Kişisel Blog Yazıları #132

YAZIYA GİRİŞ…

Merhaba ben geldim. Bööö. Korktun mu? Kişisel blog yazıları serisinin yeni bir yazısını sizlerle paylaşmaktan dolayı çok mesudum efenim. Bu giriş biraz Zeki Müren tonunda oldu. Neyse yazıya geçelim.

VAR MISIN YOK MUSUN’U, ESRA EROL SUNACAKMIŞ…

Atv’de yeni başlayacak olan Var Mısın Yok Musun programını Esra Erol sunacakmış. Ondan başka sunacak başka birini bulamadınız mı? Kendisinden hoşlanmıyorum. O yüzden bu habere bu şekilde tepki verdim. Ama yine de objektif olarak izleyip ona göre yorumumu yapacağım. Bakalım bunun altından kalkabilecek mi?

SABAHIN YEDİSİNDE TÜRKİYE MAÇI OLACAK…

A Milli futbol takımımız dün akşam deplasmanda Kosova’yı 1-0 yenip Dünya Kupası’na katılma hakkını kazandı. Grup maçları haziran ayında ve iki tanesi sabahın yedisinde, bir tanesi de sabahın beşinde. Kahvaltı yaparken maç izleyeceğiz. Ya da kahvaltından önce uyanmak için zift gibi kahve içerken maçı izleyeceğiz. Şimdiden kahvenin kokusu burnuma geldi.

CABİR NE ANLAMA GELİYOR?

Okuduğum Koca Kurt kitabında Cabir adında bir karakter vardı. Cabir ismi hoşuma gitti. İnternetten anlamına baktım. “Tamir eden”, “düzeltici” ve “onaran” anlamlarına geliyormuş. Kitaptaki Cabir Bey, muhakkak isminin anlamını biliyordur. Öyle bir karakterdi çünkü. Öğretmen miydi neydi.

NEREDE O ESKİ 1 NİSAN…

Bugün 1 Nisan. Ama kimsenin şaka yaptığını görmedim. Sosyal medyada da şaka videolarına denk gelmedim hiç. Bir tanesi bununla ilgili sosyal medyada yorum yapmış, “TC sınırlarında artık insanın şaka yapası bile gelmiyor” demiş. Sonuna kadar haklı. Ya, ne oldu bize? Hayat neşemiz neden kaçtı? Yoksa büyüdük ondan dolayı mı böyle hisseder olduk?

HİKAYE KİTABI KARARIM…

Hemen bitiyor ve hikayeye odaklanamıyorum diye hikaye kitaplarına biraz mesafeliydim. Ama yeni bir karar aldım. Bu mesafeyi kaldırıyorum. Tüm yurda duyurulsun, hemen. Kendimi padişah gibi hissettim bir an. Tez, herkese haber edile. Yaşasın padişahımız nidalarını duyuyor musunuz? Neyse bu kadar sululuk yeter. Ayda bir de olsa hikaye kitabı okumayı planlıyorum bundan sonra. Sonuçta hikaye kitaplarından da öğreneceğimiz şeyler vardır değil mi?

TURKCELL REKLAMINDA OYNAYAN SHAQUİLLE O’NEAL…

Turkcell, 5g reklamları için dünyaca ünlü basketbolcu Shaquille O’Neal ile anlaşmış. Adamın ismini yazmak ne zormuş yahu. Kim bilir kaç paraya anlaştılar reklam filmi için. Burası ayrı. Reklama gelirsek. Reklamı beğendim. Çok sempatik. Shaq, resmen Türk olmuş. Belki daha önce Türkiye’nin ismini bile duymamıştır. Bu reklam filmi ile Türkiye’yi tanıdı ve bence de sevdi.

EŞREF RÜYA, GELECEK SEZON DA DEVAM EDEREK HATA YAPIYOR…

Eşref Rüya dizisinin bu sezon ikinci sezonu. Ama ne yapacaklarmış. Bu sezon bitirmeyeceklermiş. Gelecek sene de devam edecekmiş. Her zaman diyorum. Yapmayın diyorum. İstisna diziler dışında bir dizinin süresinin en fazla iki yıl olması gerekir. Zaten birinciliği Now’daki, Yeraltı dizisine kaptırdın. Bu sana bir sinyal işte, alsana. Ama yok, illa reytinglerde çakılacak, sonra da final yapacaklar.

VE KAPANIŞ…

Bu kadar yazdık yeter da. Esme, esme da. Koçari, geber da. Kişisel blog yazıları serisinin yeni bir yazısında buluşuncaya kadar esen kalın efenim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #131

Kişisel Blog Yazıları #131

*Üç gündür İstanbul’a durmadan yağmur yağıyormuş. Barajlar bayram etmiş. %58 doluluk oranına ulaşmış su seviyesi.

*Altın, gün gelecek yeniden roket gibi yükselecek iddiaları var. Böyle deyince de millet nesi var, nesi yok altına basıyor parayı. Bakalım sonunda altın, roket olacak mı? Altın hava yolları, göster kendini.

*Galatasaray, kafe açacakmış. Evet, evet bildiğimiz kafe. İlk olarak İstanbul’da iki şube açılacak ve daha sonra tüm yurda yayılacakmış. Çok güzel bir fikir gibi geldi bana. Ama bir de pratikte görmek lazım. Elde de patlayabilir. Ama en azından denemiş olurlar. Tutarsa fena gelir getirir bence.

*Bu arada, İstanbul’da yağmur yağıyor dedim ama bizim burası da farklı değil. Bu hafta hep böyle yağmurlu geçecekmiş. Yağmurda yürümeyi ve ıslanmayı sevmiyorum. Bazen şemsiyen olsa bile yine de ıslanıyorsun. Üzerine çamur sıçrıyor falan. Zorunlu olmadıkça yağmurda çıkmayın derim.

*Necip Fazıl Kısakürek’in aklında hiç şair olmak yokmuş. Annesi, “Senin şair olmanı istiyorum” deyince, işte o an, şair olmayı kafaya koymuş. Bunu duyunca etkilendim gerçekten. Bundan sonra Necil Fazıl şiirlerine denk gelip okursam, bu bilgi hep aklımda olacak. Ona göre değerlendireceğim şiirlerini. Annesinin isteğini yerine getirmeyen isteyen bir çocuğun kaleminden çıkanları merakla okuyacağım.

*İstanbul’da bir tane mobil uygulama yapmışlar. Bulunduğun ilçedeki tüm kuyumcuları görebiliyorsun ve hangisinde çeyrek altın, gram altın var anında bilgi sahibi oluyorsun. Tüm yurtta olmalı abi bu. Kimin aklına geldiyse harika fikir. İşte böyle toplumsal olaylara göre mobil uygulama çıkaracaksın. Sonra da paraya para demeyeceksin.

*Dün akşam Star’da, Çirkin dizisinin ilk bölümü vardı. Bizimkiler izlerken ben de şöyle göz ucuyla bir izledim. Sarmadı. Bence devam etmez bu dizi. Yine Star’daki, Sevdiğim Sensin dizisine benzettiler diziyi bizimkiler. Orada da kız, çok acılar çekiyor, burada da.

*Gece karanlıkta kitap okumak için kitap aydınlatmaları oluyor. Hiç de kullanışlı şeyler değil. Ayrıca karanlıkta bir şeyler okumaya çalışmak gözleri bozar. Evet, o küçük aydınlatma da konforlu bir okuma sağlamaz. Ya, ışıkta okuyun kitabınızı, sonra da uykunuz geldi mi de yatın be mübarek insanlar.

*Çirkin dizisinde Çetin Tekindor’u gördüm de. Ne olmuş öyle. Çok şişmanlamış. Kardeşim, “Bu adam muhakkak hasta ve kortizon kullanıyor. O yüzden böyle olmuş” dedi. Ama bu yaşına rağmen hala çalışması bence takdir edilesi.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #130

Kişisel Blog Yazıları #130

OKUYACAK BİR SÜRÜ KİTAP VAR…

Kütüphane raflarındaki kitaplara bakarken, “Okuyabileceğim baya kitap var burada” dedim içimden. O an sadece işim kitap okumak olsa dedim. Ama hiç sıkılmasam. Ben de hemen sıkılma diye bir durum var çünkü.

TEŞHİS KOYABİLEN DOKTORLAR LAZIM BİZE…

Şu devirde en önemli şeylerden biri de hastalığınızın ne olduğunu doktorların teşhis edebilmesi. Yoksa doktor doktor dolaşıyorsunuz. Çektiğiniz ağrılar, sıkıntılar da cabası.

TEPKİSİZ TOPLUM…

Murat Abi ile konuşuyorduk da. “Toplum her şeye tepkisiz” diyor. Herkes yaşam derdine düştü çünkü. Herkes geçinme derdinde.

NE SOKAK LEZZETLERİ ENES…

Enes Batur da sokak lezzetleri videolarına başlamış. Ya Enes, sokak lezzetleri videoları çekecek adam değilsin sen. Senden başka videolar görmeye alıştık biz. Titre ve kendine gel Enes.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #129   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #131

Kişisel Blog Yazıları #129

İNTİHAR ETMEDEN ÖNCE BİLE KEDİSİNİ DÜŞÜNEN EROL KÖSE…

Erol Köse, intihar etmeden önce yazdığı intihar notunda, “Kediye iyi bakın” demiş. İntihar etmeden önce bile kedisini düşünmesi. Kedisini bu kadar sevmesi. Bir kedisever olarak, kedisine olan bu sevgisi hoşuma gitti ve o kediyi merak ettim.

GÜLSE BİRSEL’İN ADIM ADIM SENARYO YAZIŞINI GÖREBİLSEYDİK KEŞKE..

Gülse Birsel, Aile Arasında 2 filminin senaryosunu bitirmiş. Gülse Birsel eğer bir YouTuber olsaydı. Senaryo’nun başından sonuna, senaryoyu nasıl yazdığına dair video veya videolar çekerdi. “Evet, arkadaşlar. Bugün karakterleri oluşturuyoruz. Bugün, şu olayı nereye bağlasam diye düşünüyorum” gibi konuşmalar yapardı videolarında. Biz de anlık olarak şahit olurduk nasıl senaryo yazdığına.

SAVAŞ ÇIKTI AMA ALTIN ÇAKILDI…

Herkes şaşkın. Normalde savaş olduğu zaman altın fiyatlarının uçması lazım. Ama aksine altın fiyatları düştükçe düşüyor. Sosyal medyada bu düşüşle ilgili bir sürü video var. Yani savaş çıktı, altın patlayacak diye bekleyen yatırımcıların hevesi kursağında kaldı. Peki şimdi ne olacak? Bazı ekonomistler haziran ve temmuz aylarını işaret ediyorlar. O aylarda altının tekrar patlayabileceği tahminlerinde bulunuyorlar. Bekleyelim ve görelim o zaman.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #128: Sıkılıyorum…

Kişisel Blog Yazıları #128: Sıkılıyorum...

Masamın üstü dağınık. Her yer, her yerde. Kitaplar var üst üste. Aldığım notlar var kargacık burgacık yazılarla. Kahvem soğumuş, daha ancak yarısını içmişim.

Ama aklımda yazacak bir konu yok. Yaşadığım bir yazar tıkanması.

Sıkıntılı bir şekilde kalkıyorum sandalyemden. Pencerenin önüne gidiyorum. Dışarıyı izliyorum. 21 Mart. Dışarıda hava kapalı, soğuk ve ara ara da yağmur yağıyor. Seviyorum böyle havaları da. Ben zaten her havayı severim.

Sanki bir film sahnesinde olduğumu hayal ediyorum. Filmlerde de öyle olmaz mı? Filmdeki karakter bazen pencereden dışarıyı izler sıkıntılı bir şekilde. Ben de bir karakter mi oldum şimdi?

Bir şey yazamamaktan sıkıntılıyım. Gelecek kaygısı duymaktan sıkıntılıyım. Hayattan tat alamamaktan sıkıntılıyım.

Bazen bazı şeyleri hak etmediğimi düşünmekten sıkıntılıyım. Böyle düşündüğüm için kendime kızıyorum. Bu yüzden sıkıntılıyım.

Her gün kafamın içinde bunların dönüp durmasından sıkıntılıyım.

Yazılarımın beş para etmemesinden sıkıntılıyım. Martin Eden gibi yazmaktan hiç vazgeçmeyen biri olmak isteyip de olamamaktan sıkıntılıyım.

Ellerimi saçlarımın arasına geçiriyorum ve bir off çekiyorum. Kafamı çevirip sandalyeme ve açıkta duran bomboş bilgisayar sayfasına bakıyorum.

Sonra masama doğru gidiyorum. Sandalyemi çekip oturuyorum.

Omuzlarım dik ve artık yazmaya hazırım.

Yazının başlığını atıyorum: Sıkılıyorum.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #127  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #129

Kişisel Blog Yazıları #127

İLBER ORTAYLI’NIN ARKASINDAN KONUŞMAK…

İlber Ortaylı vefat ettikten sonra arkasından olur olmaz yorumlar yapılmış. Sözde ölünün arkasından konuşulmaz. Ama konuşmaya bırak, içinden geçiyorlar resmen. Bu sadece İlber Hoca’ya özgü bir durum değil tabi. Bizlerde insanlık kalmadı çünkü.

ENES BATUR YENİ VİDEO İZLENİMİM…

Enes Batur, üç yıl aradan sonra kanalına ilk defa video attı. Biraz izledim videoyu. Hiç de öyle yıkık, hayattan bıkmış bir hali yoktu. Umarım içinde de hissettiği şeyler de dışarıdan gördüğümüz gibidir. İşler yolunda gibi yani. Bundan sonra eski video temposuna dönecek mi bakalım?

GÜLSEREN BUDAYICIOĞLU DİZİLERİNDEN SEVDİĞİM İLK DİZİ…

A.B.İ. dizisinin de proje sahibi, Gülseren Budayıcıoğlu’ymuş. İlk defa kendisinin bir dizisini beğendim. Diğer dizilerindeki konular, genelde uç noktadaki konular oluyordu. Ama bu dizi, şu andaki dizilere benzer bir dizi. Hiç uyarlama havası yok yani.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #126   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #128: Sıkılıyorum

Kişisel Blog Yazıları #126

TATİL SEVİNCİ…

Cumartesi gününden merhaba. Bugün çalışmıyorum. O yüzden motivasyonum yüksek. Üç kere oley, oley, oley.

KOCA KURT KİTABINA BAŞLADIM…

Hazır motivasyonum yüksekken yeni bir kitaba başlayayım dedim. Ahmet Say’ın, Koca Kurt kitabına başladım. 16 sayfa bitti. Kitap hakkında daha bir fikrim oluşmadı. Bi 50’inci sayfaya geleyim de.

İLBER ORTAYLI GELİBOLU’DA GÖMÜLMEK İSTİYORDU AMA…

İlber Ortaylı da gitti. Bir programda Gelibolu’da gömülmek istediğini söylemiş ama pazartesi günü İstanbul’da toprağa verilecekmiş.

İLBER ORTAYLI’NIN ARDINDAN FATİH ALTAYLI’NIN GÖZYAŞLARI…

İlber Hoca’nın vefatının ardından canlı yayına bağlanan Fatih Altaylı ağlamış. Çok normal. Çünkü Fatih Altaylı deyince benim aklıma hemen İlber Ortaylı ve Celal Şengör de gelirdi. Muhteşem üçlü diyebiliriz yani. Yılların dostluğu bu.

İNCİ TANELERİ FİNAL…

İnci Taneleri final yapmış. Normalde mayıs ayında yapacakmış. Ama reytingler o kadar kötüymüş ki hemen final yapmışlar. Demiştik kardeşim. Bir dizi için 2 sezon yeterlidir.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #125: İnsan, sıkılan bir varlık...   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #127