Yeni blogları nasıl keşfediyorum?

     Yeni blogları nasıl keşfettiğimi yazmak istedim size bugün. Blog keşif etkinliklerinin dışında benim söyleyeceğim. Kendime has. Blog okumada pek iyi olduğumu söyleyemem. Okunacak çok blog var. Fakat benim o kadar zamanım yok. Birde yavaş okuyorum. Bunun da etkisi büyük. Sevgili Deep nasıl yetişiyor da bu kadar bloğu okuyor hayret ve tebrik ediyorum kendisini. 

     Genelde hafta sonları yani tatillerde blog okuma sayılarım yükselir. Bana kimler yorum yapmışsa hepsine gider, teker teker yazılarını okuyup yorumlarımı yaparım. Eğer fazladan tatilim olursa- bayram tatilleri gibi mesela- o zaman yeni blog keşiflerine çıkarım. Çok basit bir şekilde yapıyorum bunu da. Ben bu durumu mu televizyonlar arasında zap yaparsın ya ona benzetiyorum. Bu da bloglar arasında zap yapma oluyor. 

     Yeni blogları şöyle keşfediyorum: Mesela Deep’in yazısını okuyorum- genelde hiç tanımadığım bloglar Deep’e yorum yaptıkları için- yazısına yorumumu bırakıyorum. Sonra Deep’in yazısına kimler yorum yapmış onlara bakıyorum. Onlardan birine tıklıyorum. O bloğun en son yazısına yorumumu yapıyorum. Eğer en az haftada bir defa ya da 15 günde bir yazı giriyorsa onu takibe alıyorum. Kırk yılda bir yazı giriyorsa takibe almıyorum. 

blog keşif etkinliği

     Bana devamlı güncellenen bloglar lazım çünkü. Blog yazarı ile devamlı yazıyorsa bir bağ kurabiliyorum. Takibe aldım ve yorum bitti mi? Bu sefer o yazıya yorum yapan bloglara bakıyorum. Yine onlardan birine tıklıyorum. Yine az önceki işlemlerden geçiyor. Sonra o yazıya yorum yapan diğer bloğa. Böyle böyle devam ediyorum. İşte benim blog keşif etkinliğim bu şekilde. Kendi kendime etkinlik yapmış oluyorum. Bir oyun gibi. Ama zevkli bir oyun. 

     Bugün yine bunu yaptım. Blogdan bloğa geçtim. Takibe aldığım bloglar da oldu. O kadar çok blog var ki. Hepsine yetişmek çok zor. Benim genelde takip ettiğim blog listem var. İlk etapta onları yorumsuz bırakmamaya çalışırım. Ondan sonra bloğa yorum yapan ama bu listenin dışındakiler gelir. En sonda bu bloglar arası sörf yapma. Hangisi daha uygun bir kavram oldu sörf mü, zap mı? Bilemedim şimdi.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/xjSkI_seiZY

Pazar günü düşünceleri...


     Bir Pazar günü daha bitti. Ama bu Pazar benim için çalışarak bitti. İşimiz gereği bazen pazarları çalışıyorum.  İşyerine çorba sipariş ettik akşam saatlerinde. 17:00 gibi. Ezo gelin çorbası iyi gitti akşam akşam. Eve geldiğimde ilk işim Fenerbahçe- Galatasaray maçının skoruna bakmak oldu. Fenerbahçe’yi yine yenemedik Şükrü Saraçoğlu’nda. 1-1 berabere kaldık. 

     Kıdem tazminatını konuştuk arkadaşlarla. Herkesin, işçi olarak bu hakkımızın da elimizden alınacağı yönünde düşünceleri var. Osman’ın bu akşam keyfi yerinde. Bizimkiler ciğer almışlar. Ciğerin üstüne güzel bir uyku çekiyor şu an koltukta. Hayatta beklentilerimizi çok üst düzey mi tutuyoruz? Belki de bulunduğumuz konum bizim için iyidir. Her yerde devamlı daha fazlasını isteyin söylemlerine kapılıp içinde bulunduğumuz durumu sağlıklı bir şekilde değerlendiremiyoruz belki de. 

pazar günü

     Şu an saat 00:12 geçiyor. Dışarda gök gürüldemeye başladı. Peşi sıra yağmur da yoldadır. Gecenin bu saatinde bile öten kuşlar var. Sanki güzdüzmüşçesine. Sanki açık ve güneşli bir hava varmış gibi. “Rüyamda şöyle bir şey gördüm. Ne anlama geliyor” dedi İrem. “İnternetten baksana” dediler. “Yahu bir siteye bak iyi, diğerine bak kötü yazıyor” dedim. “Ne gördüysen ona bak. Detaylarına bakma. Mesele ayakkabı mı gördün. Ayakkabı görmek ne diye bak. Detaylara girme” dedi Nagihan. Dediğim gibi internette iyi ve kötü yorumları çıktı. 

     Youtube’dan takip ettiğim ettiğim kanalları izlemeyi seviyorum. Ama bazen de hiç birini görmek istemiyorum. Sıkılıyorum. Çok çabuk sıkılıyorum bende. Yapım bu. Aslına bakarsanız bu yazıyı da yazmayacaktım. Çünkü aklıma yazacak bir konu gelmedi. Her akşam ne yazacağım diye kıvranmaktan da sıkıldım. Alışkanlık yolunda ilerliyorum. Böyle bir durumda yazmayı bırakmayayım dedim. Aklıma ne gelirse onu yazarım diyerek oturdum yazının başına. 

     Cem Yılmaz’ın son gösterisine giden var mı? Gidenlerden gösteri hakkında olumlu veya olumsuz yorum yapan? Köşe yazarlarından da duymadım iyi ya da kötü bir şeyler. Ayaklarım üşüyor çorapları giyiyorum. Sonradan ayaklarım yanmaya başlıyor. Tekrar çorapları çıkart. Anlamadım gitti. Ortaya çok çok karışık bir yazı oldu. Okuduktan sonra aklınızda bir şey kalacak mı bilmiyorum. Açıkçası görüşlerinizi de merak ediyorum.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-holding-white-ceramci-be-happy-painted-mug-851213/

HALA MALTEPE SAYIMI SÜRÜYOR...


     Yarın yerel seçimlerin üstünden iki hafta geçmiş olacak. Ama hala başkan kim belli değil. Maltepe’de kaç gündür sayımlar bitmedi. Yarın akşama kadar bitirilmesi planlanıyormuş. Ondan sonra Yüksek Seçim Kurulu, İstanbul için kararını açıklayacakmış. Yılan hikayesine döndü bu iş. Yeniden seçim yapılacaksa seçim, yok İmamoğlu kazandıysa o. Artık bir karar vermeli Yüksek Seçim Kurulu.

2019 İstanbul yerel seçim sonuçları

BEŞİKTAŞ KAZANDI, SIRA BİZDE…
     Beşiktaş sahasında lider Başakşehir’i 2-1 yendi. Galatasaray’ın tam istediği oldu. Ama yarın Şükrü Saraçoğlu’ndaki maçı kazanmamız halinde bir işe yarayacak bu galibiyet. 20 yıldır Fenerbahçe’yi o statta yenemiyoruz. Şimdi öyle bir noktadayız ki. Yarın akşam kaçarı yok yenmemiz lazım. Hem Başakşehir ile olan aradaki puan farkını 3’indirmek için hem de 20 yıllık galibiyet hasretine son vermek için. Haa, yarın ne olur maç? Ben yine yeneceğimizi düşünmüyorum. Beraberlik bekliyorum.

KIDEM TAZMİNATI TARTIŞMASI…
     Ekonomi ve Maliye Bakanı Albayrak, kıdem tazminatı ile ilgili yeni bir düzenlemenin yapılacağını söyledi. Kıdem tazminatları fona devredilecekmiş. Çalışan parasını 56 yaşından sonra alabilecekmiş. Konuşulan bu. Ama netleşen bir durum yok. Bakan Albayrak kıdem tazminatı konusundan İşçi ve İşveren sendikalarını bir masa etrafında toplayacakmış. Orta yolu bulsunlar diye. 

     Bende bir işçiyim. İnşallah bizim zararımıza olan bir şeyler çıkmaz. İşçi sendikaları, “Kala kala elimizde kıdem tazminatı kaldı. Onu da vermeyiz” diyorlar. Eski yöntemi bir abimiz anlatıyor. Kendisinin çalıştığı zamanlarda .İşçi bir yılı tamamladıktan sonra ne zaman çıkarsa çıksın kıdem tazminatını alırmış. Sonraları çıkarılan her yasa işvereni kollamış. Ve gele gele bu günlere gelmişiz işte.

