Kişisel Blog Yazıları #178

*Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını yazmaya başlamadan önce bizimkilerle Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledim biraz. İzlerken de biraz da cips atıştırdım yanında da meyve suyu. Sonra da geldim buradayım işte. Bu yazıyı yazıyorum.

*İnstagram’ın şipşak fotoğraf uygulamasını denedim. Fotoğraf üzerinde hiçbir değişiklik yapamadan paylaşıyorsun. Çoğu kişi özelliği kapatmış bile. Yani görünen o ki, İnstagram’a şipşak fotoğraftan ekmek çıkmayacak.

*Neden bizim ülkemizde dinazor fosili çıkmıyor? Geçen bir videoda bu sorunun cevabını öğrendim. O zamanlar buralar sular altındaymış. Dinazorların yaşamasına uygun bir ortam yokmuş yani. O zamanlar buralar dutlukmuş der gibi oldu bu da.

*Mutlak butlan ifadesini ilk defa üniversitede hukuk dersi alırken duymuştum. O yüzden bu ifade benim için yabancı değil. Ama CHP’nin mutlak butlan davası sebebiyle bütün ülke olarak öğrendik artık. Hukuken yok hükmünde anlamına geliyor mutlak butlan. Yaşadığımız her olaydan sonra millet olarak her şeyi öğrenir olduk.

*Bir söze denk geldim internette. “Kahraman olmak kusursuz olmak değil, kendi hayatının sorumluluğunu almaktır” diye. O zaman şu soruyu soralım kendimize: Hayatımızın sorumluluğunu üstümüze alıyor muyuz?

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünü hayata dair bir soruyla bitirdik. Yeni yazılarla, yeni sorularla serimiz devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #177

 

Kişisel Blog Yazıları #177

*Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısına Orhan Pamuk’tan bir haberle başlıyorum. Yeni kitabı 15 Haziran 2026 tarihinde çıkacakmış. Ama deneme mi yoksa roman mı olduğu daha belli değilmiş. Denemeyi falan geç ya. Roman istiyoruz roman.

*Esra Erol’un sunacağı Var Mısın Yok Musun, Kurban Bayramı’nın ikinci günü başlıyormuş. Atv’de başlayacak olan yarışma bakalım reytinglerde ne yapacak?

*Mahkeme kararıyla CHP’nin başına tekrar Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Endişeyle izliyoruz işte olanları.

*Türk Dil Kurumu’ndan ödül alan ilk şarkıcı Tarkan’mış. Bunu ilk defa duydum. Şarkılarında deyim ve atasözlerine yer verdiği için bu ödülü almış. Örnek olarak Dilli Düdük şarkısı. Evet, hatırlar gibiyim. Bazıları sadece deyim ve atasözlerinden şarkı yapıyor diye eleştirmişlerdi onu.

*Yakın zamanda kaybettiğimiz İlber Ortaylı’nın doğum günüymüş bugün. Sen de gittin be hocam.

*Ankara’da 85 yaşındaki bekar bir kadın evlenmiş. “Kızlara tavsiyem: Umudunuzu kaybetmeyin kızlar” demiş. Her zaman dediğim gibi: Umut hiç bitmez.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde bolca konulara değinmiş olduk. Umarım bir çırpıda ve severek okumuşsunuzdur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #176

Kişisel Blog Yazıları #176

*Kişisel blog yazıları için ne yazsam diye bakarken YouTube’da, “Yazmak için hiçbir zaman geç değil” başlıklı bir video gördüm. Daha sonra izle listesine kaydettim videoyu. İlk fırsatta izleyeceğim. Ama motive olmak için bile o başlığı okumak yetti.

*Arka Sokaklar, final kararı almış. Evet, yanlış duymadınız. Hiç bitmeyecekmiş gibi duran Arka Sokaklar dizisi için final kararı alınmış. Ama sonra bir haber daha geldi. Kanal D, eylül ayında karar verecekmiş dizinin durumuna. En sevmediğim şey belirsizliktir. Şimdiden karar ver abi. Niye eylül ayını bekliyorsun?

*Göksel açıklama yapmış. Aldatılmış. Aldatıldığını da çok geç fark etmiş. İnsana en çok koyan da bu geç fark etme durumu olsa gerek. Açıklamanın devamında da kız arkadaşlarıyla adamın helvasını kavurduklarını söylemiş. Terapi için güzel bir yöntem gibi duruyor. Siz ne dersiniz?

*ABD’de yapılan bir araştırmaya göre geçmişe mesaj göndermek teorik olarak mümkünmüş. Yıldızlararası filminde öyle oluyordu ya. Şöyle açıklamalar yaparak heyecanlandırmayın bizi birader. Bu tip şeylerin hiçbir zaman gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Ama yine de bunlar üzerine konuşmak güzel.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümüne son verirken sizleri sevgiyle selamlıyorum sevgili okur. Biliyorsunuz ki seri devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #175

Kişisel Blog Yazıları #175

*Bizim belediyenin 19 Mayıs için düzenlediği fener alayı vardı. Ona katıldık. Sonra dondurma yedik. Sonra da eve döndük. Eve geldiğimizde bizimkiler Atv’de, ABİ dizisini izliyorlardı. Onlarla beraber biraz ben de izledim. Sonra da geldim bu yazıyı yazıyorum işte. Bu yazıyı yazdıktan sonra da yatarım.

*Aselsan ve Türk Telekom, yerli akıllı telefon geliştirmek için bir araya gelmiş. 2027 yılına kadar seri üretime geçilmesi bekleniyormuş. Adı ne olacak, nasıl özellikleri olacak ve tutacak mı? Yeni şeyler heyecanlandırır beni hep. Bekleyip, görelim.

*İnstagram’a yeni özellik gelmiş. Fotoyu çekip, üzerinde hiç değişiklik yapamadan öylece paylaşıyorsun. Bu ne kadar tutar bilemedim. Sizce tutar mı? Yani kullanıcılar olarak biz beğenir miyiz?

*Tarkan sonunda beklenen açıklamayı yapmış. Milli takım için yeni şarkı yapmayacakmış. İşte bu be. Gaza gelip yeni şarkı yapmadı Tarkan. Helal olsun sana, helal olsun. “Bir Oluruz Yolunda” şarkısı zaten efsane olmuş. O yüzden yeni bir şarkıya hiç ihtiyaç yoktu.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #174

Kişisel Blog Yazıları #174

Bugün yine çalıştım. Sonra akşam yemeği. Sonra çay. Sonra biraz da dizi izleme. Gün bitti. Bu kadar işte. Şimdi de kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını yazıyorum. Her akşam böyle. Rutin bir hayat. Peki beni tatmin etmeyen şey ne? Aslında yaşadığım hayat çok güzel de bu kişisel gelişimcilerin gazına mı geliyorum? İstediğim ne? Çok para mı? İşi bırakmak mı? Zengin olmak mı? Yan gelip yatmak mı? Nasıl yaşarsam tatmin edici bir hayat yaşamış olurum? Ya da tatmin edici bir hayat diye bir şey yok mu? Tamamen hayal ürünü mü? Hayata yanlış bir bakış açısından baktığımız için mi böyleyiz? Siz bu tip soruları kendinize soruyor musunuz? Soruyorsanız ne tip cevaplar veriyorsunuz kendinize? Kişisel blog yazıları serisi için güzel bir yazı oldu. Şimdi sıra bu sorular üzerine düşünmekte.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #173   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #175

Kişisel Blog Yazıları #173

Kişisel blog yazıları serisine bazen yazacak bir şey bulamıyorum. Hiçbir şey de yazmak istemiyorum. Ama bir kere zinciri koparırsam, yazmayı bırakırsam, bir daha toparlayamam diye endişeleniyorum. O yüzden her koşulda yazmaya çalışıyorum. Bakın bu konu ile ilgili Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazarı Gabriel Garcia Marquez ne demiş, “Disiplin ilhamdan önce gelir. Her gün aynı saatte masanın başına oturmalısın ki ilham geldiğinde seni yazarken bulsun.” Gerçi ben hikaye ya da roman yazmıyorum. Benim işim deneme. Ama deneme deyip geçmeyin. Deneme için bile olsa insan yazacak bir şey bulamayabiliyor. Saat 22.55 geçiyor. Yine bir günü bitirmek üzereyiz. Yazı bittikten sonra yatmak ve düşünmek istiyorum. Düşünürken de uykuya dalmak. Kişisel blog yazıları, o an ne istiyorsam yazacağım yeni yazılarla devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #172

Kişisel Blog Yazıları #172

*Tasarruf danışmanı Mert Başaran, gelecekte en büyük paranın huzurevi işinde olacağını söylemiş. Bence haklı. Ülke olarak koşar adım yaşlanıyoruz. Benim arkadaş bile yaşlanınca huzurevinde kalmayı düşünüyor.

*İnstagram’da bir tanesi, Barış Manço’nun Dönence’sinden sonra duyduğum en iyi intro diyerek Mor ve Ötesi’nin, Bir Derdim Var şarkısını paylaşmış. Gerçekten öyle.

*Bizimkiler biber kızartması yapmış. Sofra kuruldu. Tam da o sırada kardeşim geldi. Ekmek almış. Ekmek de tazeydi. Hemen ekmeğin arasına koyup yedim biberleri. Bayadır böyle yemiyordum. Çok hoşuma gitti. Bir tanesi de biraz acıydı. Acı olması daha da güzel oldu. Çok acıyı değil ama kararında acıyı severim.

*Arkadaşlar kahveye çağırdı. Kahve ısmarlama sırası onlardaydı. Ama kardeşimin migren atağı tuttu gidemedik. Whatsapp gruptan üzgün bir emoji attım ve “Bedava kahveyi kaçıran ben” yazdım. “Şansına küs” demiş onlar da. Bir daha ki pazara artık.

*Kişisel blog yazıları serisi için bir yazıyı daha bitirdik. Darısı, serinin diğer yazılarının başına.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #171