Dursun Özbek, 10 maddede taniyalim...

     Dursun Özbek, başkan adayi olana kadar adini hiç duymamistim.
     Dün yapılan seçimde, 2800 oy alarak, 36'inci GS Başkanı oldu. GS camiamiza hayırlı olsun.
     Başkan seçildikten sonra, yeni baskanimiz Dursun Özbek'i daha yakindan tanimak icin araştırma yaptım.
     Ogrendiklerimi sizlerle de paylaşmak istedim.
    "Niye yazma gereği duydun?" derseniz: Biyografi sitelerindeki o standart dil sıkıyor beni. Benim gibi olanları düşünerek aldim kalemi elime.
     Öyle standard, doğumdan başlayarak anlatmak istemiyorum. Benim dikkatimi çeken noktalari maddeler halinde paylaşmak isterim.
     1) Kendisi 65 yasindaymis. Bana kalırsa gostermiyor.
     2) Aysal yonetimindeyken, nedense kendi isteğiyle ayrilmis.
     3) En büyük vaadi: Iki yil içinde borçları bitirmek.
     4) Otel zincirleri sahibi.
     5) FB konusunda, polemikten yana değil. "Sadece rekabet edecegiz" diyor.
     6) Diğer iki aday gibi o da, "Hamza Hoca ile yola devam" açıklamasında bulundu.
     7) O bir Giresun'lu.
     8) Yönetim listesinde Cüneyt Tanman var. Tanman'in, futbol şubesinden sorumlu olacağı belirtiliyor.
     9) GS'in satilacagi yönünde dedikodular çıkmıştı bir ara. Bu duruma, her GS'linin gonlunden geceni söylüyor, "GS'i kimse satamaz" diyerek yureklere su serpiyor.
     10) Yeni baskanimiz Dursun Özbek, evli ve iki de çocuğu var.
     Dilerim yazim sizlere faydali olmuştur. Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.

     Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com

Böyle bir yeni nesil istiyorum...

    Bu ülkede kayıp nesiller almis basini gitmis. Egitimsiz bir dünya insan var ortalikta. Hepimiz sorup duruyoruz, "Bu ortalık nasıl düzelecek?" diye.
    Bi kere bu nesilden umudunu keseceksin. Iyisiyle kotusuyle gitti bu nesil.
    Ilkokul 1'den başlamak üzere yeni bir nesil olusturacaksin. Iste o nesile, gelecek yıllarda nasıl bir Türk insani görmek istiyorsan onu vereceksin.
    Her seyin başı eğitim. Ama eğitimin de zamani önemli. Ağaç yaş iken egilir atasozunu kendimize rehber edecegiz. Ve 1 sınıftan itibaren o çocukları islemeye başlayacağız.
    Kadinlara el kaldirmamanin gerektigini daha o yaslarda ogreteceksin.
    Sonra silahsiz bir dünyanın ne kadar guzel oldugunu anlatacaksin.
    Futbolun sadece bir spor olduğunu ve fanatizmin insanliktan goturdugunu anlatacaksin.
    Bunlar benim ilk etapta aklıma gelenler. Siz koyun üstüne koyabildiginiz kadar.
    Hani ortalarda yeni Türkiye lafi var ya. Iste yeni Türkiye böyle kurulur.
    

    Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
   


Umutsuzluk rüzgarı...

     Bugün 26 Nisan. Hala sobalar yanıyor. Bazen kış ayindaymisiz gibi soğuk oluyor.
     En ilginci ise; Dün Kars'a, Bolu'ya hatta bizim buraya (Düzce) kar yağdı. Sag olsun bizim arkadaslar hemen Face'de paylasiyorlar.
      Fox haberde duydum. Türkiye iklim degistiriyormus. Tropik iklime geciyormusuz. Yani yilin yarısı yaz, yarisi kış olacakmis. Yani dört mevsim yalan oluyor.
      Millet dört gözle sicaklarin baslamasini bekliyor. Ama bu yağan kar, "Bu kis gitmeyecek herhalde" yakinmalarina neden oldu.
      Hatta bu kis bitmez hestegi, twitter Türkiye listesine girdi. O kadar yani. Herkeste bir umutsuzluk rüzgarı hakim.
     Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
     


Silahlara Veda kitabini okuyacaklara ve okumuslara...

