Kişisel Blog Yazıları #274

*Bugün bir kız arkadaş bana soğuk mu yaptı yoksa bana mı öyle geldi anlamadım. Yarın da durumu takip edeceğim. Sevdiğim bir arkadaşımdır kendisi. O nedenle kafama takıldı.

*Sezgin Kaymaz adında bir yazar varmış. Ben daha yeni duydum adını. Bundan yıllar önce bir gece durduk yere oturup roman yazmaya başlamış. Hala da yazıyormuş. Yani insana, ne zaman ilhamın geleceği belli olmuyor.

*Yine buna benzer bir olay. Yaşlı bir amcamız, bir anda resim yapmaya başlamış. Çobanlık yaparken hayvan otlattığı dağları çizmeye başlamış. Eğer sanat adına bir yetenek varsa insanda, illa bir yerde ortaya çıkıyor işte. Peki her insanda sanatsal bir yetenek var mıdır? Blogcular olarak bizim yeteneğimiz de blog yazmak diyebilir miyiz?

Kişisel Blog Yazıları #273

*Bazen çalışırken gereğinden fazla ruhsuz oluyorum. Bazı durumlarda biraz daha empatiyi öne çıkarmam gerekiyor.

*Geçmişi unut, geleceği unut ve bugüne, ana odaklan. Evet, kulağa hoş geliyor ama biraz da olmayacak bir şeymiş gibime geliyor. İnsan geçmiş ve geleceği düşünmeden duramaz ki. Ne olabilir? Geçmişe takılı kalmamak olabilir. Gelecekte güzel günler beklentimiz olmasa zaten yaşanmaz bu hayat.

*Aslında hayır demek çok harika bir şey. İnsana deli gibi bir öz güven pompalıyor. Öyle çok büyük şeylere de hayır demekten bahsetmiyorum. Çok basit şeyler. Mesela kahveyi çok seviyorsun. Bir yerde kahve içer misin diye soruldu. O gün çok kahve içtin ve biliyorsun bu kahve fazla gelecek. Hayır diyorsun. İşte bu kadar.

Kişisel Blog Yazıları #272

*Israr eden insanlara dayanamıyorum. Bir kere teklif edersin tamam. Sık boğaz etmenin bir anlamı yok.

*Hemen sinirleniyorum ve kolay sakinleşemiyorum. Bunu daha önce de yazdım. Bu konu da kendimi eğitmem gerekiyor. Kendini eğitmek falan güzel laflar da o kadar kolay olmuyor işte.

*Marketten kuru fasulye aldık. 3 saatte anca pişti ve lezzetsizdi. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Kuru fasulyeler bile. Kuru fasulye üzerinden bile eskiye özlemimi dile getirmek büyük başarı. Kendimi tebrik ediyorum.

*Bir şeye taktım mı takıyorum. O iş illa, o gün yapılacak. Eğer o gün yapmazsam, gün boyu moralsiz oluyorum. Aslında takılacak bir şey değil ama takıyorum işte.

 

Meğer Doktor Ela, Mucize Doktor dizisinde de oynamış

Tuzlu Kahve dizisinde, Doktorlar dizisinin iki efsane karakteri, Ela ve Levent’in tekrar karşılaşmasının ardından birçok paylaşım yapıldı. Bu paylaşımlardan birinde gördüm. Meğer Doktor Ela, daha önce Mucize Doktor dizisinde de oynamış. Bunu bilmiyordum. Bu paylaşımla haberim oldu. Zaten Google’a yazınca hemen çıkıyor. Mucize Doktor Ela diye aratmış bir sürü insan. Bu arada şunu fark ettim: Doktorlar dizisinde oynarken Yasemin Ergene’nin dudakları incecikmiş. Bir çizgi gibi. Şimdi ise dolgun. İşlem yaptırmış olabilir. Bir de şimdi yüzü çok şiş gibi. Botoks falan yaptırmış olabilir tabi de. Sanki rahatsızmış da yüzü o nedenle şişmiş gibi. Son olarak da. Dizinin üzerinden tam 18 yıl geçmiş. Ne ara 18 yıl olmuş. Keşke o günlere dönebilsek.

Yıllar sonra Ela ve Levent'in tekrar karşılaşması

Bu akşam Haysiyet, ABİ ve Tuzlu Kahve dizileri var. Hangisini izleyeceğiz? Resmen bereketli salı. Ama biz Haysiyet dizisini izleriz. Yeni favorimiz o. Tuzlu Kahve dizisini de yıllar sonra Doktorlar dizisindeki Levent ve Eda’nın yeniden karşılaşması için izlemek istiyorum. Gerçi fragmanda göreceğimizi gördük. Harika bir fragmandı. Doktorlar dizisine harika bir göndermeydi. Yıllar sonra Ela, Levent’ten intikamını aldı yorumları yapıldı. Ama ayrılırken Ela’nın gözünden yaşlar dökülüyordu yine. Ya bu işler böyle. Eğer bir şekilde kavuşamadıysan, o aşk yarım kaldıysa, içinde her zaman bir ukde kalıyor. Yıllar önce Zerda dizisi vardı. Orada deli mi veli mi olduğu belli olmayan bir adam var. Kavuşamazsan sevda olur derdi. Gerçekten öyle. İnsanın aklı her zaman kavuşamadığında kalıyor. Ona da sevda deniyor.

İçtiğim kahvenin parasını ödemeyi unuttum

Bugün bizim buradaki Şok markete alışverişe gittim. İçtiğim kahve ile yediğim patatesli böreğin parasını vermeyi unutmuşum. Markette kahve makinesi var. Sütlü çikolata yaptım ve bir tane patatesli börek aldım. Ama aldığın bu şeylerin kaydı kuydu olmuyor. Kasaya gidince söylüyorsun. Ama kasada söylemeyi unuttum. Elimde poşetlerle eve dönerken aklıma geldi. Tekrar geri dönmedim. Çünkü yorulmuştum. Neyse yarın akşam iş dönüşü hallederim.

Orhan Pamuk'un babası da yazar olmak istiyormuş

Orhan Pamuk bir gün ben yazar olacağım dediği zaman arkadaşları ve hatta annesi bile şüpheyle bakmışlar kendisine. Bir tek babası anlamış oğlunu. Çünkü o da bir yazar olmak istiyormuş ama olamamış. Bir bavul dolusu şiiri varmış. Onu Orhan’a vermiş, “Yazar ol ve bir gün bu bavuldaki şiirleri de yayınla” demiş. Hala yayınlamamış Orhan Pamuk bu şiirleri. “Benim sorumluluğumda babamın şiirleri” diyor. Yayınlayacakmış. Nobel’deki Babamın Bavulu konuşması da buradan çıkmış işte.

Kişisel Blog Yazıları #271

*Sıkıldım dediğin yer, tam da başaracağın yer olabilir. Buna benzer bir söz okudum. Bunun üzerine düşüneceğim.

*Birkaç gecedir iyi uyuyamıyorum yine. Şöyle deliksiz bir uykuya hasretim.

*Kendine verdiğin sözü tut diyordu bir yazıda. Evet, ben kendime verdiğim bazı sözleri tutamıyorum. Peki ya sen?

*İş arkadaşlarımdan Özlem’in, tam bir kitap kurdu olduğunu öğrendim ve çok sevindim. Kitaplar üzerine konuşabileceğim bir arkadaşım daha oldu. İş arkadaşımdı şimdi de kitap arkadaşım olacak.

*Evet, bu yılın kombi açılışını yaptık ve kombiyi açtık. İyi soğuk vardı bugün. Üşümeyi ve kapalı havaları özlemişim. Kombiyi erkenden açmak bizim işimiz.

*Borsada yine devre kesiciler devreye girmiş. Yatırım fonları ile ilgili alavere dalavere falan mı ne olmuş. Birkaç video izledim ama pek bir şey anlamadım.

*Kurtlar Vadisi hakkında da Fetö soruşturması başlatılmış. Büyük çaplı iddialar var. Bakalım sonu nereye varacak?

Kişisel Blog Yazıları #270

*Bir insan, işinde çok iyi olabilir. Sırf bu yüzden o kişinin, hayranı olabilirsin. Ama özel hayatında nasıl biri olduğunu bilsen, tanısan belki de nefret edeceksin. Şarkıcı, futbolcu veya yazar. Her neyse işte. İnsanları değerlendirirken bunu da göz önünde bulunduralım derim. Her insan dört dörtlük olacak diye bir kaide yok sonuçta.

*Ahmet Ümit’in yeni kitabı çıkıyormuş. Roma’nın Beş Günü, yeni kitabının adı. İşte böyle çalışkan yazarlara hayranım ya. Durmadan kitap çıkartıyor. Kim bilir kaçıncı kitabı olmuştur. Düşünüyorum da: Ahmet Ümit, öteki tarafta ne yapacak? Yazmaya aşık olan bu adam, öteki tarafta da yazma imkanı bulabilecek mi? Bu duygusunu nasıl tatmin edecek?

Kişisel Blog Yazıları #269

*Gecenin bir yarısı telefonla uyanmak gibi endişe verici bir durum yoktur. Çünkü gecenin üçünde, dördünde gelen telefon genelde hayırlı bir şey için gelmez. O nedenle gecenin bir yarısı gelen telefondan her zaman çekinirim. Öyle bir telefon gelmişti geçtiğimiz senelerde. Telefondaki ses, yengemin hayatını kaybettiğini söylüyordu.

*Serhat Kılıç. Ergun Plak yani. Ölüme yalnız gitti. Evinde, tek başına. Koltukta oturmuş halde buldu sevgilisi onu. Acaba son anlarında ne hissetti, neler gördü? Korktu mu, huzurlu mu gitti? Evde tek başına ölümlerden sonra da artık evde yalnız yaşamanın eskisi gibi popüler olmayacağını düşünüyorum. Çünkü kimse ölümü düşünmüyordu. Yalnız yaşamak, özgürlük demekti. Yalnız yaşamak, ölümü de yalnız karşılamak demektir. Peki buna cesaretiniz var mı?

Kişisel Blog Yazıları #268

*Nasıl biri olmak istiyorsan öyle davran diyorlar da. Evet, kulağa hoş geliyor da. Yapması zor ya. Anlamsız geliyor bazen de.

*Tepkikolik’te Burak söylemişti galiba. Salamın üstüne çikolata sürüp öyle yiyormuş. Bayılıyormuş. Hiçbir  zaman bir araya gelmesi düşünülemez iki şey. Ama denemeyi düşünüyorum. Nasıl bir tat ortaya çıkıyor bakalım. Ya bir de ben yeni tatlara açık değilim. Hiç aklıma gelmez. Hevesim de yoktur. “Şu iki şeyi karıştırayım da bakalım ortaya nasıl bir şey çıkacak?” diye de düşünmem.

*Babam da MasterChef jürisine hayran. “Adamlar ne bulursa yiyorlar. Bunu yemeyiz, şunu yemeyiz demiyorlar” diyor. “Eee, şef olmak bunu gerektirir baba” diyorum. Ben de o adamların işlerine olan tutkularına hayranım.

Kişisel Blog Yazıları #267

*Tatil gününün her saatini dolu dolu geçirmek mi? Yoksa bomboş geçirmek mi? İşte bütün mesele bu.

*Turla günü birlik de olsa bir yerlere gitsek mi diye konuştuk kardeşimle. Sadece konuştuk. Kesin bir karar almadık. Akışa bıraktık. Öyle diyorlar ya. Akışa güvenin diye. Biz de güvendik işte.

*Verdiğim tepkilere bakıyorum da. Galiba ben eleştiriye gelemiyorum ben. Hemen parlıyorum.

*Geçen pazar günü saat 11.00 gibi fırına gittim. Simit, poğaça, talaş böreği ne varsa silip süpürmüşler. “Bir şey kalmamış ya” dedim kadına. 4 tane poğaça kalmış. Onları aldım. Bir tane de kabak simit aldım. Bu kabak simit iyi güzel de. Biraz tuzu olsa çok iyi olacak.

Kişisel Blog Yazıları #266

Apple, bu akşam İphone 18’i tanıttı. Yine bilmem kaç para. Bir tanesi yazmış sosyal medyada. “İphone 17 verip telefon alacağınıza hissesini alsaydınız şimdi 80 bin lira kardaydınız” diye. Ben ikisine de varım. Telefonu da alın, hisseyi de. An geliyor insan, tak diye göçüp gidiyor bu dünyadan. Birikim yapın ama her şeyi de gelecekte yapacağım/yaşayacağım anlayışında da olmayın. Tabi bu işin bencesi. Herkesin görüşü farklıdır. Saygı duyarım. Bugün bloğun okunan yazılarına baktım da. Yazdığımı unuttuğum bazı yazılar okunmuş. Sevindim tabi. Ama sonra bir baktım ki. Singapur’dan falan okunmuş. Onlar da botlardır. Zaten öyle de bir haber çıkmıştı. İnsanlardan fazla botlar takılıyormuş internette. Ne günlere kaldık.

Kişisel Blog Yazıları #265

Bu akşam Star’da, Tuzlu Kahve dizisinin tekrarını izledik. Orada hizmetçiyi oynayan kadın, Arka Sokaklar’da, Nazike karakterini canlandırıyordu. Babam, “Arka Sokaklar bitince kadın da buraya gelmiş” dedi. “Ee, hayat devam ediyor baba. Para kazanmaya devam etmesi lazım” dedim. Ama yıllardır Arka Sokaklar’da gördüğüm bir karakteri, başka bir dizide görmek de iç acıtmadı değil. Maç başlayınca TRT 1’e geçtik. Yine geçen seneki gibi mağlubiyetle başladık Şampiyonlar Ligi’ne. Galatasaray deplasmanda Sporting Lizbon’a 3-1 yenildi. Tuzlu Kahve dizisini izlerdik şunu düşündüm: Zenginler deniz kenarı evlerde oturuyorlar. Para derdi de yok. Günlerini nasıl geçiriyorlar, neye sarıyorlar? İlk birkaç hafta iyi, güzel. Peki ya sonra? Gün gelir zengin olursam size bunun cevabını bizzat kendim yazacağım millet. Hadi yine iyisiniz.

Ergun Plak da gitti

Atv’de ilk bölümü yayınlanan Mercan Köşk dizisini izledik biraz. Sarmadı beni pek. O bitti, TRT Spor’u açtık. Fenerbahçe-Beşiktaş maçının özetini izledik. Beşiktaş 2-1 yendi. Ondan sonra da geldim bu yazıyı yazıyorum işte. Saat 23.50 geçiyor. Seksenler dizisinde Ergun Plak karakterini oynayan Serhat Kılıç, sevgilisi tarafından evinde ölü bulundu. Yara, kesik falan yokmuş. Sadece göz çevresinde ve kollarında morluklar varmış. Kesin ölüm nedeni araştırmalar neticesinde belli olacakmış. Ruhi Çenet’in, Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudiler videosu Amerika’yı salladı resmen. Hasidik Yahudilere yapılan para yardımları Amerikan halkını ayağa kaldırdı. Videoyu izledim. Ama bu kadar ses getireceğini tahmin etmiyordum. Yine çok iyi bir iş çıkardın Ruhi. Tebrikler.

Kişisel Blog Yazıları #264: Hem uçuyor hem de kaçıyor abicim

En son moda dronlar burada. Gel abi gel. Fabrikadan halka satış. Bu fırsatı kaçırma.

-Hoş geldin abim. Hangi drondan vereyim?

-Kardeşim şu dronun özelliği ne?

-Uçuyor abicim.

-Peki şu dorunun özelliği?

-Kaçıyor abicim.

-Peki şu dronun?

-Hem uçuyor, hem de kaçıyor abicim.

-Garantisi var mı peki?

-Garantisi benim abicim.

-Desene merdiven altı.

-Pazarda ne arıyordun ki abicim.

-Tamam kalsın o zaman. Kolay gelsin.

-Sen bilirsin abicim.

-Mahmut Abi zabıtalar geliyor kaçın.

Hemen büyük bir poşete 4-5 tane dronu koydu Mahmut. Çalışmaya hazır bekleyen drona astı poşeti.

-Oğlum Hakan ben kaçar. Sen de dronla malları her zaman ki yere indir.

Mahmut kaçarken dron da havalanmış, dron da kaçıyordu. Zabıtalar dronun arkasından bakakaldılar.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar geçidi gibi bir dizi

Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar Geçidi Gibi Bir Dizi

Yakında Star TV’de, Tuzlu Kahve adında yeni bir dizi başlayacak. Ama bu dizi öyle böyle bir dizi değil. Tüm bilindik oyuncuları toplayıp, dizi yapmışlar resmen. Eda Ece, Buğra Gülsoy, Nebahat Çehre, Sarp Apak, Cengiz Bozkurt, Şevval Sam, Binnur Kaya… Yazmaktan yoruldum. Daha da bir çok oyuncu var. Artık diğer oyunculara siz internetten bakarsınız. Bu kadar büyük oyuncuların olması büyük bir beklenti yaratıyor tabi. Ama bakarsınız iki bölümde de kalkabilir. Bir dizi, oyuncu ile tutmaz. Diziyi tutturacak olan senaryodur, hikayedir, inandırıcılıktır, oyuncuların birbiriyle oynamaktan zevk almasıdır. Yani işin özü: Bizim seyirciler olarak o dünyaya, inanmamızdır. O zaman bekleyelim ve görelim. Tuzlu Kahve dizisi, bizi kendisine inandırabilecek mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #264: Hem uçuyor hem de kaçıyor abicim

Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken

İşte bu gece, yılın ilk karı yağabilirdi. Yarın iş de yoktu. Bu gece oturup karın yağmasını bekleyecekti. Yapardı kahvesini, alırdı kitabını ve beklerdi. Dediği gibi de yaptı. Kahvesini aldı ve pencerenin yanına gitti. Masaya kahvesini koydu. Sonra gitti kitabını getirdi. Kitaba başlamadan önce pencereden şöyle bir dışarıya baktı. Daha gelen giden bir kar tanesi bile yoktu. Kitabını okumaya başladı. Kahvesini yudumlarken dışarıya da bakıyordu. Yarım saat olmuştu. Kitap okumaktan sıkılmıştı. Kahve de bitmişti. Bilgisayarını getirdi. YouTube’tan bir şeyler açtı. Saat bir oldu. Yine şöyle bir dışarıya baktı. Galiba o akşam, bu akşam değildi. En iyisi yatmaktı. Uykusu da gelmişti. Sabah dört gibi uyandı. Tuvalete gitti. Tam odasına giderken gözü pencereye takıldı. Lan yoksa dedi. Hemen pencerenin yanına gitti. Evet, yanlış görmemişti. Kar yağmıştı.  

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar geçidi gibi bir dizi

Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama

Gecenin ikisi olmuş ve hala uykusu gelmemişti. Yarın sabah nasıl kalkıp da işe gidecekti? “Ulan iş falan olmayacak, sorun da ortadan kalkacak işte” dedi. Yatakta bir o yana, bir bu yana dönüyordu. “Koyun mu saysam la?” dedi. Hayatında hiç koyun sayarak uyumayı denememişti. Koyunları saymaya başladı. Tıpkı filmlerdeki gibi. Koyunları bir bir sayıyordu. Bir anda koyunlara, kurtlar saldırmıştı. Kalbi hızlıca çarpmaya başlamıştı. Ya bana da saldırırlarsa diye korkuyordu. Çoban köpekleri de gelmiş, kurtlara saldırmışlardı. Ortalık karışmıştı. Kimin kime saldırdığı belli değildi. Hemen saklanacak bir yer aradı. Ahıra girdi. Dışarıdan hala sesler geliyordu. Ahırın kenarına çömeldi, gözlerini kapadı ve başını, ellerinin arasında aldı ve saymaya başladı. 1,2,3. “Bu bir kabus, bu bir kabus, uyanmalıyım” dedi. 15,16,17. Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. “Hakan, hakan, uyan, uyan.” Birden gözlerini açtı. Evinde, yatağındaydı. “Ne oldu bana Zeynep?” diye sordu. “Ne olacak, kabus görüyordun” dedi karısı. “Ne gördün de korktun bu kadar?” “Koyunlar, köpekler, bir savaş alanı gibiydi. Ulan, koyun sayıp, uyuyalım dedik, uykuyu şimdi tamamen kaçırdık iyi mi?”

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken 

Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola

Kendi dünyasına çekilmiş, hiçbir şeye karışmıyordu. Açlıktan ölünceye kadar da bir şey de yemiyordu. Sadece okuyordu. Sosyal medya hesaplarını da silmişti. Hayatın anlamını sadece okumakta bulmuştu. Haftada bir kitap bitirir olmuştu. evdekiler, onun için endişe ediyorlardı. O ise, hayatından son derece memnundu. Annesi, “Nereye kadar gidecek böyle oğlum? Ölmeden bir işe girip, evlendiğini görseydim yeterdi. Bu halin çok üzüyor beni” diyordu. O ise, “anacım sen üzülme. Ben halimden memnunum” diyordu. Günler böylece geçip gidiyordu. Bir gün sıkıldı. Artık hayata karışmak istiyordu. Evden, çağrı merkezinde çalışmaya başladı. Sonra da bir kızla tanıştı. Sevdi ve işler ciddiye bindi. Galiba annesinin dediği olacak ve evlenecekti. Yıllar sonra sadece kitap okuduğu o dönem sorulduğunda, “Hayata kısa bir mola verdim” diyecekti.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #259: Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama