Kişisel Blog Yazıları #202

*Kardeşimle yürüyüşten eve geldiğimizde bizimkiler kanal D’de Eşref Rüya dizisinin final bölümünü izliyorlardı. “Sonunu tam bağlayamamışlar” dedi babam. Zaten apar topar yapılan bir finalden ne beklenebilirdi ki?

*Hiç hesapta yokken gece bisiklete bindim. Gece bisiklete binmek benlik değil. Tedirgin oldum. Işık olmayan yerlerden geçiyorsun ya. Orada bir şey var mı göremiyorsun. Kedi, köpek, tümsek, taş falan filan işte.

*Bizim Mustafa anlatıyor. Atv, utv gibi motorlu araçlardan falan. Bu araçlarla hiç işim olmaz. Bunları kullanmak için bir gram olsun hevesim de yok. Ama Mustafa bu araçlara aşık. Tutkulu bir şekilde anlatıyor. İşte o tutkulu bir şekilde anlatması yok mu? Hiç anlamasam bile dinliyorum işte. Sırf o tutku yüzünden.

*Bazı şeyleri açıklamaya çalışmıyorum artık. Karşı taraf nasıl anlarsa anlasın. Artık uğraşacak, kendimi açıklayacak mecalim yok. Hem böyle daha iyi ya. En azından şimdilik. Negatif bir yan etkisini görmedim daha.

*Son dönemde yazdığım yazılara bakıyorum da. Güncelden daha çok, kendi hayatımdan yazmaya başlamışım. Yoksa ben gerçek bir kişisel blog olmaya mı başladım? Gündemden moralim bozuluyor çünkü. Mecburen kendi hayatımdan yazmak zorunda kalıyorum.

*Bu akşam biraz hava serin gibiydi. Ama yine de gidip dondurmacıda dondurma yedik. Üzerimde hırkayla, bu serin havada, dondurmacıda ne yapıyorum ben dedim. Şirinler denen, mavi dondurmadan aldım bu arada. Hiç mi hiç, beğenmedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201

Kişisel Blog Yazıları #201

Akşam 20.30’da arkadaşlarla dondurmaya yemeye gittik. Normalde dondurma yediğimiz yer kalabalık olmazdı. Ama bu akşam tüm masalar doluydu. Neyse ki şansımıza bir masa boştu. Bu akşam dolu olmasının nedeni de: Az ileride bir lise var. Mezuniyet töreni varmış. O yüzden doluymuş. Dondurmalarımızı yerken mezuniyette çalınan müzikleri duyuyorduk. Mezuniyet töreni olduğunu bilmesek düğün derdik. Düğünlerde ne çalınıyorsa, bildiğin onlar çalıyor. Dilara, Ankara’nın Bağları falan. Bir ara müziğin ritmine dayanamadım. “Kalkın gidelim, biz de oynayalım” dedim. Tabi gidemedik. Normal olarak öğrenciler ve aileleri girebiliyor. Mezuniyetten çıkıp dondurmacıya gelen birkaç öğrenciyi gördüm. Onlar adına ne mutlu. Hayatlarında bir dönem kapanıyor ve yeni bir dönem başlıyor. Umarım hepsinin hayallerindeki gibi bir yaşamları olur.

Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200

Kişisel Blog Yazıları #200

Brezilyalı ünlü bir medyum varmış. Kadının biri. Bu ablamız bir rüya görmüş. Gördüğü rüyanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 28 Haziran tarihinde oynanacak olan Dünya Kupası maçlarından birinde uzaylıların ortaya çıkacağını ve futbolcuları kaçıracağını iddia etmiş. Futbolcuları kaçırıp ne yapacaklar abi? Kendi liglerinde mi oynatacaklar? Olay bu yönüyle hayli ilginç. Ama ülke olarak bizim açımızdan daha da ilginç bir yönü var bu iddianın. Çünkü 28 Haziran tarihinde oynanacak maçlardan biri de Türkiye- ABD maçı. Hadi bakalım. Buyur buradan yak. Trump bu iddiayı ciddiye alırsa stada bir ordu yığar ve uzaylıları bekler. Maçtan çok o görüntüler ilgi çeker. Ama gerçekten hepimizde şöyle bir algı yok mu? Bu uzaylılar ilk olarak Amerika’da kendilerini gösterirler, orada ortaya çıkarlar. Sonra Amerikan Başkanı ile görüşürler. Hollywood efekti desenize.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #199  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201

Kişisel Blog Yazıları #199

Bugün yoğun bir pazartesiydi. İşten sonra yürüyüşe çıktık. Bir dondurma yapıp geldik. Sohbet muhabbet sırasında da sevdiğim ve güvendiğim insanlar hakkında, duyduğumda ağzımı açık bırakan şeyler duydum. “Ulan siz de mi kötü insanlarsınız” dedim. Şu dünyada iyi insan kalmadı herhalde. Show TV’de, Güldür Güldür’ün tekrarını izledik. Gün bitti işte. Saat 23.40 geçiyor. Ne zamandır Yunus Emre’nin, Gel Gör Beni Aşk Neyledi ilahisini dinlemiyordum. Onu dinledim. Çocukluğumun ramazan aylarını hatırlatır bana her zaman bu ilahi. Bir de Sordum Sarı Çiçeğe ilahisi vardır. Çocukken çok dinlerdik onu da. Güldür Güldür’de, Telefonun İcadı adlı skeci izledim. Komikti. Zaten bir Türk, dünyayı değiştiren olaylara nasıl yaklaşırdıdan yola çıkılarak yazılan her şey komik oluyor.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #198   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200

Kişisel Blog Yazıları #198

Gecenin iki buçuğunda uyandırıldım. “Türkiye- Venezuela maçının son yarım saati, izleyeceksen gel” diyordu beni uyandıran ses. Sakin olun. Mistik bir şey yok. Bunu diyen kardeşimdi. Dünya Kupası hazırlık maçı vardı Amerika’da. Saat farkından dolayı maç, gecenin köründeydi. Kalktım. Son yarım saati izledim. Bir tane de muz gömdüm. Sonra da yattım. Türkiye’nin grup maçları hep sabahları olacak. Saat altıda ve yedide. Kahvaltıyı o saate çekmek lazım. Yapabilir miyim bilmiyorum. Bu aralar müşterilerin zırıltılarını hiç çekemiyorum. Artık kimsenin kimseye sabrı kalmadı. Bu her alanda belli ediyor kendini. Son bir not: Bir şeye çok emek veriyorsun ve karşılığını alamıyorsun ya. Moralin bozuluyor. Başlarım işine de, emeğine de, istikrarlı olursan başarılı olursun söylemlerine de diyorsun.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #197  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #199

Kişisel Blog Yazıları #197

Arkadaşlarla yürüyüş yaptık. Yürüyüşe başlamadan dondurma aldık. Oturup yiyeceğiz diye beklerken yürüyüşe başladık.

Yediğim dondurmadan bir şey anlamadım. Bir daha, önce dondurmamı yerim, sonra yürüyüşe başlarım.

Yanıma su da almamışım. Dondurma bitince su da içemedim. Nereden tutsan elinde kalan bir yürüyüş olmuş resmen.

Buranın millet bahçesine gittik. Biraz oturduk.

Arkadaşın biri, oradaki çocuklarla top oynadı. Diğer iki arkadaş, spor aletleriyle spor yaptı. Biz de diğer arkadaşla oradan buradan sohbet ettik.

Bi yarım saat takıldık herhalde. Sonra tekrar eve döndük.

Arkadaşın patpatı ile markete gittik. 10 şişe su aldık. Tanesi 5,75 liradan 690 lira tuttu. Bir kolide 12 tane var işte, oradan hesaplayın.

Evdeki çeşmeden su içilmiyor. Arıtıcı desen onun da suyun minerallerini öldürüyor diyorlar. Ulan biz nereden su içeceğiz? Mecbur marketten su aldık.

Eve geldiğimde bizimkiler kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izliyorlardı.

O kadar yol yürüdükten sonra insanın ayakları pişiyor. Soğuk suyla bir güzel yıkadım. Soğuk soğuk insan serinliyor be.

J.K. Rowling’in hayatını anlatan kısa bir video izledim YouTube’ta. Kadın neler yaşamış be. Buralara kolay gelmemiş.

Biraz da gündemden bir şeyler yazayım. Koç Holding’in sahibi Rahmi Koç’a, anlattığı fıkradan dolayı, halkın bir kesimini aşağıladığı gerekçesiyle soruşturma başlatılmış.

Sonradan Rahmi Koç özür mesajı yayınlamış. Bu mesaj, soruşturmanın akıbetini nasıl etkiler göreceğiz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #196  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #198

Kişisel Blog Yazıları #196

*Kanal D’de, Arka Sokaklar’ın sezon finalini izliyoruz. Sezon finali ama gelecek sezon devam edip etmeyeceği yine de belli değil. Eylül ayında karar verilecekmiş. O gün gelip, ne karar verilirse, o karara da kişisel blog yazıları serisinde yine yer veririz.

*Özgür Özel’in, İstiklal Partisi adında yeni bir parti kuracağı iddia ediliyor. Daha önceleri bu seçeneği pek gerçekçi görmüyordum ama şu andan sonra neden olmasın diyorum.

*İşimizin çok yoğun olduğu anlarda bir arkadaşım, “Şimdi istifa edeceğim bak. Bu nasıl yoğunluk?” diyor. İstifa etmek ya da etmemek. İşte bütün mesele bu.

*Çay içerken susamaya başladım bu aralar. Eskiden böyle olmazdı. Şimdi çayın yanında suyum da oluyor. Arada sudan da içiyorum. Türk kahvesinin yanında su olur ya, işte onun gibi.

*En son ABİ dizisinde denk geldim. Vefat eden kişinin ardından evinin kapısının önüne ayakkabıları konuyor. Bizim buralarda hiç böyle bir adet yok. Sizin oralar da var mı peki böyle bir adet?

*Kişisel blog yazıları için bir yazının daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler. Esen kalın efenim. Eski TRT spikerleri gibi bir kapanış oldu değil mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #195   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #197