Gözümde gözlükle uyumuşum. Uyku o kadar çok bastırıyor ki. Gözlüğü kutusuna koymaya üşeniyorum. Yine üşenmiştim. Sonuç bu: Gözlükle uyumak. Uyandıktan sonra biraz tavanı izledim. Tavanı izlerken telefon çaldı. Arayan kardeşimdi. “Yeni mi uyandın, aç mısın? Dışardayım bir şeyler alabilirim” dedi. “Ezo gelin çorbası al o zaman” dedim. Sonra telefona daldım. İnstagram’a baktım biraz. Sonra blog yazılarını okudum arkadaşlarımın. O arada kardeşim gelip çorbayı bırakıp işe gitti. Kalktım. Evde kimsecikler yoktu. Televizyonu açtım. Televizyonda da doğru dürüst bir şey yoktu. Gezi programı vardı bir tane. Mecbur onu bıraktım. Bir tane Türk, dünyayı geziyormuş. Şili’deymiş. Ben de o ara çorbamı açtım ve kaşıklamaya başladım yanındaki ekmekle beraber. Biraz da limon sıktım üstüne. Daha da güzel oldu. Şili’de, Atatürk anıtı varmış. O anıtın önünde Türk bayrağı açarak İstiklal Marşını okudular. Çorbamı bitirdim. Karnım doymuştu. Televizyonla da işim bitmişti. Televizyonu kapattım, çorba kabını da çöpe attım. “Şimdi bir çay olsa da içsek” dedim.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #220: Ejderha sıcakları, sonbahar ve şairler