Kişisel Blog Yazıları #97: Salı Gününden Dağınık Notlar

Bizimkiler mercimek çorbası yapmış. Tatsız tuzsuz. Sonradan tuz ekleyince de aynı tadı alamıyorsun. Tuz atıyorum atıyorum bir türlü tuzlu olmuyor. Bu nasıl bir şeydir? Tuz attıkça tuzu emiyor sanki çorba.

Babamla, Ruhi Çenet’in, Hong Kong’daki tabut evler videosunu izledik. Yarısında kapattırdı. Biraz rahatsız edici bir videoydu. İnsanlar gerçekten o küçücük yerlerde nasıl yaşıyorlar? Zor bir yaşam. Ama insanın yapısı böyle. Her zorluğa alışıyor.

Atv’de, ABİ dizisini izledik. İlk başta dizinin tutmayacağını düşündüm ama şimdi dizi akıp gidiyor. Yani izleniyor, izletiyor.

Kız kardeşim, daha önceleri pastilin hiçbir işe yaramayacağını düşünürmüş. Ama şimdilerde her zaman yanında bir pastili var. “Düşündüğüm gibi değilmiş. Boğazımı rahatlıyor” diyor.

Nihilist penguen hakkında yapılan videolar bitmiyor. Penguen Sivas’a gidiyormuş, Düzce’ye gidiyormuş gibi bir sürü video yapıldı. Bir tane video da da kadın, penguene dolma yedirmeye çalışıyor. “Ye de öyle git, nereye gideceksen” diyor. Ulan nihilist penguen. Kalplerimize dokundun be. Artık penguenler benim için sıradan hayvanlar değiller. Bundan sonra ne zaman bir penguen görsem aklıma hemen nihilist penguen gelecek.

Altından sonra gümüş de patladı. Şimdi de bakır patlayacak diyorlar. Dünyadaki belirsizlik ortamı kıymetli madenlere akın başlattı resmen. Herkes yatırım aracı olarak kıymetli madenlere yöneliyor.

Kardeşimin aldığı pastilden ben de attım ağzıma bir tane. Acı geldi. içeriğine baktım. İzmir kekikli, Afrika sardunyalı diyor. Bu nasıl bir karışımdır abi?

Öyle böyle salı gününü de bitirdik. Gelsin çarşamba günü. Yani hafta ortası.

Finansal özgür olmanın yollarını araştırın ve finansal özgür olun millet. Her sabah işe gitmek zorunda kalmayın. Ben daha finansal özgür olamadım. Mesele zengin olmak değil, finansal özgür olmak. Ulan bu da nereden çıktı şimdi? Hiç aklımda yoktu bu konuyu değinmek ha. Neyse, demek ki bunu da yazmam gerekiyormuş.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #96: Pazartesi ve turşu

 

Kişisel Blog Yazıları #96: Pazartesi ve turşu...

Bir pazartesi gününü daha geride bıraktık. Çalsın davullar. Başlamak bitirmenin yarısıdır derler. Yeni bir haftaya başladığımıza göre, haftanın yarısını bitirmiş sayılırız. Hayata biraz felsefe katmak lazım değil mi? Kanal D’de, Uzak Şehir dizisini izledik. Boran, komada yatarken ne güzeldi. Adam bir uyandı. Cihan ve Alya’nın başına bela oldu. Barbunya yapmışlar bizimkiler. Yanında karışık turşu yedim. Marketten alınmış turşu işte. Ne tat var, ne tuz var. Turşu mu turşu işte. Hani Adile Naşit ile Münir Özkul kavga ediyorlardı ya filmde. Turşu suyunun iyisi neyle olur diye. İşte onların dükkanlarındaki turşu, has turşulardır. İşte onların dükkanlarındaki turşular, organik turşulardır. Şimdi nerede öyle turşular? Turşu falan derken bir yazının daha sonuna geldik millet. Kişisel blog yazıları serisine bir yazı daha ekledik. Serinin yeni yazısı için yarın yine buradayız.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #95: Nihilist penguen, devamlı uyuyan romankarakteri ve birkaç günlük not daha

Kişisel Blog Yazıları #95: Nihilist penguen, devamlı uyuyan roman karakteri ve birkaç günlük not daha

Bugün tüm sosyal medyada nihilist penguen vardı. Dünyada viral oldu. X ve İnstagram’da her yerde o vardı. Kolonisini bırakıp, yaşamayı bırakıp, dağlara giden o penguen. Hele o son bakışı yok mu. Beni derinden etkiledi. Onun dışında sıradan bir pazar günüydü. Bir haftadır kitap okumuyordum. Sonunda sahalara döndüm. Bir 10 sayfa da olsa kitap okudum. Akşam Kim Milyoner Olmak İster’i izledik. Yarın yine iş var. Yine mi pazartesi? Saçlarım baya uzamıştı. Saçlarımı kestirdim. Kafam ferahladı resmen. Bu kadar mı fark eder? Şu an okuduğum kitaptaki karakter gibi olmak isterdim. Uyanıyor. Yaşadıkları hakkında düşünüyor. Sonra yorulduğunu hissedip tekrar yatıyor. Uykuyu merkeze alan bir hayat resmen. Uyku candır, gerisi heyecandır. O zaman iyi uykular herkese. Kişisel blog yazıları serisinde bir haftanın daha sonuna geldik böylece. Yarın, haftanın ilk yazısıyla görüşmek üzere.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #94: Ya gereğini yap, ya da vicdan yapma   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #96: Pazartesi ve turşu

Kişisel Blog Yazıları #94: Ya gereğini yap, ya da vicdan yapma

*Hayatta ikilemde kaldığım konular oluyor. Bugün yine onlardan biri takıldı aklıma. Ya dedim niye bunu kendine yük ediyorsun Cem? Ya gereğini yap, yapmıyorsan da konuyu kapat ve vicdan yapma.

