Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısı için son çağrı. Başlıyor, başlıyor.
Yazıyor,
yazıyor gibi oldu bu da. Hani zamanında küçük çocuklar gazeteleri, sokaklarda
satarlarmış ya.
Gazeteyi
satarlarken de, “Yazıyor, yazıyor” diye bağırırlarmış. Nostalji olarak böyle
satışlar hala yapılsın isterim ben.
GAZETE SATIŞI SOSYAL DENEYİ…
Sokakta
gazete satana denk gelsem, “Hazır yanıma kadar gelmiş alayım bari” derim. Ama
başkası alır mı?
Bunu
sosyal bir deney olarak bir denemek lazım. Milletin tepkisi nasıl olurdu acaba?
Bir
de satan çocuk, elindeki tüm gazeteleri bitiriyormuş. Olur mu olur. Denemek
lazım işte.
Artık
bu sloganın yerini son dakikalar aldı. Yeni bir gelişme olduğunda yer gök son
dakika ile yankılanıyor.
Yer
gök demişken. Bir zamanlar Yer Gök Aşk diye bir dizi vardı. Aklıma geldi şimdi.
Kimler oynuyordu tam hatırlamıyorum.
AKLINA GELENİ YAZMAK…
Ama
izlemediğimi hatırlıyorum. Beğendiğim bir dizi değildi yani. Ya zaten bir insan
çıkan her diziyi de sevemez ya.
Ben
ne anlatıyorum ya. Biriniz de kardeşim sen ne anlatıyorsun ya demiyorsunuz. Belki
de çoktan dediniz de ben duymadım.
Akışına
geldiği gibi işte. Aklımdakileri dökmeye çalışıyorum. Kişisel blog yazıları
demek de bu değil mi zaten?
Aklından
geçenleri bir kağıda dökmek. Tabi bu lafın gelişi. Aklımdan geçenleri
bilgisayara dökmek.
BİLGİSAYAR DA YAZMAK, DAKTİLO DA YAZMAK…
Bilgisayarda
yazmak, daktilo ile yazmaktan daha kolay olsa gerek. Siz ne dersiniz?
Daha
önce hiç daktilo kullanmadım. Ama imkanım olsa bir kereliğine olsun kullanmak
isterdim. Bakalım nasıl bir şeymiş.
O
deneyimi yaşamak isterdim. Ondan sonra bilgisayarla arasındaki farkı çok iyi
anlamış olurdum. O farkı da yine burada sizlere anlatırdım.
HAYALİNDEKİ İŞİ YAPMAK DÜŞÜNCESİ BALON MU?
Olmak
ya da olmamak. İşte bütün mesele bu. Hayalinizdeki şeyi oldunuz mu? Yoksa başka
başka işlerde mi çalışıyorsunuz?
Bir
de bu hayalindeki işi yapmak olayı büyük bir balon mu yoksa?
Bu
çağın insanı hayatı boyunca huzursuz olsun diye içimize, kalplerimize atılmış
olan bir karıştırıcı mı? Yoksa saçmalıyor muyum? Sen de bir iki kelam etmek
ister misin bu konuda?
Dizilerde
çok olur. Bir karaktere soru sorulur. Karakter cevap vermez ve öylece bekler. O
anda televizyonun karşısında ben, “Konuşsana lan, bir şey desene. İyi ya da
kötü, bir şey de” diye söylenir dururum.
KISA BLOG YAZILARI…
Hep
bunlar reels videoları yüzünden. Her şey bir an içinde olsun bitsin istiyoruz.
Kısa kısa video izlemeye alıştık çünkü. Beklemeye, bekletilmeye tahammülüz yok.
Reels
videoları dışında kısa blog yazılarını da severim. Hatta o kadar kısa ki, bir
cümlecik olanlarını bile.
Bazı
bloglar var öyle. Bir cümlecik yazmış bırakmış. Ama benim için değerli. İçinden
o geçmiş ve onu yazmış.
Ne
seo beklentisi, ne okunma beklentisi. Hiçbir beklentisi olmadan yazıp, bırakmış
işte.
BAŞARI, BEKLENTİSİZ OLUNCA MI GELİR?
Belki
de hayatta başarılı olmanın yolu beklentisiz olmaktan geçiyor.
Ama
beklentisiz olmadan yaşanır mı? Benim için çok zor.
Beklentisiz
yaşamak için kırk fırın ekmek yemek gerekiyor herhalde.
Manevi
olarak bazı aşamaları geçmiş olmak. Olgunlaşmak. O da ha deyince olacak bir şey
değil.
Belki
de ömrün boyunca hiç olgunlaşamayacaksın. Şu kadar yaşarsan veya şunları
yaşarsan, kesin olgunlaşırsın diye de bir garantisi yok bu işin.
ESKİLER NE SÖYLERSE DOĞRU SÖYLERLER…
Oğuzhan
Koç, Dünya Gazetesi’nin YouTube kanalına konuk oldu. 20 dakikalık bir video.
İzlemenizi öneririm.
Nasıl
ünlü olduğundan, paranın Oğuzhan’ı bozup bozmadığına, parasını nasıl
değerlendirdiğine kadar her şeyi konuştular.
Programın
sonunda da Oğuzhan, babaannesinin söylediği bir sözle programa noktayı koydu.
Babaannesi,
“Akarken doldurun evladım” dermiş. Programın sunucusu Hande de, “Eskiler ne
söylerse doğru söylerler zaten” dedi.
Bunu
duyduğuma sevindim. Artık eskiler değer görüyor, kıymet görüyor. En azından
söyledikleri şeyler.
Eski
insanlar, atalarımız, babaannelerimiz, anneannelerimiz bir şey söyledilerse
doğrudur.
Büyükler
sizi uyarıyorsa, bir şeyi yapma diyorsa, size öğüt veriyorsa, hemen kulak
arkası edilmemeli.
Ya
bu kadın, bu adam bana bir şey söyledi ama gerçekten doğru mu söylüyor? Geçin
odanıza bir düşünün. Ama objektif bir şekilde.
Sonra
nasıl istiyorsanız öyle davranın yine. Ama önce dikkate alın size söylenenleri.
KARGODAN GELEN GİZEMLİ DEFTER…
Evde
otururken kapı çaldı. Baktım, kargo gelmiş. Defter ya da kitap gibi bir şey
gelmiş dışından belli oluyor.
Evet,
tam tahmin ettiğim gibi bir defter. Tam günlük yapılacak bir defter ama. Güzel
mi güzel yani.
İlk
sayfasını açtım. Bir şey yazıyordu. “Bu defterin kimden geldiğini merak
ediyorsun değil mi? Sonraki sayfayı aç” yazıyordu.
Hemen
diğer sayfayı açtım. Kimdi bu? Açtığım bir sonraki sayfada ise, “Kişisel blog
yazıları serisi devam edecek” yazıyordu.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #137