Turkcell'den yine duygusal bir reklam...

Turkcell, ne harika bir reklam yapmış öyle. Reklamda, gözleri görmeyen bir kızımız var. Bu kızımız, annesinin yaklaşan doğum günü için, ona bir hediye hazırlıyor. Ona farkettirmeden fotoğrafını çekiyor telefonla. Sonra onun bilgisayardan çıktısını alıyor. Annesinin resmini yapacak. Arkasından yaklaşıp, annesinin gözlerini kapatıp, “Ben kimim?” diye soruyor. Annesi, oyun yaptığını sanıyor ve “Elif” diyor. Ama o Elif, oyun manasıyla, annesinin yüz hatlarını inceliyor. Sonra saçlarına dokunuyor bir aralık. “Anne, sen saçlarını mı kestirdin?” diyor. Yine bu manayla, annesinin saçlarının boyunu öğreniyor. Ve o kızcağız görmeden, annesinin portresini yapıyor. Annesi, hediyesini bir açıp, bakıyor ki, kendi resmi. Hem de kendisine baya da benziyor. Resmin altına da, “Anneme” yazmış.

Turkcell

                                                   TEKNOLOJİ SINIFLARI PROJESİ
     Turkcell, engelsiz eğitim projesi kapsamında,  80 okula, böyle Elif gibi gözleri görmeyen çocuklarımız için, teknoloji sınıfları kurmuş. Turkcell’e, böyle bir sosyal sorumluluk projesinin içinde yer aldığı için, ne kadar teşekkür etsek azdır. Dilerim bu tür sınıflar, daha da çoğalır. Her çocuğumuz, bu imkanlardan faydalanır. Bu reklamı her izlediğimde duygulanıyorum. Belki reklamı izlemeyenler vardır. Reklama buradan bakabilirsiniz.  Ben reklamda oynayan kıza bayıldım. O kadar hayat dolu ki. Ama reklamın son sahnesi biraz eksik olmuş gibi. Anne resme bakıyor. Ve doğal olarak öylece bakakalıyor. Ve Elif, “İyi ki doğdun annecim” diyor. Anne şöyle bir duraksıyor, “Sende iyi ki doğdun kızım” diyor.
                                                       DAHA SAMİMİ OLABİLİRDİ
     Bu diyalog olurken anne-kız ayrı koltuklarda oturuyorlar. Annenin hani, “Sende iyi ki doğdun” dediğini an var ya. İşte bence orda, anne kızın yanına gitse ve kızına sımsıkı sarılsa ve gözlerinden birkaç damla yaş dökülürken tam bu sırada, “Sende iyi ki doğdun kızım” dese, daha bir güzel olur gibime geldi. Ya tabi, bu haliyle de güzel de. Dediğim gibi olsa, daha da bir içten olurdu sanki. Turkcell bu tür sosyal sorumluluk içeren projelerde yer alıyor. Ve bu yer aldığı projeleri o kadar güzel reklamlaştırıyor ki. Daha bunun gibi birkaç reklamını daha hatırlıyorum Turkcell’in. Şu bir gerçek ki, Turkcell bu reklam konusunda iyi bir ekiple çalışıyor.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/VZnmCtD5KdI
     

Kim Milyoner Olmak İster'in yeni sunucusu kim oldu?

     Kim Milyoner Olmak İster’de  Selçuk Yöntem, sunuculuğu bırakıyormuş. Onun yerine Murat Yıldırım gelecekmiş. Bence, hiç mi hiç doğru bir seçim değil. O koltuğa Kenan Işık’tan sonra Selçuk Yöntem oturdu. Kenan Işık ve Selçuk Yöntem’in ortak noktaları ne peki? İkisi de mesleklerinde belli bir yere gelmişler. Hem de yaşlarını başlarını almışlar. Bu tip bir bilgi yarışmasını sunacak kişinin, bu saydığım özelliklere sahip olması gerekir. Peki Murat Yıldırım’da bunlar var mı? Bakın şunu açık açık söyleyeyim: Ben Murat Yıldırım’ı beğenmiyorum. Adamı nedense antipatik buluyorum. Ama buna rağmen tarafsız olarak değerlendiriyorum. Buna emin olun. Haa, ben böyle yazdım. Adam çok da başarılı olur, orası ayrı. Ama bana göre, o yarışmaya sunucu olarak, Murat Yıldırım olmaz be. 

selçuk yöntem, murat yıldırım, kim milyoner olmak ister, güncel

                                                                NEDEN BIRAKMIŞ?
     Ulan, daha bu konu hakkında geçen günlerde yazmıştım. Ama yine yazıyorum. Neden bahsediyorum ben? Az önce size verdiğim haberden. Kim Milyoner Olmak İster’de Selçuk Yöntem sunuculuğu bırakıp, yerine Murat Yıldırım geçecekmiş. Peki, Selçuk Yöntem programı neden bırakıyor abi? Haberde bu geçmiyor ya. Bu nasıl saçma bir haber yazmaktır ya. Ne olmuş? Programı sunmaktan mı sıkılmış? Yoksa program nedeniyle dizi, film veya tiyatroya vakit mi ayıramıyormuş? Yok , yok. Haberi başından sonuna kadar okudum, yok. Neden bıraktığını yazmayı akıl etmezler ama. Hemen Murat Yıldırım kimdir diye, hemen haber yapmayı bilirler.
                                                               NEDEN SUNUCULUK?
     Ulan, şu dünyada her şey menfaate dayanıyor be. Ya tamam anladık. Adamın neden bıraktığını yazmadınız. Ulan Murat Yıldırım kimdir diye haber yapmak ne la. Murat Yıldırım’ı tanımayan mı var la. En son Kocan Kadar Konuş serisinde oynadı. Film, ses getiren bir filmde oldu üstelik. Sinema dünyasına en ufak ilgisi olan bilir, bu adamın kim olduğunu. Onu bırak. Adam kaç tane dizide oynadı. Olmadı bu dizilerden bilirler, tanırlar. Programı sunmaya başladıktan sonra, izleyeceğiz bakalım. Bu programa bir iki beden küçük gibi. Selçuk Yöntem için dedik de, belki film, dizi ya da tiyatroya zaman bulamıyor da, o yüzden bırakmıştır diye. Asıl Murat Yıldırım’ın bu bakımdan en verimli çağı. Dizi çekecek, film çekecek. Tam böyle bir dönemde, neden kariyerinde böyle bir yarışma programı sunmayı kabul etti? Bana pek mantıklı gelmedi. Ama bu konuyla ilgili bir açıklama yapacaktır herhalde. 

Türkiye'nin yeni Zeki ile Metin'i...

     Haber kanallarını izleyenler varsa farkındalardır. Trt Haber ile Trt Türk, ortak yayın yapıyor. Şimdi Trt izliyorum diye de kimse beni, “Yandaş” diye yaftalamasın. Ben yandaş olsun olmasın, tüm haber kanallarını takip etmeye çalışırım. Ntv’den, Cnn Türk’e, Habertürk’ten, Trt Haber’e kadar. Ama Trt Türk’ün yeri bir başkaydı. Hep kültürel programlar yapardı. Televizyonda bir şey bulamadığımda, açtığım kanallardan biri olurdu Trt Türk. Bir kültür kanalıydı. Kitap üzerine, sinema üzerine. Bu nedenle devamlı takip ettiğim kanallar arasındaydı. Ama ne olduysa oldu, Trt Haber ile Trt Türk, ortak yayın yapmaya başladılar. Hadi 15 Temmuz sürecinde anladık. O hayat memat meselesiydi, bu ülke için. Zaten o zamanlar bu darbe girişiminin dışında haber yoktu. Yani, iki kanalın da ortak yayın yapması normaldi. Ama şükür, o günleri atlattık. Her şey düzene girdi. Ama hala bu iki kanal, niye ortak yayın yapıyorlar? Trt Türk, bir kültür kanalıydı. Niye yeniden eskisi gibi sadece kültürel yayınlar yapmaya başlamadı? Öncelikle bu konunun bir aydınlatılması lazım. Bilmiyorum, benim gibi bu soruyu daha önce soran oldu mu? “İşte şu şu nedenlerle, hala Trt Haber ile Trt Türk, ortak yayın yapmaktadır” diye gerekçesini açıklamalı Trt.  

trt türk, trt haber, çalgı çengi ikimiz, murat cemşir, ahmet kural, güncel

                                                              GİŞEYE ZİRVEDEN GİRİŞ
     Çalgı Çengi ikimiz filmi, geçen Cuma 6 Ocak’ta, vizyona girdi. İlk hafta gişede ne yapacağını merak ediyordum. Bugün rakamlara baktım. Bence çok iyi başlangıç, ilk üç gün için. Toplamda 607.133 kişi tarafından izlenilmiş. Ahmet Kural ve Murat Cemşir’i severim. Ama filmlerini sevdiğimi pek söyleyemeyeceğim. Düğün Dernek’e yarım saat baktım, sonra kapattım. Onların komedi üslubu beni sarmadı. Ama nedense onlara karşı bir sempatim var. Başarılı olsunlar istiyorum. Ya ne bileyim. O kadar meşhur oldular. Ama hiç gurur yapmadılar. Hep oldukları gibi kaldılar. Samimiler. Bu yanlarını korumaları hoşuma gidiyor. Geçen Tv8’de yılbaşı özel programını sundular. Hiç, “Biz olduk” tavırları yoktu. Oldukları gibiydiler. Bunu daha önce yazmıştım herhalde. Murat Cemşir ile Ahmet Kural’ı ben, yeni Zeki-Metin olarak görüyorum. Onlardan sonra ilk defa böyle bir ikili ortaya çıktı. Çok iyi başlangıç yaptılar gişeye. Gişede yine iyi iş yapacaklar gibi duruyorlar.

Onedio testleri bir harika dostum...

     Şu son zamanlarda, popüler olan şeylerden biri de,  Amerikan dublaj denilen olay. İlk gördüğümde, eğlenceli bir şey herhalde deyip, birini açtım videonun. Keşke açmaz olaydım.  Ben, Çiçek Abbas’ın o müthiş atışma sahnesini izledim. Yine Türkçe konuşuyorlar. Ama Amerika’lının konuşacağı tarzda. Tek kelime ile çok kötü, çok kötü. 15-20 saniye baktıktan sonra, hemen kapattım. Bir daha ne açarım, ne de kimseye öneririm. Amerikan dublaj dendiğinde, benim aklıma şöyle bir şey gelmişti: Çiçek Abbas’taki o sahnede, Amerikan filmlerinden alınmış replikleri konuşturacaklar zannettim adamlara. “Nasıl yani?” diyecek olursanız. Mesela Yüzüklerin Efendisi’nden iki karakterin konuşması alınıp, o sahneye eklenebilirdi. Bir zamanlar Beyaz Show’da yapılıyordu bu. Hem de baya iyi yapılıyordu. Gerçi Beyaz’ın ekibi yapmıyordu o işi. İnternette meşhur olmuş bir gruptan alıyordu Beyaz’da. Ama onların kim olduğunu da belirtiyordu. Beyaz’daki sistem farklıydı. Mesela eski popüler olan Amerikan dizilerine yapıyorlardı. Bir tanesi hala aklımdadır. Diziyi tam olarak hatırlamıyorum. Bir baba-oğul konuşuyor. Baba diyor ki, “Cumaya gideceğim. Oradan eve geçeceğim. Teyzenler gelmiş. Sen dükkanda kal” diyordu. Daha bunun gibi bir sürü harika dublajlar. Onları çok sevmiştim. Ama şimdiki Amerikan dublajı, beni sarmadı beyler bayanlar. 

onedio, amerikan dublaj, güncel

                                                        KİTAP YAZSAM KAÇ SATARDI?
     Onedio internet sitesini biliyor musunuz? Bir ara internette, oraya buraya sörf yaparken karşıma çıktı. Çok güzel testleri var. Siteye bir girdim. Dakikalarca çıkamadım . O testten, o teste geçtim. Blogger olduğumuz için, edebiyat testleri daha çok dikkatimi çekti tabi. Bir tane test vardı. “Yazar olsan, kitabın kaç satardı?” diye. Hemen yaptım testi. Sonuç ne çıktı dersiniz? 73.000 satış yaparmış bir kitap yazsam. Testin değerlendirme bölümünde de, 73.000 rakamı, iyi olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu sayıda satış yapmış olmak, kemik kitlem olduğunu gösterirmiş. Ve kemik kitle oluşturmak, bir yazar için çok önemliymiş. Kitap yazmaktan kasıt, roman ya da hikaye yazmaksa, bu benim için olmayacak bir şey. Benim roman ya da hikaye yazmak gibi bir yeteneğim yok. Ama başka tarzda araştırma gibi kitap yazabilirim bak. Ama şu an için öyle bir planım yok. Şimdilik blog yazmak yetiyor bana. 

Televizyon gören masum köylü...

     İlk televizyonunuzu hatırlıyor musunuz? Bizimkisi, 35 ekran kadar bir şeydi. Dışı beyazdı. Sağa tarafında üst bölümünde hoparlör, hemen onun altında da düğmeler vardı. Hele bir tane düğmesi vardı, kocaman. Peki, televizyonla ilk karşılaşanların tepkileri nasıl olmuştur acaba? Hep bunu merak etmişimdir. Ne de olsa, biz televizyonun içine doğduk. Ama ya televizyonu ömründe ilk defa görenler. Onlar nasıl tepki verdiler? Bir tane Laz, televizyon bakıyormuş. Bakmış televizyondakiler ateş ediyor. Oda, “Herhalde bunlar beni de vuracak deyip, çekmiş silahı televizyona ateş etmiş. Alın başka bir, ilk televizyon tecrübesi daha. Yaşlı bir teyze banyo yapacakmış. Herhalde kızı yaptıracak. Orayı tam hatırlamıyorum. O arada televizyon açık ve bir film oynuyor. Yaşlı teyzem, filmdeki adamları görünce, “Bu adamlar varken soyunmam. Beni görürler, ayıp” demiş. İşte, televizyonla ilgili ilk deneyimlerimiz böyle. Bizim köyde televizyonu, köyün en zenginlerinden biri almış. Her akşam millet, o eve, televizyon izlemeye gidermiş. Sonradan yavaş yavaş herkesin televizyonu olmaya başlamış. Birde şimdiyi düşünsenize. Şimdi bırak bir taneyi, evlerde iki tane televizyon var. Bak şimdi, çok ünlü bir televizyon esprisini unutuyordum. Hani şu Cem Yılmaz’ın, “Peki Zeki Müren’de bizi görecek mi?” repliği. Muhakkak, o zamanın insanları bunu da sormuşlardır. Zaten Yılmaz Erdoğan’ın her zaman verdiği öğüt değil midir? “Gerçek hayatı yazın” diye. Muhakkak oda böyle bir şeyi yaşamıştır ya da büyüklerinden duymuştur. O yüzden filminde bu repliğe yer vermiştir.

televizyon, diziler, güncel

                                                     DİZİNİN SUYUNU ÇIKARMAK
     Dizileri devam ettirmek için senaryoları, saçmalaştırdıkça saçmalaştırıyorlar.  Ya artık her şey bitmiş, dizide anlatılacak bir şey kalmamış. Artık final yap, bitir değil mi? Ama o yok. Bir kere o dizi tuttu ya. Onu devam ettirebildikleri kadar devam ettirecekler. Yani millet olarak, her şeyde yaptığımız gibi bu dizi sektöründe de, işin suyunu çıkartmadan bırakmıyoruz. Sonra ne oluyor caaanım dizi. Hikaye saçmalaştığı için, reytingler düşüyor ve final yapıyor. İlk başladığı dönemde reytingleri alt-üst eden dizi, bir anda yayından kaldırılıyor. Yahu o dizinin böyle içler acısı bir sonuna, yönetmeni, yapımcısı, oyucuları nasıl katlanıyor? “Lan bi zamanlar, her bölümümüz olay olurdu. Şimdi bir anda yayından kalktık” demez mi? İnsana bu durum koymaz mı? Millet olarak şu her şeyin suyunu çıkarma huyumuzdan bir vazgeçsek, dizileri ağız tadında bitirebilsek. 

Sneijder'in annesine insafsız eleştiri...

     Sneijder’in annesi açıklama yapmış. Son bu Reina saldırısından sonra, artık oğlunun İstanbul’da kalmaması gerektiğini ve futbol hayatına başka bir yerde devam ettirmesi gerektiğini söylemiş.  Sözde muhafazakar olan bir gazete ise, bu açıklama için şöyle bir başlık atmış: “Sneijder’in annesi saçmaladı” diye. Kadın niye saçmalamış olsun. Kadın bir anne olarak, telaş etmiş. Hem de o gece, Sneijder ve eşinin orada olma gibi bir durumları da varmış. Sonradan başka yerde yeni yıla girmeye karar vermişler. Kadının duyduğu telaş senin, benim, hepimizin annesinin duyabileceği gibi bir endişe. Birde duruma tersten bakalım. Ya yurt dışında bir futbolcumuz olsaydı. Ve bu patlama orada olsaydı. Ve o futbolcumuzun annesi de, “Oğlumun artık orda kalmasını istemiyorum. Onun için korkuyorum. Ülkesine dönsün istiyorum” deseydi. Yine aynı gazete, o anne için de, “Saçmaladı” diye başlık atar mıydı? Biraz empati yapın ya empati. Eğer bunu diyen bir Türk annesi olsaydı, o gazete şimdi çoktan o anneyi, vatan haini ilan etmiş bile olabilirdi. Üstelik bu başlığı Sneijder’in yaptığı o gurur verici açıklamadan sonra yapıyorlar. Ne demişti Sneijder, “Burada olduğum sürece bir Türk gibi davranacağım”. Her şeyi geç. Adamın sırf bu içten açıklaması için, o başlık atılmaz. Adamın bu haberi okuduğunda yaşayacağı moral bozukluğunu bir düşünsenize. “Ben böyle bir açıklama yapmışken,annem için nasıl başlık atıyorlar?” der ya. Birde sabahtan akşama Osmanlı derler. Tamam, Osmanlı diyorsun da. Osmanlı’nın hoşgörüsü nerede mübarek? Sizin yaptığınız linç etmek olmuyor mu? Osmanlı’ya bakıyorsunuz ama görmüyorsunuz.

sneijder, kemal sunal filmleri, güncel

                                                          KEMAL SUNAL FİLMLERİ
                                                        KOMEDİDEN İBARET DEĞİL
     Kemal Sunal filmlerinin sonlarına hiç dikkat etiniz mi? Daha az önce, bir tane filminin son sahnesine denk geldim. Gerçi onun filmlerine denk gelmemek gibi bir şansınız yok. 24 saat filmleri dönüyor televizyonlarda. Az önce sonuna denk geldiğim filmi, Şark Bülbülü’ydü. Final sahnesinde Kemal Sunal, “Artık ağalık dönemi bitti. Kendi köyümüzün ağası kendimiz olacağız” diyordu. Evet, Kemal Sunal filmleri komik. Ama sonunda toplumun en büyük yaralarından birine parmak basıyor ve doğru yolu gösteriyor. “Ağalık” sistemine karşı çıkıyor. Bazıları diyordu ya, “Ha Kemal Sunal filmleri, ha Recep İvedik, ikisi de aynı” diye. Onlara buradan duyurulur.  Recep İvedik hangi filminde sosyal yaraya temas etmiş?

Reina, acının merkezi oldu...

     Şimdi bazıları eleştiri yapıyorlar, “Her terör saldırısından sonra hükümet yetkililerinden aynı açıklama geliyor. Terör bizi yıkamaz. Birlik ve beraberliğimizi bozamayacak. Hep aynı sözler, aynı sözler” diyorlar. İyi de güzel kardeşim, ne desin adamlar? “Teröre yenileyeceğiz” mi desin? Onlar da bu ülkenin insanı. Onlar da bu durumun farkındalar. Ama bu ülkenin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olarak, bu açıklamaları yapmaları çok yerindedir. Hem de hemen yapmaları yerindedir. Millet, 15 Temmuz gecesi ne yaptı? Baştaki lideri, Cumhurbaşkanı ne dediyse onu. Millet bakacak, görecek. “Hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, bak dimdik konuşuyorlar. Kendilerinden eminler” diyecek. Kendini yönetenlerin bu halini görüp, oda moralini üst seviyede tutacak.

reina saldırısı, yetkililerin saldırılar sonrası açıklamaları, güncel

                                             BEKLENMEDİK YERDEN VURULDUK
     Gece boyunca yeni yıl için o kadar iyi dileklerde bulunduk, güldük, eğlendik. Ama yeni yılı bize zehir ettiler. Reina’ya saldırı oldu ve 39 kişi hayatını kaybetti. Yine ülke olarak üzüntüye boğulduk. Akşam haberlerinde izledim. O kadar da önlem alınmıştı oysa. Özellikle akşam 16:00’dan sonra, kamyonların Taksim’e, Ankara’da da Kızılay’a girmesi yasaklandı. Bu büyük meydanlara girenler, teker teker arandı. Her yılbaşında olduğu gibi, kimi polisler simitçi, kimi polisler Noel Baba oldu. Geçen yıllara göre, önlemlerin daha üst düzeyde olduğu belliydi. Ama hiç beklenmedik bir yerden yapıldı saldırı. Reina’yı hep bir eğlence mekanı olarak duyardık. Bu sefer Reina, acının mekanı oldu.
                                                       BİZİ YENEMEYECEKSİNİZ
     Şimdi şu belli oldu ki: Daha başka saldırıların olması muhtemel. Bu saldırıların olması ne kadar muhtemelse, muhtemel olmayan bir gerçeklikte var ki, ne olursa olsun bu ülkenin, ülkemizin yıkılmayacağı, ayakta kalacağıdır. Ne kadar saldırı yapılırsa yapılsın, bu ülke var olmaya devam edecek. Gerçi bende siyasiler gibi konuşmaya başladım ama. Sizin de içinizden bunu haykırmak gelmiyor mu? “Ne yaparsanız yapın, bizi yenemeyeceksiniz” diye avaz avaz bağırmak. Bu ülke neler gördü. Hepsinde de bir şekilde kendini kurtarmayı başardı. Yine başaracak. Evet, üzgünüz. İnsanlarımız ölüyor, içimiz kan ağlıyor, moralimiz bozuluyor. Ama her şeye rağmen yine de ayakta olmalıyız. Birbirimiz için.