*Her zaman içtiğim kapiçino bugün gitmedi, içemedim. Dubai cup diye bir tatlı söyledim. İlk defa yedim, onu da beğenmedim. Sonra çay söyledim. Onun da tadını bulamadım. Bugün benim ağzımın tadı yoktu herhalde.

*Bugün bir arkadaşım dedi ki, “Benim fazla para da gözüm yok. Azıcık aşım kaygısız başım” Bence de mutluluğun formülü bu. En azından benim için.

*Kanal D’de, Güller Ve Günahlar dizisini izledik. Saat 23.18 oldu. Bir cumartesi gününün daha sonuna geliyoruz. Şimdiden iyi pazarlar ve bol güneşler.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #93: Gündemin kenarından notlar  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #95: Nihilist penguen, devamlı uyuyan roman karakteri ve birkaç günlük not daha

Kişisel Blog Yazıları #93: Gündemin kenarından notlar

*Niğde’de bir esnaf dükkanına astığı yazıda, “Depresyona girdim. Pazartesiye kadar yokum” demiş. Haber olsun diye mi yazmış bilmiyorum. Ama haber olsun diye yazdıysa amacına ulaştı. Gördüğünüz gibi yazıya konu ediyorum. Ama olayın bir de ciddi yönü var ki: Ülke olarak hepimiz depresyondayız.

*Hadise, sipariş vermek istediğinde kendi adını kullanmıyormuş. Takma adı varmış. Her siparişte aynı takma adı kullanmak zorunda mı? Farklı takma adlar niye kullanmıyor? Takma adı ne olur diye düşündüm de. Düm tek tek olabilir mi?

*Altın yine rekor kırmaya devam etmiş. 1 gram altın, 7 bin lira olmuş. Boşuna demiyorlar altın güvenli liman diye. Zaten ekonomistler söylüyor. Dünyadaki savaşlar, belirsizlikler devam ettiği sürece altının daha da yükselme potansiyeli var diye.

*Evet, Elon Musk’tan yeni bir açıklama daha. Ömrü uzatmanın ve yaşlanmayı tersine çevirmenin yollarını bulacağımızı düşünüyormuş. Gördünüz gibi Elon, sadece Mars’a gitmek üzerine kafa yormuyor. Çok yönlü bir adam. Seviyorum Elon’ın bu hallerini. Devamlı bir şeylere kafa yoruyor.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #92: Ne yazmalı diye düşünürken   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #94: Ya gereğini yap, ya da vicdan yapma

Kişisel Blog Yazıları #92: Ne yazmalı diye düşünürken

Ne yazmalı diye düşünüyordu. Gerçi bugüne özel düşünmüyordu bunu. Hemen hemen her gün, kafasında dönüp duruyordu bu soru. Bazı zamanlar, sanki dünyada yazılacak hiçbir konu kalmamış gibi geliyordu ona. O zaman da yazmanın bir anlamı yoktu. O zaman yazma serüvenini bir kenara bırakması gerekirdi. Madem ki dünyada her konu üzerine yazılar yazılmıştı. O zaman yazı yazmanın ne manası vardı? Çabuk sıkılan bir yapısı vardı. Her zaman da aynı konular üzerine kalem oynatmak istemiyordu. Tekrara giriyordu. O ise, her zaman farklı konular üzerine yazmak isterdi. Tekrar istemiyordu. Hayatı, her gün aynıydı zaten. Bari yazıları aynı olmasaydı. Hani örnek verirler ya. Evinize ya da işinize farklı yolda gidin, hayatınıza değişiklik katın diye. O da yazarken bunu yapmalıydı. Yazı dünyasına her zaman ki yoldan gitmemeli, farklı yollar denemeliydi.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #91: Sormadan söylemek hamlıktır derler   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #93: Gündemin kenarından notlar

Kişisel Blog Yazıları #91: Sormadan söylemek hamlıktır derler

Maraşlı dizisi vardı. Bilenler bilir. Onun jenerik müziğini dinledim biraz. Sonra da birkaç sahnesini izledim. Çok iyi diziydi o da. Tabi başlarda. Sonradan saçmaladı gitti. Maraşlı’nın efsane olmuş sözlerinden birini söylediği sahneydi izlediğim. Niye eski asker olduğunu söylemedin diye kendisine sorulunca, “Sormadan söylemek hamlıktır derler” cevabını veriyordu. Gerçekten hayatta bazı şeyleri aşmış insanlar farklı oluyor. Ben de kendi manevi dünyamda böyle olmak, böyle yol almak isterim. Çok hoşuma giden bunun gibi sözleri not almaya başlamıştım bir ara. Ama sonradan devamını getiremedim. Kaldı öyle. Hazır aklıma bir konu da gelmemişken. YouTube’da, Maraşlı’nın bu sözüne denk gelmiş. Bugünkü kişisel blog yazıları serisinin konusu da bu söz olsun dedim. Sizi etkileyen sözleri yorumlara bırakın isterseniz siz de.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #90: Hafta sonu için büyük hayaller ve sonuç   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #92: Ne yazmalı diye düşünürken

Kişisel Blog Yazıları #90: Hafta sonu için büyük hayaller ve sonuç.

Evet, bir günün daha sonuna geldik. Yoğun bir gündü. Bugün şunu fark ettim: Kar yağdıktan sonra çatılarda hep buz sarkıtları olurdu. Ama bu son yağar karlardan sonra hiç buz sarkıtı görmedim. Ne kendi çatımızda, ne de başkalarının çatılarında. Sizin çatınızda oldu mu veya başka bir yerde gördünüz mü? Atv’de, Abi dizisi vardı. Biraz onu izledim. Yarısında bıraktım. Akşamın tamamını bir diziye ayıracak kadar vaktim yok. Zaten yatmadan önce 3-4 saatimiz var. Onu da sadece bir aktivite için kullanamam. Daha üç gün var hafta sonuna. Hafta sonu öyle şeyler yapacağım ki. Evde durmayacağım. Mekanlara akacağım. Kendimi kaybedeceğim. Gece yarısı eve döneceğim. Sonuç: Cumartesi ve pazar gününü evde geçirdi.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #89: Geceden çalmaya çalışırken…   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #91: Sormadan söylemek hamlıktır derler

Kişisel Blog Yazıları #89: Geceden çalmaya çalışırken...

Evet, bir gecenin daha sonuna gelmek üzereyiz. Saat 23.29 olmuş. Ne yazacağımı bilmeden oturdum bilgisayarın başına. Sokaklar. Sokaklar, karla kaplı. Herkes evlerinde. Belki bazıları çoktan yattı. Birazdan ışıklar sönecek bir bir. Mahalle uykuda olacak. Mahalleler uykuda olacak. Koca bir belediye uykuda olacak. Kimileri yastığa başını koyduğunda bugün neler yaptığını gözden geçirecek. “Şu iyiydi, bu kötüydü, onu iyi dedim, bunu keşke söylemeseydim” diye kısa bir muhasebe yapacak kendisiyle. Biraz daha yatakta dönecek. Biraz daha geceden çalmaya çalışacak. Çünkü uyuyunca hemen sabah olacak ve işe gidecek. Sabah uyandığında önce gözlerini açıp birkaç dakika kendine gelmeye çalışacak. Sonra yatakta doğrulacak. Birkaç dakika da öyle harcayacak. En sonunda da memnuniyetsiz bir şekilde yataktan çıkacak.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #88: Bu yazı nasıl başladı, nereye gitti?    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #90: Hafta sonu için büyük hayaller ve sonuç

Kişisel Blog Yazıları #88: Bu yazı nasıl başladı, nereye gitti?

Saat 22.02 geçiyor. Ben bilgisayarımın karşısına geçmiş bu yazımı yazıyorum. Yanımda da çayım var. Dışarda da kar. Bir parmak kadar. Nerede eskisi gibi dizlere kadar yağan karlar. Yok efendim yok. Eskiler başkaydı. Eskiden yapay zeka mı vardı efendim? Herkesin zekası kendineydi. Herkesin, kendine yetecek kadar zekası vardı. Bir de keleş oğlan vardı ki sormayın. Keleş oğlan kim mi? Kim olacak yahu, Keloğlan. Çok akıllıydı ve sivri zekalıydı. Bakın o zamanlar sivri zeka varmış işte. Her şey yapay zeka ile başlamadı yani. Bir de Nasreddin Hoca vardı. Verdiği cevaplar karşısında millet, öylece kalırdı. Ne diyeceğini bilemezdi. Hazır cevaptı rahmetli. Bu yazı nasıl başladı, nereye gitti böyle? Bu akşamlık da böyle bir yazı olsun o halde.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #87: Yapay zekaya göre ben kimim? Posterimi yaptı.    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #89: Geceden çalmaya çalışırken...

Kişisel Blog Yazıları #87: Yapay zekaya göre ben kimim? Posterimi yaptı.

kişisel blog yazıları

Yine Bir Gün Biz Böyle, blog dünyasında uzun zamandır yapılmayan mim akımını tekrar başlatmaya karar vermiş. Mime, beni de eklemiş. Öncelikle kendisine teşekkür ediyorum. Sonrasında da bu mim davetine hemen karşılık veriyorum bu yazıyla. ChatGPT’den, kendisini tanıdığı kadarıyla nasıl biri olduğunu yazılı poster olarak çizmesini istemiş. Ortaya güzel bir poster çıkmış. Onun da bloğuna bir uğrayın derim. Gelelim benim posterime. ChatGPT’ye ben de posterimi çizdirdim. Ama hep blog üzerine konuştuğumuz için kendisiyle beni Blogger odaklı çizmiş. Ben beğendim. Mim gereği benim de başkalarını eklemem gerek. Ama yapmak istemeyenler olabilir. O yüzden emrivaki olmasın. Yazıyı okuyup, yapmak isteyen herkes yapsın. Ortalık bir şenlensin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #86: Bir kahve, bir yalnızlık ve ölüm düşüncesi…     

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #88: Bu yazı nasıl başladı, nereye gitti?

Kişisel Blog Yazıları #86: Bir kahve, bir yalnızlık ve ölüm düşüncesi...

Kendine bir kahve söyledi. Kahve gelinceye kadar şöyle bir telefona baktı. Kafeye yalnız geldiği için kendini tedirgin hissediyordu. Sanki kafenin çalışanları, “Sadece kendisi gelmiş. Zaten kalabalık. Bir de tek başına yer işgal ediyor” diye düşünüyorlardı. Bu düşüncesinde belki de haklıydı, belki de haksız. Ama gerçek şu ki: Böyle düşündüklerine inanıyordu. Kahvesi geldi. Kahvesini yudumlarken kendisini düşünmeye başladı. Bugününü, çalıştığı işi ve geleceğini. Bunların dışında ölümü de düşünürdü. Normal insanlar ölümü düşünmezlerdi herhalde. Dışarıdan gördüğü kadarıyla ölümü bırak düşünmeyi, akıllarına bile getirmiyorlardı. Acaba öyle miydi? Belki de haksızlık yapıyordu. Ama şuna inanıyordu: Bir insan, ölümü de düşünmeliydi. Çünkü hayat dediğimiz filmin sonu, ölümle bitiyordu.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #85: Dram filmi mi? Hayatımız dram olmuş…  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #87: Yapay zekaya göre ben kimim? Posterimi yaptı.

Kişisel Blog Yazıları #85: Dram filmi mi? Hayatımız dram olmuş...

Evet, perşembe günü de bitti. Yarın cuma. Üç kere oley, oley, oley. Şu sevincime bak. Sanki bir daha pazartesi olmayacak. Küçük şeylerle mutlu olmaya çalışıyorum işte. Bir arkadaşımla konuştuk. Dram filmlerini çok seviyormuş. “Benim işim olmaz. Dram filmlerini kaldıramıyorum artık” dedim. “Başrol oyuncusunun yerine kendini koy, öyle izle. O zaman hoşuna gider” dedi. Öyle olsa bile ben izleyemem. Bana umut veren filmler olacak. Zaten bu aralar hayat hem ülkemiz için, hem de dünya için zor. Bu zorluklarda bir dram filmi hiç kaldıramam. Benim DNA’da dram filmi izlemek yok. Kardeşim, Miraç Kandili diye kandil simidi almış. Çok taze ve lezzetliydi. Kandilimiz mübarek olsun. Adım adım Ramazana gidiyoruz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #84: Şikayetlenmek...   

*Sonraki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #86: Bir kahve, bir yalnızlık ve ölüm düşüncesi...

Kişisel Blog Yazıları #84: Şikayetlenmek...

Yolda yürürken yanından geçen insanlara bakıyordu. Kim bilir onların hayatları nasıldı? Nelerle mücadele ediyorlardı? Parka gitti ve oturdu. Bir yandan düşünüyor, bir yandan gelip geçenlere bakıyordu. Düşünüyordu derken. Öyle çok büyük şeyler değil. Bugününü ve geleceğini işte. Galiba eskisi kadar geçmişi düşünmüyordu. Ya da ona öyle geliyordu. “İnternetten parayı bulamadık ki” dedi. Şimdi arkadaşı yanında olsaydı ve bu dediğini duysaydı, “Başladın yine” derdi. Bizim millet şikayetlenmeyi sever. Ama o şikayeti ortadan kaldıracak girişimlerde bulunmaz. O da, bu milletin bir parçasıydı. Bu millet gibi şikayetlenmeyi severdi. Türkçede böyle bir kelime var mı ya? Şikayetlenmek. Bunu bir yerden duymuş olmalıyım. Yoksa şu anda mı uydurdum?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #85: Dram filmi mi? Hayatımız dram olmuş...

Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...

Bugün yorucuydu. Yazı biter bitmez kendimi yatağa atacağım. Bu akşam Atv’de, Kenan İmirzalıoğlu’nun yeni başlayan dizisi ABİ’yi izledik. Beni sarmadı dizi. Bir arkadaşım, Saramago’nun, Körlük kitabını önerdi. Bırak Körlük kitabını daha hiçbir kitabını okumadım. Büyülü gerçekçi romanlardan hoşlanmıyorum ben ya. Hazır okuduğum kitabı bitiremedim daha. Düş Kesiği romanını. Elon Musk yine bir açıklama yapmış. O kadar uydum var. Daha uzaylı falan görmedik. Görürsek açıklarız demiş. Koca yürekli Elon ya. Bir arkadaşımla Niçe’den konuştuk. Tanrı öldü sözü üzerine. Ya bir de bu Niçe, neden pos bıyık bırakmış abi? Neyse müsait bir zamanda bunu bir sorayım Google’a. Bu akşam da biter. Ben de çekip giderim. Nereye olacak, yatağa. Herkese iyi geceler. Kendinize cici bakın.

*Önceki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek…  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #84: Şikayetlenmek...

Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek...

Pazartesi bitmiş olabilir ama daha dört gün var. Siperleri terketmeyin. İş iş nereye kadar millet? Yok mu bu çalışmanın sonu? Daha geçen hafta çalışmadık mı? Çalışmak ya da çalışmamak, işte bütün mesele bu. Bir varmış, br yokmuş. Çok uzak diyarlarda bir dev yaşarmış. “Benim DNA’da çalışmak yok” der dururmuş. Şimdi nerede böyle devler? Eskiden saygı/sevgi vardı efendim. Biz babamızın yanında bacak bacak üstüne atamazık afedersin. İşte bazıları kısa yoldan para kazanarak bu çalışma muhabbetinden tamamen kurtulmak istemişler. İddia oynamışlar olmamış, sayısal oynamışlar olmamışlar, YouTube kanalı açmışlar tutmamış. En son pazartesi sabahı kalkıp işe gitmişler yine. Yani demem o ki: O işe gidilecek. Mecbur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, en büyük feminist ve birkaç not daha...    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #83: Koca Yürekli Elon, Pos Bıyık Niçe ve daha fazlası...

Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, en büyük feminist ve birkaç not daha...

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde kısa kısa notlardan oluşan bir yazı okuyacaksınız. Keyifli okumalar.

*Haşmet Babaoğlu’nun yazısını okudum az önce. Trafikte kırmızı ışıkta durmuş. Yeşil yanınca 15 motorsiklet birden çıkış yapmış. Ortalık karıştı diyor. Hindistanlaşıyoruz diyor. Evet, herkesten duymaya başladım bunu.

*Sözcü TV’de, Simge Fıstıkoğlu, “Her zaman söylediğim gibi en büyük feminist bence Atatürk’tür” dedi. İlk defa böyle bir yaklaşım duydum ama bence de doğru.

*Tarih Obası, YouTube kanalının yayıncısı Ceren’in ayrıca bir kanalı daha var. Şimşek Ceren ile Tatlı Takıntılar kanalın adı. Orada kahve sohbetleri yapıyor. Hayata ve gündeme dair konuşuyor. Bugün de yayın vardı. Bir 10 dakika izledim. Müsait olduğunuz zaman bir göz atın derim.

*Arka Sokaklar’da Ali, Rıza Baba’yı bıçaklamış. Ali tekrar diziye döndüğünde sevinmiştik. Ekibin başına bela oldu resmen. Böyle olacaktı da neden geri getirdiniz Ali’yi peki? Kendisinden nefret etmezdik bari.

*Bir arkadaşım, bireysel emeklilikte devlet katkısı %30’dan %20’ye inmiş ya. Benim daha yeni haberim oldu dedi. Bir hafta oldu dedim. Bundan sonra daha da iner mi yoksa tekrar çıkar mı? Bekleyip, göreceğiz.

*YouTube’da bir tanesi, Stranger Things’in tüm sezonlarının aynı olduğunu söyledi. Tabi adamın kendi görüşü bu. Ben ilk sezonu bitirmiş. Daha başka ne anlatılabilir ki? Anlatacaklarını anlattılar diyerek diğer sezonlarını izlememiştim. Bu adamın yorumu, benim düşüncemi doğruluyor. Buna sevindim.

*Kişisel blog yazıları serisinde bugün de noktayı koyma vakti. Yarın akşam görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #80: Taze Ekmek, Kırmızı Çizgim…     

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #82: O işe gidilecek...

 

 

Kişisel Blog Yazıları #80: Taze Ekmek, Kırmızı Çizgim...

Akşam akşam moralimi bozdun Galatasaray. Süper Kupa final maçında Fenerbahçe’ye 2-0 yenildik. Ama yenilmeyi hak ettik.

Kişisel blog yazıları serisine bu akşam maç ile girdim. Bunu da tarihe not düşmek istedim.

Bu akşam Nazan Öncel’den, Beni Hatırla şarkısını dinledim. Şarkının çıktığı o yıllara gittim. Arada böyle nostaljiler yaparım.

Arkadaş marketten ekmek alıyordu. Baktım ekmekler taze. Dayanmadım ben de aldım iki tane. Taze ekmeğe dayanamıyorum. Kırmızı çizgim.

Bu akşam kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisinin yeni bölümünü koymamışlar. Tekrarı vardı. Maç var diye koymadılar yeni bölümü herhalde.

Annem, sabah 10 gibi nohutu pişirmeye koydu. Akşama kadar pişmedi. Akşam yemeğinde yedik anca. Piknik tüpü olsa çoktan bitmişti dedi annem. Bu kadar uzun sürede pişti ama güzel pişmiş.

*Önceki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #79: Dokuz Günlük Yeni Yıl Notları...     

*Sonraki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #81: Hindistanlaşmak, En Büyük Feminist ve Birkaç Not Daha...

Kişisel Blog Yazıları #79: Dokuz Günlük Yeni Yıl Notları...

Birkaç gündür Düş Kesiği romanından günde 10 sayfa okuyabiliyorum ancak. Ama sanki böyle okumak daha iyi oldu gibi. Sindire sindire okumuş oluyorum. Kişisel blog yazıları serisinde yeni bir yazı. Merhaba ben Cem. Bloğuma hoş geldin.

Yılbaşı bileti almıştım ya. Hemen heyecan yapmayın. Büyük ikramiye falan çıkmadı. Ama kader yine de yüzümüze güldü, amorti çıktı. Paramızı kurtardık. Amorti ile girdik yeni yıla.

Yeni yıl geldi, gelecek derken, geldi de, üzerinden 9 gün bile geçti. Zaman çok hızlı akıyor. Zamanımızı israf etmeden, hayatta ne yapmak istiyorsak yapmalıyız.

Survivor yeni sezonu başladı. Sezon başlar başlamaz, sezona şimdiden damgasını vuran isim ise Bayhan oldu. Survivor hiç izlemedim. Hala da izlemiyorum. Ama X’de, Bayhan’la ile ilgili videolar hep önüme düşüyor. Şu an için Survivor’ın yıldızı Bayhan.

Elon Musk abimiz demiş ki: “Emeklilik için para biriktirmeye uğraşmayın. Gelecekte bunun önemi olmayacak” Bir de para olmadan nasıl geçineceğimiz de söyleseymiş on numara olurmuş. Hadi beni ikna et Elon.

Yarın akşam Galatasaray- Fenerbahçe, Süper Kupa final maçı var. Bilin bakalım nerede? Atatürk Olimpiyat Stadında. Bu karda kışta orada futbol mu oynanır? Kurt iniyor oraya kurt.

Yılbaşı akşamından beri Cem Yılmaz konuşulmaya devam ediliyor. Yılbaşı akşamı Netflix’te gösterisi yayınlandı. Resmen patladı gösteri. Her yerde gösteriden kısa kısa kesitler akıyor. Bu adam bitti denilirken, küllerinden yeniden doğdu resmen.

Kişisel blog yazıları serisinde, haftanın son günü, cuma günü yazısı ile haftayı kapatıyoruz. Hafta sonunu güzel geçirmeye bakın. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #78: Farklı tarzda yazılar yazmak...      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #80: Taze Ekmek, Kırmızı Çizgim...

 

 

 

Kişisel Blog Yazıları #78: Farklı tarzda yazılar yazmak...

Bugün çok yoğun bir gündü. Müşteriler bugün durmadılar. Aradılar da aradılar. Konuşmaktan boğazım aradı. Ara ara su içip, ıslattım boğazımı. Çünkü bir eğitmenimiz öyle demişti.

Merhaba ben Cem. Kişisel blog yazıları serisini okuyorsun şu an. Hoş geldin.

Bir arkadaşım, bu seriden bir tane yazımı okumuş. “Günlük tarzı yazmaya başlamışsın. Bu daha güzel oldu” demiş. Evet, ben de beğeniyorum. Ama her zaman günlük tarzı yazamıyorum. Sıkılıyorum. O yüzden farklı farklı tarzlar denemeye çalışıyorum.

Mesela dün akşam, kısa bir hikaye yazdım. Bana göre komik bir hikayeydi yazdığım. Zira ben hikaye yazarı olsam, galiba böyle komik şeyler yazardım.

Bu akşam bizim evin hemen karşısında asker eğlencesi vardı. 2-3 saatlik. Asker çocuğa kına yakıldı. En sonunda da askeri, havaya atıp tuttular. Neyse ki bir sakatlık çıkmadı. Çocuk, sağ salim yere indirildi.

Bu ara bloglara bakıyorum da. Yorumlarda bir hareketlilik var. Her açtığım blog yazısında, 15-20 yorum görüyorum. Seviniyorum böyle olunca. Yaşasın bloglar.

Bana yorum yapmış olan blog arkadaşlarımın yazılarına döndüm. 10-15 blog vardı herhalde. Yazıları okuyup, yazılara yorum bırakmak yaklaşık bir saat sürdü. Ben yavaş okuyorum ya. Kelime kelime okuyorum.

Okulda yapılan hızlı okuma yarışmalarında da pek iyi değildim pek. Bizim bir teyzeoğlu vardı. O baya hızlı okurdu.

Kişisel blog yazıları serisi bu akşam da perdelerini kapatıyor efenim. Sağlıcakla kalın.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #77: Gece 3’te İşlenen Suç: Bisküvi Pastası…   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #79: Dokuz Günlük Yeni Yıl Notları...

Kişisel Blog Yazıları #77: Gece 3'te İşlenen Suç: Bisküvi Pastası...

Suçlu! Ayağa kalk. Neden bu suçu işledin? Olay aynen şöyle oldu hakim bey: Gece 2-3 gibi uyandım. Midem kazınmıştı. O saatte bir şeyler yememem lazımdı ama nefsime hakim olamadım. Buzdolabının başına gittim. Akşamdan bisküvi pastası yapmıştı bizim hanım. Borcamın içinde 2-3 dilim kalmıştı. Hemen onu buzdolabından çıkardım ve mutfak masasının üzerine koydum. Bir çatal kaptım ve yemeye başladım. Soğuk soğuk iyi gitti. Yok böyle bir lezzet. Bilmem kaç para verilip de alınan pastalara değişmem şu bisküvi pastasını. Olay bundan ibaret hakim bey. Yaz kızım: Sanık, nefsine hakim olamamış ve borcamda kalan 2-3 dilimlik bisküvi pastasını yemiştir. Sanığın, bisküvi pastasını çok sevmesi hafifletici neden sayılarak sanığa, 1 ay bisküvi pastası yememe cezası verilmiştir.

*Önceki Yazı: Kişisel Blog Yazıları #76: Bugünün notları...                 

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #78: Farklı tarzda yazılar yazmak...

Kişisel Blog Yazıları #76: Bugünün notları...

*3-5 dakikalık işlerim var yapmam gereken. Ama üşeniyorum. Kalıyor da kalıyor sonra.

*Mükemmel olmak için bekleme. Ne yapacaksan yap. Birkaç gündür bu cümleye benzer cümleler çıkıyor karşıma İnstagram’da. Bu sözü seviyorum. Az buçuk ben de de mükemmeliyetçilik var çünkü.

*Yılın ilk karı yağdı. Çoktan eridi bitti bile. Hatta bugün hava çok güzeldi ve güneşliydi. Çalışmasam çıkıp bir şeyler içmeye gidilecek bir havaydı.

*Whatsapp’ın yapay zekasını kullandım ilk çıktığında. Çok basit cevaplar veriyordu. Ben de bir daha hiç kullanmadım. Öylesine eklemişler işte. Yapay zekamız var mı var. Whatsapp’ın, yapay zekası yok demesin eklemişler işte.

*Komplo teorileri olmasa, şu dünyanın tadı çıkmaz.

*Kim Milyoner Olmak İster mi yoksa Beyaz’la Joker mi? İkisi de aynı saatte. Bakalım hangisi reytinglerde diğerini geçecek?

*Kenan İmirzalıoğlu’nun yeni dizisi ABİ, gelecek hafta 13 Ocak 2026’da, Atv’de başlıyor. Bakalım tutacak mı? Reytingleri altüst edecek mi? Başrolü paylaştığı Afra Saraçoğlu’nun performansı nasıl olacak?

*Dizilerde filtre yapılması saçma geliyor bana. Gerçek halin neyse öyle oyna kardeşim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #75: Televizyon ve medya dünyasından notlarım...

 

Kişisel Blog Yazıları #75: Televizyon ve medya dünyasından notlarım...

*Beyaz’ın yeni yarışma programı Beyaz’la Joker, dün akşam ilk bölümüyle reytinglerde birinci olmuş. Beyaz adına sevindim. Ama bir daha özellikle açıp Beyaz’la Joker programını izlemem. Beni sarmadı. Sıkıcı geldi.

*İlker Ayrık da Now TV’de, Çifte Milyon adında bir yarışma programı sunmaya başlamış. Deste deste paraları, yarışmacılar oradan oraya taşıyor. Daha önce de böyle bir format yapılmıştı sanki. Bu program da tutmaz. Ben Bilmem Eşim Bilir’den sonra bir format bulamadı kendine İlker Ayrık.

*Yılmaz Özdil’in, Sözcü TV’nin başına geçmesiyle beraber Özlem Gürses’in ayrıldığı söylenmişti. Ama tanıtımda gördüm. Özlem Gürses de var. Ya hiç gitmemiş, ya da gitti, tekrar geri döndü.

*Halk TV’de, gazete çıkaracak diye bir şey duymuştum. Ama daha sonra arkası gelmedi. Her şeyin internet üzerinden döndüğü bir dünyada gazete çıkarmak ne kadar mantıklı bilemem. Ama çıkarırlarsa da heyecan duyarım. Çünkü her yeni gazete, ben de bir heyecana sebep olur. Bir zamanlar gazete alma alışkanlığım vardı. Ondan bu heyecanın sebebi.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #74: Biraz şiir, biraz televizyon, biraz da yapay zeka...

 *Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #76: Bugünün notları...

Kişisel Blog Yazıları #74: Biraz şiir, biraz televizyon, biraz da yapay zeka...

Ahmet Kutsi Tecer şiirlerinden birkaç tanesini okudum bugün. Çok hoşuma gitti şiirleri. Başbaşa, Besbelli, Ölü ve Selam Olsun şiirlerini beğendim. Bir de hani hepimizin bildiği bir şiir vardır. Orda Bir Köy Var Uzakta. İşte bu şiir de onunmuş.

Beyaz’la Joker, tutar mı?

Akşam kanal D’de, Beyaz’ın yeni başlayan yarışma programı Joker’i izledik. Beyaz’ın esprilerini özlemişim ama bu program devam etmez. Beyaz, bu yarışma programını sunmayı nasıl kabul etmiş, anlamıyorum. Eğer ben bir bilgi yarışması izleyeceksem, Kim Milyoner Olmak İster’i izlerim. Taklitleriyle zaman kaybetmem.

Bikini Giydir komutuna engel…

X’in yapay zekası bu sefer, fotoğraftaki kişilere bikini giydirmesi ile gündemde. Komut veriyorsun, fotoğraftaki kişiye bikini giydiriyor. İlk başta çok makarası yapıldı ama sonradan işin tadı kaçtı. Bikini giydir komutları, Türkiye’den erişime engellenmiş. Bence yerinde bir karar. İnsanların izni olmadan fotoğrafları üzerinde oynamalar yapmak hiç hoş değil, ahlaki değil ve de hukuki de değil.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #73: Sıradan bir cumartesi...             

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #75: Televizyon ve medya dünyasından notlarım...

Kişisel Blog Yazıları #73: Sıradan bir cumartesi...

Evet, bir günü daha sonlandırmak için buradayım. Aslında bir çok şeyler yaptım. YouTube’da videolar izledim. Televizyonda bir şeyler izledim. Ama onlardan bahsetmek gelmiyor içimden. Sıradan bir cumartesi günüydü işte. Evde geçen günlerden biriydi. Ama durun, okuduğum kitaptan bahsedeyim. Düş Kesiği kitabını okumaya devam ediyorum. Bu roman hakkında ne demeliyim bilmiyorum. Bir adamın sanrıları denebilir. Sevmediğim roman tarzı bu. Ama hemen bırakmak istemiyorum bu sefer. Gittiğim yere kadar gideceğim. Sonunu nereye bağlayacak bakalım yazar. YouTube’da izlediklerimden bahsetmeyeceğim dedim ama. Bundan bahsetmeden olmaz. Tarih Obası kanalında Ceren’in, Lale Devri’ni anlattığı videonun ilk 20 dakikasını izledim. Ceren, gerçekten ilgi çekici anlatıyor. Müsait zamanda kaldığım yerden devam edeceğim. O zaman yarın, yani pazar günü görüşmek üzere.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #72: Nejat İşler uygun mu, CMXXIV neden şimdi konuşuluyor?                         

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #74: Biraz şiir, biraz televizyon, biraz da yapay zeka...

Kişisel Blog Yazıları #72: Nejat İşler uygun mu, CMXXIV Neden Şimdi Konuşuluyor?

Ahmet Ümit’in, İstanbul Hatırası kitabı dizi olacakmış. Başkomiser Nevzat rolü için de Nejat İşler’e teklif götürülmüş.

Bu rol için Nejat İşler uygun mu bilemedim. Eğer teklifi kabul edip oynarsa, bi izleriz, değerlendiririz. Niye tereddüt ettim derseniz.

Nejat İşler’in özel hayatında evlilikle, çoluk çocukla işi olmaz. Adamın kendi tercihi. Ama Başkomiser Nevzat, evliydi ve çocuğu vardı.

Kendi kafamda hayata böyle bakan birinin, evlenmiş, çocuğu olmuş ve onların acısını çeken bir adam rolünü oynayacak olması oturmuyor. Belki de saçmalıyorum. Neyse işte.

Taşacak Bu Deniz: Sevdiğim replikler…

Taşacak Bu Deniz dizisinin sevdiğim tek şey replikleri: “Esme, esme da” diğeri de “Koçari, geber da”

Diziyi neden sevmiyorum peki? Somut bir şey söyleyemem. Diziyi izlerken sıkılıyorum.

Bazı sahneler olması gerekenden çok uzatılıyor falan işte. Bir türlü yıldızımız uyuşmadı işte.

Cem Yılmaz’ın CMXXIV gösterisi ne zaman başladı?

Cem Yılmaz’ın, CMXXIV adlı gösterisi yılbaşı gecesi Netflix’te yayınlandı. Bugün 2 ocak. İki gündür Cem Yılmaz’ın bu gösterisi konuşuluyor.

Akıllarda tek soru: Cem Yılmaz’ın bu gösterisi ne zamandır var? Tüm Türkiye, bu gösteriyi izlememiş. Yılbaşı akşamı izlemiş.

Yani demişler ki, “Yılbaşı akşamı Netflix yayınlar nasıl olsa, bekleyelim. Olur da yayınlamazsa o zaman nereden izleyeceğimizi düşünürüz” demişler. Benim anladığım bu.

Gösteriyi ne zamandır sergiliyor patlamamış, yılbaşı akşamı yayınlanınca gösteri patlıyor. Yani Cem Yılmaz, gösterinin ekmeğini asıl şimdi yiyecek, yiyor.

Gösteri ne zaman başlamış diye de baktım. 7 Şubat 2024 tarihinde başlamış.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #71: Yılın İlk Gününden Notlar…         

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #73: Sıradan bir cumartesi...

 

 

 

 

Kişisel Blog Yazıları #71: Yılın ilk gününden notlar...

Bu akşam Show TV’de, Tur Rehberi filmini izledik. TV’de ilk kez yayınlandı. Filmin başrollerinde Cem Gelinoğlu ve Eda Akalın var. Film, ilk çıktığı zamanlarda fragmanını izlemiş ve beğenmemiştim. Sırf o nedenle filmi izlememiştim. Ama kardeşim daha önceden izlemiş ve beğenmiş. “Gel izleyelim, sen de beğenirsin” dedi. İzledim ve beğendim. Merhaba, ben Cem. Bloğuma hoş geldin. Kişisel blog yazıları serisinin yeni bir yazısını okuyorsun şu anda. Bu seride kendinden parçalar bulursun umarım.

NEDEN YENİ YIL MESAJI GÖNDERMEDİM?

Bazı arkadaşlarıma yeni yıl mesajı atmaktan çekindim. Çünkü bazılarının bu konuda hassasiyeti olabilir. Daha önce bu konu üzerine hiç konuşmamıştık. O nedenle yeni yıl mesajı atmadım onlara.

OLMADI GROK…

X’in yapay zekası Grok beni hatırlamıyor. Şöyle ki: Daha önceleri yazdığımda hemen beni tanıyordu ve selam Cem diyordu. Şimdi ise hatırlamıyor. Nedenini sordum. Böyle programlanmış. Olmadı Grok dedim. Her zaman sana aynı şeyi anlatmam. Olmadı Elon Musk. Buna bir ayar çek. Böyle giderse bir daha Grok’u kullanmam. Elon’un da çok da umurunda değil mi?

O ZAMAN YIL BOYU YATACAK MIYIM?

Yılın ilk gününü nasıl geçirirsen, yılın geri kalanı da öyle geçermiş. Yılın ilk günü yani bugün işte çalışmadım. Yılın geri kalanında işte çalışmayacağım o zaman doğru mu? Rüyalar gerçek olsa değil mi?

2026 NE SÜRPRİZLER HAZIRLIYOR ACABA?

Evet, bir şekilde yılın ilk gününü geride bırakıyoruz. Bakalım 2026 hayatlarımıza neler getirecek?

Kişisel blog yazıları serisinde yarın akşam neler getirecek bakalım?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #70: Hoş geldin 2026…                          

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #72: Nejat İşler uygun mu, CMXXIV  neden şimdi konuşuluyor?