Kişisel Blog Yazıları #228: Çocukken kanalda yüzmek mi?

Bugün 1 Temmuz. Yeni bir aya başlıyoruz. “Hadi temmuz, yap şovunu” demeyeceğim. Çünkü kimsede onu diyecek moral motivasyon bile kalmadı. Sadece temmuz ayında sıcaklık rekorları kırılmasın yeter. Böyle dedim ama. Ülkemizde ejderha sıcakları başladı. Adana’da çocuklar kanallara gidip yüzüyormuş. Çocukken ben hiç yüzmedim kanallarda. Arkadaşların hepsi bir bir peşine atlarlardı kanala. Yüzerlerdi. Ben de onları izlerdim. Kimi zaman bacakları yosunlara takılırdı kimi zaman da küçük kör yılanlara. Zararsız yılanlar diye hatırlıyorum onları. Bilmem doğru hatırlıyor muyum? O zamanlar öyle derlerdi. Küçük bir trafo vardı. Trafonun yanında da çalılıklar. Oralarda soyunurlardı. Oradan da birkaç adım ilerideki kanala doğru koşturup, kanala atlarlardı. Trafonun duvarlarına da sözler yazarlardı. Kalp yapıp, kalpten oklar çıkarıp, okun birine kendi baş harfini, diğer oka da sevdiği kızın baş harfini yazarlardı. O zamanlar sevda demek biraz da duvarlara kalp yapmak demekti.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #227: Muz mu yiyorum yoksa pasta mı?

Kişisel Blog Yazıları #227: Muz mu yiyorum yoksa pasta mı?

Bizimkiler çayı koydular. Televizyonda da haberler açık. Kanal D ana haberin son 10 dakikasını izliyoruz. Bu her akşam böyledir. İlk olarak Now ana haberi izleriz. Sonra kanal D haberin son 10 dakikasını. Güzel haberler çıkıyor son 10 dakikasında. Reklama girdi. Reklamlarda pasta gördüm. “Hani bizim dünden kalan pasta vardı. Onu çıkarıyorum dolaptan” dedim. Onlar da tamam dediler. Muzlu ve çilekli pasta almıştım dün. Hepsini bitirememiştik, kalmıştı. Çay demlendi. Çayın yanında yedik. Muzu yuvarlak ve küçük kesmemişler. Birazcık büyük parçalar halindeydi. Bu da pasta zevkini öldürüyor tabi. Muz parçaları dediğin ufak olacak. Muz mu yiyorum yoksa pasta mı? Bu ne? Bu ülkede var ya kimse işini doğru dürüst yapmıyor. Pastacılar bile. Herkes saat geçsin, mesai dolsun da akşam eve gidelim derdinde.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #226: Kapiçino, magnolya ve kavurucu sıcak bir gün

Kişisel Blog Yazıları #226: Kapiçino, magnolya ve kavurucu sıcak bir gün

Bugün bir işim için Düzce’deydim. Hava yandı resmen. Akşam eve geldim. Boynum yanmış. Varın sıcaklığın boyutunu buradan anlayın. Kafamda şapka da vardı. Yanımda da suyum. Bu yaz çok zor geçecek Ali Rıza Bey. Hazır olun. Eğer gerçekten zorunlu bir işiniz yoksa dışarı çıkmayın derim. Bu sıcak havada yolda giderken bir kediye denk geldim. Gölgelik bir yer bulmuş, uzanmış uyuyordu. Pisi pisi diye seveyim dedim. Gözlerini az bir aralar gibi oldu sonra tekrar uykuya daldı. Ben de daha fazla rahatsız etmedim onu. Arkadaşı çağırdım. İşi varmış gelmedi. Ben de kendim kafeye gittim. Saat 14:00 gibiydi. Sakindi. Normalde masa bulunmaz. Ama hafta içi ya, ondandır. İstediğim masaya geçtim oturdum. Özgürce, istediğim masayı seçebilmek büyük bir ayrıcalıktı. Kapiçino söyledim. Yanına da magnolya. Günlük kahve ve tatlı ihtiyacımı gidermiş olarak mutlu mesut bir şekilde eve döndüm.       

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #225: Bir soru, bir soruşturma ve bir şarkı    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #227: Muz mu yiyorum yoksa pasta mı?

Kişisel Blog Yazıları #225: Bir soru, bir soruşturma ve bir şarkı

Star’da, Hababam Sınıfı’nı izliyorduk. Reklama girdi. TRT 1’de, Brezilya- Japonya maçını açtık o arada. Kardeşime, “Acaba bu Japonların hepsi karate biliyorlar mıdır ki?” diye sordum. “Bilmem” dedi. Sanki doğuştan adamlara karate özelliği yükleniyormuş gibi geliyor bana.

Beklenen oldu. Deniz Göktaş’a soruşturma açıldı. Zaten bu saate kadar soruşturma açılmaması şaşırtıcıydı. Geç soruşturma açılması ile ilgili Zaytung Haber de bir paylaşım yapmış. Ona da internetten bi bakabilirsiniz isterseniz.

Elif Buse Doğan’ın Kaçsam Gitsem adlı şarkısı. İlk defa bugün dinledim ve çok hoşuma gitti. YouTube’tan baktım. 7 ay önce klibi yayınlanmış. Bi dinleyin isterseniz. Belki sizin de hoşunuza gidebilir.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #224: Tatsız kavun, efsane bir film ve mezuniyet krizi    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #226: Kapiçino, magnolya ve kavurucu sıcak bir gün

Kişisel Blog Yazıları #224: Tatsız kavun, efsane bir film ve mezuniyet krizi

Bizimkiler pilavın yanına cacık yapmış. Bu sıcak havalarda soğuk soğuk iyi gitti. Kavun almışlar. Hiç tadı tuzu yoktu. Tatsız kavun mu olur ya? Ama oluyor işte. Akşam kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. Biraz da gündem. Kadir İnanır bugün toprağa verildi. Sevmeyeni çokmuş. Onu gördüm sosyal medyada. Vefatı nedeniyle Türkan Şoray’la oynadıkları Kara Gözlüm filmini yayınlıyordu kanallardan biri. Onu izledik. Bilmem kaçıncı sefer. Benim için efsane filmlerden biridir. Bir arkadaşın kızı bugün mezun oldu. Anadolu Üniversitesi’nden. Ama rektör efendi geç gelmiş mezuniyet törenine. Aileler ve öğrenciler sıcağın altında pişmiş. Statta herkes yuhalamış tabi rektörü. Şu ülkede bir iş de doğru dürüst yapılsın artık ya.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #223: Deniz Göktaş’ın gösterisi ülkenin gündeminde    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #225: Bir soru, bir soruşturma ve bir şarkı

Kişisel Blog Yazıları #223: Deniz Göktaş'ın gösterisi ülkenin gündeminde

TRT 1’de sinyal yok hatası alıyorduk. Dünya Kupası maçlarını izleyemiyorduk. Antenin önünde ağaç dalları vardı. Onları aldık. TRT 1 geldi. Sonra HD yayını yine gitti. Şimdilik normal yayın var. O da gidecek mi bakalım. Deniz Göktaş’ın, Ölü Deniz adlı gösterisi ülkeyi salladı resmen. Ekrem İmamoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için yaptığı espriler çok cesur bulundu. Sosyal medyada Deniz Göktaş ne zaman tutuklanır diye millet birbirine sormaya başladı. Şu ana kadar gelen bir haber yok. Gösteriye çıkmadan önce bunları göze almıştır diye düşünüyorum Deniz. Misafirliğe oturmaya gittik. Çay içiyoruz. Herkes şekersiz içiyor çayı. Sadece ben şekerli içiyorum. Sadece benim için şeker getirdiler. Basit bir şey ama önemli. Değer vermiş oluyorlar bana.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #222: Uzan bakalım Büyük İskender çocukluğun a iniyoruz    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #224: Tatsız kavun, efsane bir film ve mezuniyet krizi

Kişisel Blog Yazıları #222: Uzan bakalım Büyük İskender çocukluğuna iniyoruz

*Büyük İskender, 10 yıl içerisinde tüm dünyanın yarısını fethettiğinde boyu 1 metre 50 santimetreymiş. Bir insan, ismiyle nasıl bu kadar tezat olabilir? Belki de ufak boyluluğunu böyle kapatmaya çalışıyordu. Uzan bakalım İskender şuraya. Çocukluğuna ineceğiz. Şaka şaka. Nereye iniyorsun? Adam tarih olmuş. Bizim burada olsa askere almazlardı be. –Tamamen salladım. Boyu 1,50 olanları askere alıyorlar mı hiçbir fikrim yok. Maksat muhabbet olsun.-

*Sabah bi uyandım. Saate baktım. Saat altı olmuş. Gittim babama baktım. Türkiye- ABD maçını izliyor mu diye. Uyuyordu. Hiç uyandırmadım. Döndüm yattım. Sonradan söyledi. Sabah kalkmış. TRT 1’de sinyal yok hatası almış. Yayın yok. Bizi kaldırsa bilgisayardan açardık TRT 1’i. Bizi de uyandırmamış. İzleyememiş maçı yani. Maç izleyecek hal mi bıraktılar biz de. Ama yine de helal olsun. 3-2 yenmişiz ABD’yi. Hiç olmazsa gol attık ve hiç olmazsa galip geldik. Böylece bizim için 2026 Dünya Kupası macerası sona erdi.

*Bizimkiler Now TV’de, Ata Demirer’in Bursa Bülbülü filmini izliyorlardı. Ortasında denk geldiğim için oturup izlemedim. Bir baştan oturup izlemem lazım. Nedense ön yargım var bu filme karşı. Ama ben ne yapacağım? Atomu parçalamaktan daha zor bir şey yapıp, ön yargımı parçalayacağım ve oturup izleyeceğim. Hey gidi aştayn.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #221: Çorbamı içerken Şili’ye gittim   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #223: Deniz Göktaş'ın gösterisi ülkenin gündeminde