Kendine bir kahve söyledi. Kahve gelinceye kadar şöyle bir telefona baktı. Kafeye yalnız geldiği için kendini tedirgin hissediyordu. Sanki kafenin çalışanları, “Sadece kendisi gelmiş. Zaten kalabalık. Bir de tek başına yer işgal ediyor” diye düşünüyorlardı. Bu düşüncesinde belki de haklıydı, belki de haksız. Ama gerçek şu ki: Böyle düşündüklerine inanıyordu. Kahvesi geldi. Kahvesini yudumlarken kendisini düşünmeye başladı. Bugününü, çalıştığı işi ve geleceğini. Bunların dışında ölümü de düşünürdü. Normal insanlar ölümü düşünmezlerdi herhalde. Dışarıdan gördüğü kadarıyla ölümü bırak düşünmeyi, akıllarına bile getirmiyorlardı. Acaba öyle miydi? Belki de haksızlık yapıyordu. Ama şuna inanıyordu: Bir insan, ölümü de düşünmeliydi. Çünkü hayat dediğimiz filmin sonu, ölümle bitiyordu.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #85: Dram filmi mi? Hayatımız dram olmuş…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder