Avrasya Tüneli'nin ismi ne oldu?


     Avrasya Tüneli’ne birkaç gündür isim aranıyordu. Yok şu olsun, yok bu olsun. Millet olarak, her şeyde ikiye bölünebilme gibi bir huyumuz olduğu için, bunda da ikiye bölündük. Sağcılar, başka bir isim tutturdu solcular, başka bir isim. Yani, kimin istediği isim galip çıkarsa, diğer tarafı yenmiş olacaktı. Açıkçası ben bu ankete hiçbir şekilde oy kullanmadım. Bunlar bana göre, incir çekirdeğini doldurmayacak tartışmalar. Hangi grubun istediği olunca ne olacak, aya mı çıkacağız? Aslına bakarsanız, iktidarın bu noktada nasıl bir yol izleyeceğini de, tartışmanın nereye gideceği açısından önemliydi. Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan, burada çok iyi bir hamle yapmış ve mat diyerek tünelin isminin “Avrasya Tüneli” olacağını söylemiş.


avrasya tüneli, ulaştırma bakanı ahmet arslan, güncel
Bir isim krizi daha sona erdi

                                                    BİRLEŞTİRİCİ İSİM
     İşte budur ya. Buradan bakanı kutluyorum. Şu isim meselesi bile, toplumu ne kadar da germişti. Böylece bir orta yol bulunmuş oldu. Ne onun istediği, ne bunun istediği. Şimdi bu güzel bir uygulama. Başka durumlarda da aynı hassasiyeti bekliyorum iktidardan. Avrasya Tüneli ismini kullanarak, birleştirici bir tutum sergiledi. Olması gereken budur ya. Vatandaş tartışacak, böyledir-şöyle diyecek. Ama iktidar, son noktayı koyacak. Herkesin memnun olabileceği şekilde. Adaletli bir şekilde. Hani meşhur Şeyh Edebali’nin o nasihatindeki gibi, “Kızmak bize, sakinleştirmek sana” diye. Bu kararla tartışmaların, önüne bir se çekilmiş oldu. Bu tünele isim koyma işini, ilk sosyal medyada gördüğümde, “Yine tartışacak bir şey bulmuşlar” dedim.
                                           KİŞİYE GÖRE ANKET SONUCU 
     Nedense bu konuyla ilgili, televizyonda da tek bir habere denk gelmedim. Hep Facebook ve Twitter’da gördüm. Ama genelde, Facebook’ta. Paylaşımlarda, “Hadi arkadaşlar beğenin. Bizim istediğimiz isim olsun” yazan, bilmem kaç paylaşım gördüm. Böyle anket işlerini de severim. O yüzden denk geldikçe baktım ama, şaşırmadım. Çünkü paylaşımı yapan sağcı biriyse, onların ismi açık ara önde gidiyordu. Eğer solcu biriyse de, bu sefer tam tersi, onların ismi açık ara öndeydi. Buna şahit olduktan sonra, onlara hiç bakmamaya başladım. O paylaşımları görünce hemen geçtim. Bence, “Avrasya Tüneli” ismi iyi olmuştur. Düşünenlerin fikrine sağlık. Hiç olmazsa bu tartışmada böylece bitmiş oldu. 

Vodafone Arena yakınındaki patlama...

     Banyodan çıktı, odaya geçti. Banyoya girerken, sobanın üst kapağını tamamen açmış ve yan tarafındaki kolu sonuna kadar çekmişti. Böyle yaptığında içerisi sıcacık olurdu. Ama soba bitmeye yakın olduğu için, içerisi öyle çok sıcak değildi. Ilık bir yapısı vardı. Sobanın yanında biraz ısındı. Sonra yorganın içine girdi ve eline telefonu aldı. Bakalım o banyodayken neler olmuştu? Bloğuna yorum bırakan var mıydı ya da bugünkü okunma sayısı kaça ulaşmıştı? Yorum bırakan yoktu. Okunma sayısı da yükselmemişti. Daha 100 okunma sayısına bile ulaşmamıştı. Telefonu bir kenara koydu. İşyerinden okunması için evrak vermişlerdi. Onları alıp, tekrar yorganın içine girdi. Zaten 3-4 sayfalık bir şeydi.

vodafone arena, istanbul, yayın yasağı, patlama, güncel
Yine canımızı yakan bir haber

                                             İÇERİSİ BUZ GİBİ OLMUŞTU
     Okurken gözleri kapanmaya başlamıştı. Zor bir halde sayfaların hepsini okudu. Sonra evrakları kenara bıraktı. Başını yastığa koydu. Yorganı tamamen üstüne çekti. 2-3 saat kadar uyumuştu. Kalktı. Soba sönmüştü. İçerisi soğuktu. Şimdi kömür kovası koysa, içeride sıcaktan durulamayacaktı. Birkaç odun attı. Üstüne fındık kabuğu atıp, sobayı yaktı. Çayı koydu. Televizyonu açtı. O Ses Türkiye’ye bakıyordu. Bir ara reklama girdi. Diğer kanallara zap yaptı. Haber kanallarını açtı. AKP ile MHP’nin anlaştığı Başkanlık sistemi, bizim yeni isimlendirdiğimiz adıyla, Cumhurbaşkanlığı yasası meclise sunulmuş, o konuşuluyordu. Tekrar, O Ses Türkiye’ye döndü. Yine reklama girince, hemen haber kanallarına döndü. Bir de ne görsün. Tüm haber kanalları kırmızıya bürünmüş, son dakika haberi olarak, İstanbul’daki patlama haberini veriyorlardı.
                                                      YİNE PATLAMA
     “Yine mi patlama olmuş ya” dedi. Patlama, hem de Vodafone Arena’nın yakınında olmuş. Bu akşam, Vodafone Arena’da Beşiktaş- Bursaspor maçı vardı. Neyse ki patlama, maç bitiminden bir saat sonra olmuş. Ya o patlama, tam taraftarlar staddan ayrılırken olsaydı, durum ne olurdu? Şimdilik 20 yaralının olduğu söyleniyor. Şükür, şu an için ölüm haberi gelmedi. Şimdi patlama Vodafone Arena’nın yakınında olduğu için, “Bir de spor kanallarına bakayım. Onlar ne diyorlar?” deyip, kanalları gezdi. Trt Spor, hiçbir şey olmamış gibi, normal yayın yapıyordu. Ntv Spor ise, Ntv ile ortak yayına geçmiş. A Spor’da da saldırı konuşuluyordu. Erman Toroğlu saldırı hakkında da, aynı futboldaki gibi açık ve net konuşuyordu. Tam o ara program sunucusu Serkan Korkmaz haberi verdi. “Telefonuma Anadolu Ajansı’ndan bildirim geldi. Saldırı ile ilgili yayın yasağı geldi” dedi. Duyduğu bu haber, onda hiçbir şaşkınlık yaratmadı. Artık alışmıştı yayın yasağı haberlerine. 


Aşk anısına hüzünlü veda...

     Ne zaman aşk dense, aklına o geliyordu. Galiba sonsuza kadar da o gelecekti. Belki gün gelir, bir başkası onu unutturabilir miydi? Ama o zaman bu yaptığı da sadakatsizlik olmaz mıydı? Aklı ile vicdanı arasında kalmak, böyle bir şey olsa gerekti. Evden yine geç çıkmıştı. Otobüse yetişemeyecekti. Adımlarını hızlandırmaya başladı. İçi rahat etmedi. Hafiften koşmaya başladı. O an aklına, yine o geldi. Onunla buluşmaya giderken de hep böyle otobüse geç kalacağım endişesi yaşar ve koşardı. “Keşke yine beni bekliyor olsaydı da, ona gidiyor olsaydım” dedi. Ama bu sadece kupkuru ve ölü bir istekti. Ve bir daha, hiç mi hiç canlanmayacaktı.

aşk, yaşadıklarım, eski günler
Aşkın anılarına da veda etmek gerekiyor

                                          BULUŞMA YERİNE İLK GİTMEK
     Nereden duymuştu yine aşk lafını da, yine aklına o gelmişti. Otobüsün camından dışarıyı izlerken, onunla geçen günlerini düşünüyordu. Sanki o bekliyormuş da, onunla buluşmaya gidiyormuş gibi hissetmek istiyordu ve bırakıyordu kendini o güzel duygunun kollarına. “Daha gelmemiştir. Muhakkak arkadaşlarıyla eğlene eğlene geleceği için, kesin buluşma yerine ilk ben gideceğim” diyordu içinden. Cidden, o zamanlar da böyle olurdu. Gittiğinde hakikaten, o orada olmazdı. Birkaç dakika sonra arkadaşlarıyla beraber damlardı. Mutlu ve huzurlu iki öpücük kondururdu yanaklarına. Bu sefer de yoktu bankta. Ama işin kötü yanı, olmaması değil beş dakika, on dakika ya da yarım saat sonra gelmeyecek olmasıydı.
                                                   ANILARA HOŞÇAKAL
     Gitti, o banka oturdu. Sanki gelecekmiş gibi arkasına, sonra da birde önüne baktı. İçinden özlem dolu ve yaralı bir kalbin söyleyeceği bir şekilde, “Ahhh” çekti. Galiba bu bankla da vedalaşmalıydı. Çünkü bu bank, çok merkezi bir yerdeydi. İlla ki gözüne çarpacaktı. Bu bankla hesaplaşmasını bugün yapmalıydı. Artık o yoktu. Artık o hayatından çıkıp gitmişti. Artık bu bankta, sıradan bir banktı işte. Ellerini bankta gezdirdi. Birbirlerine sarılıp oturdukları günleri hayal etti. Evet, biliyordu. Bu bankta, gün gelecek, sıradan banklardan biri olacaktı onun için. Ama zamanla. Ama yavaş yavaş. Kafasını önüne eğdi. Artık karar vermişti. O banka, hayır hayır aslında o banka değil, o banktaki mutlu anılara, “Hoşçakalın” dedi ve aniden kalktı. Böylece kalbine saplanmış aşk oklarından birini daha, acı içinde çekip çıkarmıştı işte.

Engin Altan Düzyatan, neden istediği filmde oynayamaz?

    Engin Altan Düzyatan, Diriliş Ertuğrul’da oynadığından beri bir tartışma var. Bu adam, Diriliş Ertuğrul dizisinde oynadığı için, artık muhafazakar olmayan bir filmde bundan sonra oynayamaz gibi bir algılayış var. Adama, hani bazı ünlüler vardır. Namaza niyaza dönerler, o gözle bakıyorlar. Yahu, bu adamın ömür boyu bu dizide oynayacak hali yok. Elbette muhafazakar olmayan bir dizide ya da filmde de rol alacak. İşte biz millet olarak, bu gibi durumlarda, kendimizi çok kaptırıyoruz. Hani bir zaman Oktay Kaynarca’nın oynadığı Çakır karakteri ölmüş, onun için orda burda mevlüt okutulmuştu. Olayı çok sahipleniyoruz. Adam bir kere Diriliş Ertuğrul’u oynadı ya, artık hep ondan muhafazakar bir yaşam tarzı bekliyoruz.

engin altan düzyatan, diriliş ertuğrul, güncel, muhafazakar oyunculuk
muhafazakarlık ve oyunculuk

                                                  MUHAFAZAKAR OYUNCU
     Aslına bakarsanız Engin Altan Düzyatan, Diriliş Ertuğrul dizisinden öncede, öyle marjinal bir yaşam tarzına sahip değildi. Ben öyle magazine konu olmuş bir olayını hatırlamıyorum. Ama filmlerinde sevişme sahneleri vardı. Artık isteniyorki, filmlerinde ya da dizilerinde de muhafazakar bir yaşam tarzı tuttursun. Ama şu ortaya çıktı ki, en azından bu dizi bitinceye kadar, böyle sevişme sahnesi olan ya da muhafazakar yaşamın dışında bir filmde rol alamayacak. Çünkü baskı var üzerinde. İlk başlarda oda bunun farkına varmamıştı bence. Ama sonradan bir film projesi ortaya atıldı, yer yerinden oynadı. Sonra oda işin ne kadar ciddiye alındığını kavradı.
                                                    SADECE BİR DİZİ DEĞİL
     Bu hassasiyeti göz önünde tutacaktır. Bu dizi boyunca tepki alacağı hiçbir filmde rol almayacaktır. Ama ne zamanki bu dizi biter. Oda istediği projede yer alır. Üzerinde hiçbir baskı hissetmez. Yaşadığımız olaylara paralel olarak, dizi de öyle bir noktaya geldi ki. Adeta fenomen oldu. Milli duyguların zirve yaptığı bir dönemle kesişti. Adeta bu dizi, milli duyguların ekrana yansımış hali oldu. Hani bir laf vardır ya, “Futbol sadece futbol değildir” diye. Bu dizide ona benzedi. Bu dizi, sadece bir dizi değil. Bir yandan dizinin bu konuma gelmesi, bir yandan da dizi karakterlerini aşırı sahiplenmemiz nedeniyle Engin Altan Düzyatan, bir süre istediği projelerde yer alamayacak.


Cem Yılmaz, gümbür gümbür geliyor...

Cem Yılmaz, 2017’ye bomba gibi giriyor. Bundan birkaç ay önce, ocaktan itibaren, yeniden stand-up şovlarına başlayacağını duyurmuştu. Şimdi ise film haberi geldi. Yeni filmi, “Arif ve 216”. Bu film haberi sevindirdi beni. Bu uzaylı filmlerinin hakkını veriyor. Son filmi, Ali Baba ve 7 Cüceler berbattı. En kötü filmleri sıralamasında, belki de birinci sırada bile yer alabilirdi, o kadar yani. Ondan önceki Pek Yakında, öyle değildi bak. Öyle ahım şahım, çok süper bir film olmasa da, bir aileyi anlatıyordu. Daha doğrusu, bir babanın kendini, ailesine yeniden kabul ettirme, yeniden bir aile olma yolundaki çabası vardı. Sırf o yüzden, o filme kötü diyemem.

cem yılmaz, arif ve 216, güncel
Cem Yılmaz, uzaylı filmlerine devam dedi

                                              TÜRK’ÜN UZAYLIYA BAKIŞI
     Cem Yılmaz, bu uzaylı filmlerinde niye başarılı peki? Çünkü bir Türk’ün, bu olaya bakışı, başlı başına bir mizah zaten. Bu konu için, ayrıca bir espri düşünmene, mizah yapmana gerek yok. E, bu adamda bir Türk, bu uzaylı meselesine hangi açıdan bakar, bunu iyi yansıtıyor beyaz perdeye. Bakın, arada böyle, sinema yazarları gibi, beyaz perde gibi teknik terimlerde kullanırım ha. Ama şimdi şöyle bir sorun var ki, o kadar uzaylı filmi çekti ki mübarek adam, daha uzaylılarla ilgili nasıl espri yapacak, onlardan nasıl bir mizah çıkaracak, soru işareti. İlk filmde, günümüzdeki uzaylılarla ilgili bir film yapmıştı: Gora.
                                           YEŞİLÇAM’DA UZAYLI OLURSA
     İkincisinde ise, bu sefer taş devrine yolculuğa çıkmıştık. Şimdi ise, 60’lara gidecekmişiz hep beraber. “Yeşilçam zamanı uzaylılar nasıl olur?” sorusundan yola çıktı herhalde, bu seferde. Aslına bakılırsa, Yeşilçam’dan da uzaylılar hakkında iyi malzeme çıkar. Kadın başrol oyuncusu, yine Özge Özberk mi olacak, belli değil. E, 216’yı kimin oynayacağını söylemeye gerek yok herhalde. Tabi ki Ozan Güven. Vizyona girdiği dönemde, sinemaya gitme gibi bir düşüncem olursa, gitmeyi düşünürüm. Bu filmde, belli bir seviyeyi yine yakalayacağını düşünüyorum. En azından, ilk yarı sonunda filmi bırakıp gideceğimi sanmıyorum. Stand-up şovuna, eğer sinemada yayınlanırsa, gözüm kapalı giderim zaten. Hem stand-up, hem film, ikiside beklentileri karşılarsa 2017, Cem Yılmaz için harika geçebilir.


Helal olsun Erhan Çelik...

     Normalde Erhan Çelik, sevdiğim bir kişi değildir. Ama yaptığı son hareket, gerçekten takdire şayandı. TRT’nin eski spikeri Mesut Mertcan, daha önce yapılan bir röportajda, “Bunca yıl sonra yeniden haber sunak istiyorum” demişti. Mesut Mertcan’ı ben dahil, çoğumuz tanımayız. Bende eski kayıtlardan, haber  sunarken gördüm kendisini. İşte Erhan Çelik, bu eski ustanın sesine kulak vermiş. Almış onu, ana haber bültenini Mesut Mertcan ile beraber sunmuşlar. Bir-iki haber sunumunu izledim, bir TRT spikeri olduğu konuşmasından, tavrından, o kadar belli ki. Sanırım haber metni de, kendi yıllarındaki gibi yazılmış. O yıllarda dinlediğim sunumlara benziyordu. Haberi sunarken, kurduğu cümlelere baktığımda, ne kadar da birleştirici olduğunu gördüm.

erhan çelik, mesut mertcan, trt, güncel
Ustaya saygı güzeldi

                               HABER METNİNE BİR BAKIN HELE
     Şimdiki gibi muhalif ya da yandaş kanallarda olduğu gibi, ne hükümeti yerin dibine batırıyordu, ne de yükseklere çıkarıyordu. O metinde hepimiz, aynı gemideyiz ve hükümette hepimizin hükümeti-iktidarı olarak, ekonomik sorunlarından üstesinden gelmek için bir ekonomi politikası hazırlıyordu. Yahu, haber metninden bile anlayabiliyorsunuz nerden nerelere geldiğimizi, ne kadar da birbirimizi ötekileştirdiğimizi, hatta birbirimizden nefret etmeye başladığımızı. Böyle güzel bir ülkenin kıymetini bilmiyoruz, yiyoruz birbirimizi be. Bu akşam haberlerde, bu güzel haberi görünce içimden, Erhan Çelik’i sevmememe rağmen, “Helal olsun” dedim. Bir meslek büyüğüne saygısı ne güzel, düşüncesi ne güzel. Hepsini geç, yaşlı bir insanı mutlu etmek ne güzel.
                                          BÜYÜĞE SAYGI NE GÜZEL
     Yine Mesut Mertcan’ın okuduğu haber metni üzerinden gidersek, o metin şimdikilere örnek olmalı. Habercilik; iktidarı, muhalefeti ya da başka kişi veya kurumları karalamak ya da yüceltmek için yapılmamalı. Olan verilmeli. Yorum katılmamalı. Zaten haberlerden sonra, saatlerce yorum programları var, orada saatlerce istediğin gibi yorumunu yaparsın. Bu devirde büyüklere de saygı pek kalmadı be. Belki de sırf bu yüzden, Erhan Çelik’in yaptığı bu güzel hareket, olması gerekenden daha da hoşuma gitmiştir. Büyüğüne saygı göstermek, güzel bir haslet. Bu haberi görünce, bir anda pozitif bir ruh haline büründüm. Gerisi zaten izlenebilecek gibi değil haberlerin. Yok cinayet, yok kaza falan. “Evet ya, bu güzel haberi paylaşmalıyım” dedim. 


Gişede en çok izlenen filmler...(2 - 4 Aralık 2016)

  Gişede en çok izlenen filmler hakkında bir yazı yazmak istiyorum bu akşam. Ben, hangi film ne kadar gişe yapmış merak eder ve takip ederim. Sizlerle de paylaşmak istedim bu rakamları. İlk önce geçtiğimiz hafta sonunun, 2-4 Aralık rakamlarına bakacağız. Sonra genel rakamları aktaracağım size. Geçen hafta sonu gişede, Görümce rüzgarı esti. Başrollerini Gupse Özay, Buğra Gülsoy ve Eda Ece oynuyor. Deliha filminde olduğu gibi, senaryo sahibi yine Gupse Özay. Seviyorum bu kadını. Devamlı bir üretim içinde. Aslında ben bu tür bir performansı Gülse Birsel’den bekliyordum. Ama Gupse Özay şaşırttı beni. Sonuna kadar destekliyorum onu. Dilerim daha da başarılı olur. Hafta sonu 353.620 kişi ile hafta sonunun tozunu attırdı.
gişede en çok izlenen filmler, çakallarla dans 4, görümce, dağ 2, güncel
Gişede en çok izlenen filmler raporu
                                     ÇAKALLARLA DANS, 4’TE KALMAZ
     Gişede en çok izlenen filmler sıralamasına devam ediyoruz. İkinci sırada bir devam filmi var. Çakallarla Dans 4. Bu serinin müptelası olduğumu söyleyemem. Arada televizyonda denk gelirsem bakıyorum. Ama çok seveni var. Serinin 4’üncü filminin çekilmesinden belli değil mi zaten? Bir kere maya tuttu. İnanın bu seri, 14’e kadar bile gidebilir. Hafta sonunda 208.543 kişi ile ikinci sıradaki yerini aldı. Bu filme şöyle kalabalık bir arkadaş grubu ile gideceksin ki, keyfi çıksın. Bu arada, bu filmlerden herhangi birine giden varsa aranızdan, yorum bölümünde bir değerlendirme de beklenir sizden şimdi. Bakalım anlatıldıkları kadar varmışlar mı?
                                            DAĞ 2, ZİRVEYE KOŞUYOR
     Gelelim üçüncü ve son sıraya. Üçüncü sırada kendisine Dağ 2 filmi yer buldu. Zaten vizyona girdiği ilk günden beri fırtınalar koparttı. Zaten şu son dönemde yaşadıklarımız, şehitlerimiz, yüreğimiz bin parçayken duygularımıza tercüman oldu bu film. Bir asker grubunun yaşadıkları anlatılıyor filmde. Arkadaşlarımdan izleyenler oldu filmi. Tek kelime, “Harika” dedi. Duygusal sahneleri de insanın yüreğini dağlıyormuş. Dağ 2, bu haftada listede yer aldı ve tam 177.761 kişi tarafından izlendi. Gelelim gişede en izlenen filmler listesinin zirvedekilerine.
                                                   GENEL RAKAMLAR
               1)    DAĞ 2                                                      2.060.196 KİŞİ
               2)    ÇAKALLARLA DANS 4                       828.522 KİŞİ
               3)    İKİNCİ ŞANS                                          642.031

NOT: Filmlere ait rakamlar boxofficeturkiye.com’dan alınmıştır