Niş blog olarak
yoluma devam etsem hangi konu üzerine yazmaya devam edebilirim.
1-Siyaset:
Ezelinden beri siyaseti izlemeyi ve üzerine konuşmayı severim. Ama şu anda
siyaset üzerine yazmak ne kadar mantıklı olur bilemedim.
foto kaynak: unsplash.com
2-Diziler:
Dijital platformlardaki dizilerden bahsetmiyorum. Televizyon kanallarındaki
diziler benim ilgi alanım. Ama sakın bu alanı çok çok büyük sanmayın. İzlediğim
diziler kadar. Hekimoğlu ve Arka Sokaklar izlediklerim. Bu iki dizi üzerinden
ne kadar yazı yazabilirim ki.
3-Futbol: Evet,
futbolu severim. Galatasaray taraftarıyım. Derin taktik analizlerim olmaz.
Yüzeysel, dışarıdan görünen olayları yorumlayabilirim. O yorumlamalarımı da kaç
kişi okur, bilemem.
Galiba benim
hayatım bunlardan ibaret. Ben bunları bir düşüneyim bakalım.
İzlediklerim kategorisine uzun süredir yeni bir yazı girişi
yapmamıştım. #evdekal dönemi ile beraber film izlemeye başladım. İşte en son
izlediğim film: Can Dostum 1997. İnternette bu şekilde arattığımda çıkıyor. Sonradan
Can Dostum diye bir film daha çekilmiş çünkü. Ya da İngilizcesini de
yazabilirsiniz. Good Will Hunting diye.
Kaan Sekban kendi İnstagram hesabından yaptığı paylaşımda
televizyon kanallarına seslendi. Paylaşımında yer alan kanallar ise TRT 1, Star
ve Atv oldu. Ve bir döneme damga vurmuş ve efsaneler arasına girmiş dizileri
tekrar yayınlamaları çağrısında bulundu. Bu diziler arasında yayınladıkları
zamanda izlediklerim ise: Yedi Numara, Avrupa Yakası ve İkinci Bahar.
Bu
akşam kanal D’de yine Mandıra Filozofu filmi vardı. Sağ olsun kanal D,
neredeyse ayda bir yayınlıyor. Serinin ikinci filmi pek sevilmedi galiba. Bir defa
denk geldim yayınlanırken. Hiç izlemedim. Televizyonda izlenecek doğru dürüst
bir şey de yoktu. Bizde tekrar ve tekrar onu izledik. Kendini işe güce vermiş
ve paranın her şeyi çözebileceğini sanan iş adamının duyduklarıyla adeta
beyninden vurulmuşa dönmesi her seferinde derinden etkiliyor beni.
Hayalimdeki yaşam
filmdeki. Bir röportajında dinlemiştim. Filmde Mustafa Ali’yi oynayan Müfit Can
Saçıntı’dan. Herkesin mutluluğu filmdeki gibi anlamasından şikayetçi. Ama biz
millet olarak böyleyiz. Bize göre mutluluk; Her şeyi satıp savıp bir köye
yerleşmek. Çiftçilik ya da hayvancılık yapıp geçinmek.
İzlediklerim kategorisindeki diğer yazılarım için burayatıklayabilirsiniz.
Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=TQGnIjsybSs
İzlediklerim kategorisine bayadan beri bir
şeyler yazmadığımı gördüm. Bu kadar boş bırakmaya gelmez. Hem aklıma yazacak
bir konu da gelmedi. İmdadıma yetişti diyebilirim. Youtube’dan iki video
izledim bu akşam. Bir tanesi, Engin Deniz Videoları’ndan. Amişler tarikatını
anlatmış. Engin bu tür anlatma işlerini iyi yapıyor. Bir tane de Küba hakkında
yaptığı video var. Harikaydı. Ona da bir bakın isterseniz. Bu arada Amişler bir
arada Türkiye’ye de gelmiş. Ama uzun süre kalamamışlar.
İkinci
video yeni takip etmeye başladığım kanallardan biri olan Zehirli Mikrofon’dan. Adını
niye zehirli koymuşlar orasını çözemedim. Videoların seslendirmesi yapan kişi
bana tanıdık geldi. Ama çıkaramadım. Benzetmiş de olabilirim. Roswell olayında
düşen ufonun içinde olan uzaylılara otopsi yapılmasını anlatıyor. Hatta otopsinin
görüntüleri varmış. Ama görüntüler şimdi nerede onun hakkında bir şey
söylemediler. Ama enteresandı.
