Okan Bayülgen, seslendirme yapmak için yaratılmış...

     Shrek serisini izleyen herkes, bu yargıya varır diye düşünüyorum. Tabi Okan Bayülgen on parmağında on marifet bir kişilik. Ama bugün ben, seslendirme sanatçısı kimliğine odaklanmak istiyorum. Sadece film seslendirmekle kalmıyor. Ayrıca, reklam seslendiren ünlüler arasında da kendine yer buluyor. Onun seslendirdiği reklam filmlerini izlemek çok keyifli. Özellikle Domestos mikrop reklamları bir harikaydı. Hala denk geldiğimde zevkle izlerim.
        SHREK'LE ÖLÜMSÜZLEŞTİ
     Shrek'te öyle bir seslendirme yapıyor ki. Adeta ölümsüzleşiyor. Bazen düşünüyorum da. Shrek'i, Okan Bayülgen değilde bir başkası seslendirseydi, yine bu kadar sever miydim? Severdim ama şimdiki kadar olmazdı diye düşünüyorum. Reklam filmleri, animasyon filmleri. Bunların hepsini sesiyle bir yerden alıp, bir yerlere getirdi. Bu nedenle diyorum ki; o, seslendirme sanatçısı olmak için yaratılmış.
       BU YAZIYI YAZMAMA SEBEP
     Ne zamandır böyle bir yazıyı yazmayı planlıyordum. Ama bir türlü fırsat olmamıştı. Ama bugün sabah kahvaltı yaparken kanalları zaplıyordum. Baktım Fox'ta Shrek 3 var. "Tamam, işte bugün sırası" dedim. Animasyonda seslendirme işin yarısı. Karakterlere ruh verme. Dışardan da seslendirmede ki başarımız takdir ediliyor. Shrek'teki seslendirmeyle ilgili olarak ödül aldığımızı duymuştum. Şaşırmadım. Çünkü biz bu işte iyiyiz. Hakkını vererek yapıyoruz.

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
      


Güneşli bir gün hikayesi...

     Bugün hava çok güzeldi. Yazdan kalma bir gündü. Sıcaktan yandım. Şubat ayının ortasında. Küresel Isınma dedikleri bu olsa gerek. Havanın ne zaman, nasıl olacağını kestirmek çok zor. Pencereden güneş odaya girince sevindim. Hasretiz güneşe ne de olsa. Kış günleri hep hava kapalı. Bi noktadan sonra insanın içi de kapanıyor. Sizce de öyle değil mi? Zaten yapılan bilimsel araştırmalar da bu duygumuzu destekler nitelikte. Kapalı günler depresyona sokuyormuş çoğu kişiyi. Demek ki bu aylarda asık suratlı insanlar görmemiz bu yüzden.
      GÜNEŞ VAR AMA SICAK MI?
     Bu tip günlerde güneşi görürsünüz fakat dışarısı yine de soğuktur. O yüzden dışarı çıkarken ince giyinip giyinmeme konusunda kararsız kaldım. Neyse ki kardeşimin işi vardı. Benden önce dışarıya çıkmıştı. Hemen onu aradım. "Dışarısı nasıl?" dedim. Heyecanlı bir şekilde, "Harika!" dedi. "İnce bir kazakla ya da tişörtün üstüne ince bir hırkayla çık" diye devam etti konuşmasına. Bi tişört giydim. Bir de ince bir hırka aldım. Çıktım yola. Daha yolun yarısında çıkardım hırkamı.
   ŞUBAT AYINDA SADECE  TİŞÖRTLE DOLAŞMAK    
     İnsan şu Şubat ayında tişörtle dolaşırken kendini bi garip hissediyor. Üstüme baktım. Evet, sadece bi tişört vardı. Kendi kendime, "İnanamıyorum şu an üstümde sadece bir tişört var" dedim. Güneş Topla Benim İçin şarkısını mırıldandım. Yaz ayında ki gibi hırkamı elime aldım. Fırından ekmek alıp dönecektim. Ama bu güzel havada da hemen eve de gidilmezdi ki. Bizim fırın ilçenin merkezinde. Ve bir de büyük camimiz var. Hemen caminin önünde de banklar var. Gittim o banklardan birine oturdum. Gelen geçenleri izledim. Ve inanır mısınız sıcaktan yandım. "Güneşten gerekli vitaminleri aldığıma göre kalkma zamanı geldi" dedim.

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com    

Sevgililer Günü kutlanmalı mı?

     Kimi Sevgililer Günü'nü acımasızca eleştiriyor. Kimi savunuyor. Ben savunanlardanım. En çok getirilen eleştiri: ticari bir gün. Kapitalizmin bir oyunu. Velev ki öyle olsun. Bunun ne zararı var ki. Bırakın sevgililer kutlasınlar günlerini. Hediye alınacaksa hediye de alsınlar. Güzel bir gün olsun. İki insan birbirine sevdiğini söyleyecek. Aldıkları hediyeleri birbirlerine verecekler. Ne güzel. Bu anlattığımı hayal etmek bile güzel değil mi? 

sevgililer günü kutlanmalı mı?
foto kaynak: unsplash.com

         SEVGİLİSİ YOK DİYE Mİ?
      Bazı itirazlar bana hiç inandırıcı gelmiyor. Para tuzağı eleştirisi, duyguları gizleyen bir perde gibi. Asıl o günü sevgilisiz geçirmek üzüntüsü var bu eleştirinin altında. Hepimiz insanız. Hepimiz aynı duygulara sahibiz. Hepimiz sevmek, sevilmek istiyoruz. Bizden, bu görünüşteki eleştirinize inanmamızı beklemeyin. Yaşadığınız burukluğun dışa vurumu o söyledikleriniz. Ama o durumları biz de yaşadık. Biliriz şu anda içinde bulunduğunuz ruh halinizi. O yüzden inandırıcı olmasa da inanmış gibi yaparız söylediklerinize. 


   BÖYLE GÜNLERE KARŞI DEĞİLİM
      Hayatın içine ister istemez çok giriyoruz. Bırakın başkasını, kendimizi bile unuttuğumuz zamanlar oluyor. Bu hengame de böyle günlerin olması güzel. Bize hatırlatıyorlar sevdiklerimizi. Bu günler olmasa olmayacak mı yani? Yo, olacak. Bunlara sadece vesile olarak bakmak gerek. Bu gün olmasa da biz sevgilimizi çok seviyoruz. Asıl güzel olan, "Seninle hayatım daha güzel" deme şansı vermesi bir kez daha. Çok da büyütüp, bir dünya meselesi haline getirmemek lazım. Bazen de akışına bırakmalı. Yaşamalı.

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com

Otobüslerdeki televizyon işkencesi...

      Hafta içi Balıkesir'e gittim. Çok sevdiğim otobüs yolculuğu yaptım. Ama şu otobüs televizyonları yok mu? İnsanin sinirini bozuyorlar. En iyi otobüs sirketinde de aynı. En düşük kalitelisinde de. Madem bu televizyon işini yapamayacaksınız. Kaldırın o zaman. Boşuna otobüslerimiz televizyonludur diye de reklam yapmamış olursunuz. Görüntü namına bi şey yok. Hep sinyal yok yazısı karşınızda. Videolar desen. Sesi çıkmıyor. Tam bir işkence yani. Yol kamerası bile doğru dürüst çalışmıyor.
             TAM ÇEKİYOR DEDİK
       Sözde gelişmiş en kaliteli otobüse bindik. Çarşamba gecesi. Poyraz Karayel var. Hem onu izlerim. Hem de vakit çabuk geçer dedim. Dedim ama. Hevesim kursağımda kaldı. Hemen açtım televizyonu. Hah çekiyor dedim. Kulaklığı bir taktım. Ses gelmiyor. Başka bir kulaklık taktım. Ses yine yok. Televizyon ölmüş, ölmüş. Muavine sordum. "Herhalde hocam" dedi. Umrunda değil. Neyse kulaklığı diğer ekrana taktım. Görüntüyü önümdeki televizyondan izledim. Bu sefer cd takılır gibi görüntü takılmaya başladı. Başlarım televizyonuna dedim. Kapattım.
             MOLADA ÇEKİYOR
      Moladayken bi deneyim dedim. Çekiyor. Yoldayken çekmiyor. Otobüs dururken çekiyor. Dikkat ettim. Kimseden de bi ses çıkmadı. "Kardeşim bu nasıl iş. Tv çekmiyor" diye. Bireysel olarak belki bi kaç kişi söylemiştir. Onu da anlamam zor tabi. Biz de ortak hareket etme diye bir durum yok. Sorgulamak yok. Çekerse izlerim. Çekmezse bakmam. O kadar. "Toplum olarak neden böyleyiz?" diye biraz sorgulama yaptım. İşin kötüsü; telefona hiç dokunamadım. Bu şarj yüzünden. Saatte bir girdim. O da iki üç dakikacık. Sonra bende uyudum.

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com


Dava kardeşliği o zat nasıl oldu?

     En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Bülent Arınç parti kurmaz. Böyle bir beklenti içinde olanlar boşuna beklerler. Evet, Ak Parti'yi eleştirmiştir. Kimilerine göre acımasız da olabilir. Ama bu kadar işte. Bundan ilerisine gitmez. Abdullah Gül de gitmez. Ama eleştirirler. Eleştirmek demek, Ak Parti düşmanı olmak değildir. İşte bunu anlamıyorlar. Ortam o kadar toz duman oldu ki. Kim eleştirse eleştirsin hemen vatan haini ilan ediliyor. Artık şunu bir ayırmamız lazım.
                      O ZAT
      Şimdi her şey bir kenara. Ben olaya farklı bir açıdan bakmak istiyorum. O zat ifadesi üzerinden. Yıllar önce yola beraber çıkmışsınız. Bir dava uğruna. Yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmemiş. Aynı hayallerle sabahları etmişsiniz. Ve gün geliyor. O can dostunuza, "O zat" diyorsunuz. Bu ne kadar da acı bir ifade. Dostluk açısından. Aynı yola baş koymuş insanların buralara gelmesi ne kötü. Eminim o ifade Arınç'ı çok yaralamıştır. Duygulu da bir insan. Belki gözyaşlarına bile engel olamamıştır.
        NE OLDU DA BÖYLE OLDU?
     Şimdi muhasebe zamanı. İki yakın dost, ne oldu da böyle hale geldiler. Arınç bunu çokça düşünüyordur. Acaba Erdoğan düşünüyor mu? İfadesinden, konuşmasından düşünmüş. Çoktan kesip atmış gibi. İnsan böyle bir can yoldaşını, bir anda nasıl kesip atar ki? Merak ediyorum. Erdoğan şimdilerde bu konuları kimle müzakere ediyor? Partinin kuruluşunda Arınç'la beraber yola çıktıkları kişilerden, kaç kişi kaldı ki? Erdoğan'ın yanında gittikçe, eskilerden kimse kalmamaya başladı. Erdoğan neden böyle bir strateji izliyor, merak konusu.

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com
      


Star'ın logosunu değiştirince elinize ne geçti?

      Hiç bir şey olmadı. Olan logoya oldu. Yılların logosunu bir anda silip gittiler. Bunu yapan da Doğuş Grubu. Hani şu Ntv'nin sahibi olan Doğuş Grubu. Ntv'deki gibi bir anlayış beklerdim bu konuda. Türkiye'nin ilk özel televizyonu Star'ın logosunun aynı şekilde korunması lazımdı. Tıpkı kanal D gibi. O logo o kanalla özdeşleşmişti. Hiç logo değiştirecekleri aklımın ucuna bile gelmemişti. Ama ilk yaptıkları işlerden biri oldu. Yeniliği logo değiştirip yapacaklarını sandılar ama yanıldılar.
    SON DÖNEM İMAJI İYİ DEĞİLDİ
        Denilebilir ki son dönemde kanalın imajı yerlerdeydi. Devletin eline geçti. Kan kaybetti. Evet, haklı bir görüş. Ama logo değişimini haklı çıkartacak kadar da haklı değil. Önemli olan zihindeki değişimdir. Logo değiştirmekle hiç bir şey elde edilmez. Tıpkı şimdilerde olduğu gibi. O logo da bir tarih yatıyordu. İyisiyle, kötüsüyle. İşte bu tarih bir çırpıda çöpe atıldı. En çok da tarihe, anılara önem veren bir kurumun bunu yapması can sıkıyor.
          BAŞTAN SAVMA LOGO
        İnsan logoyu görünce, "Bunun için mi canım logoyu değiştirdiniz" diyor. Estetikten yoksun. Sıradan, alelade bir logo. Yapılmak icin yapılınca böyle özensiz şeyler çıkıyor ortaya işte. Siz de Star televizyonun yeni logosunu görünce, "Eskisi iyiydi be" diyor musunuz? İşte bu yazı öyle diyenlerin duygularını ifade etmek için kaleme alındı. Star'ı Star yapan logoyla yola devam edilmeliydi. Çünkü onda geçmiş vardi. Çünkü onda anılar vardı. Vefa bunun gerektirirdi.

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com


Kopyacı Show tv...

     Şu bizim kanallarımız ne kadar da taklitci, ne kadar da kopyacı. Ama öyle böyle kopya değil. Bire bir, tıpa tıp kopya.
     Show tv, kanal D'deki Kısmetse Olur programının aynısını almış koymuş. Sadece ismi farklı. Bir de programın sunucusu.
      Programın sunucusunu da görünce şaşırdım. Şebnem Kısaparmak. Onun böyle programlarla işi olmazdı.
      Çoğunlukla kanal 7, Samanyolu gibi kanallarda sabah ya da akşam program yapardı. Böyle bir yarışma da olmayı nasıl kabul etti anlamadım.
      Bu kanallar niye orjinal program yapmayı denemezler. İnsanın bi suratı kızarır. Diğer kanalın programının aynısını yaptık diye. Ama nerdee.