Kişisel Blog Yazıları #49: Zor bir gün, zor insanlar ve daha zor düşünceler...

Kişisel blog yazıları #49 bölüme hoş geldiniz. Dün akşam doğru dürüst uyuyamadım. O yüzden bugün pek kolay geçmedi. İş desen yoğun. Bir de iş dışında başka şeylerle de uğraşmak durumunda kalmak, insanı daha da yoruyor. İnsanları anlamıyorum. Farkında mısınız? Herkes, işleri zorlaştırmakla meşgul. Kanal D’de, Eşref Rüya’yı izledik. Evet, bu dizileri izliyoruz, seviyoruz ama. Bu diziler sayesinde insan öldürmek çok sıradan oldu. Kendi adaletini kendin sağlamak çok sıradan oldu. Sıradan olmak yanlış oldu belki de. Doğrusu, sanki olması gerekenler bunlarmış gibi bir algı oluştu. Ülkemin geleceği için üzülüyorum. Ne diyeyim başka? Siz ne diyorsunuz dizilerin bu durumu ile ilgili olarak? Kapıları Açmak kitabına devam ediyorum. Sanırım yarın bitiririm. Sonu belki çok şaşırtmayacak ama yine de merak ediyorum. Bir kitaptan beklentim öyle çok büyük şeyler değildir benim. Sıradan hayatlar. Senin, benim yani bizim hayatımızda olan biten şeyleri okumak isterim. Orhan Kemal’in romanlarını sırf bu nedenle çok severim mesela. Bu tarz kitaplar varsa bildiğiniz yorumlarda bana yazar mısınız? Gelsin kitap önerileri o zaman. Ata Demirer zayıflamasının formülünü vermiş. İnsan yapımı bir şey yemeyin diyor. Reçel mesela. İnsan yapımı. Yemeyin. Bal mesela. Arı yapımı. Bak onu yiyin. Farkında mısınız? İnsanlık olarak, insanlığı bitirecek şeyler üretiyoruz. Kendi elimizle, kendimizi yok ediyoruz yani. Bu akşam ki kişisel blog yazıları serisinin bu yazısı biraz karamsar içerikli oldu değil mi? Bu akşam da böyle olsun. Hayatta güzel ve neşeli şeyler olduğu gibi, kötü ve iç karartıcı şeyler de var değil mi? YouTube’da, Merve Başibüyük adında bir YouTubera denk geldim. O da benim gibi bir seri başlatmış. Tam 50 gün boyunca her gün YouTube’a video atacakmış. Şu an 25’inci videoda. Kendisi bir psikoloj. Hayatımızdaki sorunlarla ilgili her gün bize bir şeyler anlatıyor. Yarın akşama kadar hoşkalın o zaman. Kişisel Blog Yazıları #31: Dışarı çıkmak da rutinleşiyor eğer başka bir yazı okumak istersen de Kişisel Blog Yazıları #32: Rüzgarlı bir gecede yazılan bir pazar yazısı

6 yorum:

  1. Mafya,silah,şiddet ,cezaevi olmayan bir dizi düşündüm,bulamadım.Çoğunu izlemeyi bıraktım.
    Tıpkı senin gibi gençlerin umutsuz olması beni çok üzüyor.Ama merak etmeyin bu dönemde geçecektir. Fakir Baykurt kitaplarını da öneririm.
    Reçel yemeden olur mu Ata yani:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten şiddet olmayan bir dizi yok.
      Bir an önce geçse bu dönem.
      Fakir Baykurt kitapları önerisi için teşekkürler.
      Reçelle pek aram olmadığı için Ata'nın bu dediğine pek takılmamıştım :)

      Sil
  2. İnsanların hayatı olduğundan fazla zorlaştırdığını düşünüyorum ben de.

    Dizi izlemediğim için bir şey diyemiyorum. Zaten izlememe sebebim de bu. Benim hayatıma katacak bir şeyleri olduğunu düşünmüyorum. Bu yeni olan bir şey de değil. Bizim çocukluğumuzda bizimkiler diye bir dizi vardı. Şimdi onu düşünüyorum da alkoliği vardı. Eve kadın getiren horozcu vardı. Üç kağıtçı kapıcılar vs. Her türlü şey vardı yani. İnsanların ahlakını bozmak için birebir.

    Bal da arı yapımı olmuyor artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Zaten hayat zor. Bir de insanlar daha da zorlaştırıyor.
      Evet, Bizimkiler'i hatırlıyorum. Diziler çıkmadan önce de ahlaklı bir toplum olup olmadığımızdan şüphe eder oldum artık.
      Aynen. Bal da arı yapımı olmuyor. Artık her şey yapay.

      Sil