       Silahlara Veda savaş romani mi, aşk romani mi ben anlamadim.
       Kitabi iki bölüme ayirabiliriz. Birincisi; savaş dönemi. Ikincisi; aşk dönemi.
       Savaş dönemi yarım kalmış. Ama aşk donemi tamamlanıyor romanin sonunda.
       Kitap savaş dönemi ile başlıyor. Sonra Subay Tenente hayatinin aşkı Catherine ile tanışıyor. Ve aşk donemi başlıyor. Sonra tekrar savaş donemine geçiyoruz. Ondan sonra da aşk dönemi alıp yürüyor. Ve kitap aşk dönemi ile bitiyor.
       Ilk bastaki savaş döneminden pek etkilendigimi soyleyemem.
       Tenente ile Catherine hemen tanisip nasıl aşık oldular bende soru işareti. Bu soru isaretinin sebebi ilk görüşte aşka inanmamam da olabilir.
       Savaş doneminin ikinci bölümünde, Subay Tenente ve askerlerinin dusmanlardan kaçışı, akıcı ve heyecan vericiydi.
       Son bölümde, yani aşk bölümünde, sevgililerin savaştan kacislari da heyecan doluydu.
       Kitabin adinin Silahlara Veda olmasina bakmayın. Kitap sanki bir aşk romaniymis gibi bitiyor. Acı dolu bir sonu var. Bazı Türk filmlerindeki gibi.
       Kitapta dikkatimi çeken başka bir konu da. Her firsat buldukları anda içki icmeleri. Ben bu durumu, bizdeki çay icmeye benzettim.
       Okuduğum bu kitap, Ernest Hemingway'in okuduğum ilk kitabiydi. "Artık bende bir Hemingway'ci oldum" diyemem. Kitaba notum (tabi benim kriterlerime gore) 5 üzerinden 3.
       "Bu kitap, Hemingway'in diğer kitaplarini okumam için bende büyük bir istah kabartti" desem yalan olur. Ama tabi ki, yine de okuyacağım o ayrı. Ama bana yaşattığı duygulari da paylasmam lazimdi.
       Ilk baslarda çok sıkıldım. Hatta bir ara kitabi birakmayi bile düşündüm. Öyle anlarda, "Oglum bu kitap klasik olmuş bir kitap. Tamam sıkıldın. Biraz daha sabret. Elbet bir yerinden yakalayacak seni" dedim kendime.
       Bunca laftan sonra işin özüne gelirsek. Bu kitabi, aşk romani sevenler rahatlikla okuyabilirler. Ama ilk başlarda sıkılmayi göze alacaklar.
       Bu kitabi sevecek olan bir diğer grup da, kaçış hikayelerini seve2nler olacaklardir.

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com


Siradanlasan adam öldürmek...

     Öldürmek, çok basite indirgendi. Her akşam dizilerde birileri ölüyor. Ve her akşam biz de bu oldurmeleri izliyoruz. Ne oluyor peki? Öldürmek siradanlasiyor.
      Bu işte Kurtlar Vadisi'nin payı büyük. Şimdiye kadar on binler öldürüldü o dizide.
      Ortaya yeni bir insan profili çıkıyor. Farkında mısınız? Öldürerek yaşayan insan. Durmadan insan öldüren, ama hiç bir şey olmamış gibi hayatlarina devam eden insanlar.
      Dizilerde öldürme isi bu kadar legallesmisken. Gerçek hayatta önüne gelenin birbirini oldurmesi cok mu acayip.
   

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
     


Şiir ezberlemenin faydalari...

Şiir ezberlemenin faydalari

    Şiir neden ezberlemeliyiz? Şiir ezberlemenin faydalari nelerdir? Bu yasiniza kadar illaki, okulda da olsa şiir okumussunuzdur. 23 Nisan'da da şiir ezberleyip okuyanlariniz da olmuştur. Peki, siir ezberlemek size ne kazandirdi hic düşündünüz mu? Bu toplumda, hep şiir okumamiz soylendi ama, neden okumamiz ya da ezberlememiz gerektiği soylenmedi. Bir is yapıyoruz ama,  bize faydasi ne bilmiyoruz. Siir ezberlemenin iki temel faydasini görürüz.
      Birincisi; kelime dağarcığını gelistirir. Kelime dagarcini gelistirmek, hem yazarken, hem de okurken çok işimize yarar. Çünkü ne kadar çok kelime bilirsek, kendimizi o kadar iyi ifade ederiz. En basitinden mail atmak. Is yerlerinde, ne istediginizi ifade eden kısa ve öz mailler atmak onemlidir. Maili alan kisi, okuduklarindan sizin ne istediginizi anlamalidir. Siz de takdir edersiniz ki, sınırlı kelimelerle pek de fazla bir şey anlatamazsiniz. Yani,  siir ezberlemenin faydalari matematik gibi değildir. "Nerede işime yarayacak bu?" diyemezsiniz. Çünkü hayatta hemen karsiniza cikar.
     Ikincisine gelince de. Hafizayi kuvvetlendirir. Unutkanlik, bu çağda almis basini gidiyor. Sadece yaslilarda da değil. Gençlerde bu unutkanlik yarisinin icindeler. Şiir okumayi sevmeyen gençler olabilir. Ama faydasini goruyorsunuz işte. Bunun yaninda, sevgilinize edecek romantik kelimeler icin, internette araştırma yapmaniza da gerek kalmaz. Bir tasla iki kuş yani. Belli de olmaz. Bakarsiniz, ezberledikten sonra bu iş hosunuza da gidebilir. Üstelik, istediginiz siirden de baslayabilirsiniz.

Foto kaynak : http://www.sitebuilderreport.com/stock-up


Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com


Günlük tutmak, geleceğe hatıra birakmaktir...



    Günlük tutmak, gelecek yillar icin bir nostaljidir. "Zamaninda neler yazmisim?" ya da "O zaman böyle mi düşünüyor musum?" gibi sorular soracaklar, ilerde günlüklerine göz gezdirirken günlük tutanlar. Sanirim,  herkes bir dönem günlük tutmustur. Tabi hep ayni seyler sayfalari kaplamistir. "Kalktim, yüzümü yikadim, yemek yedim" gibi. Sizin enterasan yazilariniz olduysa,  yoruma yazin. Bakalim, siz neler yaziyormus sunuz?
      Günlük tutmak hakkında yazı yazdigima bakmayin. Ben de sadik bir günlük yazari degildim. Iste, son üç-dort aya kadar. Bu son üç-dort aydır, "Günlük tutmanin hakkini veriyorum" diyebilirim. Birakin yıllar önce yazdiklarima, aylar once yazdiklarimi okuyunca da, aradaki hem yazi, hem de düşünce farkini görebiliyorum. E tabi bir de nostalji oluyor. "O olay, bu tarihte mi olmuş?" diye sorduğum oluyor kendime.
       Şunu da soyleyeyim. Benim farkli  bir günlük tutma tarzim var. Birincisi; herkesin ki gibi, yasadigim olaylari yazmak. Ama geniş geniş, şöyle yaya yaya. Ikincisi de; maddeler halinde, kisa kisa yasadiklarimi yazmak. O gün canim yazmak istemiyorsa, kisa kisa detayina inmeden yaziyorum. Bazen her şeyi , en ince ayrintisina kadar yazmak sıkıyor beni. Ben de böyle durumlar için, madde madde yazmak olayini gelistirdim iste.
      Bu arada, son zamanlarda gunlugume o günkü toplumsal olaylari da yazmaya basladim. Mesela; Beşiktaş'ın, Liverpool zaferi gibi. Ya da o günün, gündemin önüne geçmiş siyasi gelismelerini. Yani, kendimce almanak yapıyorum. Benden bu kadar. Sizlerin günlük tutmak hakkindaki düşüncelerinizi de çok merak ediyorum bu arada. Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.

Foto kaynak : http://www.sitebuilderreport.com/stock-up#q=write&page=2

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com