Bu uykusuzluk durumuna daha fazla direnebilecegimi zannetmiyorum. Bi yerde vücut bırakacak kendini uykunun kollarina. Inanin kac gündür söyle deliksiz bir uykuya hasretim. Bak yine saat on iki oldu. Bu saatte de Burada Laf Cok var. Onu izlemeden de yapamıyorum. Yani bir kisir dongunun icindeyim. Bakalim ne yapacagim? Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.
Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
Ramazan ayı güzellikleri...
Şükürler olsun ki, yine ramazan ayina eristik. Yine bu mutluluğu, yine bu güzelliği doyasiya tadiyoruz, yasiyoruz. Ramazan ayi deyince benim aklima, mutluluk geliyor. Ve yüzümde bir gülümseme beliriyor. Ramazana bi kac gün kala heyecanlandim. "Ramazan geliyor" diye sevindim. Icten ice bayram yaptim. Bana göre ramazan ayi, guzellikler ayi. Bu guzellikler ayina erisme mutluluğu sarmisti beni.
Ramazan deyince aklima ne geliyor? Bu güzellikleri paylasayim sizinle.
1) Pide: ramazan ayi ile ozdeslesmis bir seydir pide. Ramazan ekmeği diyebiliriz herhalde pideye. Hele de sicak sicak yemek yok mu. Keyfine doyulmaz. Mis gibi kokar. Bir de pide kuyrugu vardir. O kuyrukta beklemek bile guzeldir. Çünkü o kuyruk, ramazana özeldir. Twitter adresimde de paylastim. Benim icin ramazan esittir pidedir.
2) Iftar: sofranin başında okunacak ezani beklemek gibisi var mi ya. Sofra kurulur. Her sey hazirdir. Ma aile sofraya oturulur. Ezan beklenilmeye baslanir. O arada sohbet yapılır. Iste mutluluk sofrasi bunun adi. Ve sonra ezan okunur. Bir çatal, kasik sesi sarar ortalığı. Keyifle oruclar acilir.
Bir de koydeki, mahalledeki komsular ya da akrabalar iftar verirler. Onlara gidersin. Sofralar kurulur. Tüm sulale ya da tüm mahalle acar oruclarini. Iste ramazan ayinin bir güzelliği daha.
Bir de arkadaslarla yapılan iftarlar vardir. Çok sevdigin arkadaslarinla, abilerinle, kardeslerinle. Onun da tadı bi baskadir. Hatirlanacak güzel anlara eklenecek iftarlardir bunlar da.
3) Ve sahur: ramazan ayinin her seyi farkli güzel. Iftari başka, sahuru başka. Hepsinin ayri bir güzelliği var. Sahurda tuzlu yememeye dikkat ederim. Bol çay icerim. Ve ezanin okunmasina bi kac dakika kala da bol bol su. O kadar ki, karnimdan glop glop diye su sesi gelir.
Sahurda ise sorun, caninin pek bir şey istememesidir. Ama yemek de zorundasindir. Yoksa yarin zorlanacagini bilirsin. Büyük bir ikilem yani. Ama güzel bir ikilem. Insan keşke hep böyle güzel ikilemler arasında kalsa.
Sahurun ve ramazan ayinin vazgecilmez bir unsuru da, Nihat Hatipoğlu'dur. Star'da başladığı günden beri takip ederiz ailecek. Anlatimi harikadir. Sadece anlatimi değil tabi. Bir de insanlara yaklasimi var ki. Hemen sizi sarip sarmaliyor. Cocuklarla o güzel muhabbeti de, ona olan sevgiyi de, daha da katliyor.
4) Çay: ramazan ayinin başka bir vazgecilmezi de caydir. Hele ki iftar sonrasi. Ne güzel gider. Gün boyunca caya olan ozlemini giderirsin her yudumda. Her yudumu ayri bir zevkle icersin, keyifle.
Bana göre ramazan ayinin ifade ettikleri bunlar. Ekleme yapmak isterseniz. Büyük bir mutlulukla kabulumdur. Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.
Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com