Kişisel Blog Yazıları #87: Yapay zekaya göre ben kimim? Posterimi yaptı.

kişisel blog yazıları

Yine Bir Gün Biz Böyle, blog dünyasında uzun zamandır yapılmayan mim akımını tekrar başlatmaya karar vermiş. Mime, beni de eklemiş. Öncelikle kendisine teşekkür ediyorum. Sonrasında da bu mim davetine hemen karşılık veriyorum bu yazıyla. ChatGPT’den, kendisini tanıdığı kadarıyla nasıl biri olduğunu yazılı poster olarak çizmesini istemiş. Ortaya güzel bir poster çıkmış. Onun da bloğuna bir uğrayın derim. Gelelim benim posterime. ChatGPT’ye ben de posterimi çizdirdim. Ama hep blog üzerine konuştuğumuz için kendisiyle beni Blogger odaklı çizmiş. Ben beğendim. Mim gereği benim de başkalarını eklemem gerek. Ama yapmak istemeyenler olabilir. O yüzden emrivaki olmasın. Yazıyı okuyup, yapmak isteyen herkes yapsın. Ortalık bir şenlensin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #86: Bir kahve, bir yalnızlık ve ölüm düşüncesi…

Kişisel Blog Yazıları #86: Bir kahve, bir yalnızlık ve ölüm düşüncesi...

Kendine bir kahve söyledi. Kahve gelinceye kadar şöyle bir telefona baktı. Kafeye yalnız geldiği için kendini tedirgin hissediyordu. Sanki kafenin çalışanları, “Sadece kendisi gelmiş. Zaten kalabalık. Bir de tek başına yer işgal ediyor” diye düşünüyorlardı. Bu düşüncesinde belki de haklıydı, belki de haksız. Ama gerçek şu ki: Böyle düşündüklerine inanıyordu. Kahvesi geldi. Kahvesini yudumlarken kendisini düşünmeye başladı. Bugününü, çalıştığı işi ve geleceğini. Bunların dışında ölümü de düşünürdü. Normal insanlar ölümü düşünmezlerdi herhalde. Dışarıdan gördüğü kadarıyla ölümü bırak düşünmeyi, akıllarına bile getirmiyorlardı. Acaba öyle miydi? Belki de haksızlık yapıyordu. Ama şuna inanıyordu: Bir insan, ölümü de düşünmeliydi. Çünkü hayat dediğimiz filmin sonu, ölümle bitiyordu.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #85: Dram filmi mi? Hayatımız dram olmuş…

Kişisel Blog Yazıları #85: Dram filmi mi? Hayatımız dram olmuş...

Evet, perşembe günü de bitti. Yarın cuma. Üç kere oley, oley, oley. Şu sevincime bak. Sanki bir daha pazartesi olmayacak. Küçük şeylerle mutlu olmaya çalışıyorum işte. Bir arkadaşımla konuştuk. Dram filmlerini çok seviyormuş. “Benim işim olmaz. Dram filmlerini kaldıramıyorum artık” dedim. “Başrol oyuncusunun yerine kendini koy, öyle izle. O zaman hoşuna gider” dedi. Öyle olsa bile ben izleyemem. Bana umut veren filmler olacak. Zaten bu aralar hayat hem ülkemiz için, hem de dünya için zor. Bu zorluklarda bir dram filmi hiç kaldıramam. Benim DNA’da dram filmi izlemek yok. Kardeşim, Miraç Kandili diye kandil simidi almış. Çok taze ve lezzetliydi. Kandilimiz mübarek olsun. Adım adım Ramazana gidiyoruz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #84: Şikayetlenmek...   

*Sonraki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #86: Bir kahve, bir yalnızlık ve ölüm düşüncesi...

Kişisel Blog Yazıları #84: Şikayetlenmek...

Yolda yürürken yanından geçen insanlara bakıyordu. Kim bilir onların hayatları nasıldı? Nelerle mücadele ediyorlardı? Parka gitti ve oturdu. Bir yandan düşünüyor, bir yandan gelip geçenlere bakıyordu. Düşünüyordu derken. Öyle çok büyük şeyler değil. Bugününü ve geleceğini işte. Galiba eskisi kadar geçmişi düşünmüyordu. Ya da ona öyle geliyordu. “İnternetten parayı bulamadık ki” dedi. Şimdi arkadaşı yanında olsaydı ve bu dediğini duysaydı, “Başladın yine” derdi. Bizim millet şikayetlenmeyi sever. Ama o şikayeti ortadan kaldıracak girişimlerde bulunmaz. O da, bu milletin bir parçasıydı. Bu millet gibi şikayetlenmeyi severdi. Türkçede böyle bir kelime var mı ya? Şikayetlenmek. Bunu bir yerden duymuş olmalıyım. Yoksa şu anda mı uydurdum?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #85: Dram filmi mi? Hayatımız dram olmuş...

Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...

Bugün yorucuydu. Yazı biter bitmez kendimi yatağa atacağım. Bu akşam Atv’de, Kenan İmirzalıoğlu’nun yeni başlayan dizisi ABİ’yi izledik. Beni sarmadı dizi. Bir arkadaşım, Saramago’nun, Körlük kitabını önerdi. Bırak Körlük kitabını daha hiçbir kitabını okumadım. Büyülü gerçekçi romanlardan hoşlanmıyorum ben ya. Hazır okuduğum kitabı bitiremedim daha. Düş Kesiği romanını. Elon Musk yine bir açıklama yapmış. O kadar uydum var. Daha uzaylı falan görmedik. Görürsek açıklarız demiş. Koca yürekli Elon ya. Bir arkadaşımla Niçe’den konuştuk. Tanrı öldü sözü üzerine. Ya bir de bu Niçe, neden pos bıyık bırakmış abi? Neyse müsait bir zamanda bunu bir sorayım Google’a. Bu akşam da biter. Ben de çekip giderim. Nereye olacak, yatağa. Herkese iyi geceler. Kendinize cici bakın.

*Önceki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek…  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #84: Şikayetlenmek...

Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek...

Pazartesi bitmiş olabilir ama daha dört gün var. Siperleri terketmeyin. İş iş nereye kadar millet? Yok mu bu çalışmanın sonu? Daha geçen hafta çalışmadık mı? Çalışmak ya da çalışmamak, işte bütün mesele bu. Bir varmış, br yokmuş. Çok uzak diyarlarda bir dev yaşarmış. “Benim DNA’da çalışmak yok” der dururmuş. Şimdi nerede böyle devler? Eskiden saygı/sevgi vardı efendim. Biz babamızın yanında bacak bacak üstüne atamazık afedersin. İşte bazıları kısa yoldan para kazanarak bu çalışma muhabbetinden tamamen kurtulmak istemişler. İddia oynamışlar olmamış, sayısal oynamışlar olmamışlar, YouTube kanalı açmışlar tutmamış. En son pazartesi sabahı kalkıp işe gitmişler yine. Yani demem o ki: O işe gidilecek. Mecbur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, en büyük feminist ve birkaç not daha...    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...

Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, en büyük feminist ve birkaç not daha...

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde kısa kısa notlardan oluşan bir yazı okuyacaksınız. Keyifli okumalar.

*Haşmet Babaoğlu’nun yazısını okudum az önce. Trafikte kırmızı ışıkta durmuş. Yeşil yanınca 15 motorsiklet birden çıkış yapmış. Ortalık karıştı diyor. Hindistanlaşıyoruz diyor. Evet, herkesten duymaya başladım bunu.

*Sözcü TV’de, Simge Fıstıkoğlu, “Her zaman söylediğim gibi en büyük feminist bence Atatürk’tür” dedi. İlk defa böyle bir yaklaşım duydum ama bence de doğru.

*Tarih Obası, YouTube kanalının yayıncısı Ceren’in ayrıca bir kanalı daha var. Şimşek Ceren ile Tatlı Takıntılar kanalın adı. Orada kahve sohbetleri yapıyor. Hayata ve gündeme dair konuşuyor. Bugün de yayın vardı. Bir 10 dakika izledim. Müsait olduğunuz zaman bir göz atın derim.

*Arka Sokaklar’da Ali, Rıza Baba’yı bıçaklamış. Ali tekrar diziye döndüğünde sevinmiştik. Ekibin başına bela oldu resmen. Böyle olacaktı da neden geri getirdiniz Ali’yi peki? Kendisinden nefret etmezdik bari.

*Bir arkadaşım, bireysel emeklilikte devlet katkısı %30’dan %20’ye inmiş ya. Benim daha yeni haberim oldu dedi. Bir hafta oldu dedim. Bundan sonra daha da iner mi yoksa tekrar çıkar mı? Bekleyip, göreceğiz.

*YouTube’da bir tanesi, Stranger Things’in tüm sezonlarının aynı olduğunu söyledi. Tabi adamın kendi görüşü bu. Ben ilk sezonu bitirmiş. Daha başka ne anlatılabilir ki? Anlatacaklarını anlattılar diyerek diğer sezonlarını izlememiştim. Bu adamın yorumu, benim düşüncemi doğruluyor. Buna sevindim.

*Kişisel blog yazıları serisinde bugün de noktayı koyma vakti. Yarın akşam görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #80: Taze Ekmek, Kırmızı Çizgim…     

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek...