İçimizdeki Şeytan kitap yorumu...


     İçimizdeki Şeytan kitap yorumu ile sizlerleyim. Kitabı sonunda bitirdim. Uzun zamandır Sabahattin Ali’nin okumak istediğim kitaplarından biriydi. Romanımızın kahramanları Macide ve Ömer. Kitabın ilerleyen sayfalarında Bedri’de dahil olacak bu karakterlere.

     Macide, İstanbul’da akrabalarının yanında kalmaktadır. Yaşanan bir tartışmadan sonra artık evde istenmediğini anlar. Bavulunu alıp kimseye haber vermeden evden çıkar. Peki nereye gidecektir?

     Daha kısa süre önce tanıdığı ve hoşlandığı Ömer onun bu şekilde bir karar alacağını tahmin ettiğinden onu beklemiştir. Beraberce Ömer’in kaldığı pansiyona giderler. Şimdi bu iki genç ne yapacaktır? Evlenecekler mi? Nasıl geçinecekler? Peki Bedri romana nasıl dahil olacaktır? Bende bu soruların cevaplarını merak ederek okudum. İçimizdeki Şeytan kitap yorumu bu şekildeydi.

İçimizdeki Şeytan kitap yorumu

ELEKTRİK YOKKEN YAPILACAK ŞEY: KİTAP OKUMAK…
     Saat 10:00 gibi uyandım. Bizimkiler saat 13:00 kadar elektriklerin kesik olacağını söylediler. Kahvaltı yaptım. Sonra öylece kaldım. Elektrikler olmadığı için internet de yok. Telefondan girsem zaten internet paketi bitti bitecek. 

     Fırsat bu fırsat deyip İçimizdeki Şeytan kitabını bitirdim. İnternet her şeyim olmuş. Blog yazılarını okusam internet yok. Youtube kanallarına baksam internet yok. Takip ettiğim köşe yazılarını okusam yine internet yok. E iyi ki kitaplar var.

YENİ HAFTAYA HİÇ MECALİM YOK…
     Yarın yeni bir hafta başlıyor. Yeni hafta demek yine iş demek. Yine koşturmaca demek. Ama şu an kendimi yorgun hissediyorum. Yeni bir haftaya hiç mecalim yok. Bazen şu hayatta çok yorulduğumu hissediyorum. 

     Sanki yaşayabileceğim her şeyi yaşamışım gibi. Sanki bir level daha atlamam lazım. Ruhum huzursuz gibi. Ruhumu huzura erdirecek başka şeyler yapmalıyım. Ama ne?

SAÇMA SALAK RÖPORTAJLAR…
     Bazen haber bültenleri bazen de sosyal medyada rastlarsınız bu tip saçma salak röportajlara. Akılları sıra milletin kültürsüzlüğünü onlarla alay ederek ortaya çıkarırlar. Evet, milletimiz kültürsüz olabilir. Bir çok şeyi bilmiyor olabilir. 

     Hatta bilinmesi gereken en basit şeyleri bile bilemeyebilir. O bizim ülke olarak sorunumuz zaten. Ama bu durum kimseye o insanlarla alay etme hakkı vermez. Biraz insanınıza saygınız olsun. Daha ne diyeyim ben.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/lTzdOz78wW0

Bu hafta herkeste bir yaz özlemi...


     Bilmem siz de fark ettiniz mi? İnstagram’da takip ettiğim ünlüler de olsun arkadaş çevremde olsun yaz ne zaman gelecek paylaşımları vardı. Fotoğraf olarak da yazdan kalma bir kare yer alıyordu. Bu hafta yaza özlem duyma haftası mı neydi?

ÇOK FAZLA ŞEKİLCİYİZ…
     Yeni seçilen belediye başkanı odasının kapısını sökmüş. Seçimlerde bunu vaat etmiş. Halk ile iç içe olman için, onların sorunlarını bire bir dinlemen için odanın kapısını söktürmene gerek yoktu ki. Önemli olan bakış açısı. Önemli olan zihinlerde vatandaşa kapıyı açık tutmak. Millet olarak bizim eksiğimiz bu zaten. Çok fazla şekilciyiz. Ve şekle çok önem veriyoruz. Böyle yapınca da işin özünü kaçırıyoruz. Önemli olan pratikte de bunu yapabilmen. Şu şekilciliği bırakıp davranışları esas aldığımız gün çokça yol almış olacağız.

yaz ayına özlem

PATATES KIZARTMASI VE SALATA…
En güzel ikililerden biri. Akşam menüsünde patates kızartması ve salata vardı. Ve tabi yanına da çay. Çok iyi gitti. Yanındaki ekmek taze olunca da.

GÜNE DÜĞÜNLE UYANMAK…
     Komşunun kızı kocaya kaçmış. Hem de yan komşumuzun. Bugün düğün sesiyle uyandım. O kızcağızın düğünü yapılıyormuş. Hem de bizin evin önünde. Sanki evin içinde oluyordu düğün. 11 gibi düğüne mi başlanır be mübarek insanlar? Bir cumartesim vardı oda gitti dedim. Neyse ki 16:00 gibi bitti. Rüyamda da düğünlü bir şeyler gördüm. Tabi yanında bangır bangır düğün olunca. Ama ne gördüğümü hatırlamıyorum.

TİGRİS SORMUŞ: “NEDEN?” DİYE?
     Size de oluyor mu? Ben hep eskileri özlüyorum. Mesela üniversitede lise yıllarını. Lisede ortaokul yıllarını. Ya da iki sene öncesini. Her geçen seneye özlem duyar oldum. Peki sizce niye böyle? Tigris işte bunu sormuş yazısında. Yazısını şuradan okuyabilirsiniz.

TWİTTER’DA SİYASİ TARTIŞMAYA GİRMEK…
     Geçen gün arkadaşlardan biri tartışmış biriyle Twitter’da. Bu seçimler, sayımlarla ilgili. “Ya boşver hiç girmeseydin” dedim. “Aslında ben de girmezdim de yazdım bir kere” dedi. Sayfalarca yazışmışlar. Gösterdi bana. Böyle tartışmaların sonu bir yere bağlanmaz. Herkes kinini nefretini kusmakla kalır sadece. O yüzden bu tür tartışmalara girmemek en iyisi.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/beach-blue-blur-close-up-346700/


İphone 6s şarj kablosunu ne kadara aldım?


     Bu nisan ayı itibariyle İphone 6s kullanmaya başlayalı tam 2 yıl oldu. Taksitleri bu ay bitti de o yüzden bu kadar emin konuşuyorum. Ama şarj kablosunun hali berbattı. İki ucundan da kopmaya başlamıştı. 

     İşyerindeyken baktım daha da gidecek bari bantlayayım dedim. Sordum soruşturdum. Kimseciklerde normal bant yok. Elime nerden geçtiyse yara bandı vardı. Evet, tahmin ettiğiniz şeyi yaptım. “Sen Türk’sün. Yoklukta her şeyi yaparsın” deyip kendime gaz verdim. Ve o kopmaya yüz tutan yeri yara bandı ile yapıştırdım. 

     Şarj kablosuna acil müdahale gibi bir şey oldu. Ama baktım ki bu acil müdahale de bir yere kadar. Kablo koptu kopacak. Düşünsenize bir an şarj kablosunun koptuğunu. O an nerden bulup buluşturacaksın da şarj edeceksin. Öteden beriden alsan nereye kadar. “Artık yeni bir şarj kablosu alma zamanı geldi” dedim. Etrafımda iphone kullananlardan akıl almam lazımdı. Bizim işyerindeki Mustafa’ya danıştım. 

İphone 6s şarj kablosu

     “Kankim 20 liraya da var 80 liraya da. Ama önemli olan telefona zarar vermemesi. Bir arkadaşım 20 liraya almış mesela. Telefon şarj ederken mesaj yazmak istemiş. O telefonda A’ya basmış. Telefon B’ye. Böyle böyle telefonu bozuyor. 

     Madem İphone aldın. Paraya kıy. Orijinal bir şarj kablosu al” dedi. Hemen orada bana Apple’ın orijinal sitesini gösterdi. Ama bir türlü aradığımızı bulamadık. Evde müsait olduğumda baktım siteye. Yine bulamadım. Şarj kablolarının olduğu bölümdeki numarayı aradım.

     Bir bayan çıktı. Dedim böyle böyle. O kadar rahat konuşuyordu ki müşteri temsilcisi. “Evet, Cem bey bende de kopmuştu” falan. Hemen bana seçenekleri sundu. Bir markanın ismini söyledi ama hatırlamıyorum. “Yok yok. Orijinal olsun” dedim. 

     1 metre kablo 150 lira. 2 metre kablo 220 mi 250 lira mı ne dedi. “Yok kalsın” dedim. 2 metrelik kabloyu ben ne yapacağım ya. Ama 1 metrede çok az. 2 metre iyi olurdu aslında ama parası çok. “Ben bir düşüneyim” dedim. 

     Görüşme sonunda bana mail attı. Hemen sipariş verebilmem için. Kendi ismini ve telefonunu da attı. İstediğimde tekrar aramam için. Apple ya. Adamlar kalite. 

     Sadece sitelerinde dediğim gibi kendi telefonumun yani İphone 6s’in şarj kablosunu bulamadım. Bunu düzeltmeleri lazım. Siparişi Çarşamba verdim. Perşembe elimdeydi. Ödemeyi kredi kartına tek çekim yaptık.

Foto kaynak:https://unsplash.com/photos/gcEigCPu3Ys

Efsunvari blog 1 yaşında...


     Sevgili Efsunvari blog 1 yaşını tamamlamış. Kendisini çoğunuzun tanıdığını düşünüyorum. Eğer kendisinden hiç haberiniz yok ise şuradan bloğuna bir göz atabilirsiniz. 

     Bloğunda bununla ilgili yazısını görünce çok mutlu oldum. Kendisi buralarda olmayı hak eden bir Blogger. Kalemi kuvvetlidir. İyi yazar. Haftada en azından bir defa yazı girer. Bazı zaman bir hafta hiç yazı girmez. Bir girdi mi de 4-5 yazı birden girer. 

     Ayda yılda bir güncellenen bir blog değil yani. Gönül rahatlığıyla takip edebilirsiniz. Belli bir zaman aralığında da olsa bir blog güncellenmeli. 

     Eğer ne zaman güncelleneceği belli değilse takip etmek gelmiyor içimden. Gerçi takip ediyorum. Ama devamlı takip ettiğim blog okuma listeme almıyorum. Bu konuyla ilgili bir yazı yazmıştım. Onu da okumak isterseniz buradan okuyabilirsiniz. 

     Efsunvari ile daha yıllar boyu omuz omuza bu blog aleminde yol alacağımızı düşünüyorum. Çünkü o yazmayı seviyor. Yazmayı seven biri bloğu bırakmaz. Ancak çok istisnai bir durum olursa bırakır. Tabi ki böyle bir şey olmasın. 

     Blog dostluğumuz yıllarca devam etsin. Nice yıllara Efsunvari blog. İyi ki blog dünyasına adımını attın. O arkadaşına tekrar teşekkür et bence. Hani sana, “Gel blog açalım” diyen.

kişisel blog

İLK DEFA BİR KARA DELİĞİN FOTOĞRAFI MI PAYLAŞILACAK?
     Bu bilgiyi Barış Özcan abimden öğrendim. Kendisi normalde her pazar yeni video yayınlar. Ama ara ara perşembe günleri de duruma göre video atar. Bu sefer perşembeyi beklemeden çarşamba gününden paylaşmış. İçi içine sığmamıştır. 

     Uzay severler olarak bu tip haberler bizim için çok önemlidir. Kara delikler benim çok merak ettiğim bir konu. İçinde ne var sorusu mesela aklımı kurcalar durur. Bunu bilim hala bulamadı. Ama çalışmalar devam ediyor. 

     Barış Özcan’ın videosundan öğrendiğim bir başka bilgi de şu ana kadar gördüğümüz kara delik fotoğrafları gerçek değilmiş. Teoriden yola çıkılarak yapılan simülasyonlarmış. İşte gelecek hafta 10 Nisan’da gerçek bir kara delik fotoğrafının dünya ile paylaşılacağını düşünüyor Barış Abi. Bu çok heyecan verici. O günü şimdiden iple çekmeye başladım.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blank-business-close-up-composition-261571/

Yazar olmak için yazar gibi davranmak mı gerekir?


     Kişisel gelişim ile ya bir kitapta okudum ya da bir yazıda. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum şimdi. “Hangi mesleği yapmak istiyorsun o meslek gibi giyin. Ve öyle davran” diyordu. 

     Şimdi ben yazar olmak istiyorum. O zaman bir fular takmam lazım mı? ya da elimde her zaman küçük bir not defteri ve kalem. “Bu kesin bloğa yazılır“ dediğim konuyu hemen not almam mı gerekir?

     Çevremdeki herkesin beni yazar heveslisi olarak bilmesi mi gerekir? Herkeste böyle bir imaj oluşturmam mı gerekir? Önce yazar havasına bürünmen gerekir diyor yani kişisel gelişimci. Bunu önce de dış görünüşün ve davranışların ile ortaya koyacaksın diyor. Peki siz ne diyorsunuz bu konuda? Yoksa saçmalık mı, boş muhabbet mi?

yazar olmak için ne yapmak gerekir?

ÇAYKOLİK BLOGGER DOSTUM: TERS PABUÇLAR
     Geçen günlerde bir yazımda bir günde ne kadar çay içtiğime dair bir yazı yazmıştım. İsterseniz o yazıya buradan bir bakın. 

     İşte o yazıya sevgili Ters Pabuçlar yorum yapmış. “Senin günlük içtiğin çayı ben sabah kahvaltısında içiyorum” demiş. Bunu duyduğuma çok sevindim. Ben her zaman yazmışımdır blogda. Ben çaycıyım. Çayı seven insanlara karşı da ayrı bir sempatim oluyor. 

     Çay demek, sohbet demek. Çay demek, iki belin lafını kırmak demek. O yazıda dişlerimin sarardığından da bahsetmiştim. Kendisi bana o konuda bir öneri de bulunmuş. 

     “Fırçaya diş macununu koyduktan sonra karbonata batır ve öyle fırçala. 15 güne kalmaz sarı leke falan kalmaz. Bir daha da sarı leke olmaz” demiş. Öneri ve yorum için teşekkürler Ters Pabuçlar.

PUCCA SEO’YA DİKKAT EDİP DE Mİ MEŞHUR OLDU?
     Pucca diye bir Blogger var. Belki de artık vardı dememiz lazım. Artık bloğunda yazmıyor. Bloğu meşhur olduktan sonra önce kitabı çıktı. Sonra da Hürriyet’te yazmaya başladı. Belki de önce Hürriyet’te yazmaya başladı sonra kitabı çıktı. Neyse işte. Sıralamayı bilmiyorum. 

     Son olarak Hürriyet’ten de ayrıldı. Şimdi bildiğim kadarıyla boşta. Peki Pucca blogda yazılarını yazarken seo’ya dikkat edip de mi yazdı? Ben yazılarını okudum. Çoğunluğu hiç seo uyumlu değil. Seoya uyumlu olanlar var. Ama onlar için de özellikle seo’ya uygun olsun diye yazdığını düşünmüyorum. Normal yazdığı konu sadece seoya uygun düşmüş o kadar. Sizde birkaç yazısını okuyun bakalım. Siz ne diyeceksiniz?

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/9C-lLIVLM4o

Blog listemde kim varsa okudum...


     Uzun zamandır blog listemdeki kişileri baştan aşağıya okuyamıyordum. Yorum bırakanlara dönüş yapmaya çalışıyordum. İşe öğlen gideceğim için boş vakit bulmuşken listede kim var kim yoksa okuyayım dedim. 

     Deep, Defterlerden serisinin 7’incisini yazmış. Seviyorum Deep’in bu serisini. Yine Bir Gün Biz Böyle bloğunun sahibi Özlem ise, hayatı kaçırıyormuşluk hissi başlıklı bi yazı yazarak kendine ait bir iç sorusunu yazmış. 

     Rehitu abim, Bir Diktatörün Sonu diyerek Çavuşesku’dan bahsetmiş. Videosu bol bir yazı olmuş. Ama videolar kısacık. Zaman almıyor yani. Beyda’nın Kitaplığı’nda Bugünün Notu, Gözlük Meselesi’ni yazmış. Yaşadıklarını yazıya dökmüş. 

     Arif Öztürk hocam, bunca zaman blogda neden aktif olmadığını yazmış. Efsunvari blogda 1 yılını kutluyor. Nice senelere. Deli Kızın Bohçası, Das Parfum-Bir Katilin Hikayesi adlı kitap hakkında yazmış.

     Pınar’ın Günlüğü, Pazar sohbetleri serisine devam etmiş. Oda güzel yazıyor bak. Mavi Anne ise Netflix’te izlenecek diziler hakkında yazmış. Şimdilik bu kadar yeter. Daha sonra devam ederiz.

blog okumak

EVDE KİLİTLİ KALDIM…
     Osman dışarı çıkmak istedi. Osman, benim kedim olur kendisi. Kapıyı açmaya çalışıyorum açılmıyor. Anahtar ne sağa ne sola dönüyor. Kız kardeşimi aradım. Anahtara yağ dök birde öyle dene dedi. Yok yine açılmadı. Bu sefer komşulardan birini aramış. Hanım Abla geldi. 

     Demir kapının kolunu çekmek için olan küçük aralığından anahtarı ona attım. Oda kapıyı açtı sağ olsun. Nasıl bir kapıdır anlayamadım. Dışardan açılıyor, içerden açılmıyor. 

     Haa şunu da unutmadan yazayım. Ben kapıyı açmaya uğraşırken bir yandan Osman’da bana yardım ediyordu. Oda bir şekilde kapıyı açmaya çalışıyordu. Patisini anahtarlığa uzatıyor. Yere uzanıp kapının en altından açmaya çalışıyor. Kendi çapında çeşitli atraksiyonlar denedi kendisi. Osman’la güçlerimizi birleştirdik yani. Kapıyı açamasak da beraber çalışmamız çok güzel bir duyguydu.

İLK DEFA ÇİLİNGİR ÇAĞIRACAKTIM…
     Aslında kapının anahtarlık bölümü daha yeni değişmişti. Niye böyle tutukluk yaptı anlamadım. Olmadı yeniden değiştireceğiz o anahtarlık kısmını. Eğer Hanım Abla da kapıyı açamasaydı ömrü hayatımda ilk defa çilingir çağıracaktım. Zaten öğlen işe gideceğim. İyi öyle bir şey olmadı. Birde onunla uğraş dur olacaktı.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/wood-woman-iphone-desk-92331/

2019 yerel seçim değerlendirmesi...


     Seçim yayınının büyük kısmını Cüneyt Özdemir’in Youtube kanalından takip ettim. İyi bir performans sergiledi. Özellikle Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu arasındaki değişen oy oranlarını anlatırken ki heyecanı görülmeye değerdi. Sanki maç anlatıyor gibiydi. O arada kanallara baktım. İstanbul başa baş olmuş hala boş muhabbet peşindeydiler. İmamoğlu’nun ilk yaptığı açıklamayı yayınlamadılar. Gerçekten çok yazık.

EKREM İMAMOĞLU HAKKINDA…
     Kendisinden bu kadar büyük bir başarı beklemiyordum. Her şeye rağmen birkaç puan önde olarak Binali Yıldırım seçimi alır diyordum. Ama hiç de öyle olmadı. 

     08:19 itibariyle görünen Yıldırım’ın 0,5 puan ile önde olduğu. Ama sandıkların %98,5 açıldığı gözüküyor. Bu sayı dün akşamdan beri %100 olmadı. Her iki taraf da seçimi kendilerinin kazandıklarını iddia ediyor. Son söz Yüksek Seçim Kurulu’nda olacak.

     Aday gösterildiğinde kendisini tanımıyordum. Dün akşam yorum yapan gazetecilerden biri de, “Bu kadar siyaseti takip ederim ben de ilk defa duydum adını” dedi. Ama yaptığı seçim kampanyasıyla herkese kendini tanıttı. Pozitif bir kampanya yaptı. Bunun karşılığını belki de başkan olarak alacak. Daha hiçbir şey belli değil.

2019 İstanbul yerel seçimleri

ANKARA ÜZERİNE NOTLAR…
     Mehmet Özhaseki de İmamoğlu gibi pozitif bir kampanya yapsaydı belki de şu anda başkan kendisi seçilecekti. Son seçimlerde ucu ucuna kaybetmişti Mansur Yavaş. Belli ki Ankara’lılar seviyordu Yavaş’ı. 

     Böyle birinin üzerine yolsuzluk gibi bir kampanyayla gidilince oyları daha da perçinlenmiş oldu. 5 yıl geç de olsa Mansur Yavaş başkanlık koltuğuna oturmuş oldu.

İZMİR ÜZERİNE NOTLAR…
     İzmir’de sürpriz olmadı. CHP adayı Tunç Soyer açık ara farkla kazandı. Nihat Zeybekçi çok olumlu bir kampanya yürüttü. Ama yine olmadı. Olacağa da benzemiyor. 

     İzmir’liler sadece seçim döneminde gösterilen bu pozitif yaklaşımın genelde de devam etmesini kendilerine ölçü kabul ediyorlar anlaşılan. O nedenle daha yıllar yıllar boyu AKP’nin orada kazanması zor gözüküyor.


SEÇİMİ BEN NASIL GEÇİRDİM?

     2019 yerel seçimleri bitti. Her zamanki gibi Çok Programlı Lisede oyumu kullandım. Diğer seçimlere göre lise daha kalabalıktı. Muhtarlar da ordaydı. 

     Oy atmaya gelenlere kendilerini gösteriyorlar. Kabine girmeden önce son propagandalarını yapıyorlardı. 

     Oy kullanmak için sıra beklerken bir ara koridorda tartışma çıktı. “Aha şimdi millet birbirine girecek” dedim. Neyse ki ağız dalaşı ile bitti tartışma. 

     Bu hafta yine gece vardiyasındayım. Zorlu bir haftanın daha başlangıcındayım. Bu arada 1 nisan. Yeni bir aya girdik. Sağ olana her gün geliyor be. 

     Bu akşam evde yalnızdım. Önce televizyondan takip ettim seçim sonuçlarını. Sonra Cüneyt Özdemir’in Youtube kanalına geçtim. Sözde bu akşam İçimdeki Şeytan kitabını okumaya devam ettim. Seçim yayınını takip ederken oda arada kaynamış oldu.    

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/u_UMK6D-1i0