Kişisel Blog Yazıları #218: Elon Musk, uzaylılar ve hayattan birkaç not daha

*Telefona şeffaf kılıf aldım. Normalde pek beğenmezdim ama telefona takınca baya hoşuma gitti. Sararıyor falan yazmışlar internette ama yaşayıp göreceğiz bakalım.

*Elon Musk’ın, 14 tane çocuğu varmış ya. Elon Musk abimiz, geniş aile seven bir abimizdir. Yaşlılığında bunca çocuktan elbet biri sana bakar Elon Abi.

*Arkadaş bir tane köfteciden bahsetti. Izgara köfteleri güzelmiş. Normalde yeni tatlar denemeyi sevmem. Ama ızgara köfteye dayanamam. “İlk fırsatta deneyelim” dedim.

*Geçen arkadaşlarla uzaylılar hakkında konuşuyoruz. Bir tanesi, “Neredelerse çıksın gelsinler artık” dedi. Bunu öyle bir söyledi ki. Yeni bir şeyler olsun da hayatımıza heyecan gelsin gibisinden.

*Babamın kazak önden biraz yırtılmış. O da tutmuş, boydan boya makasla kesmiş. “Hırka yaptım ben de” diyor. Hayatta böyle sanatsal dokunuşlar lazım işte.

Kişisel Blog Yazıları #217: Ne alakası var?

*Dünya Kupası’ndan elenmemizin şoku hala devam ediyor. Doğal olarak futbolcular eleştiriliyor. En çok yapılan eleştirilerden biri de, “Saçınıza, bıyığınıza dikkat ettiğiniz kadar futbolunuza da dikkat etseydiniz” şeklinde. Saçla, bıyıkla ne alakası var? Doğru dürüst hazırlanmamışız işte.

*Güldür Güldür Show’da, kadınları devamlı rahatsız eden, onlara sarkan bir karakter yazmışlar. Bunun komedi ile ne alakası var? İzlerken, “Bu ne ya” dedim. Böyle bir skeç yazılmasına nasıl müsaade edilmiş? Tamam gözden kaçtı diyelim. Skeç yayınlandıktan sonra yönetmen, oyuncular, Ali Sunal bir şey demedi mi? Karşı çıkmadı mı? Her şey gülmenin konusu yapılmaz.

*Dün hamburgerciye gittik. Hamburger yedik. Hamburgerin yanında verilen patates kızartması harika oluyor ya. Evde yapılan patates kızartmasından da güzel. Peki ya sizce?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi

 

Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi

Bizim burada yeni açılan Dmall AVM’ye gittik. Baya büyük yapmışlar. GS Store’a baktık. Her şey çok pahalı. Hamburger yedik. Özlemiştim, bayadır yemiyordum. Hele yanındaki buz gibi kolası bu sıcak havalarda harika gidiyor. Akşam kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. Diziyi izlerken, “Dünyada neler dönüyor be” dedim. Babam da, “İşin içine para girerse her şey olur oğlum” dedi. Doğru dedi. Bu devirde tek gerçek var: O da para. Yarın pazartesi ve yine iş var. Daha geçen hafta işe gitmedik mi yav. Her hafta, her hafta iş mi olurmuş? Bu hafta sonu Niçe Ağladığında kitabına başlayacaktım ama yalan oldu. Bizim bir arkadaş gelecekte imkanı olursa ormanın içine ev yapmak istiyor. “İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi” diyor.  

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #215: Dilenci robot

Kişisel Blog Yazıları #215: Dilenci robot

*Sosyal medyada bir paylaşım gördüm. Dünya Kupası’ndan ikinci maçlar sonunda elendik. Ama hala televizyonda milli takım reklamları dönüyor. Bu reklamlar için paylaşımda, “Sinirimi bozuyor” denmiş. Benim de öyle. Elenmişiz. Daha neyin reklamı?

*Çin’de, insansı bir robot, elektrik parasına ihtiyacı olduğunu söyleyerek dilenmeye başlamış. Ulan bizim burada olacak var ya. Çoktan çalarlardı onu. Hurdacılar hemen okuturdu. Bizim buralarda öyle reklam yapmaya gelmez.

*Bir öğrenci YKS’ye, 5 litrelik su şişesiyle gelmiş. Görevliler ne yapacağını bilememiş. Alsak mı, almasak mı ikilemi yaşamışlar. Araştırılmış edilmiş. Sorun yaratmayacağı anlaşılmış. Öğrenci, 5 litrelik su şişesi ile sınava girmiş. Kimin aklına gelir ki 5 litrelik su şişesi ile sınava girmek?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #214: Blog Forum ile yeni yayınlanan blogyazılarından 3 dakika içerisinde haberdar olma      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi 

Kişisel Blog Yazıları #214: Blog Forum ile yeni yayınlanan blog yazılarından 3 dakika içerisinde haberdar olma

BlogForum, yani sahibi ve yöneticisi Sinan kardeşim yine çok güzel bir işe imza attı. Günlerdir Blogger okuma listesinde yeni yazıları göremiyoruz. Bu sorun çözülmedi gitti. Sinan da baktı ki sorun çözülmeyecek işe kendi el attı. Bir takım teknik bir şeyler yapmış. O konulara peki hakim değilim. Yazının linkini en başa koydum. Oradan okursunuz. Artık Blog Forum’a üyelikleri bulunan blog yazarları yeni bir yazı yayınladıklarında 3 dakika içerisinde site içerisindeki güncel bloglar listesinde, listenin en başında kendi yazılarını görebilecekler. Tabi blog okuyucuları olarak bizler de. Bu harika bir şey. Eğer listede bloğunuz yoksa hemen kaydetmenizi öneririm. Ayrıca en güncel blog yazılarına da buradan ulaşabileceksiniz. Unutmayın: Sadece 3 dakika içerisinde yeni yazılan blog yazısını listede göreceksiniz.

Not: Bu reklam yazısı değildir. Sadece böyle güzel bir uygulamadan tüm bloglar haberdar olsun. Derdim bu.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #213: Mısır’daki dededen miras kalma konusu  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #215: Dilenci robot

Kişisel Blog Yazıları #213: Mısır'daki dededen miras kalma konusu

Evde bizimkilerle konuşurken konu bir anda Mısır’daki dededen miras kalma konusuna geldi. “Ana, Mısır’da dedemiz var mı bizim?” dedim. Bir anda sorunca o da şaşırdı, “Bilmem” dedi. Yokmuş, yokmuş. Kesin bilgi, yayalım. İşin şakası bir yana da. Bizim kültürümüze nereden gelmiş acaba bu Mısır’daki dededen miras kalma konusu? Kafamda deli sorular. Hazır bu soruyu sormuşken Google’dan arattım konuyu. Ekşi Sözlük’te Oyvind adlı bir kullanıcı şöyle yazmış: “Türk senaristlerinin, filmimizin kahramanının tam paraya ihtiyacı olduğu bir anda zengin olmasını sağlamak için sürekli kullandıkları can simidi” demiş. Bunu okuyunca hemen aklıma Ediz Hun ve Filiz Akın’ın oynadığı bir film geldi. Filiz Akın, yaralı yüzlü eski kocasının yani Ediz Hun’un ameliyat olması için, Ediz Hun’un arkadaşına Mısır’daki dedesinden miras kalmış gibi para göndertiyordu bir avukat aracılığıyla. Şehir efsanesi diyen var, dolandırıcıların kullandıkları bir yöntemmiş ve kaynağı belirsiz paralar zamanında böyle açıklanırmış falan. Benim bulduklarım bunlar millet. Alın şimdi bu bilgiyi ne yaparsanız yapın.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #212: Dünya Kupası hayal kırıklığı   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #214: Blog Forum ile yeni yayınlanan blog yazılarından 3 dakika içerisinde haberdar olma

 

Kişisel Blog Yazıları #212: Dünya Kupası hayal kırıklığı

Sabah 06:00’da kalktık. Türkiye- Paraguay maçı için. Ne yazık ki 1-0 yenildik ve Dünya Kupası’na veda ettik. Maç bittikten sonra birkaç dakika durdum ve inanamadım. “Şimdi biz gerçekten Dünya Kupası’ndan elendik mi?” diye sordum kendime. En azından gruptan çıkmayı, çeyrek final falan oynamayı hayal ediyordum. Maçın son yarım saatini de bilgisayardan izlemek zorunda kaldık. Sağ olsun TRT 1’in normal yayını da takılmaya başladı. HD yayını zaten yoktu. Son maçı da kalkıp izlemem artık. Bu elenmenin ardından Montella için ayrılan sürenin de sonuna gelmiş olduk bence. Montella gönderildikten sonra takımın başına kim gelir bilemiyorum. Kim derdi ki Dünya Kupası bizim için tam bir kriz olacak diye?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #211   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #213: Mısır'daki dededen miras kalma konusu