Kişisel Blog Yazıları #205

*ABİ dizisinin sezon finalinin tekrarı vardı bugün. Çağla öldükten sonra diziye olan ilgim azalmıştı. Ama sezon finalini izledikten sonra dizi tekrar sardı beni. Şimdi yeni sezonu heyecanla bekliyorum. Dizinin son sahnesinde Doğan’ı, bir hücreye kapatılmış görüyoruz. Zincirlerle de bağlı. Eski zaman filmlerindeki gibi. Üstü başı perişan ve saçı sakalına karışmış. Topuklu bir ablamız, topuklarının sesisini duyurarak geliyor tok tok diye. Doğan, başını kaldırıp kadına bakıyor ve sahne orada bitiyor. Ablayı sadece topuklularla yürürken görüyoruz ama yüzünü göremiyoruz. Acaba Kenan İmirzalıoğlu’nun eşi Sinem Kobal mı? Çünkü diziye Sinem Kobal’ın gireceği konuşuluyordu. Belki de herhangi bir kadın oyuncuyla çekilmiştir ve hala yeni kadın başrol bulunamamıştır. Kim bilir.

*Yarın sabah saat 07.00’de, milli takımın Dünya Kupası’ndaki ilk maçı var, Avustralya ile. Her yerde sokaklara dev ekranlar kuruluyor. Bizim burada da belediye dev ekran kuracak. Yarın hava yağmurlu olmazsa gitmeyi düşünüyorum. Zaten hava yağmurlu olursa belediye de iptal eder. Öyle kapalı bir mekan yok burada. Bu arada ikram olarak gelenlere çay ve simit dağıtılacağı söyleniyor. Hizmet diye buna denir işte. Sabahın o saatinde sıcacık simit ve sıcacık çay, on numara olur. Evde izlemektense milletle beraber izlemek daha fazla sarar diye düşünüyorum. Peki siz gidecek misiniz maçı izlemeye?

*Bir tane bankadan kredi çekmek istedik. Sözde 100 bin lira kredi almak için başvurduk. Ama bana kredi çıka çıka 10 bin lira çıktı. Ulan küfür mü ediyorsunuz siz bana? Tabi bunu müşteri temsilcisine demedim. İçimden söyledim. Kıza bağırıp çağırsam ne olacak? Değişecek mi sanki? Kıza sorduk. 100 bin liraya kadar ifadesi varmış, 100 bin lira değilmiş. Kredi falan almadık tabi. Bu arada ilk defa bir çağrı merkeziyle görüntülü konuştum. Bir de prosedürler o kadar çok sürüyor ki. Artık sıkıntıdan patlama noktasına geldim. Telefonun şarjı bile bu sıkıntıya dayanamadı, şarjı bitti ve telefon kapandı. Kız, şak diye tekrar aradı ve kaldığımız yerden devam ettik. İşlemler uzayınca müşterilerin yaşadığı sıkıntıyı, bizzat deneyimlemiş oldum. Artık bu konuda müşterilere daha toleranslı olacağım ben de.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #204

 

Kişisel Blog Yazıları #204

*Bir arkadaşa, iş bulma sitesinden bizim çağrı merkezinde çalışması için iş ilanı gönderilmiş. “Cesaret edemiyorum. Artık insanlara tahammülüm kalmadı” diyor. Kimin kaldı ki zaten. Sosyal medyada hayvancılıkla uğraşmaya başlayan bir kız, “İnsanlarla uğraşmaktansa hayvanlarla uğraşmayı tercih ederim” demiş. Haklı. İnsanlar olarak birbirimizden bıktık. Artık birbirimize nefes aldırmıyoruz çünkü. Kimseyle muhatap olmadan yaşama isteği var çoğumuzda.

*Akşam televizyonda bir şey yoktu. Kanal D’de, Daha 17 dizisinin tekrar bölümünü izledik biraz. Sonra Atv’ye, Var Mısın Yok Musun’a geçtik. Sanki birkaç bölüm sonra yayından kalkar gibi geldi bana Var Mısın Yok Musun. Bu sadece bir his tabi. Neler olacak göreceğiz.

* “A Milli futbol takımı için yapılan marşlarda neden devamlı saldırmak ve buna benzer ifadeler var. Savaşa gitmiyoruz ki, maç oynamaya gidiyoruz” diyordu bugün izlediğim bir YouTube videosunda biri. Hakikaten de öyle bak. Bu arada milli takım için marş yapmayan şarkıcı kalmadı herhalde. 15-20’yi bulmuştur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #203

 

Kişisel Blog Yazıları #203

Yorulmuşum. Uzandım. Uyumuşum. Telefonun alarm sesine uyandım. Kalkıp alarmını kapatana kadar susmadı telefon. “Bu ne inat kardeşim ya” dedim. Şimdi bu telefonu kalkıp duvara fırlatsam ne olacak? Yine ben zararlı çıkacağım. Durduk yere yeni telefon masrafı çıkacak. Gerçi yeni telefon da istiyorum. Bu şekilde mana etmiş de olurum diye de düşünmüş olabilirim bilinç altımda. Böyle bir çılgınlık yapmadım tabi. Sinirli bir vaziyette kalktım ve telefonu susturdum. “Yapacağın buydu işte, susmak” dedim. İnsan telefonla, telefonun alarmıyla kavga eder mi? Eder kardeşim eder. Şu devirde nelerle kavga etmiyoruz, neleri kafaya takmıyoruz ki? Özgür Özel bile yeni bir parti kurmaktan bahsediyor. Ortam ısınıyor. Şimdi partileme zamanı. Delicesine dans etmek ve her şeyi bir anlık da olsa unutma zamanı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #202  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #204

Kişisel Blog Yazıları #202

*Kardeşimle yürüyüşten eve geldiğimizde bizimkiler kanal D’de Eşref Rüya dizisinin final bölümünü izliyorlardı. “Sonunu tam bağlayamamışlar” dedi babam. Zaten apar topar yapılan bir finalden ne beklenebilirdi ki?

*Hiç hesapta yokken gece bisiklete bindim. Gece bisiklete binmek benlik değil. Tedirgin oldum. Işık olmayan yerlerden geçiyorsun ya. Orada bir şey var mı göremiyorsun. Kedi, köpek, tümsek, taş falan filan işte.

*Bizim Mustafa anlatıyor. Atv, utv gibi motorlu araçlardan falan. Bu araçlarla hiç işim olmaz. Bunları kullanmak için bir gram olsun hevesim de yok. Ama Mustafa bu araçlara aşık. Tutkulu bir şekilde anlatıyor. İşte o tutkulu bir şekilde anlatması yok mu? Hiç anlamasam bile dinliyorum işte. Sırf o tutku yüzünden.

*Bazı şeyleri açıklamaya çalışmıyorum artık. Karşı taraf nasıl anlarsa anlasın. Artık uğraşacak, kendimi açıklayacak mecalim yok. Hem böyle daha iyi ya. En azından şimdilik. Negatif bir yan etkisini görmedim daha.

*Son dönemde yazdığım yazılara bakıyorum da. Güncelden daha çok, kendi hayatımdan yazmaya başlamışım. Yoksa ben gerçek bir kişisel blog olmaya mı başladım? Gündemden moralim bozuluyor çünkü. Mecburen kendi hayatımdan yazmak zorunda kalıyorum.

*Bu akşam biraz hava serin gibiydi. Ama yine de gidip dondurmacıda dondurma yedik. Üzerimde hırkayla, bu serin havada, dondurmacıda ne yapıyorum ben dedim. Şirinler denen, mavi dondurmadan aldım bu arada. Hiç mi hiç, beğenmedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #203

Kişisel Blog Yazıları #201

Akşam 20.30’da arkadaşlarla dondurmaya yemeye gittik. Normalde dondurma yediğimiz yer kalabalık olmazdı. Ama bu akşam tüm masalar doluydu. Neyse ki şansımıza bir masa boştu. Bu akşam dolu olmasının nedeni de: Az ileride bir lise var. Mezuniyet töreni varmış. O yüzden doluymuş. Dondurmalarımızı yerken mezuniyette çalınan müzikleri duyuyorduk. Mezuniyet töreni olduğunu bilmesek düğün derdik. Düğünlerde ne çalınıyorsa, bildiğin onlar çalıyor. Dilara, Ankara’nın Bağları falan. Bir ara müziğin ritmine dayanamadım. “Kalkın gidelim, biz de oynayalım” dedim. Tabi gidemedik. Normal olarak öğrenciler ve aileleri girebiliyor. Mezuniyetten çıkıp dondurmacıya gelen birkaç öğrenciyi gördüm. Onlar adına ne mutlu. Hayatlarında bir dönem kapanıyor ve yeni bir dönem başlıyor. Umarım hepsinin hayallerindeki gibi bir yaşamları olur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #202

Kişisel Blog Yazıları #200

Brezilyalı ünlü bir medyum varmış. Kadının biri. Bu ablamız bir rüya görmüş. Gördüğü rüyanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 28 Haziran tarihinde oynanacak olan Dünya Kupası maçlarından birinde uzaylıların ortaya çıkacağını ve futbolcuları kaçıracağını iddia etmiş. Futbolcuları kaçırıp ne yapacaklar abi? Kendi liglerinde mi oynatacaklar? Olay bu yönüyle hayli ilginç. Ama ülke olarak bizim açımızdan daha da ilginç bir yönü var bu iddianın. Çünkü 28 Haziran tarihinde oynanacak maçlardan biri de Türkiye- ABD maçı. Hadi bakalım. Buyur buradan yak. Trump bu iddiayı ciddiye alırsa stada bir ordu yığar ve uzaylıları bekler. Maçtan çok o görüntüler ilgi çeker. Ama gerçekten hepimizde şöyle bir algı yok mu? Bu uzaylılar ilk olarak Amerika’da kendilerini gösterirler, orada ortaya çıkarlar. Sonra Amerikan Başkanı ile görüşürler. Hollywood efekti desenize.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #199  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201

Kişisel Blog Yazıları #199

Bugün yoğun bir pazartesiydi. İşten sonra yürüyüşe çıktık. Bir dondurma yapıp geldik. Sohbet muhabbet sırasında da sevdiğim ve güvendiğim insanlar hakkında, duyduğumda ağzımı açık bırakan şeyler duydum. “Ulan siz de mi kötü insanlarsınız” dedim. Şu dünyada iyi insan kalmadı herhalde. Show TV’de, Güldür Güldür’ün tekrarını izledik. Gün bitti işte. Saat 23.40 geçiyor. Ne zamandır Yunus Emre’nin, Gel Gör Beni Aşk Neyledi ilahisini dinlemiyordum. Onu dinledim. Çocukluğumun ramazan aylarını hatırlatır bana her zaman bu ilahi. Bir de Sordum Sarı Çiçeğe ilahisi vardır. Çocukken çok dinlerdik onu da. Güldür Güldür’de, Telefonun İcadı adlı skeci izledim. Komikti. Zaten bir Türk, dünyayı değiştiren olaylara nasıl yaklaşırdıdan yola çıkılarak yazılan her şey komik oluyor.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #198   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200