En çok hangisini kullanıyorsunuz? İnstagram, Twitter, Facebook - 2020...


     Daha önceki yıllarda da sormuştum bu soruyu. Ama zaman geçiyor. Tercihler değişiyor. O nedenle içinde bulunduğumuz zaman diliminde yine bir nabız yoklamanın zamanıdır diye düşünüyorum. En çok hangi sosyal medya uygulamasını kullanıyorsunuz? Benim birinci sıramda İnstagram var. İkinci sırada Twitter, üçüncü ve son sırada ise Facebook. Peki ya sizin sıralamanız nasıl?

"Bu işi öğrendim ben artık" dediğin anda çuvallamak...


     Hangi konuda olursa olsun, “Tamam, bu işi öğrendim ben artık” dediğim an çuvallıyorum. Mesela, “Müşteri hangi soruyu sorarsa sorsun. Hepsini biliyorum” dedikten hemen sonra gelen çağrıda müşterinin sorduğu bir soru ile apışıp kalıyorum. Kaç kere hayatı da çözdüğümü sanmıştım. Ama bırak çözmeyi cevabın yanından bile geçememiştim.

Kendi hallerinde yazan bloglar gördüm...


     Blogla ilgili Google’da araştırma yaparken daha önce hiç denk gelmediğim bloglara denk geliyorum. Kendi hallerinde yazan. Hiç takipçileri yok. Hiç yorum yapanları yok. O kadar sık da yazı girmemişler. 15 günde bir, ayda bir belki. Demek ki öyle de blog yazılabiliyormuş. Sessiz sedasız. Kendi halinde.

Yağmurlu güne günaydın...


     Yağmurlu güne günaydın. Evet, sabah uyandığımda dışarıda yağmur yağıyordu. Saat 10:37 ve hala yağmur yağmaya devam ediyor. İş arkadaşlarımdan birisi bu hava için, “Tam depresyonluk bir hava” dedi. Ben ise, “Aslında tam uyumalık bir hava” dedim. Yağmuru izlemeyi ve yağmurun sesini dinlemeyi severim. Galiba ben genelde her mevsimi seviyorum. 

     Belki çok klasik olacak ama her mevsim ayrı güzel be. Uyandığımda yağmur yağdığını görünce mutlu oldum. Çünkü evden çıkmayacağım bir gün. Ve bu yağmurun tadını evden çıkaracağım. Yağmuru ne kadar seviyorsam, bir o kadar da dışarıda yağmurun altında olmayı, ıslanmayı ve üzerime su sıçramasını o kadar da sevmiyorum. Yağmurlu güne günaydın diyerek yazımı noktalıyorum.

Yekta Kopan, Geleceğe Dönüş serisini 2000'li yıllarda yeniden seslendirmiş...


     Okan Bayülgen ile Uykusuzlar Kulübü’ne konuk olan Yekta Kopan, Geleceğe Dönüş serisini 2000’li yıllarda tekrar seslendirdiğini söyledi. Üçleme sırasıyla 1985, 1989 ve 1990 yıllarında çekilmişti. Yekta Kopan ise filmde Marty karakterini seslendirmişti. Böylelikle efsane dublajlar arasında yerini almıştı bu seslendirme. Sonradan başkaları tarafından tekrar seslendirilmişti ve resmen efsane berbat edilmişti. Kendisi de para nedeniyle yeniden seslendirildiğini söyledi.

Cüneyt Özdemir'in YouTube kanalının abone sayısı 1 milyon oldu...


     Cüneyt Özdemir’in YouTube  kanalı 1 milyon aboneye ulaştı. 1 milyon aboneye ulaşmakla ilgili Cüneyt Özdemir, “Belki bir YouTube kanalının 1 milyona ulaşması bir şey değil ama bir haber kanalının 1 milyona ulaşması çok şey” dedi. Ayrıca başlangıçta bir telefon ile çekimlere başladığını ve çoğu kişinin kendisine ne işin var YouTube’da dediğini anlattı.

Blogdan para kazanmak için ihtiyaca yönelik yazılar yazmalısın...


     Geçenlerde Nietzsche belgeselini izledim. Ömrünün son iki yılında delirmiş. Ve son iki yılında kız kardeşi bakmış kendisine. Ve o döneme ait bir fotoğrafı yayınladılar. Ve o fotoğrafta gözlerinde deliliği gördüm.

     Uzun yazılar yazmaya başladığımdan beri, yazdığım yazıları sosyal medyada paylaşmıyorum. Her gün, her yerde paylaş paylaş nedense yordu beni. Bunun dışında yazılara resim eklemeyi de bıraktım. Her akşam resim aramaktan, “Acaba bu resimden telif yer miyim?” endişesinden bıktım. Ama buna rağmen ileride yine resim eklemeyi düşünüyorum yazılarıma. Sosyal medyada yazılarımı paylaşma olayını ise uzunca bir süre askıya aldım. Gerçi bende durumlar değişken. Bugün böyle derim yarın yine paylaşmaya başlarım. Ama şu an için kararım bu yönde.

     Ben size ne soracaktım konu nereye geldi? Benim gibi yazılarını sosyal medyada paylaşmayanlara sorum: Sosyal medyada yazılarını paylaşmamak okunma oranlarınızı nasıl etkiliyor? Mesela benim yarı yarıya düştü.

     Bir Blogger arkadaşımla blogdan para kazanma üzerine konuştuk. İhtiyaca yönelik yazılar yazmamız gerektiği konusunda görüş birliğine vardık. İhtiyaca yönelik yazı nedir peki? Mesela o, zamanında Ziraat Bankası atm sorunu yaşamış ve bunu bloğunda yazmıştı. Ve o yazı patladı gitti. 

     Benim de öyle yazılarım var. Mesela A101’den telefon alınır mı yazım. Bu yazım çok okunanlar arasında yer aldı. Bunun gibi yazılar yazmalıyız devamlı. Ama bu iki yazı da bizim başımıza gelmiş olaylar. Ama her zaman başımıza böyle olaylar gelmiyor ki. 

     Onun dışında gündeme yönelik yazılar yazman lazım. Ama gündem yazılarından pastanın en büyüğünü haber siteleri alıyor. Gündemle ilgili yazdığım bir yazı ancak 100 defa okundu bir keresinde. O yüzden blogdan para kazanma hayal. En azından sadece blogda yazı yazarak geçinmek hayal. Ufak tefek paralar kazanabilirsin. 

     Bunun dışında niş blog olursan belki. Yani sade bir konu üzerine yazacaksın devamlı. Mesela sadece İphone telefonlar üzerine bir bloğun olacak. Devamlı onun hakkında yazı gireceksin. O zaman olabilir. Ama benim tutku derecesinde böyle bağlı olduğum bir konu yok. O yüzden blogdan para kazanma gerçekçi değil. Sadece yazacaksın. Yazma ihtiyacını giderebileceğin bir alan. O kadar.

     Hiç dikkatinizi çekti mi? Çoğu ünlünün dişleri bembeyaz. O kadar beyaz ki, sanırsın bunlar hiçbir şey yemiyorlar, hiçbir şey içmiyorlar. Aşırı beyaz olunca da sanki biraz itici gibi geliyor.

     Hıncal Uluç niye siyaset yazmıyor?” diye sorardım eskiden. Devamlı hayata dair yazardı. O dönemlerden sonra biraz biraz yazmaya başladı gerçi. Ama hala yazılarının ağırlığı hayata dair. Bende blog yazmaya başladıktan sonra siyaset üzerine yazdım. Ama sonradan siyaset yazmayı bıraktım. Çünkü siyaset insanları ayrıştırıyor. İnsanların arasına nifak sokmak gibi bir şey siyaset. İşte o zaman anladım Hıncal Uluç’un bazı köşe yazarlarına, “Siyaset yazmayı bırakın. Tonla adam yazıyor zaten. Onun yerine hayatı yazın, güzellikleri yazın” demesinin nedenini.

     Çocuklar Duymasın’ın eski bölümünü izliyorduk A2 ekranlarında. Haluk’un boynu tutulmuştu. İş yerine geldi ve kimse soru sormadan, neden boynunun tutulduğunu, geçmesi için şunu bunu yapsan iyi olur diye bir şeyler denmesini istemediğini ofiste kim varsa söyledi. Bence çok iyi bir fikir. Herkese açıklama yapmaktansa herkese toplu halde bir defa açıklama yapıp kurtulmak.

     Çocukluğumda gezdiğim yerleri bir daha gezsem, devamlı durmadan akan köy çeşmesinden bir daha içsem, yol kenarındaki çalılıklardan yine böğürtlen toplasam çocukluğuma rastlar mıyım oralarda?

     Bir uzun yazı denemesinin daha sonuna geldik. Darısı diğer yazıların başına.