YAZILARIMDA TEKRARA MI DÜŞÜYORUM?
     Dün yazıyı bitirdikten sonra okudum yazdıklarımı. “Ben şunu daha önce yazmamış mıydım?” dedim. İnsanın takık olduğu konular oluyor. Devamlı üzerinde düşündüğü konular. İşte devamlı o konuları yazılarımda ele almam acaba okuyanları sıkıyor mu? Beni sıkmıyor. Çünkü ben hissettiklerimi yazıyorum. 

     Her zaman aynı konuları da yazsam. Aynı konu hakkında ardı ardına yazı yazsanız ikisi birbirine benzemez. Farklı kelimelerle anlatırsınız ya da olayın farklı bir yönünü ele alırsınız. O yüzden dün yazı bittikten sonra bunu düşünerek rahatlatmaya çalıştım kendimi. Ama yine de tam rahatladım diyemem. Aynı konularla ilgili kısa aralıkla yazmamayı düşünüyorum. Ne kadar başarılı olacağımı hep beraber göreceğiz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/red-background-with-123-text-overlay-1314525/

Kara deliklerle geçen bir gün...


     İki-üç gündür Barış Özcan’ın kara delik ile ilgili canlı yayın videosunu bitirmeye çalışıyorum. Çarşamba günü Türkiye saati ile 16:00’da başlamıştı toplantı. İşte Barış Özcan o toplantıyı canlı yayınladı. Ve konuşulanları bize tercüme etti. O saatte işte olduğum için izleyememiştim. İşte o canlı yayın videosunu izliyorum kaç gündür. 

     1 saatlik video olunca hemen bitmiyor. Sonunda bitirdim. Ara ara videoyu duraklatıp Yıldızlararası filminin sahnelerini izledim. O filmde kara deliğin içine giriyorlar. Benim için efsane bir filmdir. Yarım saatte onun kısa kısa sahnelerini izledim Youtube’da. Anlayacağınız kara deliklerle dolu bir gün geçirdim.

kara delik

NASIL DA ESKİMEYEN SKEÇLER YAPMIŞ LEVENT KIRCA…
     Facebook’ta Levent Kırca’nın efsane olmuş Olacak O Kadar programının skeçlerine denk geldim. İzlemeye bir başladım. Peş peşe üç tane izledim. O skeçler kaç yıllar önce çekilmiş. Ama inanın hala hiçbir şey değişmemiş. Tıpkı Kemal Sunal filmleri gibi. Yıllar geçse de eskimeyecek eserler koymuşlar ortaya. Farkındayım son yıllarında Levent Kırca iyice siyasetçi olup çıkmıştı. 

     Siyasetçi Levent Kırca’yı da pek sevmemiştim açıkçası. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a. Siyaset ve siyasetçiyi mizah ile o kadar güzel eleştirirdi ki. Halkın içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyardı. İşte o ortaya koyduğu gerçekler hala değişmemiş. Ve hala o skeçler bilmem ne kadar izleniyor sosyal medyada.

BİR AY HERKESTEN UZAK OLSAM…
     Tatil günlerimi genelde evde geçiririm. Takip ettiğim blogları okur, blog yazılarımı yazar ve yine Youtube’da takip ettiğim kanalların videolarını izlerim. Okumaya başladığım bir kitap varsa da onu okumaya devam ederim. Fark ettim ki bu tatil günleri bana çok iyi geliyor. Hayat koşturmasından o kadar yorulmuşum ki.

     Dinlendiğimi hissediyorum. Ama bu kısacık tatil günleri bana yetmiyor. Bana şöyle bir ay falan lazım. Sabahtan akşama blog yazılarını okumak için. Youtube kanalları arasında sörf yapmam için. Kitap okumam için. Ne zaman ki bu durumdan sıkılmaya başlarım. İşte o zaman bu tatilin bitme zamanı gelmiş demektir benim için.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/search/%20black%20hole/


Deliler gibi kitap okumak istiyorum ama...


     İlber Ortaylı’nın bir sözü var İnstagram’da dönüyor. “Deliler gibi kitap okuyun” diyor. Bu sözü her okuduğumda hemen elime kitap alıp dakikalarca okumak istiyorum. Her gün, her gün okumak istiyorum. Bir zaman denemiştim bunu. Her gün kitap okuyordum. Hatta bir zaman günde iki kitap okuyordum. Birazcık o kitaptan, birazcık bu kitaptan. Ama öyle sıkıldım ki. Uzunca süre elime kitap almadım. 

     Farkında olmadan çok bunaltmışım kendimi. Her gün en az 50 sayfa okumak istemişimdir her zaman. Bu hedefimi tutturduğum zamanlarım oldu. Ama süreklilik kazandıramadım. Son örnek İçimizdeki Şeytan kitabı. 1 haftada- 1,5 hafta da olabilir- zor bitirdim. Nedense her gün okuyamıyorum. Hiç olmazsa 2 haftada bir kitap bitirmek de bir şeydir değil mi?

kitap okumak

SİZİN LAPTOP’DA DA BÖYLE OLUYOR MU?
     Akşam yemeğinden sonra odama geçiyorum. Önce takip ettiğim Youtube kanallarına bakıyorum. Yeni yayın varsa izliyorum. Mesela iki tane 15 dakikalık video izlediğim zaman laptop hemen uyarı veriyor. Şarj cihazını takın diyor. Bu durumu arkadaşım Yaşar’a söyledim. 

     “Sen devamlı şarj takılı kullansana. Ben işyerinde öyle yapıyorum. Akşama kadar şarj kablosu takılıdır. Akşam giderken çıkarırım” dedi. Bende inadına şarj cihazını takın uyarısı verene kadar takmıyorum. Sanki devamlı şarjda takılı kalması bilgisayara zarar verir gibime geliyor. Peki sizin laptop’da da hemen şarj cihazını takın uyarısı veriyor mu?

İNSTAGRAM HİKAYELERİNDE PROFİL PAYLAŞMACA…
     Dünden beri böyle bir akım başladı. Kim başlattıysa bunu tebrik etmek gerekir. Çok güzel bir düşünce. Sağ olsun birkaç blogger arkadaşım hikayelerinde bana da yer vermişler. Ben bu olayı çok sevdim. Bende takip ettiğim blogger arkadaşlarımın profillerini paylaşacağım. Ortaya güzel bir sinerji çıkıyor. 

     Bu aralar blogger dünyası baya hareketlendi gibi. Böyle küçük küçük şeylerde bloglar arasındaki dostlukları pekiştiriyor. Bu kadar etkinlikten sonra artık bloglardan biri alsın yürüsün. Popüler olsun. “Bizim de popüler olmuş bir blog arkadaşımız var” diyelim. Bir grup var. “Devamlı yeni ne gibi şeyler yapabiliriz?” diye kafa patlatıyorlar. Bu davranışları çok değerli.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/qe6VO_l2260


Yetenek doğuştan mı gelir?


     “Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?” demiş ya bir şiirinde Nazım Hikmet. İşte o soruyu sorduğu Abidin Dino’yu izledim bu akşam. Fransa’da ırkçılığı protesto gösterisinde anlık olarak o ortamı çiziyor. Hem de dakikalar içerisinde. Sanat başka bir şey. “Oradaki duyguyu yansıtmam lazım resme. Resmin güzel olup olmadığı ikinci planda kalır” diyor. 

     Benim de böyle bir yeteneğim olsun isterdim. Kaç defa yazmışımdır yazılarımda bunu. Ressam olmak isterdim. Ya da bir şair. Hep böyle anlarda düşünürüm. “Yetenek doğuştan gelir. Sonradan kazanılmaz” derim. Öteki türlüsü biraz insanın kendini avutması gibi geliyor bana. Bu yazma atölyeleri falan da sanki bu duygularımızı sömürüyorlar gibime geliyor bu yüzden.

Yetenek doğuştan mı gelir?

DÜNYA MENFAATLERİ SİZİN OLSUN BANA HUZURU VERİN…
     Ben asosyal bir insanım. Genelde evde takılmayı severim. Evciyim ben evci. Saatlerce vakit geçirebilirim evde. O kadar yapacak çok şeyim var ki. Gün geldi çalışmaya başladım. İnsanların içine girmeye başladım. İnsanlarla birebir temasta bulunmaya başladım. Ve insanları tanıdıkça gördüm ki bugüne kadar hiç zararda değilmişim. Sadece birkaç dost tanımama vesile oldu bu sosyallik. 

     İnsanların içine girdikçe iki yüzlülüklerini gördüm. Menfaatleri uğruna neler yaptıklarını gördüm. İnsanların bu hırsı da yordu beni. Bağıra bağıra demek istiyorum ki onlara, “Ne kadar hırs ettiniz şeyler varsa- makam/mevki, para- hepsi sizin olsun. Bana sadece huzurumu verin”. İnsanlardan kaçmak istiyorum. Ne halleri varsa görsünler. Ama ne mümkün. Mecburen çıkarları için neler yaptıklarına tanık olmaya devam edeceğim.

HERKES HERKESE BİR ŞEYLER SATMA PEŞİNDE…
     Youtuberlar videolarının arasına reklam alırlar. Reklamını aldıkları ürünlerini bize satma derdindedirler. İnstagram’da takip ettiğin popüler hesaplar hikaye aralarında reklam verirler. Onlar da bize bir şeyler satma derdindedirler. Bir hesap ya da kanal az biraz popüler olmaya görsün. Hemen bize bir şeyler satma derdine düşer. Tüketiciler olarak bir reklam saldırısı altındayız. 

     İnternette adım attığımız her yere reklamlar da peşimizden geliyor. Ortalık reklamlardan geçilmiyor. Reklamların bu kadar gözümüze gözümüze sokulması doğru mu? Bloğuma giren bir kişi aynı benim düşündüğüm gibi bu şekilde düşünmesin diye okuru sıkmayacak şekilde yerleştiriyorum reklamları. Umarım bloğumda reklamlardan rahatsız olanlar yoktur. Okuma keyiflerini bozmuyordur reklamlar.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/Ae2VSuCqK7Y

"Geleceği hayal etme" diyen Nil Karaibrahimgil...


     Hürriyet’te yazıyor Nil Karaibrahimgil. Hayat üzerine yazılar. Onun yazılarını seviyorum. Gerçekten farklı bakış açıları sunuyor insana. Bunu sadece yazmış olmak için yazmıyorum. Gerçekten hayata farklı bakıyor. 

     Mesela bu akşam okuduğum yazısında, “Gelecek üzerine hayaller kurmayalım” demiş. “Gelecek üzerine iyi hisler besleyelim ama hayal kurmayalım”. Anı yaşamak için bu yöntemi kullanıyormuş. 

     Birisi, insanoğlunun doğasında var diyormuş gelecek hakkında planlar kurmak. Bu nedenle anda yaşayamaz insanoğlu diyormuş. İşte o kişinin bu sözüne karşılık bu pratiği yapmamızı öğütlüyor bize.

     Çok ilgi çekici duruyor. Bütün olay sadece bunu yapınca bitecek. Yani bu kadar mı basitti dedirtiyor insana. Ama iş pratiğe gelince orası olmuyor işte. Ama denemeye değer. Bu arada bu dediğini kendi denemiş.

anı yaşamak

OSMAN ASKERE GİTTİ…
     Bizim Osman sadece bizim evde takılmıyor. Karşı komşuya da gidiyor. Orası da ona tavuk eti veriyormuş. “Osman, Osman” diye karşı komşu da öğrendi adını. Biz kapının önüne çıktığımızda, “Osman geldi mi? Osmaannn. Gel sana tavuk eti vereceğim” diyor. 

     Yine bir gün böyle konuşurken, “Bu Osman nerede?” dedi. O an sokaktan geçen komşunun kızı Osman askere gitti” dedi. O söz dönüp duruyor aramızda. “Osman geldi mi?” diye sorunca birbirimize, “Osman askere gitti” diyoruz gülümseyerek. Daha dün akşam kardeşim de, “Osman mahallenin maskotu oldu yahu” dedi.

SADECE GÜZEL HABERLER DİYE HABER BÜLTENİ OLSA…
     Gazetelerde üçüncü sayfa haberleri var. Televizyonlarda da var. Hem de insanı sıkan bir şekilde. O haberleri izleyince insanın hayata güveni kalmıyor. Umutsuzluğa düşüyor. Öyle haberler çıkınca zaplayıp geçiyorum başkasına. 

     İşte bu düşünceden yola çıkarak şunu düşündüm: Üçüncü sayfa haberleri gibi sadece güzel haberler olsa. Umut verici haberler olsa. İnsan izlediği zaman içi umutla dolsa. “Ülkemde böyle güzellikler de var” dese. 

     Belki ana haberin hepsini bu tür haberlerden yapamazsın. Belki de ayrıca bir program olarak yapılabilir. Biraz umutla dolmak isteyen o haberleri izler. Bu rezil haberlere rağmen, kimseye güven kalmamasına rağmen insan yine de böyle güzel haberler duymak istiyor. Biraz olsun umut etmek istiyor insanlar hakkında.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/ktPKyUs3Qjs