Kişisel Blog Yazıları #222: Uzan bakalım Büyük İskender çocukluğuna iniyoruz

*Büyük İskender, 10 yıl içerisinde tüm dünyanın yarısını fethettiğinde boyu 1 metre 50 santimetreymiş. Bir insan, ismiyle nasıl bu kadar tezat olabilir? Belki de ufak boyluluğunu böyle kapatmaya çalışıyordu. Uzan bakalım İskender şuraya. Çocukluğuna ineceğiz. Şaka şaka. Nereye iniyorsun? Adam tarih olmuş. Bizim burada olsa askere almazlardı be. –Tamamen salladım. Boyu 1,50 olanları askere alıyorlar mı hiçbir fikrim yok. Maksat muhabbet olsun.-

*Sabah bi uyandım. Saate baktım. Saat altı olmuş. Gittim babama baktım. Türkiye- ABD maçını izliyor mu diye. Uyuyordu. Hiç uyandırmadım. Döndüm yattım. Sonradan söyledi. Sabah kalkmış. TRT 1’de sinyal yok hatası almış. Yayın yok. Bizi kaldırsa bilgisayardan açardık TRT 1’i. Bizi de uyandırmamış. İzleyememiş maçı yani. Maç izleyecek hal mi bıraktılar biz de. Ama yine de helal olsun. 3-2 yenmişiz ABD’yi. Hiç olmazsa gol attık ve hiç olmazsa galip geldik. Böylece bizim için 2026 Dünya Kupası macerası sona erdi.

*Bizimkiler Now TV’de, Ata Demirer’in Bursa Bülbülü filmini izliyorlardı. Ortasında denk geldiğim için oturup izlemedim. Bir baştan oturup izlemem lazım. Nedense ön yargım var bu filme karşı. Ama ben ne yapacağım? Atomu parçalamaktan daha zor bir şey yapıp, ön yargımı parçalayacağım ve oturup izleyeceğim. Hey gidi aştayn.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #221: Çorbamı içerken Şili’ye gittim

Kişisel Blog Yazıları #221: Çorbamı içerken Şili'ye gittim

Gözümde gözlükle uyumuşum. Uyku o kadar çok bastırıyor ki. Gözlüğü kutusuna koymaya üşeniyorum. Yine üşenmiştim. Sonuç bu: Gözlükle uyumak. Uyandıktan sonra biraz tavanı izledim. Tavanı izlerken telefon çaldı. Arayan kardeşimdi. “Yeni mi uyandın, aç mısın? Dışardayım bir şeyler alabilirim” dedi. “Ezo gelin çorbası al o zaman” dedim. Sonra telefona daldım. İnstagram’a baktım biraz. Sonra blog yazılarını okudum arkadaşlarımın. O arada kardeşim gelip çorbayı bırakıp işe gitti. Kalktım. Evde kimsecikler yoktu. Televizyonu açtım. Televizyonda da doğru dürüst bir şey yoktu. Gezi programı vardı bir tane. Mecbur onu bıraktım. Bir tane Türk, dünyayı geziyormuş. Şili’deymiş. Ben de o ara çorbamı açtım ve kaşıklamaya başladım yanındaki ekmekle beraber. Biraz da limon sıktım üstüne. Daha da güzel oldu. Şili’de, Atatürk anıtı varmış. O anıtın önünde Türk bayrağı açarak İstiklal Marşını okudular. Çorbamı bitirdim. Karnım doymuştu. Televizyonla da işim bitmişti. Televizyonu kapattım, çorba kabını da çöpe attım. “Şimdi bir çay olsa da içsek” dedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #220: Ejderha sıcakları, sonbahar ve şairler

Kişisel Blog Yazıları #220: Ejderha sıcakları, sonbahar ve şairler

Kardeşim söyledi bugün. Ejderha sıcakları geliyormuş. Ulan o nasıl bir sıcaklık tanımı. İlk defa duyuyorum. Google’da aratayım dedim. Ejderhanı Nasıl Eğitirsin diye film çıkıyor. Ulan şu filmi de bir türlü izleyemedim. Çok çocukça gibi geldi diye hatırlıyorum en son. Birkaç dakika izlemiştim. Kardeşim bugün dışarısının çok sıcak olduğunu söyledi ama evin içi o kadar da sıcak değildi. Daha evlerin içi ısınmadı yani. Ejderha sıcakları falan olmadan böyle bir gün kapalı, bir gün açık, geçip gitse yaz. Sonra bir baksak, sonbahar gelmiş. Harika olurdu değil mi? Sonbahar mevsimi bana şairlerin mevsimi gibi gelir. Ejderha, sonbahar, şairler falan derken yazıyı bitirdik ya. Hadi ben kaçar. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #219: Okumak, heyecan ve biraz daralmışlık      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #221: Çorbamı içerken Şili'ye gittim

Kişisel Blog Yazıları #219: Okumak, heyecan ve biraz daralmışlık

*İnstagram’da bir paylaşıma denk geldim. Uzaylının bir gelip, “Hadi gidiyoruz” dese, sorgusuz sualsiz giderim. Öyle daraldım yazmış. İlk başta evet komik geliyor ama yazan hiç de haksız değil. Huzursusuz ve içimiz daraldıkça daralıyor bu günlerde.

*Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin ilk programlarından skeçler izliyorum. Aralarında komik olanlar var. Bir de program daha yeni başlamış ya. Oyuncular da da bir heyecan var. Her şeylerini ortaya koyuyorlar. Skeçlerin komik olması ve programın tutması için.

*YouTube’da bir tane programa denk geldim. Konuk olan kadın, “Benim için okumak: Su, ekmek gibi bir şey” diyordu. Okumayı severim ve ben de bu kadının gibi bir yere koymayı istemişimdir okumayı hayatımda ama bir türlü o seviyeye gelemedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #218: Elon Musk, uzaylılar ve hayattan birkaç notdaha      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #220: Ejderha sıcakları, sonbahar ve şairler

Kişisel Blog Yazıları #218: Elon Musk, uzaylılar ve hayattan birkaç not daha

*Telefona şeffaf kılıf aldım. Normalde pek beğenmezdim ama telefona takınca baya hoşuma gitti. Sararıyor falan yazmışlar internette ama yaşayıp göreceğiz bakalım.

*Elon Musk’ın, 14 tane çocuğu varmış ya. Elon Musk abimiz, geniş aile seven bir abimizdir. Yaşlılığında bunca çocuktan elbet biri sana bakar Elon Abi.

*Arkadaş bir tane köfteciden bahsetti. Izgara köfteleri güzelmiş. Normalde yeni tatlar denemeyi sevmem. Ama ızgara köfteye dayanamam. “İlk fırsatta deneyelim” dedim.

*Geçen arkadaşlarla uzaylılar hakkında konuşuyoruz. Bir tanesi, “Neredelerse çıksın gelsinler artık” dedi. Bunu öyle bir söyledi ki. Yeni bir şeyler olsun da hayatımıza heyecan gelsin gibisinden.

*Babamın kazak önden biraz yırtılmış. O da tutmuş, boydan boya makasla kesmiş. “Hırka yaptım ben de” diyor. Hayatta böyle sanatsal dokunuşlar lazım işte. 

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #217: Ne alakası var?   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #219: Okumak, heyecan ve biraz daralmışlık

Kişisel Blog Yazıları #217: Ne alakası var?

*Dünya Kupası’ndan elenmemizin şoku hala devam ediyor. Doğal olarak futbolcular eleştiriliyor. En çok yapılan eleştirilerden biri de, “Saçınıza, bıyığınıza dikkat ettiğiniz kadar futbolunuza da dikkat etseydiniz” şeklinde. Saçla, bıyıkla ne alakası var? Doğru dürüst hazırlanmamışız işte.

*Güldür Güldür Show’da, kadınları devamlı rahatsız eden, onlara sarkan bir karakter yazmışlar. Bunun komedi ile ne alakası var? İzlerken, “Bu ne ya” dedim. Böyle bir skeç yazılmasına nasıl müsaade edilmiş? Tamam gözden kaçtı diyelim. Skeç yayınlandıktan sonra yönetmen, oyuncular, Ali Sunal bir şey demedi mi? Karşı çıkmadı mı? Her şey gülmenin konusu yapılmaz.

*Dün hamburgerciye gittik. Hamburger yedik. Hamburgerin yanında verilen patates kızartması harika oluyor ya. Evde yapılan patates kızartmasından da güzel. Peki ya sizce?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #218: Elon Musk, uzaylılar ve hayattan birkaç not daha

 

Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi

Bizim burada yeni açılan Dmall AVM’ye gittik. Baya büyük yapmışlar. GS Store’a baktık. Her şey çok pahalı. Hamburger yedik. Özlemiştim, bayadır yemiyordum. Hele yanındaki buz gibi kolası bu sıcak havalarda harika gidiyor. Akşam kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. Diziyi izlerken, “Dünyada neler dönüyor be” dedim. Babam da, “İşin içine para girerse her şey olur oğlum” dedi. Doğru dedi. Bu devirde tek gerçek var: O da para. Yarın pazartesi ve yine iş var. Daha geçen hafta işe gitmedik mi yav. Her hafta, her hafta iş mi olurmuş? Bu hafta sonu Niçe Ağladığında kitabına başlayacaktım ama yalan oldu. Bizim bir arkadaş gelecekte imkanı olursa ormanın içine ev yapmak istiyor. “İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi” diyor.  

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #215: Dilenci robot  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #217: Ne alakası var?