Dün Fringe’in 3’üncü
bölümünü izledim. İlk iki bölüme göre biraz durgundu. Bölüm süresi de kısaydı.
50 dakikacık. Bugün ise Şahsiyet dizisine kaldığım yerden devam etmek
istiyorum. Ustam ve Ben kitabını okumaya devam ediyorum. 360’a geldim. Kaldı son
100 sayfa. Çok ayrıntılara girmiş bu son okuduğum yerlerde. Biraz sıktı.
Aslında
yazıyı akşama yazacaktım. Ama şu an oda o kadar sessiz ki. Böyle bir fırsatı
bulmuşken rahat rahat yazmak istedim. Televizyon falan açıkken ya da yanımda
birileri varken yazıya konsantre olamıyorum. Kafamı toparlayamıyorum.
Dünde bugünde
çokça Youtube’dan video izledim. İnsan bir izlemeye başladı mı, duramıyor. O videodan
o videoya savrulup duruyor. İzlediklerim de bilgi videoları. Öyle challenge
falan değil. Siz tatili nasıl değerlendiriyorsunuz bakalım? Biraz da siz
anlatın.
İzlediklerim bölümünün
21’incisinin konuğu, Orkun Işıtmak. Youtube kanalları arasında gezinirken
Çernobil faciasını anlatan bir bölüme denk geldim. Ruhi Çenet’in videosu sanıp
açtım. Meğer Orkun’muş. Çernobil’i gezmeye gitmiş. İlk defa haberim oldu bu
videodan. 6 Milyon kişi izlemiş.
Patlama 4’üncü reaktörde olmuştu. Eğer patlama
olmasaymış 5’incisi de açılacakmış. Patlamadan sonra yarıda bırakılmış. İşte o
5’inci reaktörün yanına kadar gitmiş. Bırakın 5’inciyi, hemen yanında 6’ıncısının
bile betonu dökülmüş. 15 reaktöre kadar kuracaklarmış.
Gezi sırasında uyulması
gereken kurallar dikkatimi çekti. Hiçbir şeye dokunmak, bir şeyler yemek yok. Gezenlerin
güvenliği için tabi. Ben olsam, “Ne olur ne olmaz” deyip Çernobil’e gitmezdim. Hala
risk devam ediyor çünkü. Gerçi elinde devamlı radyasyon ölçerle dolaşıyor
ama.Yine de cesaret edemezdim. Ya siz? Şuradan
izleyebilirsiniz.
Yeni takip etmeye
başladığım Youtube kanallarından Emre Durmuş’un, Kuzey Kore Sınırına Gittim
videosunu izledim. Bu kanalı yeni takip etmeye başladım ama çok beğendim. Favori
kanallarımdan biri haline geldi. Bu bölümde Güney Kore ile Kuzey Kore’yi
birbirinden ayıran DMZ bölgesine gidiyor. Keyifli seyirler.
Aslında bugün için planladığım şeyleri
gerçekleştiremedim. İnsan bir şeyi planlayıp yapamadığı zaman morali bozuluyor.
Şu an benim moralimin bozulduğu gibi.
Sözde bugün iki dizi izleyecektim. Biri,
Şahsiyet. Diğeri, Fringe. Geçtiğim her akşam Şahsiyet dizisine baktım. 6’ıncı
bölüme kadar geldim.
Fringe dizisine ise her hafta bir bölüm
olarak bakmayı planladım. İlk 2 bölümüne de baktım. Ama bu hafta 3’üncü
bölümüne bakamadım.
Bu hafta gece vardiyasındayım. Şahsiyet’e
de bakamayacağım. Kaldı öbür haftaya.
Yatmadan iki video izledim Youtube’dan.
Biri Pena kanalından. Celal Şengör’ün konuk olduğu bölüm. Kendisinden hoşlanmasam
da görüşleri enteresan.
Diğeri video ise, Barış Özcan. Çin, uzaya
yapay ay gönderecekmiş. Bunu anlatmış. Bu adamın anlatımına hastayım. Zevkle izliyorum.
Araya ufak ufak mizah sıkıştırması da çok güzel.
Yeni bir haftaya başlıyoruz. Bu hafta
benim için zor geçecek. Gece vardiyasındayım. Herkese iyi haftalar.
Barış Özcan’dan yine harika bir video. Farklı bir 23 Nisan videosu olmuş. Bir çocuk nasıl isterse diğer çocukların kaderini değiştirebilir, onu anlatmış. Hele videonun sonlarına doğru tüylerim diken diken oldu. Muhakkak ve muhakkak izleyin.
Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=6oUUkdGMYDs
Beyaz Show fragman diye gördüğümde
heyecanla tıklamıştım videoya. Ama bu kadar kötü bir fragman da yapılmaz ki
Beyaz. Birden fazla fragman var. Kısa kısa hepsi. Ben sadece ikisine
bakabildim. Çünkü diğerlerine bakma hevesi bırakmadı izlediklerim bende. Daha
güzel ve daha çarpıcı bir fragman beklerdim. Bu arada tekrar canlı
yayınlanacakmış. Malum olaydan sonra banttan yayınlanmaya başlamıştı. Bant
yayının tadı olmuyor ya. Alışmışız bir kere canlı yayınlanmasına. Canlı yayın
sırasında gelen telefonlarla ilgili nasıl bir uygulama yapacaklar acaba? Ya da
hiç telefon almayacaklar. Kötü hazırlanmış olan fragmanlara rağmen yine de
ekran başında olacağım. Birde yeni tiplemeler olacakmış bu sene. Bakalım o
tiplemeler nasıl olmuş? Fragmanlardan biri şurada
Vatanım Sensin dizisine bakıyor musunuz? İlk
başta bu dizi için pek de hoş duygular beslediğimi söyleyemem. Ama önyargımı
bir kenara bırakıp izledikçe ne kadar güzel bir iş yapıldığını görmüş oldum. Vatan
sevgisini öyle güzel anlatıyor ki. Hele müziği. O müzikle beraber o vatan
sevgisini anlatan sahneler yok mu? İnsanın tüylerini diken diken ediyor. Halit
Ergenç’ten pek hoşlanmam. Ama ondan hoşlanmamam, onun ne kadar iyi bir oyuncu
olduğunu söylememe engel değil. Adam harika oynuyor. Hele bu akşamki bir dua
sahnesi vardı ki. Muhafazakar kesim pek sevmez Halit Ergenç’i. Ama bu diziyle
beraber ona karşı bir sempati oluşabilir. Hele bu akşam ki dua sahnesinden
sonra. “Eğer sizin de benim gibi bu diziye bir önyargınız varsa, hemen onu bir
kenara bırakın ve hemen ilk bölümünden itibaren izlemeye başlayın” derim.
Bugün Pazar
ya. Bugün evdeyiz ya. Güzel bir kahvaltının üstüne şöyle güzel bir film
izleyelim dedik. Aslında düşüncemiz Cem Yılmaz’ın oynadığı İftarlık Gazoz
filmini izlemekti. Ama onu izleyemedik. Başka izleyecek bir film aramaya
başladık. Oda Ali Sunal Ve Hatice Şendil’in başrollerinde oynadığı Hayat
Öpücüğü filmi oldu. Bu flmin vizyona çıktığı tarihi hatırlıyorum. Fragmanlarını
da izlemiştim. Şimdi, “İyi ki Cem Yılmaz’ın filmini izleyemedik de bu filmi
izlemişim” diyorum. Metin, hastalık hastası bir adamdır. O kadar ki, evi bile
bir özel hastanenin hemen yanındadır. Hastanede onu tanımayan yoktur. En ufak
şeyde soluğu hastanede aldığı için. Son dönemde bu titiz adamlar dizi ve
sinemada çokça yer almaya başladı.
Güzel bir pazar için iyi seçenek olabilir
BİLİNDİK BİR HİKAYE ANLATIYORLAR AMA…
Mesela dizi
olarak Galip Derviş vardı. Şimdi de bu. Hayat ise, hastalığı nedeniyle o
hastanede yatmaktadır. Metin ve Hayat çeşitli vesilerle devamlı karşı karşıya
gelmeye başlarlar. Tabi bu karşılaşmaların hepsi de eğlenceli. Gülümsemenize yol
açıyor. İşte hikaye böyle başlıyor. Filmi izledikten sonra sizde göreceksiniz
ki. Hikaye çok bilindik bir hikaye. Ama her zaman söylemiş olduğum bir şey
vardır. Hikaye ne kadar bilindik olursa olsun. Önemli olan hikayeyi nasıl
anlattığındır. Hayat Öpücüğü filmi bu bilindik hikayeyi izlenebilir şekilde
anlatmış. Hikayenin çok bilindik olduğunu biliyorsunuz. Ama yine de
izlettiriyor kendini. Haftasonu için film izleyecek olanlar varsa, tavsiyemdir.
AKLA GELMEYECEK İKİ İSİM,
YANYANA
Bu filmin ilk
fragmanını gördüğüm zamanda, bu ikiliyi garipsemiştim. Hiç, bir araya
gelmeyecek bir ikiliyi, Ali Sunal Ve Hatice Şendil’i bir araya getirmişler. Ali
Sunal komedi adamı. Hatice Şendil ise tam tersi dram dizilerinin kadını. İki ayrı
uçtan seçim yapılmasına rağmen, işi kotardıklarını söyleyebilirim. Ali Sunal’ı
severim. Bir zamanlar sadece Kemal Sunal’ın oğlu olarak tanınırken, şimdilerde
kendisi bir şeyler yapmış, kendini kabul ettirmiş bir oyuncu artık. Hatice
Şendil’i nedense pek beğenmiyorum. Ama filmde izlediğim kadarıyla hayat dolu
bir kadını iyi canlandırmış. Gelelim son sözlerimize. Eğer bu filme
vizyondayken gitseydim. İnanın, verdiğim paraya acımazdım. Film süresince beni
gülümsetti, eğlendirdi ve bir kez daha aşkın güzelliğini bana gösterdi. Kısacası,
Hayat Öpücüğü sayesinde güzel birkaç saat geçirdim. Film ile ilgili ayrıntılara
da buradan ulaşabilirsiniz.
Kendimi bildim bileli uzay ve uzaylılar
konusu her zaman ilgimi çekmiştir. Ne zaman televizyonda uzayla ilgili bir
belgesel görsem izler, Youtube’da uzay hakkında videolar arar ve bloglardaki
uzay hakkındaki yazıları okurum. Blog demişken Emre kardeşimin bloğunda sırf
uzay için bir kategori var. Emre’nin uzay ve uzaylılar hakkındaki yazılarını
zevkle okurum. Emre’nin bloğunaburadanbakabilirsiniz. Uzay konusuyla
ilgilenenler Haktan Akdoğan’ı da tanırlar muhakkak. Ara sıra kanallarda çıkar. Onun
çıktığı programlara da rast gelirsem onları da kaçırmam. Bugün kanalları
gezerken Tgrt Avrupa’da uzayla ilgili bir belgesele denk geldim. Belgeselin adı:
Evrende Yolculuktu. Daha önce birkaç defa denk gelmiştim bu belgesele. Ama ortam
uygun değildi.
Karanlık enerji hala gizemini koruyor
TELESKOPLAR VE UZAY
Ortam uygun değil derken. Evdekiler muhakkak
diziye falan bakıyorlardır. O yani. Bugün öğle saatlerinde bir şeycikler
olmadığı için, rahat rahat baktım belgesele. Anladığınız gibi bu belgesel
bölümlü. Bu bölümünde kara enerjiden bahsediliyordu. Ya da başka bir tanımı ile
karanlık enerjiden. Belgeselde Hubble teleskobundan, bize uzay hakkında
sağladığı yeni bilgilerden bahsedildi. Bunun yanı sıra, Hubble teleskobundan
daha büyük ve bize uzay hakkında yeni kapılar açacak, 3 yeni teleskopdan daha
bahsetti. Anladığım kadarıyla uzay hakkında yeni yeni bilgiler edinmemizde, bu
teleskopların büyük bir yeri var. Yeni teleskopların nerede yapılacağını,
büyüklüklerini ve maliyetlerini anlattı. Eğer bütçe sıkıntısı yaşanmazsa, bu 3
yeni teleskop da 2020’de faaliyete geçecekmiş.
EVRENİ
GENİŞLETEN NE?
Karanlık enerji terimini daha önce
duymuştum. Ama ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. İzlediğim Evrende
Yolculuk belgeselinde bu sefer çok iyi kavradım. Bildiğiniz gibi evrenimiz Bing
Bang, yani büyük patlamadan beri sürekli genişlemekte. Peki evren genişliyor da
nasıl genişliyor? Galaksiler hem bizden uzaklaşıyorlar, hem de kendi aralarında
birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Peki bu genişlemeyi, galaksilerin hem bizden,
hem de birbirlerinden uzaklaşmalarını sağlayan güç ne? İşte bu gücün adına
karanlık enerji deniyor. Karanlık enerji daha tam olarak çözümlenebilmiş değil.
işte bu yeni kurulacak teleskopların, karanlık enerji hakkında daha fazla bilgi
elde etmemizi sağlayacakları düşünülüyor. Bende merakla bekliyorum, karanlık
enerji hakkındaki yeni gelişmeleri.
Mehmetçik Vakfı'nın hazırlatmış olduğu emanet reklamını izlediniz mi? Ben ilk kez izlediğimde o kadar etkilendim ki. "İşte böyle anlatılır" dedim. "Olurda dönemezsem" diyor Mehmetçik. Hemen eşi atılıyor ordan, "O nasıl söz?" diyerek. Tekrar ediyor, "Olurda dönemezsem çocuğumuz önce Allah'a sonra" diyor hamile eşinin karnını tutarak. Tam bu sırada yaşlı bir amca kalkıyor ordan, "Bana emanet" diyor. Sonra bir kadın, sonra bir üniversite öğrenci grubu. Sonra yaşlı amcaların olusturduğu bir grup. Hepsi sırayla, "Bana emanet" ve "Bize emanet" diyorlar. Sonra Mehmetçik trenin kapısından, "Vatan da bana emanet" diyor. Ve sonra eşi ve tüm halk el sallıyor Metmetçiğin arkasından. İnsanı duygulandıran ve gözlerini nemlendiren bir reklam filmi olmuş emanet. Bu reklam filmini hazırlatan Mehmetçik Vakfına ve reklamı hazırlayan herkese teşekkürler. Şimdi o reklamı koyuyorum. İzlemeyenlerin izlemesi, izleyenlerin o güzel duyguları tekrar yaşaması için. Reklamı buradan izleyebilirsiniz.
Geçenlerde izlediğim bir videodaki Erdal
Demirkıran sözleri beni düşündürdü. Bilmiyorum, hiç Erdal Demirkıran ismini
duydunuz mu? Duymadıysanız buraya tıklayın. Ya da Erdal Demirkıran’ı sever misiniz? Ben şahsen seviyorum
kendisini. Konuşmalarını zevkle takip ediyorum. Bu adam sadece anlatmıyor. Anlattıklarını
da yaşıyor. Bana çok inandırıcı geliyor. Eğer daha önce hiç Erdal Demirkıran
izlememiş olan varsa, bu yazıyı okuyanlarınız arasında. İlk fırsatta Google’a
Erdal Demirkıran yazıp aratın ve harhangi bir videosunu izleyin. Hatta şunu da
yapabilirsiniz. Yazıyı daha da iyi yorumlamak için. Yazıyı okumayı burada
bırakın. Hemen Google’dan bir Erdal Demirkıran videosu açıp, izleyin. Kendisini
biraz tanıyın. Sonra tekrar bu yazıya gelin. Eminim tanıdığınız biri üzerine
yazılan bir yazıyı okumak, hiç tanımadığınız biri üzerine yazılan bir yazıyı
okumaktan daha iyidir.
KUMANDA KAPAĞI ÖRNEĞİ
Duyduğumda beni etkileyen Erdal Demirkıran
sözleri neydi peki? İzlediğim videoda öncelikle Erdal Demirkıran biz Türk’lerin
öne çıkan özelliklerinden bahsetti. Verdiği örnekler pratik düşünmemiz üzerine
idi. Hatta bir kumanda örneği vardı ki. Benim en çok hoşuma gidenlerden bir
tanesiydi. Yurt dışında bir evde, bir adam, kumandanın kapağı kırıldığı için,
kumandanın pillerine, elleriyle yuvalarına bastırarak kumandayı kullanıyormuş. Bunu
gören Erdal Demirkıran, “Ya böyle yapacağına pilleri bantlasana” demiş. Bunun üzerine
adam Erdal Demirkıran’a bakmış, “Sen bir dahisin” demiş :) Daha bunun gibi çok komik olaylar
anlatıyor kendisi.
DAHİYİZ. PEKİ NİYE GERİ KALDIK O ZAMAN?
Bu örneği ve bunun gibi birkaç örneği
anlattıktan sonra spiker sordu, “Peki bu kadar zekiyiz de. Neden ülke olarak
gerideyiz?”. Bu soruyu soran spikere, “Helal olsun sana. Tam aklımdaki soruydu”
dedim içimden. Bu soruya şöyle yanıt verdi, “Diyelim bir yere bir sekreter
alınacak. Gelen sekretere diyorlar ki, ‘Arada çay yapar mısın?’, ‘Tabi yaparım’
diyor kız. ‘Gün içinde bi şuraların tozunu alır mısın peki?’, ‘Tabi, tabi
yaparım’ diyor kız. Onu yapar mısın? Yaparım. Bunu yapar mısın? Yaparım. Ama
Avrupa’lı öyle mi? (Tam bu noktada elindeki kalemi alıyor ve masaya vurmaya
başlıyor) Mesela senin görevin bu kalemi buraya vurmak. Başka bir görevin yok.
İlerleyen zamanla beraber ne oluyor? Adam o işin profesyoneli, en iyi yapanı
oluyor. İşte biz bu noktada yanlış yapıyoruz” dedi. Dinlediğim bu Erdal
Demirkıran sözleri bence çok doğru bir teşhisti.
Bugün size çok yapmadığım bir şeyi
yapacağım, Utanmazsan Unutmam adlı bir şarkıyı önereceğim. Bu şarkıyı ben de
bilmiyordum. Sağolsun Simurg’un Kalemi sayesinde öğrendim. Dinleyip, yorumumu
söylememi istedi. Ben şarkıyı çok sevdim. O yüzden sizlerinde bu şarkıdan
haberdar olmasını istedim. Simurg’un Kalemi şarkıyı bana anlatırken, “Sözleri
çok anlamlı” demişti. Özellikle sözlerine kulak verdim. Normalde ben bir
şarkının sözlerine odaklanmam. Şarkıyı açarım. O çalar. Ben de o arada yazımı
yazarım. Yazımı yazarken şarkı dikkatimi çekerse, “Güzel şarkıymış” dersem. O
şarkıyı beğenmişimdir. Adamlar grubunun bu şarkısını böyle dinlemedim işte.
Hiçbir şey yapmadan, yazmadan, sırf şarkıya odaklandım. Hakikaten Simurg’un
Kalemi’nin dediği gibi varmış sözleri.
ŞARKI
ADAMLAR GRUBUNUN
Utanmazsan Unutmam şarkısının sözlerini
dinleyin. Sizin de bana hak vereceğinize inanıyorum. Bu şarkıyı söyleyen bir
grup. Grubun adı: Adamlar. Ben duymadım ama Youtube’da popüler. 850 bin kişi
dinlemiş. Bu hiç de azımsanacak bir rakam değil. Grubun vokali, yani şarkı
söyleyen kişisi Tolga Akdoğan. Bu şarkıyı da Tolga Akdoğan yazmış. Grup, Tolga
Akdoğan ile birlikte toplamda beş kişi. Tolga Akdoğan’ın kendine has bir tarzı
var. Şarkıyı içinden geldiği gibi söylemesi çok güzel. Adam şarkıyı söylemiyor,
yaşıyor sanki. Şarkının girişini beğendim en önce. Bir gitar çalıyor ki
girişte. İnsanın ruhuna dokunuyor. Tolga Akdoğan şarkıya girer girmez, sanki
şarkı yabancı bir şarkıymış gibi bir his veriyor.
SÖZLERİ ETKİLEDİ BENİ
Klibi de çok beğendim. Bu klibin çekildiğ
stüdyo, Akustikhane Grundig’e aitmiş. Stüdyo
çok iyi dizayn edilmiş. Görüntü kalitesi de çok net. Şarkının toplam süresi 6
dakika. Ama inanın, 6 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Gelelim o çok
beğendim sözlere. Nakarat kısmındaki sözleri yazayım isterseniz. En çok onları
beğendim ben.
Utan, utan,
utanmayan insan olur mu lan
Altın bir
madalyon gibi taşınmalı vicdan
Tek kıvılcımdan
nasıl yanarsa koca orman
Unutmazlar,
unutmayız, unutmam
Utanmayan insan olur mu lan? İlk duyduğumda
çarptı bu söz beni. Utanıyor muyuz peki artık? Ya diğer bir söze ne demeli.
Altın bir madalyon gibi taşınmalı vicdan. İnsanoğlu olarak vicdanı, bir altın
gibi değerli görmek. Artık vicdanımızı da kaybediyoruz ya yavaş yavaş. Tolga Akdoğan’ın
o ilk dizedeki, “Utan, utan,utanmayan insan olur mu lan?” sözünü söylerken, lan
kelimesini uzatması da, ayrı bir hoşluk katmış şarkıya. Şarkıyı dinleyin
bakalım. Sizler beğenecek misiniz Utanmazsan Unutmam şarkısını?
Sizlere bu yazımda, sevdiğim uzaylı filmlerini paylaşmak istiyorum. Listenin ilk başında, Kurtuluş Günü filmi geliyor.
Yakın bir zamanda, Kurtuluş Günü filminin ikincisi vizyona girdi. Bu filmi
izleme fırsatı bulamadım. Ama şunu söyleyeyim: Bu filmden beklentim çok yüksek.
Ama genelde de beklentisi çok olan filmlerde hüsranla sonuçlanıyor. Birde ilk
filmle, ikinci film arasında, tam 20 yıl var. Bu kadar ara verildikten sonra,
ikinci filmde de aynı tat yakalanabilir mi? İşte bu nedenle, ikinci filmde
hüsrana uğramaktan korkuyorum. Şimdiye kadar Kurtuluş Günü filmini, yani ilk
filmi izlemeyenler olabilir. Uzaylı filmlerini sevenler, bu filmi izlemedilerse,
çok şey kaybederler onu söyleyebilirim. İlk filmin fragmanı hemen aşağıda.
İsterseniz bir göz atın.
İŞARETLER FİLMİ LİSTEMDE
Listemde ikinci sırada ise: İşaretler
filmi var. Bu filmde ilk izlediğimde çok
etkilemişti beni. Bu filmi çok sevgili arkadaşım, Faruk Ataseven ile
izlemiştim. Faruk ile film izlemek, benim için ayrı güzeldir. Çünkü kendisi
olmadık yerlerde gülme gibi bir yeteneğe sahiptir. Onun gülmesi, bana da
bulaşır, bende gülerim. Şimdi diyeceksiniz ki, bir uzaylı filminde espri ne
gezer? Ama var. Gerçi Kurtuluş Günü filminde de var. Ama İşaretler
filmine, ayrı bir parantez açmak istedim. Bu filmi bazı yerlerinde gülerek,
bazı yerlerinde de merakla izlemiştik. Kahramanlarımız
bir çiftlikte yaşamaktadırlar. Bir baba, iki çocuğu ve erkek kardeşi ile.
İKİSİNİ, AYNI GÜN İZLEMEYİN
İlk başlarda biraz yavaş gelebilir ama,
ilerledikçe ekrandan gözünüzü ayıramayacaksınız. Onun da fragmanını koyuyorum. Bence buna da bir göz atmalısınız. Eğer bu iki filmden ilk
defa haberdar oluyorsanız. Tatil gününüzde, kafanız rahat olarak, kendinizi film
izleme modunda hissettiğinizde, ikisinden birini izleyin. İkisini ard arda
izlemeyin. Film zevkinize yazık edersiniz. Ayrı zamanlarda izleyin. Filmleri hazmedin. Yalnız
izlemeyin. Kendinizde izleyebilirsiniz
de. Yanınızda, uzaylı filmlerini izlemekten hoşlanan en az bir arkadaşınızın
olursa, daha iyi olur. Hem film sırasında değerlendirmelerde bulursunuz. Filmin
daha çok zevki çıkar. Aranızda, “Sadece iki film mi yani?” diyenler olabilir. Evet,
iki film. Önüme her gelen uzaylı filmini izlemiyorum. Bazıları çok mantıksız ve
zaman kaybından başka bir şey değil. Video kaynak: Youtube.com