Kişisel blog yazıları serisinin yeni bir yazısından merhaba.
Nasılsın?
Nasıl gidiyor hayat? Yorumlara tek cümleyle senin için hayatın şu an nasıl
gittiğini not düşmek istersen beklerim.
PARA İSTEYEN ÇOCUK…
Bugün
arkadaşım ile buluştuk. Bir şeyler yedikten sonra bir kafeye gittik oturmaya.
Bu
kafede daha önce olmayan bir şey oldu ve bir çocuk geldi yanımıza. 10-12
yaşlarında.
Yanıma
yanaştı ve para istedi.
Üstü
başı öyle aç bir çocuk gibi de görünmüyordu. “Ne yapacaksın parayı?” diye
sordum.
Bir
şey dedi ama anlamadım.
Bu
arada arkadaşım, cebinden çıkarıp 50 lira verdi.
Arkadaşımın
parayı verdiğini görünce, “Tamam abi verdi sana” dedim. Çocuk, “Olsun olsun,
sen de ver” deyip cüzdanıma elini attı.
Tabi
cüzdanı çektim hemen ve vermedim.
Sonra
da çocuk gitti.
Arkadaşım
da, “Verseydin ne olacaktı? Pintilik yapma lan” dedi.
“Yok
abi, sen verdin işte. Hem de bir şeye ihtiyacı var gibi gözükmüyordu çocuk”
dedim.
Çocuklarda
işin kolayını bulmuşlar. Para kazanmanın kolayını yani.
Ülke
olarak kolay para kazanma peşindeyiz zaten. Bu çocuk da o modaya uymuş.
Aç
olan çocuk, bir şeye ihtiyacı olan çocuk böyle mi davranır?
Vermem
abi. Böyle çocuklara para falan vermem.
SOKAK MÜZİSYENİNE PARA VERMEK…
Bugün
yaşanan başka bir para verme olayı. Aynı arkadaşımla geziyoruz yine sokakta.
Bir
yerlerden çok güzel bir klarnet sesi geliyor. “Bir yerlerde yüksek sesli bir
müzik açık herhalde” dedim.
Çünkü
o sokakta daha önce klarnet çalan bir sokak müzisyenine denk gelmemiştik.
Baktık
müzisyen.
Arkadaşım
hemen cebinden para çıkardı ve önündeki kutuya attı. “Nerede müzisyen görsem
para atarım” dedi.
“Ulan
keşke benim de böyle bir şey çalma yeteneğim olsaydı. Ben de sokaklarda
çalardım” dedim.
Her
zaman sanata ilgim olmuştur.
Resime,
bir müzik aleti çalmaya. Zaten sanata ilgim olduğu bir bloğum olduğundan belli
değil mi?
SOSYAL MEDYA BİZİ NASIL ETKİLİYOR?
Şu
dünyada bize nefes aldıracaklar bir şeyler lazım. Artık kötü haberleri ve olayları
duymaktan boğuluyoruz.
Bazı
zaman düşünüyorum, “Teknolojinin olmadığı bir dönemde yaşasaydım daha mı iyi
olurdu?” diye.
Elimizin
altında İnstagram ve X var. Her an, her şeyden haberimiz oluyor.
Sosyal
medyalar ilk çıktığında ne sevinmiştim. Anında her şeyden haberim olacaktı. Ne
gereği varsa. Neden seviniyorsam.
Sosyal
medyalar çıkmadan önce haber kanallarını izlemeyi severdim.
Çünkü
bir şey oldu mu hemen son dakika diye haber geçerlerdi.
Sonra
her saat başı haber bültenleri olurdu.
Eğer
o akşam ana haberleri izleyemediysem, bilmem gecenin kaçında haber
kanallarından birinin- genelde de Ntv’nin- saat başı haberlerin açıp, günün gelişmelerinden
haberdar olurdum.
Peki
ya şimdi?
Saat
başı haberlerini izlemiyorum bile. Çünkü gereği kalmadı. Çünkü, anlık haber,
hemen elimin altında.
İstediğim
an, İnstagram ve X’e girip, neler olup bitiyor öğreniyorum.
Ama
bu benim moralimi bozuyor. Olmadık haberlere tanıklık ediyoruz.
Dünyaya
ve insanlara, güvenimizi sorgulatacak, bu dünyada bizi yaşamaktan soğutacak
hatta depresyona sokacak, bir dünya haber.
Hani
Cem Yılmaz bir gösterisinde diyor ya, “Sen istiyorsun ki mesaj hemen gitsin.
Hızlı olsun. Ama ne oldu? Hız, senin düşmanın oldu” diye.
İşte
anlık haberlere ulaşmak da bizi manevi olarak düşüren bir düşmanımız oldu.
Ara
ara sosyal medya detoksu uygulamasam da yine de sosyal medyadan kopamıyorum.
Böylece
artık o tür haberlere karşı duyarsızlaşıyorum, hissizleşiyorum.
Bunun
sonunda ne olur? İnsan manevi dünyasında canavarlaşır.
ABİ
dizisinde Avukat Yılmaz, Doğan’a ne diyor?
Doğan’ın
abisi, arabaya konan bombanın patlamasından dolayı yaralanıp, hastaneye getirilip,
ameliyat olduğu sırada.
“Sonuçta
bir gün hepimiz öleceğiz Doğan. Çok da büyütmemek lazım”
Bir
insan bunu diyebilir mi? Evet, der.
Bu
bir dizi ve Yılmaz da bir dizi karakteri ama Yılmaz gibi düşünen çok insan olduğunu
düşünüyorum toplumda.
Sen
ne diyorsun ve ne düşünüyorsun bu konuda?
FATİH ALTAYLI VE MAHFİ EĞİLMEZ DE BLOGGER OLMUŞ…
Google’da
zaman zaman kişisel blog yazıları yazarak aratırım. Bakalım ilk sayfalarda
hangi bloglar var diye.
Bir
de ne göreyim.
Fatih
Altaylı’nın sitesi ikinci sayfada çıkıyor. Sadece o da değil. Ekonomist Mahfi
Eğilmez’in de sitesi ikinci sayfada çıkıyor.
Yani
anlayacağınız Google, Fatih Altaylı ve Mahfi Eğilmez’in sitelerindeki yazıları
da, kişisel blog yazıları kategorisinde değerlendirmiş ve aramalarda ikinci
sayfaya yerleştirmiş.
Buradan
anlayacağız şu blog arkadaşlarım: Fatih Altaylı ve Mahfi Eğilmez de blogcu
olmuşlar. Onlar da blog ailesine katılmış oldular.
Bu
bir gelenek halini alabilir.
Nasıl
ki geleneksel medyada çalışmak istemeyen gazeteciler- Cüneyt Özdemir, Nevşin
Mengü gibi- YouTube’a geçtilerse, gazetelerden ayrılıp kendi bloglarında
yazmaya devam eden gazetecileri de görebiliriz.
*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #134