Kişisel Blog Yazıları #271

*Sıkıldım dediğin yer, tam da başaracağın yer olabilir. Buna benzer bir söz okudum. Bunun üzerine düşüneceğim.

*Birkaç gecedir iyi uyuyamıyorum yine. Şöyle deliksiz bir uykuya hasretim.

*Kendine verdiğin sözü tut diyordu bir yazıda. Evet, ben kendime verdiğim bazı sözleri tutamıyorum. Peki ya sen?

*İş arkadaşlarımdan Özlem’in, tam bir kitap kurdu olduğunu öğrendim ve çok sevindim. Kitaplar üzerine konuşabileceğim bir arkadaşım daha oldu. İş arkadaşımdı şimdi de kitap arkadaşım olacak.

*Evet, bu yılın kombi açılışını yaptık ve kombiyi açtık. İyi soğuk vardı bugün. Üşümeyi ve kapalı havaları özlemişim. Kombiyi erkenden açmak bizim işimiz.

*Borsada yine devre kesiciler devreye girmiş. Yatırım fonları ile ilgili alavere dalavere falan mı ne olmuş. Birkaç video izledim ama pek bir şey anlamadım.

*Kurtlar Vadisi hakkında da Fetö soruşturması başlatılmış. Büyük çaplı iddialar var. Bakalım sonu nereye varacak?

Kişisel Blog Yazıları #270

*Bir insan, işinde çok iyi olabilir. Sırf bu yüzden o kişinin, hayranı olabilirsin. Ama özel hayatında nasıl biri olduğunu bilsen, tanısan belki de nefret edeceksin. Şarkıcı, futbolcu veya yazar. Her neyse işte. İnsanları değerlendirirken bunu da göz önünde bulunduralım derim. Her insan dört dörtlük olacak diye bir kaide yok sonuçta.

*Ahmet Ümit’in yeni kitabı çıkıyormuş. Roma’nın Beş Günü, yeni kitabının adı. İşte böyle çalışkan yazarlara hayranım ya. Durmadan kitap çıkartıyor. Kim bilir kaçıncı kitabı olmuştur. Düşünüyorum da: Ahmet Ümit, öteki tarafta ne yapacak? Yazmaya aşık olan bu adam, öteki tarafta da yazma imkanı bulabilecek mi? Bu duygusunu nasıl tatmin edecek?

Kişisel Blog Yazıları #269

*Gecenin bir yarısı telefonla uyanmak gibi endişe verici bir durum yoktur. Çünkü gecenin üçünde, dördünde gelen telefon genelde hayırlı bir şey için gelmez. O nedenle gecenin bir yarısı gelen telefondan her zaman çekinirim. Öyle bir telefon gelmişti geçtiğimiz senelerde. Telefondaki ses, yengemin hayatını kaybettiğini söylüyordu.

*Serhat Kılıç. Ergun Plak yani. Ölüme yalnız gitti. Evinde, tek başına. Koltukta oturmuş halde buldu sevgilisi onu. Acaba son anlarında ne hissetti, neler gördü? Korktu mu, huzurlu mu gitti? Evde tek başına ölümlerden sonra da artık evde yalnız yaşamanın eskisi gibi popüler olmayacağını düşünüyorum. Çünkü kimse ölümü düşünmüyordu. Yalnız yaşamak, özgürlük demekti. Yalnız yaşamak, ölümü de yalnız karşılamak demektir. Peki buna cesaretiniz var mı?

Kişisel Blog Yazıları #268

*Nasıl biri olmak istiyorsan öyle davran diyorlar da. Evet, kulağa hoş geliyor da. Yapması zor ya. Anlamsız geliyor bazen de.

*Tepkikolik’te Burak söylemişti galiba. Salamın üstüne çikolata sürüp öyle yiyormuş. Bayılıyormuş. Hiçbir  zaman bir araya gelmesi düşünülemez iki şey. Ama denemeyi düşünüyorum. Nasıl bir tat ortaya çıkıyor bakalım. Ya bir de ben yeni tatlara açık değilim. Hiç aklıma gelmez. Hevesim de yoktur. “Şu iki şeyi karıştırayım da bakalım ortaya nasıl bir şey çıkacak?” diye de düşünmem.

*Babam da MasterChef jürisine hayran. “Adamlar ne bulursa yiyorlar. Bunu yemeyiz, şunu yemeyiz demiyorlar” diyor. “Eee, şef olmak bunu gerektirir baba” diyorum. Ben de o adamların işlerine olan tutkularına hayranım.

Kişisel Blog Yazıları #267

*Tatil gününün her saatini dolu dolu geçirmek mi? Yoksa bomboş geçirmek mi? İşte bütün mesele bu.

*Turla günü birlik de olsa bir yerlere gitsek mi diye konuştuk kardeşimle. Sadece konuştuk. Kesin bir karar almadık. Akışa bıraktık. Öyle diyorlar ya. Akışa güvenin diye. Biz de güvendik işte.

*Verdiğim tepkilere bakıyorum da. Galiba ben eleştiriye gelemiyorum ben. Hemen parlıyorum.

*Geçen pazar günü saat 11.00 gibi fırına gittim. Simit, poğaça, talaş böreği ne varsa silip süpürmüşler. “Bir şey kalmamış ya” dedim kadına. 4 tane poğaça kalmış. Onları aldım. Bir tane de kabak simit aldım. Bu kabak simit iyi güzel de. Biraz tuzu olsa çok iyi olacak.

Kişisel Blog Yazıları #266

Apple, bu akşam İphone 18’i tanıttı. Yine bilmem kaç para. Bir tanesi yazmış sosyal medyada. “İphone 17 verip telefon alacağınıza hissesini alsaydınız şimdi 80 bin lira kardaydınız” diye. Ben ikisine de varım. Telefonu da alın, hisseyi de. An geliyor insan, tak diye göçüp gidiyor bu dünyadan. Birikim yapın ama her şeyi de gelecekte yapacağım/yaşayacağım anlayışında da olmayın. Tabi bu işin bencesi. Herkesin görüşü farklıdır. Saygı duyarım. Bugün bloğun okunan yazılarına baktım da. Yazdığımı unuttuğum bazı yazılar okunmuş. Sevindim tabi. Ama sonra bir baktım ki. Singapur’dan falan okunmuş. Onlar da botlardır. Zaten öyle de bir haber çıkmıştı. İnsanlardan fazla botlar takılıyormuş internette. Ne günlere kaldık.

Kişisel Blog Yazıları #265

Bu akşam Star’da, Tuzlu Kahve dizisinin tekrarını izledik. Orada hizmetçiyi oynayan kadın, Arka Sokaklar’da, Nazike karakterini canlandırıyordu. Babam, “Arka Sokaklar bitince kadın da buraya gelmiş” dedi. “Ee, hayat devam ediyor baba. Para kazanmaya devam etmesi lazım” dedim. Ama yıllardır Arka Sokaklar’da gördüğüm bir karakteri, başka bir dizide görmek de iç acıtmadı değil. Maç başlayınca TRT 1’e geçtik. Yine geçen seneki gibi mağlubiyetle başladık Şampiyonlar Ligi’ne. Galatasaray deplasmanda Sporting Lizbon’a 3-1 yenildi. Tuzlu Kahve dizisini izlerdik şunu düşündüm: Zenginler deniz kenarı evlerde oturuyorlar. Para derdi de yok. Günlerini nasıl geçiriyorlar, neye sarıyorlar? İlk birkaç hafta iyi, güzel. Peki ya sonra? Gün gelir zengin olursam size bunun cevabını bizzat kendim yazacağım millet. Hadi yine iyisiniz.