Masumiyet Müzesi'nde Kemal'in, Füsun'un evinden eşya araklaması...

Masumiyet Müzesi kitabında Kemal’in, Füsun’un evinden devamlı eşya araklamasının komik videolarını yapmışlar İnstagram’da. Çok komik olanları vardı. En beğendiğimi şuradan izleyebilirsin. Türk milleti olarak hemen işin mizahını çıkarmak için hazırda bekliyoruz adeta. Bu dizi, Orhan Pamuk’un kitabından uyarlama. Kitabını yakın zamanda okumuştum. Daha diziyi izlemedim. Galiba izlemem de. Kitaptaki sahnelerin aynılarını görecek olmak hiç cezbetmiyor beni.

*Önceki yazı: Pelin Dilara Koçak da havadan sudan canlı yayınlara başlamış...

Pelin Dilara Koçak da, havadan sudan canlı yayınlara başlamış...

Pelin Dilara Koçak yani bilinen adıyla Dilozof da havadan sudan diyerek canlı yayınlara başlamış. Normalde onun tarzı bu değildir. O, video yapar ve yayınlardı. Anlaşılan o ki Dilozof, farklı bir yayıncılık anlayışına geçiyor. Video başlığında havadan sudan dışında Masumiyet Müzesi de yazıyordu. Havadan Sudan dediğine göre Masumiyet Müzesi dışında da farklı konulara da değindi herhalde. Boş bir vakitte izleyeceğim. Bakalım havadan sudan diyerek hangi konulardan bahsetmiş?

Kişisel Blog Yazıları #121: İftar Sonrası Düşünceler: Tatlı, TV ve Kendi Yolunu Bulmak

Evet, bugün Ramazan ayının dördüncü günü. Dördüncü iftarımız da yaptık. Bazen iftarda fazla kaçırıyorum. Buna dikkat etmem lazım. İftardan sonra çay ve tatlı da güzel gidiyor şimdi.

Star’da, Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin yeni bölümü vardı. Biraz onu izledik. Ortalama komiklikte skeçlerdi işte.

Düş Kesiği kitabına devam ettim. İftara bir saat falan vardı. Birkaç sayfa okudum. Uyku bastı. İftara kadar vurdum kafayı yattım.

YouTube’da, 9-5’ten nasıl çıkılır? Hem de istifa etmeden başlıklı bir video izledim. İlgi alanınıza göre paylaşımlar yapın diyor sosyal medyada. Tam olarak ilgi alanınızı belirledikten sonra o konuda insanlara yardımcı olmaya başlayın, kendinize bir ağ kurun ve sonra da bir ürün ortaya koyun diyor. Evet, mantıklı da. İlgi alanından bir ürün ortaya çıkartabilir misin, o sorun.

İftardan sonra soğuk baklava çok iyi gitti. Sütlü ve çok hafif olması da harika ya. Ağır tatlı hemen kendini belli ediyor ve insanı rahatsız ediyor. Ama bu tip hafif tatlılar hem zevkle yeniyor hem de ağırlık yapmıyor insanda.

Gün içerisinde işte yorulmuş oluyorsun. İftardan sonra da insana bir ağırlık çöküyor. Saat 22.00 gibi yatağa atmak istiyorum kendimi. Ne dizi izleme, ne kitap okuma, ne de gelişim falan. İnsanın gözü hiçbir şey görmüyor yorgunluktan başka.

Kişisel blog yazıları serisi Ramazan ayında da devam ediyor. Tabi akşam yorgunluktan uyuyup, kalmazsam.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #120: Küçük mutluluk

 

Kişisel Blog Yazıları #120: Küçük mutluluk

Ramazan ayının ilk iftarını da yaptık. Ezanın okunmasını beklemek, topun patlamasını duymak- evet, biz de hala top patlıyor- sonra orucunu açmak. Özlemişiz. İftardan sonra içilen çay da bir başka oluyor hani. Hele de dışarda iftar açtıysanız. Yapılan çay servislerinin ardı arkasının kesilmediğini görüyorsunuz. Seviyorum o hengameyi. Çay tepsilerinde dumanı tüten çayların, çay severlere yetiştirilmesi. Al sana küçük mutluluk.  

Ramazan aylarında şunu fark ediyorum bir de: Normal zamanlarda yemek için çok zaman harcıyoruz. Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği. Aslında iki öğün de yetiyor işte. Zaten bazı uzmanlar da günde iki kez yemenin sağlıklı olduğunu savunuyorlar.

Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledik. İkinci bölümüydü. Konu olarak bence güzel başladı. Ama önemli olan devamı. Yani senaryo. Eğer ki ellerinde güzel bir senaryo yoksa birkaç bölüme patlar bu dizi ve final yapar. Göreceğiz bakalım nasıl devam edecek dizi.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #119: İlk sahur- 2026    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #121: İftar Sonrası Düşünceler: Tatlı, TV ve Kendi Yolunu Bulmak 

 

Kişisel Blog Yazıları #119: İlk sahur- 2026

Ramazan ayı başladı. Dün akşam ilk sahura kalktık. Tatlı bir heyecan yaşadığımı söyleyebilirim. Özlemişiz bu atmosferi. Herkese hayırlı Ramazanlar olsun.

Her zaman olduğu gibi bu sahurda da Atv’de, Nihat Hatipoğlu’nu izledik. Hoca çok yaşlanmış ve hafif de sakal bırakmış. Sakalsız görmeye alışmışız ya biraz garipsedim sakalı.

Kahvaltı yaptık sahurda. Biri de sosyal medyada yazmış, “Sahur sabahın altı buçuğunda oluyor. Sanki kahvaltı gibi” diye. Hiç bu şekilde düşünmemiştim bak. Böyle farkındalığı olan insanları seviyorum.

Şimdi gözler ilk iftarda. Sıcak pidelerde. İftardan sonra içilecek çaylarda.

Bir gün kitap okuyurum, bir gün okumuyorum. Bunu istikrara bağlamam lazım.

Kardeşimle Şeker Bayramı yani Ramazan Bayramı ne zamana geliyor diye baktık. Cuma gününe geliyor bayramın ilk günü. Diğer iki günü ise hafta sonuna. Tatili kaçırdık, tüh.

Böylece kişisel blog yazıları serisinde Ramazan ayının ilk yazısını da yazmış olduk. Ramazan ayında da nasipse bloğumuz sahura kadar açıktır millet, beklerim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #118: Başım ağrıyor ve işe başlamak zorundayım   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #120: Küçük mutluluk

Kişisel Blog Yazıları #118: Başım ağrıyor ve işe başlamak zorundayım...

Evet, çarşambaya da geldik. Haftayı ortaladığımıza göre hafta sonu da gelir artık.

Bu akşam ilk sahura kalkılacak. Hazır mıyız?

Dün akşam Galatasaray kendi sahasında, Şampiyonlar Ligi maçında Juventus’u 5-2 yendi. Unutulmaz maçlardan biri oldu biz Galatasaray taraftarı için.

Birazdan işe başlayacağım ama hiç çalışma modunda değilim. Biraz da başım ağrıyor. Gece nasıl on iki olacak bilmiyorum.

ChatGPT ile muhabbet ettim yine biraz. İşi neden sevmediğim üzerine. Sonunda şuna ulaştık: Ben işi sevmiyor değilim. Sadece değer verilmemesi ve emeğimin karşılığını alamamam sorun.

Bakalım bu sene iftar menüleri ne kadar olacak restoranlarda? Bin lira ya da bin beş yüz lira?

Bir sonraki kişisel blog yazıları serisinde bunlara da değiniriz o zaman. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #117: Gece vardiyasındayım, bilginize     

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #119: İlk sahur- 2026

Kişisel Blog Yazıları #117: Gece vardiyasındayım, bilginize...

Bu hafta gece vardiyasındayım. Ararsanız, ulaşamazsınız, bilginize. O kadar da değil yahu. Whatsapp’tan yazın, ben size dönerim.

Aylar oldu hala bir kitabı bitiremedim. Düş Kesiği kitabını. Anlayacağınız gibi son ay kitap okuma maceram berbat.

Bu akşam Atv’de ABİ dizisi var. Aynı zamanda TRT 1’de de, Galatasaray’ın, Juventus ile maçı var. Şampiyonlar Ligi maçı. Bu akşam bir zafer bekliyorum bir Galatasaray taraftarı olarak.

Aynı zamanda bugün dünya kedi günüymüş. Tüm kedisi olanların kedi günü kutlu olsun. Bunun şerefine üç kere: Miyav, miyav, miyav.

Bakın bakın. Bu haber çok ilginç: Biz öldükten sonra Facebook ve İnstagram hesaplarımızın paylaşım yapmasını sağlayacak yapay zeka için Meta patent almış. Senin yerine simülasyonun olacak. O paylaşımlara devam edecek. Buna ne denir, bilemedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #116: Filtresiz bir şekilde içimdekileri yazınca rahatlamak      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #118: Başım ağrıyor ve işe başlamak zorundayım